Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 9 Toplam 222 Sayfadan BirinciBirinci ... 78910111959109 ... SonuncuSonuncu
81 den 90´e kadar. Toplam 2216 Sayfa bulundu

Konu: GÜNLERDEN BİR GÜN KURBAĞA YARIŞI DÜZENLENMİŞ!!!

  1. #81
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 06.07.06
    Yer: Fatih - İstanbul
    Mesajlar: 3.580
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: BAYLARA ÖZEL

    aleyküselam aişe kardeş desteğin için teşekkür ederim dediğin gibi herşey batılı batılı olmak ama bilmezlerki batılılar bizi sizi istiyorlarmı türklere düşman olan batılı batılı olmak bizleri birbirimize düşürecekler

  2. #82
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.07.06
    Mesajlar: 241
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: BAYANLARA ÖZEL 2

    çok doğru şeyler yazmışsın,düşüncelerine katılıyorum.
    allah razı olsun...

  3. #83
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.07.06
    Mesajlar: 241
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: şarap ve ekmek......

    paylaşımın için allah razı olsun.allahım sen bizi doğru yoldan şaşırtma..
    amin.

  4. #84
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(çile)

    boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı





    Ateşten zehrini tattım bu okun,
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

    Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al sana rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye

    Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
    Makâni bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kainat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

    Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selam sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

    Uyku, katillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.

    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...

    Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.

    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

    Lugat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

    Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

    Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mavera dede.
    Yandı sırça saray, ilahi yapı,
    Binbir avizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    Içiçe mimari, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.

    Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...

    NECİP FAZIL KISAKÜREK

  5. #85
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(çile)

    Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı





    Ateşten zehrini tattım bu okun,
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

    Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al sana rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye

    Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
    Makâni bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kainat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

    Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selam sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

    Uyku, katillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.

    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...

    Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.

    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

    Lugat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

    Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

    Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mavera dede.
    Yandı sırça saray, ilahi yapı,
    Binbir avizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    Içiçe mimari, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.

    Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...

    NECİP FAZIL KISAKÜREK

  6. #86
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    Kefene doğru

    Soğukluğu vucudunu sardığında toprağın o an artık uyanmışsındır.O an artık hesabın ilk sorusunu açacak celse senin için başlamıştır.Ruh uyanmıştır.Ama sen aslında bir histeriye tutulmuş gibi olaylara anlam veremeyenlerin ki gibi gözlerinle onlara takılmışsındır.Seni sarıp sarmalayan kefenin içinde çocuklar gibi sarsılmakta olan bedenin loş karanlıktan ürker,tahtaların kavisliğinde geçmişinle buluşursun.Sahne çok mahzundur, ağlamaklı gözlerinden yaşlar akıtırsın belki ben öldüm mü? Diye Oysa sana yakınlar daha şuncacık yol mesafesindedir ama heyhaat aslında sen onlardan o kadar uzaksındır ki; Artık onların önem verdiği hiçbir şey senin için önemli değildir.Ne para,ne mal,ne kariyer ve nede yapmak için taklalar attığın planların senin için önemli değildir.En sevdiğinden en sevmediğine kadar büyük bir özlemle tutuştuğun o anda sana da sorular sıralanmaya başlanır.Bu sorular ne matematik ne de fizik nede genel kültür sorularıdır.Ortada sınavda yoktur,seni derslerinden geçiren sevdiğin öğretmenlerinde yoktur.Onlar seni tanımamakta sen ise onlara bulaşmamak istercesine yaşanılan bu olayda taraflar sorulara karşı hemen cevap isterler.Onlar seni tanımazlar sen onlar için yabancısındır.Sen onlar için aslında bir adaysındır.İlle de senden bir cevap almak için dehşet içinde sorularını sorarlar.Sorular ard arda gelmeye başlar.Bir anda anlağın devreye girer sana seni vasf etmeye başlar.Sonuçta bir anda doğduğundan büyüdüğün geliştiğin yediğin içtiğin çalıştığın ve öldüğün zamana kadar ki hayatın gözlerin önünde geçmeye başlar.



    --Efendim ben Profesörüm,Maden zenginleştirme anabilim dalında bölüm başkanıyım.3 çocuğum var biri şurada çalışmakta,diğer ikisi de Amerika da öğrenim gördüler.Hepside evliler ,ayrıca ben çok zenginim.Siz neyi soruyorsunuz bana?


    Söz konusu sorular tekrar sorulur mu bilinmez ama işin bitmiştir.Sana soruyu soranlar ilk konuşma için fırsat verildiğinde O, İsmi beklerler,sende bir çok cevap vardır ama yanlış cevaplar.İşte O an, kıyamet kopar girmiş olduğun mezar alt üst olur.Sen ise şiddetin tam anlamıyla içindeki sıkıntıya takılır kalırsın.Artık ne yana dönsen o sıkıntı senin peşini bırakmaz,İçin sıkılıyor canın yanıyor kan kaybetmektesin an be an ,İşte unutulmayan dertlerin acısının bilinmez misliyle yoğrulmaya başlarsın.Ve böylece gerçek kıyamete kadar kabir azabıyla meşgul olursun.Sana ne oluyor, canın neye sıkılıyor bilinmez acılardan diğer ve daha şiddetli acılara yolculuk başlamıştır senin için.


    Aziz kardeşlerim yukarıdaki bu ve buna benzer tablolar bugün her yerde ve devamlıca yaşanmaktadır.Elimizdeki Kitab-ı Mübin ve Peygamberimiz Can-ı Hayat Mustafa’nın hadisleri bunu açıkça söylüyor.Tüm yolculuklar aslında ölüme doğrudur,kefene doğrudur.Bazen kefen hiç hesabında yoktur.Bazen kefen hep aklındadır,bazen kefeni kendine yakıştıramazsın.Çoğu kere Cehenemlik gibi yaşar Cehennemlik gibi ölürsün,Bazen Cennetlik gibi yaşar ve Cennetlik gibi ölürsün.Hadis-i Şerifte ;


    “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz,nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz, ve nasıl dirilirseniz öyle hesap ve mizanla karşılarsınız” denmiştir.


    Ölüm soğuktur.Hiç kimse ölmeyi murad etmez.Halbuki kefen onun peşindedir.Onu her an takip etmektedir.Herkes kefeniyle gezmektedir aslında.Ecnebilerde ise bu kefen olmaz da başka bir sürü şey olur.Ama akibet budur.Kefeni sırtında bilmek ve ona göre hareket etmek ne büyüklüktür.Yani senin kefenin sırtında sen ise dünyada daha baki kalıcı olacak gibi planlar işindesin.Olması gereken ise senin o sırtındaki kefeni bilip dünyaya baki kalmadan en iyi salih hizmetleri ve salih amelleri yapmandır.Çünkü dünya çok önemli ve ciddiye alınacak bir yerdir.Onu hayırda kullanıp sonra posasını geldiği yere göndermemiz gerekirken,biz sırtımızdaki kefeni unutup ,her türlü haram ve kişisel egolarımıza ve arzularımıza uyabilen aklımıza göre hareket ediyoruz.Sonra dönüp ben yapmadım demek mümkün mü? Asla bu mümkün değildir.Bu dünya hayatı bize büyük bir fırsat ve nimet olarak verilmiştir.Bu dünyada hiç kimse bağımsız değildir.Herkes ve her şey için bir kurallar manzumesi vardır.Bu kuralların doğrusu ve yanlışları vardır.İşte dananın kuyruğu bu noktada kopmaktadır.


    Ama kefenin dili yok seninle konuşsun.Çünkü doğum kefeni hemen saklamaktadır.Halbuki an be an senin yaşıtlarından birileri o kefene girmekte ve sessiz kahramanlar gibi ebedi yolculuğa aslında büyük bir haykırışla çıkmaktadırlar.


    Peki şimdi sana gelelim peki sen ne umuyorsun?.İslam’ın kurallarına göre hareket ediyor musun?Yoksa bu ayet benim kafama yatmadı?Bu kural bana uymaz,diyenlerden misin.? Fark etmez istediğini diyebilirsin,istediğine takılabilirsin,sana bir çok daral da gelebilir.Ama gerçekte sen doğruca o uymadığın ve eleştirdiğin kuralların kaynağına gidiyorsun.


    Hey bre kardeşim sen gerçekten uysan da uymasan da o kuralları sana gönderene doğru gidiyorsun.Bakalım o kuralları sana gönderene ne uyduracaksın?.Sen daha kendi kefenini bile tanımıyor iken orda konuşabileceğini mi zannediyorsun.?


    Gel kendine yazık etme.Şu lain şeytana uyma,ona güç verme ,Can-ı Hayat Mustafa’nın yasakladıklarından öyle bir kaç ki;lain seni takip edemesin.Ve O, Can-ı Hayat Mustafa’nın yap dediklerini yap.Eksiksiz yap.Ne kadar günahkar isen farketmez.Hemen git bir abdest al ve tövbe et.Ve kurtulanlardan ol.


    Aziz kardeşim !Kardeşlerim! Bu size yapılan sizin için en hayırlı bir duyurudur.Bir davettir.Davete hemen uyun ve gereğini İslam’ın Kuralları çerçevesinde yapın.Bakın şöyle bir kendinize bakın.Sırtınıza bakın ne görüyorsunuz?Sakın elbiselerimi görüyorum deme orda senin için hazırlanmış büyük bir kefen var.İşte işte orda asılı,öyle seni bekliyor.


    Bu dünya hayatında sahip olduğun her şeyi susuz kaldığında bir bardak suya vereceğini biliyor musun?,altı üstü bir bardak su.İşte sahip olduğun her şey aslında bir bardak su’dan daha değerli değildir.Malından mülkünden başka neyin kaldı?Akrabaların mı?onlar ile sen aynı yerde kalsanız ve bir bardak su seni veya onları kurtaracak olsa seni hemen öldürürler.Hem de vahşice.Bu büyükler için geçerli olmasa bile bizim için hatta benim için böyledir.Lüks yaşamak için her gün bir sürü iş ve amel yapmaktayız.Bende dahil herkese yapılan bir davettir bu.


    Gelin kendimize yazık etmeyelim.İşte kefen,işte toprak olmuş umutlar,toprak beden ve dar-ı dünya.


    Omuzdaki Kefen

    Kefenin efendisi dirildiği zaman

    Kayıp gemiler sahile vururdu rüzgarla

    Ve sen hıçkırıklar arasında yağmaktasın

    Kalpler tutulur,ruhlara davet günüdür o gün.


    Renklerin tadı yok,açlığın kıymeti yok

    Titreyen bedeninde günahlar mı? Kaldı

    Gün açmada gerçek kasvetiyle sana

    Pişmanlık dehlizlerinden loş bir karanlık mı aramaktasın?

    Yoksa doğan güneşlerimi bekliyorsun boşu boşuna

    Daha demin an anlamında nasılda gürlüyordun?

    Ne oldu sana beyaz kefene mi yenildin.


    Şimdi bağrındaki pişmanlığın zehir kusacak

    Şimdi günahların seni nefessiz bırakacak

    Şimdi hak ile yeksan olup intikamından intikam alacak

    Yani sen korkunun kimsesiz pençesindesin artık

    Kabusun oldu hesaplar, incesinden sırayla uzata uzata bedenini

    Halbuki demin an anlamında vazgeçilmezdin işlerinle

    Şimdi kaldın yapayalnız gerçek amellerinle


    Birden ışık vurur gözlerine annen seni uyandırır belki

    Eşin seni kahvaltıya çağırıyordur,bütün nimetler sırada

    Ah bir uyanmaklığın gelse de bir uyanabilsen,

    Herkesin güldüğüne ağlarsın belki

    Belki de ağladığına gülersin kim bilir?

    Kefenin başucunda uyan ve onunla yaşamayı öğren

    Ölmeden ölmeyi bilmen gerektiği gibi,

  7. #87
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(öteki şehrin aşıkları)

    Gül gül dedi bülbüle bülbül gülmedi gitti
    Gül bülbüle bülbül güle yar olmadı gitti”
    ……………………


    Sevgi, düşüncenin ötesindekini umut etmektir; istemektir; bilmektir… Sevgi, yaşamla kavga etmektir; ve sımsıkı sarılmaktır ona.
    Birbirini çok seven ki genç vardır. Neredeyse günlerinin uyuma dışındaki tüm vakitlerini birlikte geçirirler. En çok sevdikleri şey de her akşam delikanlının motosikletiyle şehrin bir ucundan ötekine gidip gelmektir. Yine böyle bir gezinti akşamında delikanlı o zamana kadar hiç olmadığı kadar sürat yapar. Kız korkar ve delikanlının kulağına, “Lütfen daha yavaş…” der. Delikanlı önce duymamış gibi davranır. Kız tekrar edince, delikanlı, “Tamam yavaşlayacağım. Ama bana beni bir kez sevdiğini söyle.” Ve içinden tekrar eder. “Son kez…” Kız, “Seni seviyorum.”der. Delikanlı, “İnanmıyorum. Eğer beni gerçekten seviyorsan başımdaki kaskı çıkar ve kendi başına tak.”der. Kız, motosiklette yalnız bir tane bulunan ve delikanlının başına takılı olan kaskı çıkarır ve kendi başına takar. Bu arada motosiklet daha da hızlanmıştır. Kız, “Bak bunu da yaptım. Lütfen artık yavaşla; gerçekten korkmaya başladım.” Delikanlı, “Yine inanmıyorum. Eğer beni gerçekten seviyorsan bana bir kez sımsıkı sarıl.”der. Ve içinden tekrar eder, “Son kez…” Kız delikanlıya sımsıkı sarılır ve “Seni çok seviyorum.”der.
    Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber yer alır: “Feci kaza!.. Aşırı hız nedeniyle tırın altına giren motosikletteki genç kız kafasındaki kask sayesinde ölümden kurtulurken, delikanlı beyin kanaması geçirerek feci şekilde can verdi.”
    Hiç kimse bilmemiş ama gerçek ise şöyleymiş: Meğer motosikletin freni patlamış ve delikanlı kaza yapacaklarını, ikisinden birinin mutlaka öleceğini anlamış da, ondan son kez kendisini sevdiğini duymak istemiş ve sevgilisinin yaşamını kendi yaşamına tercih etmiş.
    İşte sevgi, sevdiğinin yaşamını kendi yaşamına tercih eden delikanlının yüreğindeki ateştir; ayaklarını parçalarcasına batan gülün dikenlerini sevgilisinin bir lütfu olarak kabul eden ve bundan onur duyan küçük bülbülün “ah”ıdır; Kays’ı, Leyla uğruna çöllere düşüren ve Mecnun eden vurgundur.
    Sevgi, barıştır; amaçtır; inançtır. Sevgi, yaşanmaya değer duyguların en onulmazıdır.

  8. #88
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: KİME EMANET?

    s a evet kardeşim bize en büyük emanet kuran ve sünnet ama onada hakkıyla sahip çıkamıyoruzzz dua edelim rabbim doğru yoldan ayırmasın emanete ihanet edenlerden olmayalımm yaratana emanet oll

  9. #89
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 06.07.06
    Yer: Fatih - İstanbul
    Mesajlar: 3.580
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: OSMANLI KADINLARINA İFTİRA

    ALEYKÜMSELAM GÜLER KARDEŞ SANA KATILIYORUM

  10. #90
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(kilitli bir kapıyı vurmadan açabilirmisiniz)

    Kilitli bir kapıyı,elinizi kapıya vurmadan açabilir misiniz?

    Bu soruyu sorduğunuzda, insanların çoğu;
    -evet, anahtarla açarım
    -evet, zili çalarım açarlar
    -hayır, açamam
    gibi cevaplar verecektir. Siz de bunlardan birini cevap olarak vermiş olabilirsiniz. Eğer öyleyse lütfen soruyu dikkatlice bir kez daha okuyun!
    Gülümsediğinizi görür gibi oluyorum. Burada bizden istenen, kapıyı nasıl açacağımız değil, elimizi (kapıya vurmadan) nasıl açacağımızdır.
    Önemli olan, bir şeyi bir çırpıda okumak değil; anlayarak, özüne vararak okumaktır.
    Bir çok insandan şunu duyuyorum: "Kitabı iki saatte bitirdim, sonunda pek bir şey olmuyor, anlamadım".
    Ben kitabı içine sindire sindire okuyanlardanım. Kitabın içinde ben de varım. Kimi zaman esas kız, kimi zaman bir hizmetçi, kimi zaman bir katil... Niye bir çırpıda yaşayayım ki...

    Ataol Behramoğlu'nun da dediği gibi; "...Yaşadın mı yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi..."
    Saatlerce bakabilirim gökyüzüne, denize, bir çocuğa, bir kuşa... Irmaklara, göğe, yeryüzüne, bütün evrene karışırcasına...
    Çünkü hayat sunulmuş bir armağandır insana...

Sayfa 9 Toplam 222 Sayfadan BirinciBirinci ... 78910111959109 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Tertip sahibi kimdir?
    Konu Sahibi _ZÜMRA_ Forum Namaz
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 14-09-2010, 00:20
  2. Mâlik bin Dinar
    Konu Sahibi _AYDIN_ Forum Dini Hikayeler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19-01-2010, 02:56
  3. Rabbimizin Sevdiği 10 Halimiz
    Konu Sahibi mavci Forum Allah (c.c) Hazretleri
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 11-06-2009, 16:26
  4. bir saat(lütfen okuyun)
    Konu Sahibi kbusra Forum Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12-02-2009, 23:26

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •