Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 198 Toplam 222 Sayfadan BirinciBirinci ... 98148188196197198199200208 ... SonuncuSonuncu
1.971 den 1.980´e kadar. Toplam 2216 Sayfa bulundu

Konu: GÜNLERDEN BİR GÜN KURBAĞA YARIŞI DÜZENLENMİŞ!!!

  1. #1971
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.06.07
    Yer: Kayseri
    Mesajlar: 4.498
    Teşekkür ve Beğeni

    Şaşkınlık ne kadar kötüymüş meğer!

    Düşünmek, neyi düşüneceğimizi bilmektir öyle değil mi?

    Peki, bilmiyor isek öğrenmek için bir çabanın içine girmeliyiz değil mi?

    Bilmemek asla bir cahillik değildir bunu pekâlâ biliyorsunuz!

    Bildiğini zannetmek bunun içinde bir mücadele içine girmek ne büyük bir gaflettir, kişilik onuruna hakarettir.

    Sadece bilmek bir keyfiyet midir ve yeterli midir? Asla eksik bir yapılanma olduğu muhakkaktır zira idrak niçin vardır öyle değil mi?

    Bilgiler hali sarmayınca, idraken terennüm edilmeyince bir emanet zırhtır.

    Ancak yaşanırsa ve hayata yansıtılırsa muhkemdir, mübarektir ve değerdir.

    Cahilliğini bilmeyen ve bunu asla kabul etmeyen insanlar cahilliğin muhatabı olanlardır.

    İnsanın organlarında öyle müstesna özelliğe sahip bir değer vardır ki bunu hiç kimse sahiplenemez.

    İşte bu değeri yürek diye vasıflandıranlar, kalbin ve sahibinin bu değere ne kadar önem verdiğinden bilgisiz olabilirler.

    Aklın, izanın, ihsanın, ihlâsın görünen penceresidir, orası bir tahttır.

    Her insan beşer olarak dünyaya gelirken, her insan adamlık payesini kazanamaz, bu uzun soluklu bir maraton koşusuna benzetilebilinir.

    İrade aslolan bir değerdir, insan buna sahip çıktığı ölçüde mükelleftir, kıymetlidir ve mübarektir.

    Tevhidi öğreti en temel ve mutlakıyet isteyen öğretilerdir. Zira insan sıfatı ancak bu ölçüler dâhilinde verilenlerdir.

    Bir insan değeri ölçüsünde muhatap alınır ve bir paylaşım içinde şarttır.

    Hakaret eden ve bağıran insan cahilliğini gizlemeye çalışan, korkaklığını gırtlağını yırtarcasına bağırmakla bu gerçeği kamufle ettiği zehabına kapılır.

    Eğer ki ilgili insanın boş olduğu, bilgisiz bulunduğu iddia edilecek olursa, o vakit niye okuyorsun, bir yorum yapmak için yırtınıyorsun demezler mi?

    Yine bu boş ve teneke sıfatına layık görülen bir kendi halinde ki insanın yazdıklarını tercih ederek okuyanlara açıkça bir hakaret değil mi sizce?

    Yazan boş ise okuyanlar neyi okuyorlar öyleyse öyle değil mi?

    Daha garip olanı ise toplumsal bir hizmetin çalışanı olduğunu iddia edecek kadar psiko sosyal muvazenesi bozulmuş olan bu zevat çıldırmak üzere olduğunu iddia ediyor.

    Böyle bir haleti ruhi yenin sahibi ne kadar sağlıklı düşüne bilir ki sizce?

    “Uzaklardan davulun sesi hoş gelir” diye bir tabir vardır anadoluda.

    Milletinin değer yargısından yoksun bulunanlara ne denile bilinir ki?

    Bu günlerde bir takım saldırı maduna kilitlenmiş bulunan insanlar güruhundan hele birisi var ki tam mizansenlik.

    Halkın tercihleri sebebiyle ürktüğünü söyleye bilecek kadar iler derecede düşünce özürlü bu insan hakaretlerine yenilerini eklemeyi her nedense marifet zannederek birilerine telkinde bulunuyor.

    “Boş ver boş insanı okuyan kim ki bir teneke değil mi sanki” demeyi de ihmal etmiyor.

    Cenabı Hakka şükürler olsun ki, bu insan yazdıklarımı ne kadar içten takip ediyorsa sürekli saldırıları hala bitmiyor? Dinime küfredenin kim olduğu belli!

    Bu boş ve teneke sıfatına haiz ve layık görülen zatım ne kadar enteresan ki
    Site içinde yazıları en çok okunan unvanına sahipmiş, tabi yorumlarda çabası.

    Peki, şimdi ne olacak yani ”Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” hakikati gün gibi ayan beyan ortada değil mi şimdi.

    Allaha hamdü senalar olsun.

  2. #1972
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.06.07
    Yer: Kayseri
    Mesajlar: 4.498
    Teşekkür ve Beğeni

    Sizin için daha ne yapa bilirim ki heyhat!

    Ne kadar garip bir durum yarabbi aklıma sen mukayyet ol.

    Alınan terbiye o kadar muazzez ki bir türlü fırsat vermiyor.

    Hangi nakaratı dillendiriyorlar” Bilgisiz, kopyacı ve benzerleri.

    Peki, mademki öyle, hiçbir değer ifade etmiyor neden ilgilisiniz?

    Sizleri şimdiye kadar hiçbir zaman muhatap almayı düşünmedim.

    Ama siz duramadınız ilk yorumları yapan ve sataşan olmadınız mı?

    Tahkir ve tahrik noktasında elinizden gelenleri ardınıza koymadınız ki?

    Sizlerle konuşma dili konusunda seviye problemi yaşadığım aşikârken ve özellikle belirtmişken ne diye hala okumak için ısrar edersiniz anlaya bilmiş değilim.

    Grubunuzdan iki arkadaş daha fevri düşünen iken diğer ikisi daha mutedil bir yazı dilini tercih ediyor.

    Muhtelif gazete ve dergilerde yayınlanmış ve kamuoyuna sunulmuş makaleler neden sizi bu kadar tahrik ediyor pekâlâ biliyorsunuz değimli?

    Hassasiyet gösterdiğiniz alanlar olduğu için, bir akide kabul ettiğiniz için!

    İlk sataşan ve tahrik edenler olmanız sebebi ile sizleri defaten uyarmıştım.

    Şeref ve Akın Beyler konuşma dilini anlarlarken, bir yerde durmasını bilirlerken

    Adaşımın gençliğine yorumlarken, diğer zevatın akortsuz haline ne demeli peki!

    Defalarca kendisine belirtmeme rağmen, hala bir beyin travması haletinde bulunmayı tercih etmesi ne kadar manidar değil mi?

    Arkadaşlar sizleri neden bu kadar rahatsız ediyorum hiç düşündünüz mü?

    Bakınız sizleri destekleyen onay veren ve yorum yapanlar tercihlerini sakince dillendirirken niye siz saldırı sendromu yaşıyorsunuz?

    Siz ismimi zikrettikçe hala bir değer kattığınızı fark etmiyor musunuz?

    Bırakın bu deşifre edemediğiniz, çok çaba sarf ettiğiniz Mustafa Cilasun’u.
    Sizler Kemalist olabilirsiniz son derece normal öyle değil mi? Ne diyen var size?

    Sizler üslubunuz sebebiyle böyle saldırı ve tahakküm motuna kilitlenince sizin için ne yapıla bilinir ki?

    Sadece hıncınız ve hırsınız sükûna erene kadar hayıflanılır.

    Şikâyetleriniz sayenizde bu site yöneticileri bir uyarı mesajı gönderdiler bile sırf sizleri rahatlatmak adına.

    Lakin bilmelisiniz ki ben sabırlı bir insanım konuşama dilinde her ne kadar kelime hazinesinde problem yaşayan bir takım arkadaşlar anlayamamış olsalar da tercihim her zaman bu yönde olacaktır.

    Kalbinde kaygı ve korku taşıyanlar lütfen yazılarımı okumasınlar ve bir yorum yapmak için zahmete girmesinler.

    Bir gayenin takipçisi olan ve bu uğurda gözünü budaktan asla esirgemeyen bir can olarak bir takım teraneleri yıllarca dinlemiştik zaten.

    Ne kadar sayıyorsan o kadar sayılırsın bu ancak senin hak etmene baplıdır.

    Despotik adımlarda nara atmanız sadece kulakları tırmalayan akortsuz serzenişler olarak yerini bulacaklardır.

    Belirtmeliyim ki mevcut haliniz şevkimi azaltmıştır, gönül iklimimde üzülmeme neden olmuştur, isimleriniz hafızamda kayıtlara geçmiştir şayet bir mahlas kullanmıyorsanız!

    Tekrar ediyorum ne kadar tahammülünüz var ise o kadar içsellikte yol kat edersiniz, tefekkür şevkine erersiniz!

    Ha pardon bilgi yoksunu bir insan muhakkak ki seviyesini bilmeli değil mi?

    Tahakküm heveslileri müsaade ettiği süre kadar!

    Sizleri rahatlamanız hasebi ile bir müddet kendi halinize bırakıyorum!

    Her ne söylerseniz, ne yazarsanız ne kadar tahkir ve hakaret ederseniz mevcut seviyenizin bu olduğuna kani olacağım.

    Sizleri tercih edenlerle baş başa koyacağım ve daha ziyade haz aldığım yazılanları okuyacağım.

    Siz yeter ki bir strese girmeyin ve okurları rahatsız etmeyin.

    Not:
    Değerli okurlarım ve arkadaşlarım nezaket göstererek fevkalade güzel ve manidar mesajlar göndererek takdir hislerini belirtmeleri sinemde hazzı yaşatmıştır, mesrur olmak için katkılarını ziyadesiyle göstermişlerdir.
    “Çalıyı dolanmanın daha uygun olacağını telkin ediyorlar” Teşekkür ediyorum.

    Taha kardeşime hasetsen teşekkür etmeyi bir borç olarak görüyorum, hiçliğin hengâmesinde solan bir cana kıymet atfederek zaman ayırması ve takdir hislerini paylaşması sebebiyle ( mahcup olduğumu itiraf etmeliyim)

  3. #1973
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.06.07
    Yer: Kayseri
    Mesajlar: 4.498
    Teşekkür ve Beğeni

    Bu hazımsızlık ne kadar kötüymüş meğer!

    Organların fonksiyonel çalışmaması sebebiyle başa gelmesi mümkün olan hadiseler, bazen dertler, bir takım telakiler ve ısrar edilen vehimler.

    Nedeni konuyu sıhhatinin ve Vucubunun şartları gereği tahlil edememek, sosyolojik ve felsefi boyutunu görememekten kaynaklanıyor.

    Elbette ki daha vahim olanı ise şartlanmışlıkta yatıyor olmasıdır.
    Bu konuma odaklanmış bir insan her vakit saldırı maduna ayarlanmış olduğundan çaresizdir, idraki kilitlenmiştir, irfanı ötelenmiştir.

    Bir tek şey onun için son derece önemlidir.
    Çünkü sorunu bir akide olarak değerlendirmektedir, bu yönde ilerlemektedir ve sabrı nimetlerinden, açılımlarından istifade etmeyi asla düşünmemektedir.

    Oysaki bu ne acı bir durumdur. Bilenler için, dileyenler içindir elbet.
    Ezele ve ebede yaklaşımları bakış açıları o kadar farklıdır ki adeta “necranlar” gibidir.

    Tefekkür nerdedir, kimlerin derdidir, hiddet her şeyleridir.
    Tahakküm en değerli hasletleridir çünkü ilmi ve irfanı bir değer olarak görmemekteler.

    Bizim hassasiyetimiz korunsun ve ona dokunulmasın, devlet, millet değerlendirilmesi nasıl olsa zaman içinde şekillenir diyenlerdir.

    Milli değerler ve hassasiyetler tarih sayfalarına hapsedilmeli ve bu necip milletin en önemli değeri olan akidesi bir çöl kanunu anlayışıyla Araplara terk edilmeliydi.

    Sekülerliğin gereği paganlaşmak ve izmlere sarılmak olmazsa olmazlarıydı.

    En önemli dertleri bu uğurda can vermeyi öncelemekti lakin iş başa gelince vatanı terk ederek Frenklere sığınan gafillerdi.

    Neccarlar da kimler mi dediniz?
    Biraz sabrederseniz elbette sizleri bilgilendireceğimi göreceksiniz.

    Hani evrensel mesajın tek adresi olan Kur’an kerim, geçmiş ümmetlerin akideleri uğruna hangi safhalardan geçtiklerini hikâye eder ve ne çileler çektiklerini ibretle önümüze serer.

    Efendimiz ve tek önderimiz bir rahmet sebebi iken neler çekmemişti ki?

    Niçin akidesi için öyle değil mi?

    Allah sadece gökyüzüne hükmetsin, bizim işlerimize asla karıştırılmasın kaygıları ve zanları, dolayısıyla tercih hakları değil miydi?

    Şirkin ne demek olduğunu ve neleri kapsadığını bilmeyecek kadar.
    Bir taassubiyet için ölecek kadar, kalp gözleri görmeyecek kadar, vicdanlar kararacak, mahşeri vicdan yaralanacak kadar.

    İnanan insanları, kendi halkını sırf akidesi sebebiyle ve Allaha şirk koşmaması nedeniyle mahkûm ediyorlardı.

    Bir zamanlar Museviler bu çilenin muhatabıyken, tahakküm adına, tuğyan adına, enaniyet adına bu kez bizzat yaşadıkları eza ve meşakkat tecrübelerini

    Hıristiyanlara göstermekten kaçınmamışlar ve onları kaçırana kadar takiplerine ve saldırılara devam etmişlerdir.

    Necranlılar ise oldukça geniş çukurlar kazarak, bu çukurlarda ateşler yakarak kor haline gelmesini temin ediyorlardı.

    Daha sonra, yakaladıkları tevhidin yolcularını kuyunun ve kor halinde ki ateşin kenarına getirerek,

    Ya vazgeçeceksin ya da burada ateşe atılarak yakılacaksın tehdidiyle korkutarak inançlarından vazgeçmelerini sağlayacaklarına kani oluyorlardı,

    Başarılı olamayınca da ateşin içine atarak yakıyorlardı zalimler.

    Birçok âlimin, Abidin, zakirin, erenin asılarak katledildiği misali.

    Birçok mütefekkirin kaçırıldığı misali, arşivlerimizin Bulgarlara satıldığı gerçeği!
    Kim ne yapabilirdi ki?
    Bir kez bu masum halk korkutulmuş ve inandırılmıştı.

    Bu bakımdan sabrı tanıyan, tuğyandan kaçan, elbette ki bir inanan fütursuzluğa, lafazanlığa kaçamaz, enaniyeti için asla bir gayretin içine giremez.

  4. #1974
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.10.06
    Mesajlar: 3.404
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Bu hazımsızlık ne kadar kötüymüş meğer!

    selamun aleyküm abim allah razı olsun çok güzel bilgilerdi.selametle kal abim.inşallah müslümanlar hep galip gelecekler.hazmedemeyenler gebersin.

  5. #1975
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.06.07
    Yer: Kayseri
    Mesajlar: 4.498
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Bu hazımsızlık ne kadar kötüymüş meğer!

    meftun61 yazdı:
    selamun aleyküm abim allah razı olsun çok güzel bilgilerdi.selametle kal abim.inşallah müslümanlar hep galip gelecekler.hazmedemeyenler gebersin.
    Ve aleyküm selam değerli kardeşim, çok teşekkür ediyorum ve dualarınızı amin diyorum.

  6. #1976
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.06.07
    Yer: Kayseri
    Mesajlar: 4.498
    Teşekkür ve Beğeni

    Anlamak isteyenler neyi önceliyorlarsa!

    Her insan farklı hissiyatların müntesibidir.

    Her yazılan muhtelif değerlerde ki kimi meramlar, muhakkak ki bir şeyler anlatmak içindir.

    Lakin telakkilerin açılımları o kadar değişkenliğe kapı aralamaktadır ki bu bakımdan da okuyan her insan, muhakkak ki yazanın mevcut halini mutlaka anlayacak diye bir şart bulunmamaktadır.

    Okuyan her ne diliyorsa ve neyi önceliyorsa bu yöne kanalize olacağından ibretin, letafetin ve nezaketin çoğu kez farkını kaçıracaktır.

    Korkulur ki bir şartlanmışlığın, fanatikliğin, taassubu yetin prangalarına sinesini, tahkikini ve şevkini teslim etmemiş olsun ve vicdanı diri bulunsun.

    Her insan bir başka âlem için kapı araladığından, fevkalade farklılığı bulunduğundan ve bizzat mükellefiyete muhatap olduğundan çok önemlidir ve oldukça değerlidir.

    Ne zaman ki bu hasletlere haiz bulunan insan, zatını ve ayalini mücehhez kılan en değerli hazinesi durumunda ki değerleri reddi miras addederse…

    Örfü ve kültürel alt yapıyı ve özellikle manasını tamamen dışlayan ve bir hakirliğin içinde nazar etmeye başladığı zamanlarda…

    Kendini amansız bir boşluğun ve ne denli temelsizliğin safhasında bulacaktır.

    Bu zaman diliminde mukallitlik aslolan olacağından, idrak ve izan yozlaşacağından, mazi ve ati buharlaşacağından ulvi gayeler yerini sekülerliğe terk edecektir.

    Bu yönde yapılan tercih öyle bir iletir ki, hükmü, tahakkümü ve mukayeseleri sadece tek bir amaç için seferber ederler.

    Kazanmak, kazananın yanında yer almak bir hayatı bu istikamette müdavim kılmak.

    Bir nevi ve daha sarih bir ifadeyle nefslerin köleliğine itibar ederek yaşamaya razı olmak ve bu uğurda gayret göstermektir.

    Bazen halime manidar gelen bir tabir vardır!

    “yalan dünya” diye

    Oysaki bizler tüm doğruları bu yalan dünyada öğrenmeye çalışırken bu hamiyetperver dünyaya da sitem gönderiyoruz bir şekilde.

    Onu yaratan bilinirken, nasıl bir görevle mücehhez kılındığı varit iken.

    Düşünmek ancak bilerek düşünmek ve neyi düşüneceğimizi bilmek latayiflerin, hale yansıyan akıbetin, mizan haşyetinde ki aksedanın gül esintilerinden zuhur eden arzı mekânın yalnızca ona ait olan rahmet kokusunu terennüm etmeliyiz.

    Bu minval üzerine hayatımızı şekillendirmeliyiz.

    Ezel ve ebet için nefeslenmeliyiz, kadrin, ahirin şevk veren hazzı için meşk edebilmeliyiz.

    Hamasetin ve enaniyetin girdabında nefeslenir isek işte o vakit hak getire.

    Mazlum; hakkı gasledilen elinden zorla alınan, çaresiz bırakılan feryadın zatıdır.

    Evveli âdemden beri, kıyametin son sahnelerine kadar da devam edecektir.

    Bu öğretinin sahibi tek önderim ve bir ümmeti olmaktan şeref duyduğum efendimdir, onun yolundan giderim ancak onun için nefes tüketirim.

    Onu en son olarak gönderen, şeref bahşeden, kâinatı onun için yarattığını söyleyen, geçmiş ümmetlerin hayatlarını hikâye eden, aşkın membaı güzelliğin dergâhı, faziletin perdahı, hakikatin kaynağı Cenabı Hak ve tekaddes hazretleridir.

    Zatımın hayat felsefesi, nizam gayesi, destur ilkesi ancak budur ve böyle kalacaktır.
    Mecburum, icbarım, hicranım, bu uğurda köleyim, bu yolun aşığıyım.

    Her kim ne derde ve ne söylerse bir canı insan olduğu için muhakkak ki dinlerim.

    Zatım için her ne söylerlerse elbette sabrederim çünkü mizanı önceleyenim.

    Nefs bakımından en hakir, en rezil ve en şirret birisi olduğumu muhakkak ki bilirim.

    Çıkarım adına, menfaatim uğruma ne kadar hadsiz olduğumun da bilincindeyim.

    Zaten bu bakımdan, öğrenmem açısından burada değil miyim ki?

    Her ne kadar bazen muvazenem bozulsa da elbette ki takdir hakkı sizlerindir.

    Dolayısıyla ütopiler, hayaller, bir maksada mebni için yaşanılmayanlardır.

    Kişiler kişiliklerinin el verdiği ölçüde, mana muhayyilesinde kaldığı müddetçe kendi melaliyle dalgalıdır.

    Kimi insan dalganın sesine, kimisi şevkine ve kimileride yalnızlığın iklimlerinde susuzluğa gark olmuş çaresizler misali.

    Hissi veren, ilga eden, sevgiyi tecellisiyle getiren membaa belli, her kim nasıl dilerse hissettiği ölçüde yaşayandır, anlayandır, manzara keyfiyetiyle bakandır.

  7. #1977
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.06.06
    Mesajlar: 2.053
    Teşekkür ve Beğeni

    MERDİVENLER...

    MERDİVENLER...



    Hiç düşündünüz mü, hayatınızda ne kadar vazgeçilmezdir merdivenler. Evimizin, apartmanızın olmazsa olmaz parçası. Bizi aşağıya taşıyan, yukarı çıkaran, ulaşamadıklarımıza ulaşmamız için basamak olan merdivenler.. Gün olur, alev alev yanan bir evden ağlaşan çocukları indirmek için şefkatle uzatılan itfaiye merdiveni olur. Gün olur, ağaçtaki meyveye uzanmak için uzanır merdiven. Ve daha ne çok kullandığımız yer vardır merdiveni...
    Merdiven, hayatı anlatmak için kullanılır bir bakarsınız şiirlerde. "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden" diye başlar Ahmed Haşim ve hayatı merdivenleştirir. Ardımız sıra bıraktığımız günlere ağıtlar yakar.
    Nasıl anlatılır hayat merdivenle? İlk basamak neresidir, hangi hâl son basamak? Biz aslında, ademden vücuda dayanmış bir merdivende, hayat merdiveninde ilerliyoruz, adım adım, basamak basamak. Hayat adını verdiğimiz merdivende, her basamakta çok şeyler yaşayarak, kâh gülerek, kâh ağlayarak, ama hiç durmadan, bir geri basamağa inmeden ilerliyoruz.
    İlk basamaklarda çocukluğumuz bekler bizi. O sıralar merdivenin farkında bile değilizdir. Her yer yakın ve her şey bizimdir. Bulutların üzerinde dünyayı seyrederiz gülerek. Kâh ana kucağının sıcaklığında dindiririz acımızı, kâh pembe hülyalara salarız kalbimizi. Gidenlerin, elimizden çıkanların farkında değiliz. Çünkü her an, her şey bizim için yeni. Ne zaman kaybolur çocukluğun büyülü dünyası? Ne zaman bulutlardan inilir, ayaklar ne zaman yere basar? Hayat sancısı hangi basamakta hissettirir kendini? Ne zaman kaybetmeye başlarız sevdiklerimizi ya da kendimizi?
    Çocukluk basamakları ansızın bitiverir. Kendimizi sancılı bir delikanlılık/genç kızlık devresinde buluveririz. Kanımız çağlayarak akarken, bizi kimse tutamaz. Her şeyi biz biliriz ve kimse de bizi anlamıyordur. Her yerde olmak isteriz, her şey olmak isteriz ama mutlaka herkesten farklı kalmak, her yerden yüksekte durmak isteriz. Bize önerilenlere illâ ki karşı çıkarız. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelir hayat ve gençlik. Öyle ki nice olmaz şeyi gözümüzü kırpmadan göze alır, yüreğimiz burkulmadan harcarız zamanı. Gün gelip beli bükük, bir ayağı çukurda ihtiyarlar olacağımızı hesap etmeyiz, bilmeyiz, düşünmeyiz. Hep böyle dinç, hep böyle genç kalacak gibiyizdir. Acıları da sevinçleri de öylesine abartılı yaşarız ki... Kederde de, sevinçte de dünyamız baştan sona değişir; ya var, ya yok olur. Gök bir güneşlidir, bir sislidir. Hayat akıp gider, ardına bile bakmadan. Hâlâ merdivendeyiz; farkında mıyız? Bilmiyoruz. Bazı tökezlemelerde hissediyoruz belki... Ayağımız takılmasa, dizlerimiz acımasa hiç hissedecek değiliz. Sarhoşuz, gençlik sarhoşu... Peki ya sonrası...
    Olgunluk çağı mı? Yoksa büyük aldanmaların yaşandığı basamaklar mı? Bilmiyorum. Deli deli akan kan durulmuştur artık. Bir baltaya sap olmuşuzdur belki ya da olmak için çalışıyoruzdur. Hayat gerçekleri acıdır demeye başlamışızdır. Çünkü, artık bakmamız gereken bir ailemiz, sorumluluğunu üstlendiğimiz çocuklarımız vardır. Hayat bir koşuşturmadır; evden işe, işten eve. Problemler, çözümler arasında dokunan mekikler. Peki ya biz neredeyiz? Biz kendimiz için ne yapıyoruz?
    Şimdi şakaklarımıza karlar yağdı, yürümemiz yavaşladı. İhtiyar olduk. Hiçbirşey eskisi gibi değil... Uğruna yaşadığımız herşey bizden yavaş yavaş uzaklaşıyor. Çocuklarımız şimdi kendi yollarını adımlıyor, kendi merdivenlerinin basamaklarında oyalanıyorlar. Bir zamanlar bizim yaptığımızı yapıyorlar. Hayallerine merdiven kuruyorlar, sevdalarının zirvesine tırmanıyorlar. Ve sevdiklerimiz, basamakları birlikte adımladığımız akranlarımız, akrabalarımız, dostlarımız bir bir göçüyorlar buradan. Daha bir yalnızız şimdi. Kendimizle başbaşayız. Ölümle yüzyüzeyiz şimdi; hani şu uzaktaki ölümle, gençlikte bir türlü kendimize yakıştıramadığımız mezara dönük yüzümüz.
    Sahi niye gelmiştik biz bu âleme. Her basamakta bizi yokluğa taşıyan merdivenleri adımlamak için mi? Yoksa her basamağında sonsuzluğu hissettiğimiz hakikat merdiveninde emin adımlarla ilerlemek için mi? Tercih bizim, hepimizin. Şimdi kararımızı verelim, merdivenimiz düşmeden, basamaklar tükenmeden.. Biz hangi merdivendeyiz? Hangi basamakta bekler bizi ecelimiz? Adımımız hangi basamakta tükenir? Adımız hangi basamağa "göçtü gitti!" diye düşer?
    Şair Paul Verlaine’in sorusunu ilk basamakta sormalı değil miyiz?
    İşte hayat! Aç gözünü gör;
    Bak ne kadar sade.
    Her günkü sade gürültüdür
    Şehirden gelmekte.
    Ey sen ki durmadan ağlarsın,
    Döversin dizini;
    Gel söyle bakalım ne yaptın,
    Nettin gençliğini?

    Dikkat! Merdivendeyiz! Düşebiliriz!



    SEMİNE DEMİRCİ (Senai Demircinin Eşi)

  8. #1978
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.09.06
    Yer: kars
    Mesajlar: 835
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: MERDİVENLER...

    S.A. EMEĞİNE VE YÜREĞİNE SAĞLIK DİN KARDEŞİM YÜCE RABBİM YAR VE YARDIMCIN OLSUN A.E.O.

  9. #1979
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.06.06
    Mesajlar: 2.053
    Teşekkür ve Beğeni

    Babasızlık öyküsü...

    Babasızlık öyküsü...

    Hayatta olup, yanında olmayan bir baba. Aynı evdesiniz ama varlığınız umrunda değil. Yaş 7 ilkokul sıraları. Herkesin anne ve babası okulun ilk günü yanında. Benim annem çalışıyor, babam ise yok. İşi var mıydı bilemiyorum. Komşuya emanet edilmiş bir çocuk. Komşumuz tuttu elimden, okul yolundayız. Yolda babamla karşılaştık. Yanında bir arkadaşı vardı. Beni gördüğü halde iki yabancı gibi yanyana geçiştik. Üzülme dedi komşumuz,cahil adam. O öyle yetişmiş dedi , bana teselli olsun diye. Kızım deyip sarılsaydı bana, dünyaları verseler değişmezdim.

    Kırık bir kalple başladım okulun ilk gününe. Okul bahçesindeyiz herkesin babası ve annesi yanında, imrenerek bakıyorum onlara. Okul zili çalıyor, içeriye giriyoruz, el sallıyor herkes anne ve babasına. Bazılarının ağlama gibi bir lüksü de var, ayrılmıyor anne ve babasından. Ben ise hayali bir baba yaptım kendime, en uzun boylu amcaya el salladım kendimi mutlu etmek için. İyi ki hayal edebiliyordum çünkü beni mutlu ediyordu o anlık hayallerim. Yıllarca böyle oldu. İyi ki annem vardı yanımda. Onun sevgisini hep hissettim. Uzun yıllar çalıştı beni okutmak için. Bir kızın okula gitmesi gereksizdi babam için. Tek suçum kız çocuğu olmaktı, cahiliye devri gibi. Attı beni kendi eliyle kazdığı babasızlık mezarına. Hiç sarılmadı bana, duyamadım baba kokusunu.
    Yaş 19. nGizli gizli okumalar bitti ve ben evleniyorum. Düğün günüm,artık evden çıkıyorum. Evdeki herkese sarılıp vedalaştım. Gözlerim babamı arıyordu ama babam evde yoktu. Ah baba dedim, bugün de mi? Sarılmak istediğim, sana ihtiyacım olan en önemli an. 19 yılı telafi edebilirdik bugün. Sen farkında olmasan da, ne kadar ihtiyacım var sana yeni bir hayata adım atarken. Ve düğün salonunun kapısındayız. Babam orada gelen misafirlerle ilgileniyor. Başkalarıyla ilgileniyorsun baba. Benimse sana ne kadar ihtiyacım var baba...

    30 yaşında bir anneyim artık ve 2 oğlum var. 3 yıl önce hastalandı babam. Onun tek önemsediği erkek evladı yok yanında. Hastanede ben varım yanında. Hastalığı atlattı ve ben evime dönüyorum. Elini öptüm babamın. Tuttu kollarımdan kendine çekti beni, sarıldı. Yıllardır hasretini çektiğim, hayalini kurduğum sahne. Onun gözünden dökülen yaşlar omuzumu ıslatmıştı. Allah'ım nasıl da hasret kalmışım baba kokusuna. Ne güzel bir kokuymuş bu, saatlerce öyle kalabilirdim. Beni sevdiğini söylemese de, gözyaşları herşeyi anlatmıştı . Geç de olsa sarılmıştı babam bana... İçimdeki 7 yaşındaki kız çocuğu, başını kaldırmıştı yerden. Artık umutsuz değildi, hayalleri gerçekleşmişti. Hala hayal kuruyorum ve hayalleri gerçekleştiren Rabbime şükrediyorum. Ne olur sarılın kızlarınıza... Onların ihtiyacı var baba kokusuna...

    ALINTIRDIR...

    BABALARA VE BABA OLMA ŞANSI OLANLARA...

  10. #1980
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.09.07
    Mesajlar: 49
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: MERDİVENLER...

    BÖYLE DERİN MANALARI İÇEREN BEYNİMDE VE YÜREĞİMDE BİRÇOK SAYFALARI ÇEVİRTEN,DÜŞÜNDÜREN ,DERİN BİR HAMD ETMEME VESİLE OLAN KIYMETLİ SATIRLARI BİZİMLE PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN.EMEĞİNİZE SAĞLIK.

Sayfa 198 Toplam 222 Sayfadan BirinciBirinci ... 98148188196197198199200208 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Tertip sahibi kimdir?
    Konu Sahibi _ZÜMRA_ Forum Namaz
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 14-09-2010, 00:20
  2. Mâlik bin Dinar
    Konu Sahibi _AYDIN_ Forum Dini Hikayeler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19-01-2010, 02:56
  3. Rabbimizin Sevdiği 10 Halimiz
    Konu Sahibi mavci Forum Allah (c.c) Hazretleri
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 11-06-2009, 16:26
  4. bir saat(lütfen okuyun)
    Konu Sahibi kbusra Forum Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12-02-2009, 23:26

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •