5-nisan-2012-perşembe

831 görüntülenme · 2 yanıt

Paylaş:
medahms

medahms

Mübarek Üye · 1.989 mesaj

#1
Selamün Aleyküm.

5
NİSAN
2012




-- --





Hicrî Kamerî :14 CEMÂZİL-EVVEL 1433












Hicrî Şemsî : 1390





Rûmî : 23 Mart 1428





Kasım : 150












Perşembe

Gâzi Osman Paşanın vefâtı (1900) - Avukatlar Günü - Fatih Sultan Mehmed Hânın donanması İstanbul'a girdi (1453)
















[Gündüzün uzaması 2 dak. - Ezânî sâat 1 dakika geri alınır.]

İnsanlar içinde, kadın üzerinde en fazla hak sahibi kocası, erkeğin üzerinde de anasıdır. Hadîs-i şerîf


Âlimle sohbet eden aziz; cahille düşüp kalkan zelil olur. İmâm-ı Mâverdî Rahmetullahi Aleyh




medahms

medahms

Mübarek Üye · 1.989 mesaj

#2
AYET
Âl-i İmrân
Sûresi


Medine döneminde inmiştir. 200 âyettir. Sûre, adını 33. âyette geçen “Âl-i İmrân” tamlamasından almıştır. İmrân, Hz.Mûsâ ile Hz.Hârûn’un babasıdır. Âl-i İmrân, İmrân ailesi demektir.









  • إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ



  • وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَغُلَّ وَمَن يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ

  • أَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللّهِ كَمَن بَاء بِسَخْطٍ مِّنَ اللّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

  • هُمْ دَرَجَاتٌ عِندَ اللّهِ واللّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ

  • لَقَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَى الْمُؤمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبْلُ لَفِي ضَلالٍ مُّبِينٍ

  • أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُم مِّثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَـذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِندِ أَنْفُسِكُمْ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ



160- Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar.
161- Hiçbir peygambere ganimet malını gizlemesi (devlet-millet malını aşırması) yaraşmaz. Kim böyle bir aşırma ve ihanette bulunursa kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar haksızlığa da uğramazlar.
162- Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri olarak ne kötüdür orası!
163- Onlar (insanlar) Allah katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.
164- Andolsun ki Allah, müminlere kendilerinden, onlara kendi âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitab ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
165- (Bedir'de düşmanı) iki katına uğrattığınız bir musibet (Uhud'da) size çarpınca mı: "Bu nereden" dediniz? De ki: "Bu başınıza gelen kendinizdendir". Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.






Günün Hadisi


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : '' Bir kimse ramazanın faziletine inanarak ve mükafatını umarak oruç tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.'' buyurmuştur







Günün Duası
Allah’ım, Muhammed ve âline salat eyle ve kalplerimizin gizli niyetlerini, uzuvlarımızın hareketlerini, gözlerimizin işaretlerini ve dillerimizin konuştuğu sözleri sevabını gerektiren şeylerle ilgili kıl ki, mükâfatını hakkedecek bir iyiliği kaçırmayalım; cezalandırmanı gerektirecek bir kötülüğü de işlemeyelim.


Ey yolunu sapanlara doğru yolu gösteren, ey günah işleyenlere de merhamet eden,ey sürçenlerin yanılgı ve hatâlarını afveden Allah'ım! Büyük badire içinde bulunan bu kullarına acı. Müslümanların hepsine, tümüne de acı. Âmîn... Âmîn... Âmîn...







Günün Sözü“Dünya malı için üzülmek, kalbe zulmeti, ahiret için üzülmek ise, kalbe nurdur.” Hz. Osman (r.a)



BİR NASİHAT

Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. (Necip Fazıl Kısakürek)
medahms

medahms

Mübarek Üye · 1.989 mesaj

#3
GÜNÜN KISASI








MENKIBE - AZICIK KİBİR
Evliyânın büyüklerinden Emîr Gilâl rahmetullahi aleyh hazretleri Buhara’da Kasr-ı Ârifân denilen yerde telebeleri ile birlikte dergahta sohbet ediyordu.
Bir kış günü, dışarıda kar lapa lapa, fırtına, soğuk, kış kıyamet, içeride de büyükçe bir odun sobası yanıyor. İçerisi sıcak ve üzerinde çay demlenmiş. İşte o soğuk fırtınalı günde Şâh-ı nakşibend Behâeddîn-i Buhârî rahmetullahi aleyh, hocasının sevgisi kalbine düşmüş, nefes nefese, yara bere içerisinde, yarı donmuş vaziyette çok uzaklardan gelip kendisini dergâhın kapısına zor atıyor. Tabii gürültü olunca, içeride sohbet etmekte olan Emîr Gilâl hazretleri buyurur ki:

- Nedir o gürültü bakın bakalım!
Talebeleri bakıp cevap veriyorlar:
- Buz tutmuş hâlde gelen Behâeddîn-i Buhârî’dir efendim.
- Niçin gelmiş ki? Sokmayın içeriye, geldiği yere dönsün!
Giden talebesi zorda kalarak hocasının emrini bildiriyor:
- Kabul edilmediniz, geriye dönün!

O sıra Behâeddîn-i Buhârî hazretleri düşüp orada kalıyor. Herkes dağılıp gidince, gece Emîr Gilâl hazretleri bir ara dışarı çıkıyor. Canlılık alâmeti olan yumuşak bir nesneye bastığını fark ediyor. Eğilip bakınca ne görsün? Bu Behâeddîn-i Buhârî hazretlerinden başkası değil. Onu kucaklıyor, içeriye alıyor, yüzünü gözünü temizliyor, sıcak çorbasını içiriyor, bütün sıkıntılarının gitmesi için elinden geleni yapıyor.
Behâeddîn-i Buhârî hazretleri kendisine gelince, kendi kendine; “Ben neredeyim?” diyor. “İyi yerdesin.” diye cevaplıyorlar.

- Biraz evvel dışarı atılmışken, şimdi içeride, hem de kucağınızdayım, bu şefkatin hikmeti nedir?
Emîr Gilâl hazretleri kulağına eğilip buyurur ki:

- Behâeddîn! Her şeyin iyi idi, fakat henüz kibrin kırılmamıştı. Başka çârem yoktu. O çıkmadan oraya faydalı bir şey giremez. Onun için kısa yoldan onun çıkmasını istedim. Şimdi, kalbimde ne varsa senin olsun.
İşte o zaman Behâeddin-i Buhârî hazretleri oluyor.









MENKIBE - ÜÇ GENÇ
Yûsüf-i Hemedânî hazretleri senede bir ay Bağdat’a gelip vaaz edermiş. Birgün vaazı dinlemeye 3 arkadaş birlikte gelir.Biri kalbinden şöyle geçirir:“Yâ Rabbi! Bu ne bahtiyarlık, bu ne saadet. Bir Allah adamı bu memlekete gelmiş, bize nasihat verecek, vaaz verecek. Biz ne kadar şanslı insanlarız.”İkincisi de şöyle geçirir:“Mâdem gelmiş. Beraber dinlediğimiz arkadaşlarımla inşâallah istifade ederiz. Ama burada hoca mı yok? Buradaki hocalar da zaten bu halka yetiyor. Ben ona bir soru soracağım. Bakalım cevap verebilecek mi?”Üçüncüsü de şöyle düşünür:“Bu hocalar para kazanmak için, şöhret kazanmak için kendi memleketlerinden kalkıp buraya geliyorlar. Ona bir soru soracağım ki, cevabını veremeyecek.”Biri tam teslim, biri ortada, biri de reddediyor.O sırada Yûsüf-i Hemedânî hazretleri onlara doğru bakıp, birinciye buyurur ki:“Ey Abdülkâdir! Bu edebinin güzelliği ile Allahü teâlâyı ve Resûlünü râzı ettin. Ben senin büyük bir evliyâ olacağını, senin asrında senden daha büyük bir evliyâ olmayacağını görüyorum. Bağdat’ta bir kürsüde oturduğunu ve çok yüksek bilgiler anlatacağını görüyorum...”İkincisine bakarak buyurur:“Senin sormaya niyet ettiğin suâl şudur ve cevabı da şöyledir. Fakat sen de edebe riâyet etmediğin için, ömrün hüzün ile geçecek, sürünüp gideceksin.”Üçüncüsüne de buyurur ki:“Yazıklar olsun sana, ey İbn-üs-Sakkâ! Senin sormak istediğin suâl şudur. Cevabı da şöyledir. Ben anlıyorum ki, senden küfür kokusu geliyor, sen mürted olacaksın. Hem büyük âlim olacaksın, hem dinsiz olacaksın.”İbn-üs-Sakkâ, büyük âlim olmuş. Dicle kenarında; Allahın var ve bir olduğunu 300 delil ile ispat edermiş. İstanbul’a gitmiş. Orada kötü insanlarla beraber olmuş ve İslâmiyetten ayrılmış, Hıristiyan olmuş. Hatta Dicle kıyısına gelip, bu sefer de 300 delille 3 Allah olduğunu ispat etmeye çalışmış. İhlâssızlığı, edepsizliği, kibri yüzünden helâk olmuş.Abdülkâdir-i Geylânî “kuddise sirruh” hazretleri, zâhirî ve bâtınî ilimlerde evliyânın en üstünü, baş tâcı oldu.Hâce Yûsüf-i Hemedânî hazretlerinin kerâmeti böylece meydana çıktı.



ÇOCUKLARINIZA İSİMLER
Erkek : MİTHAT - Kız : NEZAHAT

MAKALE - SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN
İkinci Sultan Abdülhamid Hân, tahta çıktığı 1876 yılından günümüze, hiçbir dönemde aktüalitesini kaybetmedi. Ne bizde, ne de dış basında ve yayında... Hâlâ kendisinden bahsettiriyor. Ve böyle sürüp gideceğe benziyor.
Batı, Sultan Abdülhamid Hâna kızgındır, kırgındır, hınçlıdır. 33 yıl, emperyalizmin, en azgın döneminde, yolunu kesmiştir. Kendisini üstün zekâlı sayan Avrupalıyı atlatmıştır. Hem de ataları gibi asker gücüyle değil. Diplomatik dehâ ile...
Yahudi; İsrail’in kurulmasını yarım yüzyıl geciktirdiği için ona diş bilemektedir. Yunanlı; 1897’de Atina kapılarına indiği için nefret ediyor, Megali İdea’yı geciktirmiştir. Ermeni; Doğu Anadolu’da Hamidiye gönüllü süvari alaylarını kurup, Ermenistan projesini ebediyen tarihe gömdüğü için... İngiliz; onun hilâfet politikası ile ter döktüğü için... Hindistan denen muhteşem kıtada her hafta Cuma hutbesi Sultan Abdülhamid adına okunduğu için... Çinli; Döngenlerin (Çinli Müslümanların) soykırımına karşı çıktığı için... Rus; Balkan İttifakını önlediği için... Fransa; eyaletimiz Tunus’u 1881’de hayasızca işgal etmesini asla tanımadığı için (ancak Lozan’da tanıdık)...
Sultan Abdülhamid Hân, İmparatorluğu derleyip toparlamaya çalışarak çöküntüyü durdurmaya çalıştı. Binâenaleyh iç etkenler, Türk imparatorluğunun yıkılmasında, dış etkenler derecesinde ağırlıklıdır. Dış ve iç muhalefet, her türlü vasıtaya baş vurdu: İftirâ, yalan, itham, komplo, darbe, sûikasd, bomba, gasb, yağma, aşırma, ayaklanma ve benzerleri... Enver Paşa, 30 yaşında devleti ele geçirip iki milyon Türk’ün ölümünü hazırladı. Talat Paşa, ona yardımcı olmuştur. Sonra Cemal Paşa gelir. Demokrasiyi uygulamak yerine maaşlı sürgünlü, hafiyeli sansürlü bir otokrasiyi, kanlı bir totaliter rejimi hâline getirdiler. Adriyatik’le Hind Okyanusu arasında devraldıkları imparatorlukta 10 yıl içinde düşmanı Polatlı’ya getirdiler.
Bugün Türk milleti, İkinci Sultan Abdülhamid Hânın hizmetlerini, vatanseverliğini bilmekte, takdir etmektedir. Onun dehâsı artık tarih ilmi bakımından açığa çıkmıştır, âşikârdır, kabul edilmektedir...


Bediüzzaman'dan VECİZE SÖZLER

***
Çalışınız, çalışınız, çalışınız ve kat'iyen inanınız ki; Nur'un şefaatı, Nur'un duası, Nur'un himmeti sizleri kurtaracaktır. Emirdağ L. 1 - 135
***




Hakikat Damlaları***
Her şey Allah katında ne ifade ediyorsa o kadar kıymete sahip demektir. Önemli olan Allah’ın değer vermesidir.
***



Paylaş:

İlgili Konular

Giriş yap ve cevap yaz.