Peygamberimizin Yüzüğünün İlk Halifelere İntikali
Resulüllah (s.a.s) vefat edince parmağındaki mühürlü yüzük çıkarıldı. Hz. Ebû Bekr (r.a.) halife sıfatıyla devlet başkanlığına getirilince yüzüğü teslim aldı. Resulüllah’ın yaptığı gibi yüzüğü sol elinin serçe parmağına taktı ve yazışmalarda devlet mührü olarak kullandı. Aynı şekilde Hz. Ömer ve Hz. Osman’a intikal etti. (M. Hamîdullah, el-Vesâiku’s-siyâsiyye, Beyrut 1987, s. 371)
Fakat Hz. Osman’ın hilafetinin altıncı senesinde (h.30/m.650) yüzük kayboldu. Abdullah b. Ömer ve Enes b. Mâlik bu hâdiseyi şöyle haber vermektedirler:
Resulüllah’ın yüzüğü vefatına kadar elinde (parmağında) idi. Sonra Hz. Ebû Bekr, Hz. Ömer ve Hz. Osman’a intikal etti. Bir defasında Hz. Osman Erîs kuyusunun başına oturmuştu. Yüzüğü mahallinden çıkarmış, elinde çeviriyordu. Derken yüzük kuyuya düştü. Hz. Osman’ın nezaretinde üç gün boyunca kuyunun suyunu çekerek boşaltmamıza rağmen onu bulamadık. (Buharî, Libâs 55)
Erîs kuyusu, Mescid-i Nebevi ile Kubâ Mescidi arasındaki hurmalıklarda yer almaktadır. Resulüllah’ın hâtemi düştükten sonra “Bi’ru Hâtem” namıyla şöhret bulan kuyu, halen Medine’deki ziyaretgâhlardan birisidir.
Arama çalışmaları sonuç vermeyince Hz. Osman başka bir yüzük yaptırmıştır. (Ebû Dâvûd, Hâtem 1)
Bu arada Peygamber Efendimizin yüzüğünün/mührünün zayi olmasıyla alakalı yanlış bir kanaatin tashih edilmesinde yarar var: Hz. Osman’ın yüzüğü kuyuya düşürüp kaybetmesiyle birlikte hilafetinde ciddi sıkıntılar yaşadığı, şehit edilmesine kadar fitnelere maruz kaldığı… şeklinde itham edenler olmuştur. Ne var ki bütün fitneleri yüzüğün zayi edilmesine bağlamak İslâm inanç ve akidesine katiyen uygun değildir. Hem Hz. Osman yüzüğü bilerek ve isteyerek kuyuya düşürmüş değildir. Üstelik kuyudan çıkartılması için çok çaba harcadığı malumdur. Böyle bir takdir sebebiyle Hz. Osman’ı itham etmek doğru değildir.
Buraya kadar tahlil etmeye çalıştığımız yüzük mühre ait hususiyetleri, günümüze intikal eden orijinal vesikalarla da özleştirmek mümkündür. Nitekim Resulüllah’ın orijinal mektuplarından dördü Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi’nde mevcuttur. Deri üzerine mürekkeple yazılmış bu mektuplar Peygamber(lik) mührüyle mühürlenmiştir. M. Hamîdullah, birçok eserinde bu mektuplar hakkında geniş bilgi vermiştir. (Bkz. M. Hamîdullah, el-Vesâiku’s-siyâsiyye, s. 100; İslam Peygamberi, I, 43) Ayrıca Hilmi Aydın’ın hazırladığı “Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emanetler” (İstanbul, 2004) adlı eserde bu mektupların metinleri ve üzerindeki mühürler renkli fotoğraflarla sunulmuştur.
Altın ve Gümüş Yüzüğün Hükmü
Peygamber Efendimiz (s.a.s), Necaşî’nin göndermiş olduğu hediyeleri kabul ettiğini izhar etmek üzere Habeşî kaşlı altın yüzüğü sadece bir defa –o güne mahsus– takmıştır. Ardından yüzüğü çıkarmış ve ashabına hitaben bu tür altın ziynetlerin erkekler için meşrû olmadığını bildirmiştir. Altın yüzüğü kız torununa hediye etmek suretiyle kadınlar için meşrû olduğunu göstermiştir. Akabinde gümüşten bir yüzük yaptırmış ve kaşına “Muhammed Resulüllah” mührünü nakşettirmiştir.
Peygamber Efendimizin bu uygulamasını örnek alan ashab-ı kirâm, altın yüzük takmaktan vazgeçmişler ya da yüzüklerini gümüşe tebdil etmişlerdir. Enes b. Malik ve Abdullah b. Ömer bu hususu şöyle anlatırlar:
“Resulüllah (s.a.s) altın yüzük takmıştı. Yüzüğünü hemen çıkardı ve “Artık ebediyen bu yüzüğü takmayacağım” buyurdu. Bunun üzerine ashab da altın yüzüklerini çıkardılar.” (Buharî, Libâs 45, 53; Müslim, Libâs 51)
Resulüllah’ın altın yüzüğü erkekler için meşrû görmediğine dair Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ûd, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî, İmrân b. Husayn, Ebû Hureyre, İbn Abbâs, Berâ b. Âzib ve daha birçok sahabeden gelen tevatür hükmünde rivayetler vardır. Bu rivayetlerde; Resulüllah’ın altın yüzüğü yasakladığına dair söz ve uygulamaların yanı sıra sahabe uygulamaları da yer almaktadır. (Buharî, Libâs 45; Müslim, Libâs 51; Tirmizî, Libâs 13; Ebû Dâvûd, Hâtem 3; Nesaî, Libâs 76-7. İbn Ebî Şeybe, Musannef, V, 193)
Akik Yüzük
Resulüllah’ın (s.a.s) akik yüzük taktığına dair mevsûk bir rivayet yoktur. Akik yüzüğü tavsiye etmesi konusundaki rivayetler ise sıhhat ve sübût yönünden tenkit edilmiştir. Hadis münekkitleri, akik, zümrüt, yâkut, zebercet gibi değerli taşları ihtiva eden yüzükler hakkında Peygamberimizden sahîh rivayet gelmediğini belirtmişlerdir. (Bkz. İbn Hibbân, Kitâbu'l-Mecrûhîn, Haleb 1396, III, 138; İbn Adiy, el-Kâmil, Beyrut 1988, VII, 146; Ukaylî, ed-Du‘afâ, Beyrut, ts., IV, 449; İbnu’l-Cevzî, el-İlelu’l-mütenâhiye, Beyrut 1403, II, 693; Kitâbu’l-Mevzûât, Beyrut 1983, III, 56-59; Zehebî, Mîzân, I, 530; IV, 448)
Akik yüzük kullanmak caizdir, sünnet değildir. Bu konudaki şu rivayet ise تختموا بالعقيق “Akik yüzük takının.” malüldür. (Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, XI, 251; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, II, 57; Ukaylî, Du‘afâ, IV, 448.)
Bu rivayet, isnâd yönünden za‘fiyeti bir tarafa, metin yönünden hatalı nakledilmiştir. Zira تَخَتّمُوا [tehattemû =yüzük takının] ibaresinin aslında تخَيّمُوا [tehayyemû = çadır kurup ikamet edin] şeklinde olduğu, ancak ravinin ي harfini hataen ت olarak nakletmesi sebebiyle yukarıdaki ibareyle nakledildiği kaydedilmektedir. Hadisteki bu tür harf veya kelime hatalarına tashîf denilmektedir. Yukarıdaki rivayetin metin yönünden doğrusu تخَيّمُوا بالعقيق “Akîk vâdisinde çadır kurun/ikamet edin.” olmalıdır. Nitekim Ebû Ahmed el-Askerî, Tashîfâtu’l-muhaddisîn adlı eserinde bu hususu beyan eder. Ali el-Kârî, Münâvî ve Aclûnî gibi hadis münekkitleri de bu görüşe destek verirler. (Bkz. el-Askerî, Tashîfâtu’l-muhaddisîn, Kahire 1982, I, 360; Ali el-Kârî, el-Esrâru’l-merfû‘a, Beyrut 1985, s. 94; el-Münâvî, Feyzu'l-kadîr şerhu Câmi´i’s-sağîr, III, 236; el-Aclûnî, Keşfu'l-hafâ, I, 356)
Akikle ilgili bu rivayet hatasının tashîh edilmesi gerekmektedir. Zira Resulüllah’ın hadislerinde zikredilen akîk, yüzük taşı değil, bilakis Medine’deki Akîk vâdisidir. Yukarıdaki rivayetin bazı kayıtlarında şöyle bir ziyade vardır: .فإنه واد مبارك “...çünkü o mübârek bir vâdidir.” Ne var ki تخَيّمُوا ibaresi hatalı nakledildiği için, tabiatıyla hadisin devamında yer alan ifadeler de akik yüzükle irtibatlı zannedilmekte ve şu şekilde hatalı yorumlanmaktadır: Akik yüzük mübarektir; bereket kaynağıdır; fakirliği giderir; sıkıntıyı, tasa ve kederi bertaraf eder... Hatta yüzükteki akik taşının parmağa temas etmesi hakkında da birçok hikmetler zikredilmektedir ki, bunların güvenilir bir dayanağı yoktur.
Oysa Resulüllah (sallallhu aleyhi ve sellem)’in tavsiye buyurduğu akik, Medine’nin kuzeybatı-güneybatı istikametindeki meşhur vâdinin adıdır. Bu vâdinin isim benzerliği dışında akik taşıyla herhangi bir ilgisi yoktur. Orada ne akik taşı ne de değerli bir taş vardır. Akik taşı daha ziyade Yemen taraflarında bulunmaktadır.
Rivayetlerde ifade edildiği üzere; Resulüllah (s.a.s) Medine’ye girip çıkarken yol üstündeki Akîk vâdisinde konaklamış, serin havasından ve suyundan istifade etmiş ve ashabına da tavsiye buyurmuştur. İbn Sa‘d, Resulüllah’ın (s.a.s) Akîk vâdisinde konakladığını ve Rûme denilen kuyudan su içtiğini kaydeder. (Tabakât, I, 504)
Özellikle sıcakların arttığı dönemlerde Medine için ayrı önem taşıyan Akîk vadisi, serin havası ve suyuyla bir sayfiye yeridir. Kimi sahabîlerin orada yazlıklarının olduğu, hatta orada vefat ettikleri kaydedilmektedir. (Hâkim, Müstedrek, III, 496, 566, 580)
Bundan başka Zülhuleyfe mevkii, Medine havalisi için mîkat (ihrama girme) yeridir. Akîk vâdisi de Zülhuleyfe’ye kadar uzanmaktadır. Bu mevkide ihramlı olarak konaklayan Resulüllah (s.a.s) Akîk’in mübarek bir vâdi olduğunu beyân buyurmuştur. (Buharî, Hac 16)
Dolayısıyla hadislerde mübarek olduğu ifade edilen akik, yüzük taşı değil, mezkûr vâdidir.
Sonuç
Peygamber Efendimiz (s.a.s) Mekke döneminde yüzük kullanmamıştır. Medine’ye hicretten 6 sene sonra Necaşî’nin hediye olarak gönderdiği Habeşî kaşlı altın yüzüğü, gönderen şahsa değer verdiğini izhar etmek üzere sadece o gün parmağına takmıştır. Sonrasında kız torunu Ümâme’ye hediye etmiştir. Bir süre sonra gümüş bir yüzük yaptırmış ve kaşına “Muhammed Resulüllah” mührünü nakşettirmiştir. Bu arada altın ziynetlerin erkekler için meşrû olmadığını bildirmiştir. Ashabdan altın yüzük takmakta olanlar ise yüzüklerini çıkarmışlar yahut gümüş ile tebdil etmişlerdir.
Peygamber Efendimiz gümüş yüzüğünü genellikle sol elinin serçe parmağına takmış ve yazışmalarda mühür olarak kullanmıştır. Vefatından sonra ilk halifelere intikal eden bu yüzük Hz. Osman’ın hilafetinin altıncı senesinde Medine’deki Erîs kuyusuna düşmüştür. Bütün çabalara rağmen bulunamamıştır. Hz. Osman da başka bir yüzük-mühür yaptırmıştır. İlerleyen yıllarda vali gibi üst düzey idarecilerin yanı sıra alt kademede görev yapan kimseler de kendilerine mahsus mühürlü yüzük yaptırmak suretiyle bu uygulamayı sürdürmüşlerdir.
* Harran Üniv. İlahiyat Fak. Öğrt. Üyesi
apaksoy@yeniumit.com.tr