Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 217 Toplam 222 Sayfadan BirinciBirinci ... 117167207215216217218219 ... SonuncuSonuncu
2.161 den 2.170´e kadar. Toplam 2216 Sayfa bulundu

Konu: GÜNLERDEN BİR GÜN KURBAĞA YARIŞI DÜZENLENMİŞ!!!

  1. #2161
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.10.07
    Mesajlar: 392
    Teşekkür ve Beğeni

    ödeştikmi şimdi Yaniallah Kimseyi Mutsuz Etmesin

  2. #2162
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 29.09.07
    Yer: KAYSERİ
    Mesajlar: 795
    Teşekkür ve Beğeni

    ödeştik
    şimdi mutlu etme zamanı sıra sende

  3. #2163
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.10.07
    Mesajlar: 392
    Teşekkür ve Beğeni

    Mutlu Olmak Istiyorsan Pencereden Dişari Baksan Güneşin Nekadar Umutlu Bir şekilde Doğduğunu Anlarsin Hava Kapali Bile Olsa Bulutlara Bak Ama Kara Bulutlara Diğil Tabi

  4. #2164
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 17.07.07
    Mesajlar: 122
    Teşekkür ve Beğeni

    Marangoz "yaşanmiş Bir Olay"

    YILLARIN marangozuydu. Saçlarını o küçük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika mamulü eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, görülmedik bir özenle çalışırdı.


    Tahta mı gerekiyor, keresteciye mutlaka kendisi gider; ceviz, gürgen, çam cinsinden en iyi tahtaları bizzat seçip alırdı. Üzerlerinden en az bir yıl geçmedikçe bu tahtaları asla kullanmaz, kurumalarını beklerdi. Bu yüzden de yaptığı eserlerinde en küçük bir ayrılma, eğilme, bükülme olmazdı. İmal ederken pek az çivi kullanırdı, "Demir çivi eşyanın ömrünü kısaltır" derdi.

    İşinde gayet titizdi. Az konuşur, sorulan sorulara kısa cevaplar verir, ücret konusunda hiç pazarlık etmezdi. Tanıyanlar bilirlerdi bu huyunu, tanımayan müşteri gelir de fiyata itiraz ederse, sözü uzatmaz, "Ben hakkımdan fazlasını istemem" der, pahalı geliyorsa başka bir marangoza gitmesini söylerdi. Sinirliydi biraz, bu huyunu bilir, kimseyle tartışmamaya çalışırdı.

    Sabah namazından beri çalışıyordu. Bir hayli yorulmuştu. Sipariş edilen bir masayı daha bitirdikten sonra, "Bugünlük bu kadar yeter" deyip oturdu. Kurban bayramına üç gün kalmıştı, kurbanlık alması gerekiyordu. "Bir bardak çay içeyim de ondan sonra giderim" dedi. Kendi kendine konuşurdu yalnız zamanlarında. Emektar aletleriyle sohbet ederdi bazen. Bunlar onun organları gibiydi.

    İki dükkân ötedeki çay ocağına gitti, selam verip bir sandalyeye oturdu. Onun her zaman "orta açık çay" içtiğini bilen garson, sormaya bile lüzum görmeden getirdi çayını. Şekeri karıştırırken, kendisi gibi emektar ustalardan biri olan arkadaşı kapıda belirdi. Sonra da gelip yanına oturdu. Tornacıydı adam. Son zamanlarda iyice yaşlanmış, işini göremez olmuştu. Dalgındı, hüznün resmi mürtesemdi yüzünde.

    Söz kurbandan açıldı, konuştular bir iki satır.

    "Biraz sonra gidip kurbanlık alacağım" dedi marangoz.

    Tornacı dalgın gözlerle marangozun yüzüne bakıyordu. Söyleneni işitiyor ama anlamıyordu. Marangoz farkına vardı bunun:

    "Canın sıkkın" dedi.

    "Evet."

    "Sebep?"

    "Bir talebe var... Üniversitede okuyor."

    "Ne var bunda?"

    "Önüm sıra yürürken birden yere yıkıldı çocuk."

    "Niye?"

    "Kaldırdım hemen. Sebebini sordum. Önce söylemek istemedi. Israr ettim... Açlıktan başı dönmüş..."

    "Kimi kimsesi yok mu peki?"

    "Gurbet hali, bilirsin. Arkadaşları var gerçi. Bizim binanın bodrum katında kirada oturuyorlar. Hepsi memleketlerine
    gitmişler."

    "Bu niye gitmemiş?"

    "Gidememiş. Para beklemiş ama gelmemiş parası. Ailesi fakirmiş anlaşılan, gönderememişler. Cebindeki üç beş kuruş da bitince aç kalmış. Kimselere söyleyememiş derdini."

    Marangoz şakaklarını ovdu bir süre. İri bir eli, nasırlı parmakları vardı. Âdetiydi, canı sıkıldı mı iyice bastırarak alnını, şakaklarını, göz çukurlarını ovardı. Tornacıyı ilk kez görüyormuş gibi bakarak sordu:

    "Sen ne yaptın peki?"

    "Ne yapacağım" dedi Tornacı, "aldım eve götürdüm. Allah ne verdiyse beraber yedik. Lakin fazlasını yapamadım. Benim de meteliksiz zamanıma rast geldi. Kalktım buraya geldim, belki bir iş çıkar diye."

    "Çıktı mı peki?"

    Tornacı "Nerde o eski günler!" dercesine elini sallayıp sustu. Önüne konan çayı karıştırmaya başladı. Şeker atmayı unutmuştu.

    Marangoz da susuyordu. Bir yanda evde kurban bekleyen hanımı vardı, öte yanda parasızlıktan yere yıkılan bir garip talebe. Elini cebine attı, bütün parasını çıkarıp tornacıya uzattı:

    "Götür ver!" dedi, "Söyle ona, memleketine gitsin."

    Tornacı hayretle baktı:

    "Hepsini mi?"

    "Hepsini."

    "Kurban alacaktın hani?"

    "Allah kerim!" dedi Marangoz, başka da bir şey söylemedi.

    Uzunca sustular. Tornacı parayı cebine koyup gitti. Marangoz da atölyeyi kapatıp evin yolunu tuttu. Yürüyerek gitmek zorundaydı, son parasını da çaycıya vermişti çünkü.

    Evde, "Kurbanlık almadın mı Bey?" diyen hanımına da Tornacıya verdiği cevabı verdi:
    "Allah kerim!"

    Kadın başka soru sormadı. Tanırdı kocasını. Sessizce sofra hazırlamaya başladı.

    İkinci gün tekrar atölyesine gitti Marangoz. İş elbisesini giyip tezgâhının başına geçti. Çam ve tutkal kokuyordu atölye. Yıllardır bu kokuyla yaşamıştı. Bu koku elbisesine de siner, her nereye gitse onunla gelirdi. Eline planyayı aldı, işe başlayacaktı ki kapıda bir adam belirdi:

    "Merhaba usta!"

    "Merhaba!"

    Adam eşikte duruyordu, arkası güneşe dönük olduğu için yüzü iyi seçilmiyordu. Marangoz tanıyamamıştı. Adam anladı durumu, bir iki adımda içeriye girdi.

    "Beni tanıyamadın galiba."

    "Evet."

    "Üç ay kadar önce sana bir iş yaptırmıştım. Çalışma odam için masa, sehpa, kitaplık falan... Paranın bir kısmını
    vermiş bir kısmını sonraya bırakmıştım. Şimdi hatırladın mı?"

    "Hatırlar gibi oldum. Gebzeliydin galiba."

    "Evet... Ya usta, kusura bakma, parayı geciktirdim. Bir türlü yolum düşmedi buralara. Sen de arayıp sormadın."

    Cebinden bir deste para çıkartıp uzattı Marangoza:

    "Buyur. Bayram yaklaştı, lazım olur. Hakkını helal et."

    Marangoz parayı alıp tezgâhın üstüne koydu.

    "Buyur bir çay iç" dedi.

    "Sağ ol usta, başka zaman. Arabayı çalışır vaziyette bıraktım. Bana müsaade."

    Ustanın elini sıkıp gitti adam.

    Marangoz parayı saydı.

    Kurban bayramı için ayırıp da sonra Tornacıya verdiği paranın tam iki katıydı!

    En küçük bir hayret ifadesi belirmedi yüzünde. Hafifçe gülümsedi ve "Allah kerim!" dedi.



    2007-10-07

    Ömer Sevinçgül

  5. #2165
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 09.12.06
    Mesajlar: 142
    Teşekkür ve Beğeni

    Allah Kerim... Allah Kerim Allah...

  6. #2166
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.10.07
    Mesajlar: 3
    Teşekkür ve Beğeni

    S.A Kardesim cok guzel olmus,gercekten de cok etkilendim.Mukemmel bir teklif olmus acıkcası.Inslh bu teklifine degecek birini bulursun veya da bulmussundur.

  7. #2167
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.10.07
    Mesajlar: 392
    Teşekkür ve Beğeni

    Yaşamaya Dair

    YAŞAMAYA DAİR

    1

    Yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

    Yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.

    Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.

    1947

    2

    Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
    yani, beyaz masadan,
    bir daha kalkmamak ihtimali de var.
    Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
    biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
    hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
    yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
    en son ajans haberlerini.

    Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
    diyelim ki, cephedeyiz.
    Daha orda ilk hücumda, daha o gün
    yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
    Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
    fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
    belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

    Diyelim ki hapisteyiz,
    yaşımız da elliye yakın,
    daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
    Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
    insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

    Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
    hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

    1948

    3

    Bu dünya soğuyacak,
    yıldızların arasında bir yıldız,
    hem de en ufacıklarından,
    mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
    yani bu koskocaman dünyamız.

    Bu dünya soğuyacak günün birinde,
    hatta bir buz yığını
    yahut ölü bir bulut gibi de değil,
    boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
    zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

    Şimdiden çekilecek acısı bunun,
    duyulacak mahzunluğu şimdiden.
    Böylesine sevilecek bu dünya
    "Yaşadım" diyebilmen için...

  8. #2168
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.10.07
    Mesajlar: 392
    Teşekkür ve Beğeni

    Hayatin Yankisi...

    Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp 'AHHHHH' diye bağırıyor. İleride bir dağın tepesinden 'AHHHHH' diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak ediyor ve 'SEN KİMSİN?' diye bağırıyor.
    Aldığı cevap 'SEN KİMSİN?' oluyor.
    Aldığı cevaba kızıp 'SEN BİR KORKAKSIN' diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses 'SEN BİR KORKAKSIN' diye cevap veriyor. Çocuk babasına dönüp 'BABA NE OLUYOR BÖYLE?' diye soruyor. 'OĞLUM' diyor adam, DİNLE VE ÖĞREN!' ve dağa dönüp 'SANA HAYRANIM' diye bağırıyor.
    Gelen cevap 'SANA HAYRANIM!' oluyor.
    Baba tekrar bağırıyor, 'SEN MUHTEŞEMSİN!'
    Gelen cevap ; 'SEN MUHTEŞEMSİN!' Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.
    Babası açıklamasını yapıyor, 'İnsanlar buna 'Yankı' derler, ama aslında bu 'Yaşam'dır'. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şevkat istediğinde, daha şevkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sende daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.' Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.

  9. #2169
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 29.09.07
    Yer: KAYSERİ
    Mesajlar: 795
    Teşekkür ve Beğeni

    sonuna kadar katılıyorum

  10. #2170
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.10.07
    Mesajlar: 392
    Teşekkür ve Beğeni

    sonuna kadar sağol

Sayfa 217 Toplam 222 Sayfadan BirinciBirinci ... 117167207215216217218219 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 44 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 44 misafir)

Benzer Konular

  1. Tertip sahibi kimdir?
    Konu Sahibi _ZÜMRA_ Forum Namaz
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 14-09-2010, 00:20
  2. Mâlik bin Dinar
    Konu Sahibi _AYDIN_ Forum Dini Hikayeler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19-01-2010, 02:56
  3. Rabbimizin Sevdiği 10 Halimiz
    Konu Sahibi mavci Forum Allah (c.c) Hazretleri
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 11-06-2009, 16:26
  4. bir saat(lütfen okuyun)
    Konu Sahibi kbusra Forum Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12-02-2009, 23:26

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •