RE: Farzetki ÖldÜn...!,
Mahşere Sevk
Mahlukatın kalabalığı içerisinde korku, üzüntü, gam ve kederinle yalnız başına çıplaklık ve zilletini göz önüne getir! Herkes çıplak, yalınayak, suskun; zillet, meskenet, korku ve dehşet içindedir. Onların ayak seslerinden ve İsrafilin çağrısının yankısından başka bir şey duyamazsın. Senin de içinde bulunduğun mahlukat ona doğru yönelmiş ve sesin geldiği tarafa yürümektedirler. Heybet ve zillet içerisinde koşmaktasın. Mahşer yerine vardığında, çıplak ve yalınayak cin ve insanlardan bütün ümmetler kalabalıklaşır.
Yeryüzü hükümdarlarından saltanatları çekilip alınmış, kendilerini zillet ve küçüklük bürümüştür. Dünyada Allah’ın kullarına karşı işledikleri zulüm ve zorbalıktan sonra artık yaradılış ve değer bakımından mahşer ehlinin en aşağılık ve en küçükleridir.
Sonra yaratıklardan ürküp yalnız başlarına yaşarlarken vahşi hayvanlar, tâbi tutuldukları bir imtihan veya işledikleri bir günahtan dolayı değil sadece Kıyamet gününün verdiği zilletten başları önlerine eğik olarak çöllerden ve dağların tepelerinden yönelip gelirler. Şiddet, cüret ve kudretlerine rağmen yırtıcı hayvanların bile o büyük günde, Kıyamet ve Allahın huzuruna arz anı için boyunlarını bükmüş olarak ve zillet içerisinde gelişlerini düşün! Nihayet o vahşiler, yaratıkların arkasından gelip Cebbar ve gerçek Melik olan Allah’ın huzurunda, zillet, meskenet ve inkisar içerisinde dururlar.
Şeytanlar da azgınlık, isyan ve inatlarından sonra Yüce Allahın huzuruna arzedilmenin zilletiyle boyun eğmiş olarak gelirler. Uzun bir imtihandan sonra, yaratılış ve tabiatları farklı farklı olduğu ve birbirlerinden ürküp kaçtıkları hâlde hepsini bir arada toplayan Allahın şanı ne yücedir! Yeniden diriliş hepsine boyun eğdirmiş ve mahşere sevk, onları aynı yerde toplamıştır.
Göklerin Yarılması
İnsan, cin, şeytan, vahşi ve yırtıcı hayvanlar, davar ve sığır gibi evcil hayvanlar ve haşereleriyle bütün yeryüzü ahalisinin sayısı tamamlanıp arz ve hesab durağında hepsi yerlerini alınca, üstlerinden göğün yıldızları saçılır, güneş ve ayın ışığı giderilir, kandil ve nurunun sönmesiyle yeryüzü karanlığa bürünür.
Senin de içinde bulunduğun yaratıklar bu vaziyetteyken, üstlerinden dünya seması çatırdamaya ve onca büyüklüğüyle tepelerinde dönmeye başlar. Sen de bu tehlikeli manzarayı gözlerinle izlersin. Sonra dünya seması beşyüz senelik kalınlığına rağmen yarılır. Onun parçalanışı senin kulağında ne korkunç bir ses yapar! Sonra Kıyamet gününün azamet ve dehşetinden yırtılıp paramparça olur. Parçalanıp yarılan gökleri kuşatan melekler, o göklerin etrafında ayakta dururlar. Onca büyüklüğüyle göğün parçalanış dehşetini ne zannediyorsun? Rabbi, onu Kıyametin dehşetiyle eritip içine sarılık karışan eriyik gümüş hâline getirir. Tıpkı Celîl ve büyük olan Allah’ın buyurduğu gibi Gök yarılıp da, kızarmış yağ renginde gül gibi” olur (Rahman Sûresi: 37) veya O gün gökyüzü erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış yüne döner.” (Mearic Sûresi: 8-9).
(Müfessirler derler ki: Âyette geçen el-Mühl içine sarılık karışmış eriyik gümüştür. el-Ihn” ise, atılmış renkli yündür. Verdeten keddihan ifadesi ise, kırmızı atın rengi demektir.)
Meleklerin İnişi
Dünya semasının melekleri o semanın kenarlarında iken, birden bire Cenabı Hakka arz ve hesap için yeryüzündeki mahşer yerine inerler. O melekler, muazzam büyüklükleri, Allah katındaki değerleri ve kendisine sunulmak ve huzurunda hesaba çekilmek üzere kendilerini zillet ve meskenetle toplu hâlde indiren Yüce Sultan’ı takdis ile yükselen sesleriyle göğün iki tarafından yeryüzüne doğru hızla inerler. Muazzam kıymetleri, dev cisimleri, dehşetli sesleri ve şiddetli korkularıyla, Aziz ve Celil olan Allaha arzedilmenin zilletinden boyunları bükük bir biçimde bulutların arasından inişlerini bir tahayyül et!
Nitekim Yahya bin Ğaylan elEslemî bana demiştir ki Ruşdeyn bin Saidn, EbüsSemhten, onun da Ebû Kabîlden onun da Abdullah bin Amr bin elÂstan naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur Allahın bir meleği vardır. İki göz pınarları ile göz kuyruğu arası yüz senelik yürüyüş mesafesi kadardır. Yine Yahya bin Ğaylan el-Eslemî bana demiştir ki Ruşdeyn bin Said, İbn Abbas bin Meymun el-Lahmî, onun da Ebû Kabîl, onun da Abdullah bin Amr bin elÂstan naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur Allahın bir meleği vardır. İki kaşının arası yüz sene kadardır.
İnen meleklerin kendileri için geldiklerini düşünen mahlukat onlara şöyle sorduklarında senin de korkun ne yaman olur Rabbimiz aranızda mı?Melekler onların bu sorusundan ve Sultanlarını (Allah) aralarında bulunmaktan tenzih ederek ürperirler ve yeryüzü ahalisinin bu düşüncelerinden Allahı tenzih için yüksek sesle şöyle nida ederler Haşa! Rabbimizi tenzih ederiz. O aramızda değildir. O gelecektir.Nihayet, o günün verdiği eziklikten dolayı başları önlerine eğik bir vaziyette, mahlukatı kuşatarak saflar hâlinde yerlerini alırlar. Onca azametli yaratılışları içerisinde kanatlarına bürünmüş, Rablerine zillet, mahviyet ve saygı ile başlarını önlerine eğmiş vaziyetteki hâllerini düşün! Sonra her şey aynı biçimde ve yedinci kat semaya varıncaya kadar bütün gök halkı sayılan ve büyüklükleri katlanarak iner. Her bir göğün ahalisi yaratıkların etrafında ayrı bir saf tutar.