Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 18 Toplam 222 Sayfadan BirinciBirinci ... 816171819202868118 ... SonuncuSonuncu
171 den 180´e kadar. Toplam 2216 Sayfa bulundu

Konu: GÜNLERDEN BİR GÜN KURBAĞA YARIŞI DÜZENLENMİŞ!!!

  1. #171
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 01.08.06
    Mesajlar: 579
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: ARANIZDAN AYRILIYORUM HAKKINIZI HELAL EDİN...

    ALLAH CC GÜNLERİNİ HAYIRLI KILSIN DOĞRU YOLDAN AYRILMA İNŞAALLAH

    AYRILMADAN BİR İSTEĞİM VAR KISA MSJLAR(TEMENNİ VE DİLEKLER)
    BÖLÜMÜNDE BENİM AÇTIĞIM VE TEXAS KARDEŞİMİZİN AÇTIĞI K.MSJLAR ÖZELLERE KATILIRMISINIZ A.E.O

  2. #172
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(dünyadan ahirete götüren sevgi)

    Aşk dediğin ya Allah'tan gelmeli,
    ya Allah için olmalı,
    ya da Allah'a ulaştırmalı;
    yoksa yerle bir olmalı.
    Aşk "sevgi" boyutuna ulaşmıyorsa,
    adı batmalı…
    Sevgi ki, Allah'ın varlıkları
    yaratmasındaki yegâne gayesi.
    Sevgi ki Allahu Teâlâ'nın,
    kullarına yerleştirdiği en güzel hediye.
    O'ndan gelen ve ona dönecek olan
    en anlamlı duygu…"



    "Saklarım gözümde güzelliğini,
    Her nereye baksam sen varsın orada.
    Gizlerim kalbimde muhabbetini
    Koymam yabancıyı sen varsın orada"
    İnsan içindeki duygularını kimi zaman kelimelere dökemez; ama duyduklarını yaşar, özümser… Ben de çocukluğumdan bugüne dilime doladığım bu dörtlükte ilk okuduğum duyguları yaşarım her zaman. Ulaşmayı hayal ettiğim; fakat ulaşamadığım sevgiliye bu dizelerle yalvarmak, yakarmak gelir içimden hep, en içten yakarışlarla…
    Onun güzelliği her şeye öyle güzel yansımış ki, kocaman bir kâinata, taşa, toprağa, ağaçtan yaprağa, kuşlardan güllere, canlı cansız her bir şeye…
    Onu kelimelerle anlatmak mümkün değil. Dünyanın en zengin, en güzel kelimelerinde bile öyle yoksun kalır ki cümleler Onu anlatmaya… Ancak diz çöküp huzuruna varmak ellerimizi açarak yüreğimizde kanayan sevgi ile en içten, en saf, dünyadan arınmış duygularla, ruhumuzla O'na seslensek de nafile…
    Çünkü O'nu sevmek, sevdikçe sevmek demek… Bu gün bir ise yarın bin olması gereken bir sevgidir O'na duyulan sevgi…
    "Sevgi, insanın lezzet aldığı şeye, meyletmesidir. Aşk, bu meylin her geçen gün artarak devam etmesidir. Aşk, insanı maşuk uğrunda her şeyini gözünü kırpmadan feda edecek hâle getirir."
    Bir insanın Rabbisini, ilk tanıdığı ve bildiği vakitten sonra, O'nun için nefes almaya, O'nun rıza–i ilâhîsine ulaşma çabalarına mâna katan ne sanırsınız? Elbette ki, O'nu ilk bildiği gün ile, aradan geçen zaman içinde yüce bir sevginin oluşmasıdır. Çünkü O'na yönelen ve O'nu zikreden kalp ve dillerin, alınan her bir nefesin bir anlamı vardır.
    Tüm bunlar kişiye haz vermektedir.
    Öyle sıradan bir hâl değildir bu…
    Abdest almadan önceki hâlimizle; abdest aldıktan sonraki hâlimizin bir olmayışı gibi.
    Ya bir de namazı kıldıktan sonraki hâlimiz!...
    Hele bir de incelen bir kalp ile, tüm ruhumuzla, O'na yönelip açtıysak elimizi, şükrümüzü, sevgi ve saygımızı sunduysak Rabbimize!.. O insan ne hâle gelir… Ki artık o öyle bir hâle gelmiştir ki, bu dünyada değildir ve ne yerde, ne de göktedir. Ateşler, seller alsa da onu, hissetmez, duymaz; umurunda değildir. Çünkü o Rabbisinin huzurundadır. Yalnız ve yalnız O'nu duymakta, O'na seslenmektedir.

    DÜNYADAN ÂHİRETE GÖTÜREN SEVGİ
    "Aşk dediğin ya Allah'tan gelmeli, ya Allah için olmalı, ya da Allah'a ulaştırmalı; yoksa yerle bir olmalı. Aşk "sevgi" boyutuna ulaşmıyorsa, adı batmalı… Sevgi ki, Allah'ın varlıkları yaratmasındaki yegâne gayesi. Sevgi ki Allahu Teâlâ'nın kullarına yerleştirdiği en güzel hediye. O'ndan gelen ve O'na dönecek olan en anlamlı duygu…"
    Aşk, denince benim aklıma ilâhî aşk gelmekte, sevgi denince de ilâhî sevgi:

    DÜNYADAN ÂHİRETE GÖTÜREN
    BİR SEVGİ…
    Sevgi dediğim, aşk dediğim duygu, beni Rabbim ile buluşturmuyorsa, batsın o sevgi. O kalp taştandır, zindana benzeyen karanlık bir kutu misalidir ya da dipsiz bir kuyudur. Onu hiçbir şey dolduramaz, doldursa bile güzelleştiremez.
    "Ben ne yere, ne de arşa sığarım. Ben ancak mü'min kulumun kalbine sığarım." İlâhî aşkın hududu, boyutu, derinliği diye bir şey yoktur. Gittiği yere kadar, uzandığı yere kadar her dem büyüyen, filizlenen bir ağaç gibidir. Artık onu hiçbir güç engelleyemez, durduramaz. Bu aşkın lezzetine varanlar ne dünyadan haz alır, ne de dünyaya ve geçici heveslere meyleder. Onun aradığı başka bir tat, başka bir huzur vardır. O da Rabbisinin sevgisine ulaşmak ile bulabileceği bir huzurdan, tattan başka bir şey değildir.
    Bu aşk ateşine düşen, bir daha çıkamaz o ateşin içinden. Öyle yakar ki yürekleri, "ah!" diye inlemek bile zevk verir insana. Hayali ve gerçeği birbirine katmadan, sevdanın coşkusunda yaşar insan. Ne yar vardır artık ne de ana baba... Bir tek sevgili vardır o da: ALLAH. O'nun sevgisi kalpleri sardı mı yakar, âdeta bir nur, ışık olur tüm kalpler. İnsan, nefes almaya bile korkar, içindeki sevginin ateşi söner diye.
    Ancak ilâhî aşkı bulmalı, onu tatmalı, yaşamalı ki, bu kalp, kalp olsun ve huzura ersin. Saadete ancak Allah'ı anan kalpler ulaşır.
    "Dikkat edin! Kalpler yalnızca Allah'ı zikretmekle tatmin olur, sükûna erer, rahatlar." (Rad sûresi, 28)
    Merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır bu âyet–i kerimeyi şu şekilde tefsir etmektedir:
    "Evet, bilin ki, başkasıyla değil, ancak Allah'ın zikri ile veya Allah'ı anmak ve hatırlamakla kalpler mutmain olur. Gönüller huzura erer, içsel acılar, sancılar şifa bulur, sükûna kavuşur, yatışır. Çünkü her şeyin başlangıcı ve sonu Allah'a bağlıdır. Bütünüyle sebepler zinciri Allah'tan başlar ve yine dönüp dolaşır O'nda son bulur. Mümkün ve muhtemel olan her şeyin akışı Allah'ta kesilir. Allah, daha üstü ve daha ötesi olmayan, sınırdan ve miktardan münezzeh olan yüceler yücesi olduğundan, gerek dış dünyadaki varlıklarda, gerek vicdanda O'ndan ilerisi yoktur ki, fazla bir kalp hareketine imkân ve ihtimal bulunsun. Allah deyince, düşünceler hareket hedefinin son noktasına erişmiş, mantıklar durmuş, bütün duygular, bütün korkular ve ümitler son durağına dayanmış bulunur. Gönüller O'nun dışında hangi dünya nimetine meylederse etsin, hangi isteğe ulaşırsa ulaşsın, onların hepsinin daha iyisi ve daha üstünü, daha ötesi bulunduğundan, hiçbirinde karar kılamaz. Hiçbiri ruhun özlemini gideremez, heyecanını doyum noktasına ulaştıramaz. Haz ve lezzette daha yükseğine ulaşmak ister. Fakat kalp ilâhî marifetten, Allah'ı zikirden zevk almaya başlayınca, bütün maksatların ve bütün işlerin Allah'a yönelmiş olduğunu anlar ve artık O'ndan yüksek bir makam ve merciye, O'nun dışında bir maksuda geçmek mümkün olmaz. Bundan dolayıdır ki, Marifetullah'a yükselemeyen ve Allah'ı zikretmeyen kâfir ve gafil kalpler, hiçbir zaman ıstıraptan kurtulamaz, kalp ve gönül huzurunu tadamaz, huzur bulamaz. Çırpınır durur. Üstelik bu çırpınış bir aşk neşesinin uyandırdığı vuslat heyecanı da değildir. Geçici sebeplerin, boş emellerin sarsılıp yıkılışından kaynaklanan bir hicran acısıdır ki, "Allah" demedikçe sürekli olarak devam eder gider."

    KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR
    … Ve artık kişi sevdiği ile beraberdir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen o ikinci sevgili gelir artık: Hazreti Resûlullah, sevgilinin sevgilisi, Allah dostu, Allah sevgilisi, yoluna canlar feda edilen, her anıldığında "Anam babam sana feda olsun ya Resûlullah!" diye hitap edilen insan: Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem…
    İşte aşkın en tatlısı… Yüce Yaratıcımıza tek sevgili olan, gelmiş geçmiş tüm insanların en hayırlısı, en güzeli olan…
    "Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azap edecek değildir." (Enfal sûresi, 33)
    Özünde Allah sevgisi olan, yüreğinde O'nun ateşi, kulaklarında O'nun sesi ve dilinde de yine O olan Kâinatın Efendisi…

    KÂİNATIN VAROLUŞUNDAKİ O GÜÇ
    NEREDEN GELİYORDU?
    Neydi bu âlemi bu denli güzelleştiren?
    İnsanı yeryüzüne sığdıran, onu "en şerefli", "en üstün" varlık durumuna getiren neydi?
    Tüm bunların kaynağı nereden geliyor ve bu gücü nereden alıyordu?
    Bu güç, Allahu Teâlâ'nın sevgili kuluna bahşettiği Resûlullah, Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sunduğu güzel duyguların tecellisiydi.
    Bu güzel duygunun kaynağı ise, SEVGİYDİ…
    Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, O'nun en sevgili kuluydu.
    Tüm kalpler Allah'ı ararken, Rabbimiz kendisine tek sevgili olarak onu seçmişti.
    Gönüller Sultanı, yeryüzünün, gökyüzünün, yaratılanların en güzeli, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'in sevgisiydi tüm mahlûkata ve bu âlemlere varlık âleminde mâna katan ve tatlandıran, şereflendiren, güzelleştiren…
    O'nun sevgisiydi, Rabbimizin ilim ve kudretinin tecellisini bu kâinata yansıtan.
    Oydu…
    Gönüllerin Efendisi…
    Sultanımız…
    Sevgili Peygamberimiz…
    Gül kokulu Muhammedimiz…
    Yaratılanların en güzeli…
    İnsanların en şereflisi…
    En merhametlisi…
    En şefkatlisi…
    Ümmetine önderlik eden, O…
    Doğruların doğrusu, "En emin" olan, O…
    İnananların en güzel yolcusu, O…
    Dünyadan âhirete götüren sevgiyi kendisinde taşıyan, O…
    Rabbisinin sevgilisi olan, O…
    Ümmetinin sevgilisi olan, O…
    O, gül kokulu Muhammedimiz…



    O'nun dünyaya gelişiyle bu âlem ve öteki âlemler titredi. Bu dünyadan göçüşü, Rabbine varışı da yürekleri titretti.
    O, bu dünyada bize sevgili olduğu gibi mahşerde de sevgimizi, sevgisiyle yoğurarak şefaatine ereceğiz.
    Onu sevmek, Ona iman etmek, Allah'a iman etmek demektir. Bir kimse gönlünde Peygamber sevgisini taşımadan, Onun sevgisini yaşamadan ölürse, mahşer günü sıkıntıların hepsine hazır demektir. Ki eğer bir kimse Onun sevgisiyle yaşayıp O'nun sevgisiyle göçerse bu âlemden, mahşer günü tüm sıkıntılar ve zorluklar ondan uzak olur. Çünkü bu sevgi insanı dünyadan âhirete götüren bir sevgidir.
    "De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır. De ki, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez." (Âl–i İmran sûresi, 31–32)

    RABBİMİZE ULAŞMANIN YOLU İSE
    O'NU SEVMEKTEN GEÇER
    …ve içimdeki duyguları tarif edememenin acizliği içerisindeyim. Rabbime olan sevgimi anlatamayışımın ezikliğini yaşıyorum. Buna kelimelerin yetmeyeceğini, sayfalara sığmayacağını biliyorum. Mümkünü olmayan bir hâl… Dil ile değil; ancak kalp ile söylenebilecek, duyulabilecek, hissedilebilecek bir hâl…
    Allah'a giden yolda, O'na tâbi olmak, kul olmak önde gelir. İşte bundan sonra ilâhi aşk kendiliğinden meydana gelir. Bir kimse, sevdiği için gözünü kırpmadan her şeyi feda edecek duruma geldikten sonra o sevgiliye ulaşmak artık onun için çok kolaydır. Rabbimize ulaşmanın yolu ise, O'nu sevmekten geçer. O'nu sevmedikçe gerçek mü'min olamayız. İnsan, O'nu sevmeyi bilmeden, öğrenmeden nasıl mü'min olabilir? Kalplerimizi, beşerî aşklarla değil; ilâhî aşkla doldurup doyuralım. Zira beşerde olan her şey yok olmaya, sona ermeye mahkûmdur. Rabbimizden gelen ve O'na giden ilâhî aşk ise, bu dünyadan âhirete gidecek bizimle. İşte bu aşk, bizi dünyanın ezasından, cefasından, meşakkatlerinden alıp Cennet–i Âlâya ulaştıracak. Yüce Sevgilimizin huzuruna ve O'nun cemâl–i ilâhîsine ulaştıracak.
    O'na âşık olanlar bilir bunun ehemmiyetini, aşk ile yanan gönüller sevgiliye ulaşma arzusuyla nefes alıp verirler… Yeter ki "Sevgiliye ulaşayım!" der, dururlar. Maksuda ulaşmanın arzusuyla yanıp tutuşurlar.
    Yüce Mevlâ'mız, bize gönüllerimizde, gözlerimizde, dilimizde kendi sevgisini yaşamayı, yaşatmayı nasip etsin!
    Ey Rabbim! Son nefesimiz de dâhil, seni anarak, seni severek, sana ulaşmayı özlemiş bir kulun olarak huzuruna varmayı nasip eyle bize.
    Huzuruna vardığımızda alnımız ak, gönlümüz pak olsun. Bir tek Seni koyduğumuz yüreğimizi sevginle dolup taşırıver ve bizleri de huzuruna Sana olan sevgimiz hürmetine kabul buyur. Bizi, sevdiğin mü'min kullarından eyle.
    "Allah'ım! Bana Senin sevgini, Seni sevenin sevgisini, Senin sevgine ulaştıracak olan her sevgiyi nasip et."
    Bitimsiz bir yol…
    Sana varan bir yol…
    Seninle başladı, Sende bitecek olan bir yol…
    En küçük şeylerle çok büyük saadetlere ulaştım.
    En az olanla yetinmeyi öğrendim.
    Nefes alışım anlam kazandı.
    Dünyanın büyüklüğüne aldanmadım.
    Neleri sığdırdığına ve neyi ifade ettiğine ulaştım.
    Çok şeyde anlam buldum
    Senin varlığın, varlığıma mâna kattı.
    Senin yüceliğinle buldum en saygın yerimi…
    Sana inanmakla gördüm,
    Yalnız olmadığımı
    Ve herkesi yitirsem de
    Herkesten başka tek ben kalsam da dünyada,
    Yalnız kalmadığımı, yalnız olmadığımı,
    Benimle olduğunu, Sana güvenerek öğrendim.
    Anaya da, babaya da, yâre de ulaştıran Sensin.
    Ve sen her şeyden de öte EN SEVDİĞİMSİN.
    Yollarda; adımlarımın başında,
    Ve arkamda; dönsem hemen arkamda,
    Sağımda, solumda…
    Sen, benim ruhumun en engin, en derin köşelerinde,
    Her ân ve her hâl ile benimlesin.
    Dilimde sen; zikre lâyık olan her daim…
    Kalbimde Sen; yürek atışımda olan…
    Kulağımda sen; her sözüne inanılan, güvenilen…
    Ellerim Sana; her açtığımda Sana yalvaran…
    Adımlarımda Sen; her gittiğim yerde Sen olan…
    Düşüncelerimde Sen; hiçbir şüpheye yer vermeyen…
    Azametini, merhametini, şefkatini,
    Tüm âlemlere sahip oluşunu,
    Ve tüm âlemlere hükmedişini, Rab oluşunu,
    Tüm mahlûkata yer ve zaman verişini
    Bir ve eşsiz oluşunu,
    Tek dayanak, tek ümit verici oluşunu,
    Varlığını, Yüceliğini,
    Tüm saydığım ve sayamadığım,
    Saymakla da bitiremeyeceğim esmâ–i ilâhîni,
    Yani Seni istiyorum Allah'ım!.. Seni… Bir tek Seni…
    Sen, beni ve tüm mahlûkatı meydana getirensin.
    Ruh ve can veren, tek ve eşsiz olan Rabbim,
    Yüce merhametini, şefkatini, rahmetini nasip eyle.
    Bu can, varlık âleminde seninle anlam kazandı.
    Sana inanarak, kul olmaya çalıştı.
    Sana döneceği günün hasretiyle,
    Aldığı her nefese şükürler sundu.
    Sen… Ey Yüce Rabbim!
    Rızana ulaşanlardan eyle bizi.
    SANA ULAŞANLARDAN EYLE… (Âmin)

  3. #173
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: KALBDENKALBE MESAJLAR(SIRA İLE GELEN GÜNLER)

    cümlemizden kardeşim tşk ederim

  4. #174
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.06
    Mesajlar: 94
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: İNSANLARI KÜÇÜMSEMEYİN

    Bizlerle paylastığın icin tesekkurler kardesim.

  5. #175
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 13.03.06
    Mesajlar: 2
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: ARANIZDAN AYRILIYORUM HAKKINIZI HELAL EDİN...

    S.A kardeş ayrılık zor olcak.Allah yar ve yardımcın olsun.selam ve dua ile...Kardeş bu ara yolculuk nereye?Galiba kimse sormadıgına göre sitede en meraklı benim

  6. #176
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 244
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: ARANIZDAN AYRILIYORUM HAKKINIZI HELAL EDİN...

    SENİN VERDİĞİN BİLGİLERDEN YAZDIKĞIN YAZILARDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM HAKKIM BENDEN YANA HELAL OLSUN SENDE HELAL ET KİTAPLARININ İLK MÜDAVİMLERİNDEN OLACAĞIM İNŞALLAH SANIRIM VATAN BORCUNU ÖDEMEYE GİDİYORSUN ALLAH A EMANET OL

  7. #177
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(aşk dediğin sonsuz olmalı)

    Sordum kendime: "Aşk nedir?" diye…

    Elbette bu soruyu önce kendime sormalıydım ve önce kendim cevaplamalıydım. Defalarca sordum aşkı kendime ve cevap verdi içimdeki ben:

    "Aşk" dedi, "aşk tarif edilemez, tanımlanamaz, aşk şudur yahut aşk budur denilemez. Onu yaşamak gerek, onu hissetmek gerek, tüm benliğinle onu duymak, algılamak gerek…"

    Onun için aşkı anlatmayacağım size, aşkı tanımlamayacağım. Tariften uzak olanı tanımlamaya çalışmanın adı tanımsızlık olsa gerek. Bu nedenle tanımlamaktan ziyade tanımayı, anlatmaktan ziyade anlamayı tercih edeceğim.

    Aşk dediğin ya Allah'tan gelmeli, ya Allah için olmalı ya da Allah'a ulaştırmalı; yoksa yerle bir olmalı. Aşk "sevgi" boyutuna ulaşmıyorsa adı batmalı… Sevgi ki, Allah'ın varlıkları yaratmasındaki yegâne gayesi. Sevgi ki, Allahu Teâlâ'nın kullarına yerleştirdiği en güzel hediye. O'ndan gelen ve O'na dönecek olan en anlamlı duygu…

    Mutlak bir varlık olan Allah'tan besleyemediklerinde sevgilerini, o sevgi yok olmaya mahkûm olacaktır. Kaynağı Allah'tan gelmeyen tüm aşklar yok olmaya, batmaya mecburdur çünkü.

    Yaratılış itibari ile tüm insanlarda sevgi mayası vardır. Her insana bahşedilmiş olan bu hazineyi kullanabilenler, önce aşk sonra da bütün sevgileri içine alan "Muhabbet" derecesine ulaşabilirler. Onun için "Aşk"ı, aşktan ayırmak gerekmektedir. Günümüzde aşk denilince anlaşılan, cinsellikten başka bir şey değildir. Aşk bu kadar küçültülemez, aşk bu kadar basitleştirilemez. Aşkı cinsellikle aynı seviyeye indirgeyenler, ne yazıktır ki, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da bir kavram karmaşası yaşadıklarını anlayacaklardır. Toplumumuzun en fazla acı çektiği bu gibi kavram karmaşaları yüzünden neredeyse her alanda iletişim sorunları yaşanmaktadır. Bu durumdan "aşk" da nasibini almış ve asıl boyutundan uzaklaşmış, çok farklı bir anlam yüklenmiştir. Her gün gazete ve dergi sayfalarında çok rahat karşılaştığımız yazıları şöyle bir analiz ettiğimizde şunu görmekteyiz:

    Aşk, sahiplenme motifinin en üst düzeyi olarak görülmektedir. Özellikle eğitim sistemimizin kanayan yarası hâline gelen, aşkı (!) için derslerini aksatan, eğitimini tamamlayamayan, günlerini ve gecelerini hep onu düşünmekle geçiren, her şeyi göze alan hatta aşkı (!) için ölümü bile göze alıp: "ya benimsin ya toprağın!" diyerek önce âşık olduğu insanı sonra da kendini öldüren, "Aşk ki, aşktır varsa sonunda ziyan" nidâlarıyla hiçbir şeyi umursamayan ve "aşk cellâdı" kesilen insanlara bir bakın. Aşktan anlaşılan şey bu mudur? Aşk bu mu olmalıdır? Bunun adına aşk mı denir?

    "O bedenimdeki ruhtu. O bendim. Ben onda anlam kazanıyordum. Tüm varlığımla ben ondaydım. Kendi iniltimi onda duyuyordum. O benim her şeyimdi… Onsuz hayat benim için hayat değildi. Ne ben anlatabiliyordum, ne de o anlayabiliyordu. Bu nasıl bir duyguydu? İnsan niçin sevilme ihtiyacı duyuyordu? Kendimi ona farkettirmek için elimden geleni yapmıştım. Onun beni farketmesi, benim için neden bu kadar önemliydi? Çileyse çile, dertse dert, acıysa acı; yeter ki onunla olaydım, her şeye razıydım. Onun yanında; yeter ki, yeter ki… (hıçkırıklar ve gözyaşları)... Ben bu aşka yenik düştüm…" diyerek başlıyordu dinlemiş olduğum bir aşk hikâyesi.

    Aşk bu kadar ağır mıydı? İnsanlar niçin aşka yenik düşüyordu? İnsanlar, aşkta huzur ve mutluluk bulmaları gerekirken; niçin acı, elem, dert ve keder çekiyorlardı? Âşık olduğu için acı çeken, kendisini mahveden binlerce insan aşkı anlayamamışlar mıydı; yoksa aşk mı kendini anlatamamıştı?..

    Hayır! Aslında sorun aşkta değil; insanların aşka bakış açılarındaydı. Yerli ve yabancı tüm dizilerin temel konusu "aşk"tı; fakat cinsellikten öteye gitmeyen bir aşkı anlatıyorlardı insanlara. Filimler aşka değinmeden edemiyorlardı; fakat bu nasıl bir aşktı?.. "Seni seviyorum!" demekle aşk kelimelere mi bürünüyordu. Kelimelerle anlatılamayan bir olgu, nasıl oluyordu da kelimelere sığdırılmaya çalışılıyordu? Aşkın karşısında kelimeler anlamını yitirirlerken, cümleler yetim kalırken filimler, diziler, romanlar ve diğerleri aşkı anlatmaya kalkışıyorlardı. "Seni seviyorum!" Ya sen? Sen de beni seviyor musun?..

    Tam bu noktada şunu vurgulamak gerekir: Aşk, başkasını sevmekmiş gibi görülse de aslında hiç de öyle değildir. Aşk ve sevgi ilişkilerinde sevmekten ziyade sevilmek; önemsemekten ziyade önemsenmek; değer vermekten ziyade değer verilmek vardır.

    Aşk konusunda kimse yalan söylememeli. Günümüzde aşkın bir başkasını sevmek olduğunu söylemek koca bir yalandır. Aşk, karşılıksız yaşayamaz olmuş, aşkı besleyen sevilme ve önemsenme duygusu olmuş. Aşk dedikleri şey, iki "yok"un birleşmesi anlamına gelmiş. Aşk, bu anlamda bir başkasının dünyasında var olma çabası hâline dönüşmüştür.

    Aşk tutkuya dönüşmüş; duygular aklın önüne geçer olmuş… Saatlerce hayaller kurmalar, dalıp gitmeler insanın kendi varlığına gölge düşürmüş. Duygular melankolikleşmiş. Hayatın en büyük amacı, "o kişi"yi kazanmaktan ibaret sayılır olmuş. Toplumumuz dizilerle, filimlerle, sinemalarla aşka özendirilmiş; fakat aşk cinsellikle aynı kefeye konulur olmuş. Sonra ortaya çıkan ruhsal çöküntülerin ve psikolojik bozuklukların önüne geçilemez olunmuş. Ruhsal sorunların yol açtığı fiziksel bozukluklar ise, psikosomatik rahatsızlıklara geçit vererek, ciltte tahribatların meydana gelmesine, tansiyonda ve kalpte görülen değişikliklere ve daha birçok fiziksel rahatsızlıklara neden olmuştur. Siz de küçücük bir sivilceyi kendisine sorun eden insanlarla elbet karşılaşmışsınızdır!

    Günümüzde birçok şey gibi aşk da anlamını yitirmiştir. İnsanlar kendilerine verilen bu üstün duyguyu tanıyamamışlar ve yanlış yerlerde, yanlış zamanlarda ve yanlış kişilerde kullanır olmuşlardır. En nihayetinde de aşk, masum olmayan bir görünüme bürünmüştür: Âşık olduğu insanı yüceltmeler, kutsamalar, ilahlaştırmalar… "O benim her şeyimdi; onsuz yapamıyorum. O yoksa bu benim için yaşamak değil…" diyen henüz on dokuz yaşındaki genç bir insanın aşktan acı duyması, hayatının anlamını kaybetmesi sizce ne anlama geliyor? Onunla mı dünyaya geldi, o da kendisi gibi bir insan değil miydi, o da "yok" olacaklar arasında yer almıyor muydu? Allah'tan başka her şey yok olmayacak mıydı? O hâlde sorun nereden kaynaklanıyordu? Aşk ve sevginin yüceliğinin anlaşılamamasından mı; yoksa bunları kendimizce yüceltirken aslından uzaklaştırmamızdan mı?

    O halde aşk nasıl

    sonsuz olur?

    Aşkı sonsuza ulaştırabilecek en kısa yol sevgidir. Allah'tan gelen, Allah için olan ve Allah'a ulaştıran bir sevgi. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in buyurduğu gibi:

    "Allahım! Bana senin sevgini, seni sevenin sevgisini, senin sevgine ulaştıracak olan her sevgiyi nasip et."

    Sevgiyi anlamadan "aşk"ı anlayamayız. Her ailede bulunması gereken ve her aileyi "Örümcek ağları"ndan kurtaran yegâne güçtür sevgi... Öyleyse sonsuz bir aşka kapılarımızı sonuna kadar açmak istiyorsak, önce sevginin ne demek olduğunu, kimin adına başladığını, kaynağını nereden aldığını ve bizi nereye ulaştırması gerektiğini bilmek zorundayız.

    Kapılarınızı sevgiye açmak için hazır mısınız?

    Sevgiye bir çağrıdır her varlık ve her güzellik: "Gel beni sev" der kendi hâlince. Sevgi kâinatın mayasında vardır. Sonsuzluk içinde sadece sevgi hayata bir mâna verir. Sevgi olmasaydı, insan yaşayamazdı bu dünyada öleceğini bile bile… Bir şey ne olursa olsun, sevmeden ona inanamazsınız. İnanmadığınız şeyi ise kesinlikle yapamazsınız. İnsanın sevmediği, inanmadığı bir şeyi isteyerek, canı gönülden yaptığı görülmemiştir. Her şey sevgiyle başlar; şu anda bizim dünyada oluşumuz, yaşıyor oluşumuz, mücadelemiz, hatta hırs ve gururumuz bile. Sevmeyen çaba göstermez çünkü; sevmeyen bir şeyler yapmak, koşuşturmak, mücadele etmek istemez.

    Sevgi, sevgi, sevgi...

    Sevgisiz yürek cehennem, sevgisiz hayat zindan oluyor. Mevlânâ'yı döndüren, Yunus'u peşinde koşturan sevgi değil de neydi? Büyük ve ünlü liderleri, lider yapan neydi? İnsan, önce sevmeyi öğrenmelidir. Ya siz! Siz neresindesiniz sevginin? Hep başkasının sizi sevmesini bekleyemezsiniz; sevgiyi her zaman "başka"larında arayamazsınız, buna hakkınız da yok.

    Hiç düşündünüz mü dünya neden bu kadar güzeldir ya da öyle görünür? Niçin sevilir ve sevilmeye lâyıktır tüm güzeller? Niçin şu koca dünya küçücük bir kalbi dolduramayacak kadar küçük kalır? Çünkü sonsuz bir sevgi barınır kalpte. Sonsuzun yanında dünya da küçük kalır, içindekiler de. İnsan bir sevdi mi, ne dünya kalır, ne de içindekiler. Öyleyse bu sonsuz sevgiye lâyık olan kimdir? Ya da sonsuz bir sevgi var mıdır gerçekten? Varsa kaynağı nereden gelmektedir? Hayat, sevgisiz de hayat olmaz mıydı?

    Sevgiyi anlatmak için bir değil binlerce dil yetmez, hatta kâinat bile yetmez. Çünkü her sevgi O'nun sevgisinden bir iz taşır. O'nun kullarına olan muhabbetini dile getirir. O'nun nasıl bir sevgiyle sevilmeye layık olduğunu anlatmak ister. Fuzuli'ye:

    "Çekil önümden Leyla; ben "LEYLA"ma gidiyorum" dedirten bu sevgidir. Fakat şunu iyi bilmeliyiz ki, Fuzuli'ye bunu dedirten önce insanı sevmesiydi. İşe bireyle, insanla başlamasıydı. İnsana, "insan" olduğu için değer vermesiydi. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e:

    "Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız" dedirten şey de kim bilir belki bu derin ve anlamlı ayrıntıda gizliydi. Bizler önce birbirimizi sevmeliyiz, daha sonra asıl sevgiliyi. Yaratılanı sevmeden, Yaratan'ı asla sevemeyiz. Basit, sıradan ve banallaşmış üç günlük sevgi değil benim anlatmak istediğim sevgi; ne olursa olsun sonuna kadar giden, gidilmeye lâyık olan sevgi.

    Siz hiç sesiniz çıktığı kadar haykırdınız mı: "Seviyorum! Seviyorum!" diye.

    Sevmediyseniz, sevemediyseniz diyemezsiniz. Çünkü sevgi demek, coşku demektir, sınır tanımamaktır, gittiği yere kadardır yani. Ya hiç içine girmeyeceksiniz ya da girdiğiniz zaman geriye dönüp bakmayacaksınız, geriye dönmeyi aklınızdan bile geçirmeyeceksiniz. Sevgiye sınır koyduğunuzda bitmiş, yok olmuş, hiçlik deryasına gömülmüş demektir.

    Sevgi, sevgi, sevgi, yine sevgi, her zaman, her yerde yine sevgi… Sevmeyen eleştiremez, yorumlayamaz, anlayamaz ve algılayamaz. Çünkü o anlamsızlaşmıştır.

    Anlam demek, sevgi demektir. Sevgi ne demektir öyleyse?

    "Anlam" mı, dediniz?

    Peki, anlam ne demek? Öyle ya sevgi anlam demekse, anlam ne anlama geliyor?

    Anlam demek, Allah demektir.

    Sonuç, sevgi Allah demektir.

  8. #178
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 06.07.06
    Yer: Fatih - İstanbul
    Mesajlar: 3.580
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: ARANIZDAN AYRILIYORUM HAKKINIZI HELAL EDİN...

    Allah razı olsun hakkım helal olsun Allaha emanet olun edirneye okumaya gidiyorum inşallah dualarım sizinle bana duanızda yer ayırın serap kerdeşim beni gerçekten çok mutlu ettin sana bilgilerimle bir yararım dokunduysa ne mutlu bana Allah razı olsun selametle

  9. #179
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 06.07.06
    Yer: Fatih - İstanbul
    Mesajlar: 3.580
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Resulullah Buyuru Yor Ki:

    KİM Kİ CUMA GÜNÜ ABDEST ALIR NAMAZDAN ÖNCE 80 TANE PEYGAMBER EFENDİMİZE SALAT-Ü SELAM GETİRİRSE O KİŞİNİN 80 YILLIK GÜNAHI AFOLUR HADİSİ ŞERİF DİR

  10. #180
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 31.05.06
    Mesajlar: 20
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Resulullah Buyuru Yor Ki:

    resulullah buyuruyor; UTANMIYORSAN İSTEDİĞİNİ YAP

Sayfa 18 Toplam 222 Sayfadan BirinciBirinci ... 816171819202868118 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Tertip sahibi kimdir?
    Konu Sahibi _ZÜMRA_ Forum Namaz
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 14-09-2010, 00:20
  2. Mâlik bin Dinar
    Konu Sahibi _AYDIN_ Forum Dini Hikayeler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19-01-2010, 02:56
  3. Rabbimizin Sevdiği 10 Halimiz
    Konu Sahibi mavci Forum Allah (c.c) Hazretleri
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 11-06-2009, 16:26
  4. bir saat(lütfen okuyun)
    Konu Sahibi kbusra Forum Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12-02-2009, 23:26

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •