Esirler getirilmiştir. Esirler arasında bir kadın vardır. Durmadan sağa sola koşar ve gördüğü her çocuğu alıp bağrına basar. Bağrına bastığı hiçbir çocuğun aradığı çocuk olmadığını görünce onu bırakır ve yine aramaya devam eder. O esnada Rusulü bu manzarayı gözyaşları içinde seyretmektedir. Nihayet kadın aradığını bulur ve onu iliklerine kadar işlemiş bir şefkatle bağrına basar. Söz Sultanı yanında bulunanlara kadını gösterir ve onlara:
-Şu kadın bağrına bastığı evladını ateşe atar mı diye sorar.
-Hayır ya Rasûlallah! Bu şefkatli kadın çocuğunu asla ateşe atamaz diye cevap verirler.
Rasulü hikmetli bir edayla:
ALLAH- (cc) o kadından daha şefkatlidir buyurur.
***
Rusulü’nün işaret ettiği “şefkat” kelimesinin etimolojik yapısına baktığımızda çok şaşırtıcı bilgilere rastlamaktayız. Şefkat; kötü bir durumun ortaya çıkmasından korkmak korkuya varacak derecede sevmek merhamet etmek demektir. Kelimenin “aşfaka” şeklinde bir fiil olarak Arapça’da kullanımında da bu anlamların bir kısmı bulunmaktadır. Ragıb el-Isfahani fiil olarak kelimeye “korku ile karışık inayet” anlamı vermekte ve müşfik (şefkat eden) şefkat ettiği kişiyi veya şeyi sever ve onun başına bir şey gelmesinden korkar şeklinde açıklama yapmaktadır. Nitekim Enbiya Sûresi’nde "Rablerinden korkanlar kıyamet gününden korkmaktadırlar." denmektedir. Isfahani bu kelimenin min harf-i ceri ile kullanıldığında "korku" anlamını ifade ettiğini fî harf-i ceri ile kullanıldığında "inayet" anlamına geldiğini söylemektedir. Tûr Sûresi’nin 26. âyetinde bu kelime "inayet" anlamında kullanılmaktadır. Burada kullanılan "inayet" ise yine Isfahani'nin açıklamalarına göre sahip olduğu şeyi izhar etmektir. Araplar ekilen bir tohumun yerden çıkmasını da "inayet" kelimesiyle izah ederlerdi ve “Toprak bitkiyi çıkardı.” anlamında "Aneti'l-arzu bi'n-nebati" derlerdi.
Şefkat yukarıdaki kelime anlamları da dikkate alınarak incelendiğinde onu diğer sevgi çeşitlerinden ayıran temel özelliklerin üç tane olduğu hemen göze çarpmaktadır: Birincisi karşılıksız oluşu ve merhamet boyutunu kuşatması; ikincisi inayet (sahip olduğu şeyi izhar etmek) anlamına gelmesi; üçüncüsü ise şefkat ettiği kişiyi sevmesi ve onun başına bir şey gelmesinden korkmasıdır.
Said Nursi'ye göre şefkat aşktan daha keskin parlak ulvî nezih ve geniştir. Bir kişi şefkat ettiği evladı münasebetiyle bütün yavrulara canlı varlıklara şefkat duyar. Böylece Rahim isminin ihatasına bir nevi ayinedarlık eder. ÇünküALLAH 'ın Rahim ve Rahman isimleri bütün insanlığı kapsar. Bu isimlerin tecellisi olarak herkese rızkını verir. Kendisine yönelen herkesi affeder. Dolayısıyla bu isme mazhar olan kişi sadece kendisini ve kendi çocuğunu değil bütün çocukları insanları ve varlıkları sevmek durumundadır. Tasavvufun "vahdet-i vücud" anlayışında esas alınan aşk ise yalnızca sevilen kişiye nazarları hasreder. Bu anlayış herkesi ve her şeyi sevdiğine feda etmektir. Bu bakımdan aşkın her nev’i bencilcedir. Diğer taraftan şefkat halistir karşılık istemez. Hâlbuki aşk ücret ister. Mukabele talep eder.