Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 9 Toplam 90 Sayfadan BirinciBirinci ... 78910111959 ... SonuncuSonuncu
81 den 90´e kadar. Toplam 899 Sayfa bulundu

Konu: namaz

  1. #81
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 28.10.06
    Mesajlar: 7.372
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: namazın arapça kılınması hakkında

    kardeşim biraz uzun ama yardımcı olur inşallah...selametle..

    Son günlerde Türkçe ibadet ve özellikle Kur'an-ı Kerim'in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına dair tartışmaların yoğunluk kazanması üzerine konu Kurulumuzda görüşüldü. Yapılan inceleme ve müzakere sonunda:

    Bütün ilahi kitaplar, onları insanlığa tebliğ ile görevlendirilen Peygamberlerin konuştukları dille indirilmişlerdir.

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.) Arabistan'da Araplar arasında yetiştiği ve Arapça konuştuğu için, O'nun tebliğ ettiği Kur'an-ı Kerim de Arapça olarak indirilmiştir.

    Ancak Yüce Rabbımızın bütün insanlığa son kitabı ve ebedi hitabı olan Kur'an-ı Kerim, sadece Araplar ve Arapça'yı bilenler için değil, bütün insanları sapıklıklardan korumak, onlara Hakkı ve hakikati öğretmek, hidayet ve gerçek saadet yolunu göstermek için indirilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için de, Kur'an-ı Kerim'in bildirdiği ilahi gerçek ve öğütlerin herkese, bütün insanlığa tebliğ edilmesi, herkes tarafından öğrenilmesi, anlaşılması, üzerinde düşünülmesi, kavranması ve kalplere yerleşmesi gerekir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

    'Bu Kur'an, bütün insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür.' (Al-i İmran, 3/138)

    'Ey Peygamber, Rabbından sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun...' (Maide 5/67)

    'Kendilerine, indirileni insanlara açıklayasın diye sana Kur'an'ı indirdik.' (Nahl, 16/44)

    'Bu Kur'an, ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler, tam akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitaptır.' (Sad, 38/29)buyurulmuştur.

    İfade edildiği üzere Kur'an-ı Kerim Arapçadır. Cenab-ı Hakk'ın yüce kelamı kutsal kitabımızın dilinin her müslüman tarafından bilinmesi ve anlaşılması, arzu edilen bir durum ise de, âdeten mümkün değildir. O halde Kur'an-ı Kerim'in Arapça bilmeyenlere tebliğ edilebilmesi ve onların da bu Yüce Kitapta bildirilen ilahî gerçek ve öğütleri anlayıp üzerinde düşünebilmeleri ve O'nun hidayetinden yararlanabilmeleri için, başka dillere tercüme edilmesine, kısa ve uzun açıklamalarının yapılmasına kesin ihtiyaç hatta zaruret vardır. Nitekim, İslamın ilk dönemlerinden itibaren buna ihtiyaç duyulmuştur. Ashabın ileri gelenlerinden Selman-ı Farisî'nin İranlı hemşehrilerinin isteği üzerine Fatiha Sûresini Farsçaya çevirip onlara gönderdiği bazı kaynaklarda (bk. Serahsi, el-Mebsut, I, 37, Beyrut, 1398/1978) yer almıştır. Günümüzde Kur'an-ı Kerim, dünyadaki belli başlı hemen bütün dillere çevrilmiş durumdadır. Dilimizde de yüzün üzerinde meal, terceme ve tefsiri bulunmaktadır.

    Kur'an-ı Kerim'in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına gelince:

    Kur'an-ı Kerim'de 'Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun' (Müzzemmil, 73/20) buyrulduğu gibi, Hz. Peygamber (s.a) de bütün namazlarda Kur'an-ı Kerim okumuş ve namaz kılmayı iyi bilmeyen bir sahabiye namaz kılmayı tarif ederken '... sonra Kur'an'dan hafızanda bulunanlardan kolayına geleni oku.' (Müslim, Salat, 45) buyurmuştur. Bu itibarla namazda kıraat yani Kur'an okumak, Kitap, Sünnet ve İcma ile sabit bir farzdır.

    Bilindiği üzere Kur'an, Cenab-ı Hakk'ın Hz.Muhammed (s.a,)'e Cebrail aracılığı ile indirdiği manaya delalet eden elfazın (nazm-ı münzel'in) ismidir. Sadece mana olarak değil, Resülüllah (s.a.)'in kalbine elfazı ile indirilmiştir. Bu itibarla bu elfazdan anlaşılan ve başka lafızlarla (sözlerle) ifade edilen mana Kur'an değildir. Çünkü indirildiği elfazın dışında, hatta Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mana Cenab-ı Hakk'ın kelamı değil, mütercimin ondan anladığı yorumdur. Oysa Kur'an kavramının içeriğinde, sadece mana değil, bir rüknü olarak onun elfazı da vardır. Nitekim:

    'Şüphesiz O, alemlerin Rabbı tarafından indirilmiştir. Onu Ruhu'l-emin (Cebrail), uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine apaçık Arap diliyle indirdi.' (Şuara 26/192-195)

    'Böylece biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.' (Ta-Ha 20/113)

    'Korunsunlar diye dosdoğru Arapça bir Kur'an indirdik.' (Zümer, 39/28)

    'Bu bilen bir toplum için, ayetleri Arapça bir Kur'an olmak üzere ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.' (Fussilet, 41/3)

    gibi tam on ayrı yerde (Yusuf, 12/2; Ra'd, 13/37; Nahl, 16/103; Şura, 42/7; Zuhruf, 43/3; Ahkaf, 46/12) nazm-ı münzel'in Arapça olduğunu ifade eden ayetlerden, sadece mananın değil, elfazının da Kur'an kavramının içeriğine dahil olduğu açık ve kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu sebepledir ki, tercemesine Kur'an denilemeyeceği ve tercemesinin Kur'an hükmünde olmadığı konusunda İslam bilginleri görüş birliği içindedir.

    Bilindiği üzere terceme, bir sözün anlamını başka bir dilde dengi bir sözle aynen ifade etmek demektir. Oysa her dilin, başka dillerde bulunmayan (kendine ait) ifade, üslup ve anlatım özellikleri vardır. Bu yüzden, edebî ve hissî yönü bulunmayan bazı kuru ifadeler dışında, hiçbir terceme aslının yerini tutamaz ve hiçbir terceme de her bakımdan aslına tam bir uygunluk sağlanamaz. O halde, Kur'an-ı Kerim gibi, ilahî belağat ve i'cazı haiz bir kitabın aslı ile tercemesi arasındaki fark, yaratan ile yaratılan arasındaki fark kadar büyüktür. Çünkü biri Yaratan Yüce Allah'ın kelamı; diğeri ise yaratılan kulun aciz beyanı. Hiç böylesi bir tercemenin, Allah kelamının yerine konulması ve aynı hükümde tutulması mümkün olur mu?

    Kaldı ki, İslam dini evrensel bir dindir. Değişik dilleri konuşan bütün müslümanların ibadette ortak bir dili kullanmaları onun evrensel oluşunun bir gereğidir.

    Herkesin konuştuğu dil ile ibadet yapmaya kalkışması, Peygamberimizin öğrettiği ve bugüne kadar uygulana gelen şekle ters düşeceği gibi içinden çıkılmaz bir takım tartışmalara da yol açacağı muhakkaktır. Konuya ülkemiz açısından baktığımızda ise böyle bir uygulamanın dışarıda Türkiye aleyhinde, içerde ise Devlet aleyhinde bir malzeme olarak kullanılacağı, vatandaşların birlik ve beraberliğini zedeleyeceği, sonuç olarak bir takım huzursuzluklara sebebiyet vereceği dikkatten uzak tutulmamalıdır.

    Diğer taraftan, yüzleri aşan terceme ve meal arasından din ve vicdan hürriyetini zedelemeden, üzerinde birlik sağlanacak birisinin namazda okunmak üzere seçilmesi ve buna herkesin benimsemesi mümkün görülmemektedir.

    Türkçe namaz ile Türkçe dua birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü dua kulun Allah'tan istekte bulunmasıdır. Bunun ise herkesin konuştuğu dil ile yapılmasından daha tabii bir şey olamaz ve zaten genelde de ülkemizde Türkçe dua yapılmaktadır.

    Diğer taraftan, Kur'an-ı Kerim'in en önemli özelliklerinden biri de i'cazdır. Bir benzerinin ortaya konulması konusunda, Kur'an bütün insanlığa meydan okumuştur. Bu i'cazın sadece anlamda olduğu söylenemez. Aksine, 'onun Allah katından indirildiğinde şüpheniz varsa, haydi bir benzerini ortaya koyun' anlamındaki tehaddi (meydan okuma) ayetlerinden (Bakara 2/23-24; Yunus, 10/37-38; Hud, 11/13; İsra, 17/88; Tur, 52/33-34) bu özelliğin daha çok lafızla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

    Ayrıca bir benzerini ortaya koymak için, insanlar ve cinler bir araya toplanıp birbirlerine destek olsalar bile bunu başaramayacaklarını ifade eden ayet-i kerime (İsra, 17/88) den de, Kur'an'ın bir benzerinin yapılamayacağı ve bu itibarla tercemesinin Kelamullah sayılamayacağı, o hükümde tutulamayacağı ve dolayısıyle namazda tercemesinin okunamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim, 1926 yılında İstanbul Göztepe Camii İmam-Hatibi Cemal Efendi'nin Cuma namazında Kur'an-ı Kerim'in Türkçe tercemesini okumasıyla ilgili olarak İstanbul Müftülüğü(nün 20 Mart 1926 tarih ve 92-93 sayılı yazısı üzerine, altında Atatürk tarafından göreve getirilen ilk Diyanet İşleri Reisi Rifat Börekçi'nin imzası bulunan 9 Ramazan 1324/23 Mart 1926 tarih ve 743 numaralı Müşavere Hey'eti kararında:

    'Namazda kıraet-i Kur'an bi'l-icma farz ve Kur'an'ın hangi bir lügat ile tercemesine Kur'an itlakı kezalik bi'l-icma gayr-ı caiz ve namazda kıraet-i Kur'an mahallinde terceme-i Kur'an'ın adem-i cevazı da bi'l-umum mezahib fukahasının icmaı ile sabit olduğundan, hilafına mücaseret, namazı vaz'-ı şer'isinden tağyir ve emr-i dini istihfaf ve mel'abe şekline vaz'ı mutazammın olduğu gibi, beyne'l-müslimin iftirak ve ihtilafa ve memlekette fitne hûdusuna bâis olacağından, fiil-i mezbure mecasereti sabit olan merkum Cemal Efendinin uhdesindeki vezaif-i ilmiye ve diniyenin ref'i, emr-i zaruri halini almış olmakla ol vechile tebligat icrası...' denilmiştir.

    Şüphesiz bir müslümanın en azından namazda okuduğu Kur'an-ı Kerim metinlerinin anlamlarını bilmesi ve namazda bunları anlayarak ve duyarak okuması son derece önemlidir ve bu zor da değildir. Ancak manasını anlamak, onun hidayetinden faydalanmak ve Yüce Rabbimizin emir, yasak ve öğütlerinin neler olduğunu öğrenmek için Kur'an-ı Kerim'i terceme etmenin ve bu maksatla meal, terceme ve tefsirlerini okumanın hükmü başka; bu tercemeleri Kur'an yerine koymanın ve Kur'an hükmünde tutmanın hükmü yine başkadır.

    Namazda ve ibadet olarak Kur'an-ı Kerim asli lafızları ile okunur. Yüce Rabbımızın bize olan öğüt, buyruk ve yasaklarını öğrenmek, onun irşadından yararlanmak maksadıyla ise, terceme, meal ve açıklamaları okunur. Bu maksatla Kur'an-ı Kerim'in terceme, meal ve açıklamalarını okumak ta çok sevaptır ve genel anlamı ile ibadettir

  2. #82
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 28.10.06
    Mesajlar: 7.372
    Teşekkür ve Beğeni

    Hadislerde Namaz

    Benim Şu Kuluma Bakın


    Ukbe İbnu Amir (r.a) anlatıyor:
    Resülullah (a.s)'ın şöyle söylediğini işittim:
    -Rabbin, koyun güden bir çobanın, bir dağın zirvesine çıkıp namaz için ezan okuyup sonra da namaz kılmasından hoşlanır ve Allah Teâlâ hazretleri şöyle der: "Benim şu kuluma bakın! Ezan okuyor, namaz kılıyor, yani benden korkuyor. Yemin olsun, kulumu affettim ve onu cennetime dahil ettim."


    Bizimle Namaz Kıldın mı?

    Ebü Ümâme (r.a) anlatıyor:
    Resülullah (s.a.v) ile beraber mescidde idik. O esnada bir adam geldi ve:
    -Ey Allah'ın Resülü, ben bir günah işledim, bana cezasını ver!, dedi.
    Resülullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhissalâtu vesselâm yine sükut buyurdu. Derken namaz vakti girdi ve namaz kılındı. Resülullah (s.a.v) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü, ben de adamı takip ettim. Ona ne cevap vereceğini işitmek istiyordum.
    Efendimiz adama:
    -Evinden çıkınca abdest almış, abdestini de güzel yapmış mıydın? buyurdu.
    O:
    -Evet ey Allah'ın Resülü!" dedi.
    Efendimiz:
    -Sonra da bizimle namaz kıldın mı?
    Adam:
    -Evet ey Allah'ın Resülü! deyince,
    Efendimiz:
    -Öyleyse Allah Teâlâ hazretleri günahını affetti, buyurdu.


    Bu Adam Sözünde Durursa

    Hz. Enes (r.a) anlatıyor:
    Bir adam, Resülullah (a.s)'a:
    -Allah, kullarına kaç vakit namazı farz kıldı? diye sordu.
    Aleyhissalâtu vesselâm:
    -Allah, kullarına beş vakit namazı farz kıldı, diye cevap verdi.
    Adam tekrar sordu:
    -Bunlardan önce veya sonra başka bir şey var mı?
    Aleyhissalâtu vesselâm:
    -Allah kullarına beş vakti farz kıldı.
    Bu cevap üzerine adam, bunlar üzerine hiçbir ilavede bulunmayacağına, onlardan herhangi bir eksiltme de yapmayacağına dair yemin etti.
    Resülullah aleyhissalâtu vesselâm:
    -Bu adam sözünde durursa mutlaka cennete girecektir! buyurdu.

    Dilediğine Verir


    Ebû Hüreyre radıyallahü anh'ten rivayet edilerek anlatılıyor:
    Muhacirlerin fakirleri Resulüllah aleyhisselâma gelip dediler ki:
    -Servet sahibi Müslümanlar derece ve nimetler bakımından bizi geçtiler.
    Efendimiz:
    - Ne hususta? diye buyurdu.
    Muhacir fakirler:
    -Biz namaz kılıyoruz, onlar da kılıyorlar; biz oruç tutuyoruz, onlar da tutuyorlar; fakat onlar sadaka verdikleri halde biz veremiyoruz; onlar köle azad ediyorlar, biz edemiyoruz.» dediler.
    Bunun üzerine Resülullah aleyhissalatu vesselâm:
    -Size, sizden ilerde bulunanlara yetişebileceğiniz, sizin yaptığınız gibi yapanlar müstesna, sizden başka kimsenin daha faziletli olamıyacağı bir şey öğreteyim mi? buyurdu.
    Muhacirlerin fakirleri:
    -Evet, Öğret, ey Allah'ın Resulü.
    Aleyhissalâtu vesselâm:
    -Her namazın sonunda otuz üç defa Sübhânellah, otuz üç defa Elhamdülillah, otuz Üç defa Allahü Ekber, deyiniz, buyurdu.


    Bir müddet sonra muhacir fakirler, Resulüllah aleyhisselâma gelerek dediler ki:
    - Mal ve servet sahibi kardeşlerimiz bizim bu yaptığımızı işitip onlar da aynen böyle yaptılar.
    Bunun üzerine Allah'ın Resulü:
    -Bu Allah'ın fazlıdır, dilediğine verir, buyurdu

    Hemen Kıl


    Hz. Ali İbnu Ebî Tâlib (r.a) anlatıyor:
    Resülullah (s.a.v) bana şu tembihte bulundu:
    -Ey Ali, üç şey vardır, sakın onları geciktirme:

    Vakti girince namaz (hemen kıl!),

    hazır olunca cenaze (hemen defnet!,

    kendisine denk birini bulduğun bekar kadın (hemen evlendir!).
    Kapının Önünden Akan Nehir
    Hz. Ebü Hüreyre (r.a) anlatıyor:
    Hz. Peygamber (s.a.v)'in şöyle söylediğini işittim:
    -Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?
    -Bu hal, dediler, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!
    -İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler, buyurdu.


    Kârların En Hayırlısı
    Abdullah İbnu Selmân, naklediyor:
    Hayberin fethedildiği gün bir adam Hz. Peygamber'e gelerek:
    -Ey Allah'ın Resülü, bugün ben öyle bir kâr ettim ki böyle bir kârı şu vadi ahalisinden hiçbiri yapmamıştır, dedi.
    Efendimiz:
    -Bak hele! Neler de kazandın? diye sordu.
    Adam:
    -Ben alıp satmaya ara vermeden devam ettim. Öyle ki üçyüz okiyye kâr ettim dedi.
    Aleyhissalâtu vesselâm efendimiz:
    -Sana kârların en hayırlısını haber vereyim mi? diye sordu.
    Adam:
    -O nedir, ey Allah'ın Resülü? dedi.
    Efendimiz açıkladı:
    -Farz namazdan sonra, kılacağın iki rekattır.


    Sen Namaz Kılmadın

    Rifâa İbnu Râfi' (r.a) anlatıyor:
    Biz mescidde iken bedevî kılıklı bir adam çıkageldi. Namaza durup, hafif bir şekilde rükunleri, tesbihleri kısa tutarak namaz kıldı. Sonra namazı tamamlayıp Resülullah (s.av)'a selam verdi.
    Efendimiz:
    - "Üzerine olsun. Ancak git namaz kıl, sen namaz kılmadın! buyurdu.
    Adam döndü tekrar namaz kılıp geldi, Resülullah'a selam verdi. Aleyhissalâtu vesselâm selamına mukabele etti ve:
    - Dön namaz kıl, zîra sen namaz kılmadın! dedi.
    Adam bu şekilde iki veya üç sefer aynı şeyi yaptı, her seferinde Aleyhissalâtu vesselâm:
    - Dön namazkıl, zîra sen namaz kılmadın! dedi.
    Halk korktu ve namazı hafif kılan kimsenin namaz kılmamış sayılması herkese pek ağır geldi.
    Adam sonuncu sefer:
    -Ben bir insanım isabet de ederim, hata da yaparım. Bana hatamı göster, doğruyu öğret!" dedi.
    Aleyhissalatu vesselâm:
    -Tamam. Namaza kalkınca önce Allah'ın sana emrettiği şekilde abdest al. Sonra ezan okuyarak şehadet getir. İkâmet getir namaza dur. Ezberinde Kur'an varsa oku, yoksa Allah'a hamdet, tekbir getir, tehlîl getir, sonra rükuya git. Rükü halinde itmi'nâna er (âzâların rüküda mütedil halde bir müddet dursun). Sonra kalk ve kıyam halinde itidâle er, sonra secdeye git ve secde halinde itidale er, sonra otur ve bir müddet oturuş vaziyetinde dur, sonra kalk. İşte bu söylenenleri yaparsan namazını mükemmel kılmış olursun. Bundan bir şey eksik bırakırsan namazını eksilttin demektir."

    Resülullah (s.a.v)'ın bu sonuncu sözü Ashâb'a önceki: (Dön, namaz kıl, zîra sen namaz kılmadın!) sözünden daha kolay ve rahatlatıcı oldu. Zîra busöze göre, sayılanlardan bir eksiklik yapan kimsenin namazında eksiklik oluyor ve fakat tamamı hebâ olmuyordu.

    Sesini Biraz Yükselt

    Resülullah (a.s) bir gece evinden çıkmıştı. Hz. Ebü Bekr (r.a)'e uğradı. Alçak sesle namaz kılıyordu. Hz. Ömer (r.a)'e uğradı, o da yüksek sesle namaz kılıyordu.
    Resülullah'ın yanında toplanınca Aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
    -Ey Ebü Bekr sana uğradım sen sessizce namaz kılıyordun.
    Ebü Bekr:
    -Ben konuştuğum Zât-ı Zülcelâl'e sesimi işittirdim ey Allah'ın Resülü!, cevabını verdi.
    Hz. Ömer'e de:
    -Sana da uğradım. Sen yüksek sesle namaz kılıyordun!, dedi.
    O da şu cevabı verdi:
    -Ey Allah'ın Resülü! Uyuklayanı uyandırıyor, şeytanı da uzaklaştırıyordum.
    Resülullah aleyhissalatu vesselâm Hz. Ebü Bekr'e:
    -Ey Ebü Bekr sen sesini biraz yükselt!
    Hz. Ömer'e de:
    -Sesini sen de biraz alçalt! buyurdu.

  3. #83
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.09.06
    Yer: Oradan
    Mesajlar: 5.630
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Hadislerde Namaz

    Kardeşim Allah razı olsun emeğine sağlık

  4. #84
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 28.10.06
    Mesajlar: 7.372
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Hadislerde Namaz

    sizlerdende kardeşim ..allah a emanet olun..

  5. #85
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 28.10.06
    Mesajlar: 7.372
    Teşekkür ve Beğeni

    Kadınlı Erkekli Birlikte Namaz

    Soru: Gazetelerde yer alan habere göre başı açık kadın ve erkeklerden oluşan bir grup, İstanbul Çamlıca’daki Subaşı Camii’nde topluca cuma namazı kılmaya başladı. Gazetede bir fotoğraf gördüm. Yüksek bir mevkinin başdanışmanının başı açık eşi, bu camide erkeklerin arasında safa girmiş, hep birlikte namaz kılıyorlar...

    Dinimizde böyle bir şey var mıdır? Yani kadınlar ile erkekler karışık şekilde birlikte saf olup namaz kılabilirler mi?
    Hem erkekle omuz omuza hem de başları açık olarak kılınan namaz dinen geçerli mi?
    Kadınların başı açık namaz kılması dinen uygun mudur?
    Bunların ibadet durumları nedir?
    Yoksa bu gibi konularda açık seçik dini bir hüküm yoktur da konu, şahısların yorumlarına mı kalmıştır?


    Cevab: Kadınlar ile erkekler karışık şekilde birlikte saf olup namaz kılması ve hele hele kadınların başı açık namaz kılması dinen kesinlikle uygun değildir, caiz değildir. Fitne ve İslam’ı yozlaştırma girişimidir. İslâm böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmez... (7)





    İslam’ın başından başlayarak günümüze kadar gelen uygulamalarda bu gibi konularda bir karışıklık ve anlaşmazlık söz konusu olmamış, şahısların yorumuna da bırakılmamıştır. İlgili fıkıh kitaplarının hükümlerine bir göz attığımızda bu konuların açık seçik tespitlerinin yapıldığını görmek mümkündür.(8)

    Hanımlar Resulullah’ın (sas) zamanında hem vakit namazlarını hem de cuma namazlarını mescitte kendilerine mahsus yerlerde başları kapalı olarak kılmışlardır. Hatta bir ara Mescid-i Saadet’e girip çıkan hanımların izdihama sebep olacak kadar çoğalmaları üzerine Efendimiz (sas) Hazretleri, hanımların erkeklerle sıkışmayacak şekilde izdihamsız girip çıkacağı özel bir kapı dahi tahsis etmiştir. Bu sebeple de hanımların camiye alınmadıkları, cuma namazlarından mahrum bırakıldıkları şeklindeki iddiaları doğru bulmak mümkün değildir. Nitekim fıkıh kitaplarında hanımların cuma kılmaları konusundaki hükümlerini şöyle bir üslupla ifade etmek mümkündür: (8)

    - Erkekler cumayı kılarlarsa mecburiyetlerini yerine getirmiş olurlar, kılmazlarsa günaha girmiş sayılırlar. Hanımlar ise cumayı kılarlarsa sevabını almış olurlar. Kılmazlarsa günaha girmiş sayılmazlar. Çünkü hanımların evlerinde kılacakları öğle namazı, vaktin ibadeti yerine geçer, bir kayıpları söz konusu olmaz!..


    Camide aradaki mevcut mesafeyi kaldırıp erkekler arasında omuz omuza sürtünerek yeni bir cemaat örneği meydana getirmeye çalışmak ise sonuçları itibarıyla caiz olmayan ve omuz omuza olduğu iki yanındaki erkekle, arkasındaki erkeğin namazının bozulmasına sebep olan bir davranıştır. (8)

    --------------------------------------------------------------------------------
    Kaynaklar
    1) Dârekutni; Salat:5; 1/231; Beyhaki, Es-sünenü’l-Kübra; Salat: 3320; 3/87
    2) Darekutni; Salat: No: 4; 1/231, Deylemi Firdevs; No:3313; 2/284
    3) Tirmizi, Edep:40, No:2798; 5/111; A.b.Hanbel, No: 15499; 3/478; Abdurrezzak, Mu-sannef, Salat:1115, 1/289; Taberani, el-Mucemu’l-Kebir; No:2139; 2/271
    4) Ebû Dâvud, Salat5, No:641, 1/229; Tirmizi, Salat:160, No:377, 1/388; İbn-i Mâce, Tahâret:132, No:655, 1/215;
    5) Setr-i Avret, Mehmet Talü, Milli Gazete, 30 Ocak 2006
    6) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, 2 /159 Mehmed Emre, Eskişehir, Balıkersir-Bilecik Eski Müftüsü
    7) Kadınların Başı Açık İbadet Etmesi, Mehmet Talü, Milli Gazete, 28-29 Ocak 2006
    8) Erkekler arasında başı açık cuma kılan kadınlar konusu!.., Ahmed Şahin, Zaman Gazetesi, 01.02.2006

  6. #86
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.09.06
    Yer: Oradan
    Mesajlar: 5.630
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Kadınlı Erkekli Birlikte Namaz

    Ya kardeşim hurafeleri dinden gibi görmeye başlattılar
    şimdide kadınlarla namaza başlatacaklar
    ohh ne ala memleket
    bakalım daha neler olacak

  7. #87
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.10.06
    Mesajlar: 2.187
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: namazın arapça kılınması hakkında

    ALLAH razı olsun .aradığım soruların bir çoğunu tek mesajla aydınlattınız..ben konuya açıklık getirmek istiyorum.ben Kuran-ı Kerimi arapça olarak dinliyor ve büyük bir haz duyuyorum.fakat arapça anlayamadığım içim mealini okumayı verilen mesajı anlamaya gayret ediyorum.
    dediğiniz gibi farklı dillere çevrilmesiKuran-ı Kerimin farklı yorumlanmasına neden olmaktadır.örnek olarak İncil ve Tevratın aslını korumadan farklı dillerde kabul edilmesidir.

  8. #88
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.10.06
    Mesajlar: 2.187
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: namazın arapça kılınması hakkında

    özellikle (zümer 39/28 ayeti) beni tatmin etti.fakat verdiiniz ayeti kerimenin mealinin bir yaratılan tarafından yorumlanmış olmasıda sizin beyanınızdan alıntı olan (Bilindiği üzere terceme, bir sözün anlamını başka bir dilde dengi bir sözle aynen ifade etmek demektir. Oysa her dilin, başka dillerde bulunmayan (kendine ait) ifade, üslup ve anlatım özellikleri vardır. Bu yüzden, edebî ve hissî yönü bulunmayan bazı kuru ifadeler dışında, hiçbir terceme aslının yerini tutamaz ve hiçbir terceme de her bakımdan aslına tam bir uygunluk sağlanamaz. O halde, Kur'an-ı Kerim gibi, ilahî belağat ve i'cazı haiz bir kitabın aslı ile tercemesi arasındaki fark, yaratan ile yaratılan arasındaki fark kadar büyüktür. Çünkü biri Yaratan Yüce Allah'ın kelamı; diğeri ise yaratılan kulun aciz beyanı. Hiç böylesi bir tercemenin, Allah kelamının yerine konulması ve aynı hükümde tutulması mümkün olur mu? ) parağrafınıza istinaden açıklayıcı olmuyor.

    sonuç olarak arapçayı okumak ve anlayabilmek en sağlıklısı.ama olmuyosada arapça ibadet edip, türkçe meal okumak ve anlamak en doğrusu gibi geliyor.saolun

  9. #89
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 28.10.06
    Mesajlar: 7.372
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Kadınlı Erkekli Birlikte Namaz

    haklısın kardeşim allah bizi korusun bunlardan.akıllı insan z<aten yolunu kur an dan bulur..selametle..

  10. #90
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Kadınlı Erkekli Birlikte Namaz

    Kadınlar ile erkekler karışık şekilde birlikte saf olup namaz kılması ve hele hele kadınların başı açık namaz kılması dinen kesinlikle uygun değildir, caiz değildir. Fitne ve İslam’ı yozlaştırma girişimidir. İslâm böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmez... (7)
    İslamın başından başlayarak günümüze kadar gelen uygulamalarda bu gibi konularda bir karışıklık ve anlaşmazlık söz konusu olmamış, şahısların yorumuna da bırakılmamıştır. İlgili fıkıh kitaplarının hükümlerine bir göz attığımızda bu konuların açık seçik tespitlerinin yapıldığını görmek mümkündür.(8)

    Hanımlar Resulullahın (sas) zamanında hem vakit namazlarını hem de cuma namazlarını mescitte kendilerine mahsus yerlerde başları kapalı olarak kılmışlardır. Hatta bir ara Mescid-i Saadet’e girip çıkan hanımların izdihama sebep olacak kadar çoğalmaları üzerine Efendimiz (sas) Hazretleri, hanımların erkeklerle sıkışmayacak şekilde izdihamsız girip çıkacağı özel bir kapı dahi tahsis etmiştir. Bu sebeple de hanımların camiye alınmadıkları, cuma namazlarından mahrum bırakıldıkları şeklindeki iddiaları doğru bulmak mümkün değildir. Nitekim fıkıh kitaplarında hanımların cuma kılmaları konusundaki hükümlerini şöyle bir üslupla ifade etmek mümkündür: (8)

    - Erkekler cumayı kılarlarsa mecburiyetlerini yerine getirmiş olurlar, kılmazlarsa günaha girmiş sayılırlar. Hanımlar ise cumayı kılarlarsa sevabını almış olurlar. Kılmazlarsa günaha girmiş sayılmazlar. Çünkü hanımların evlerinde kılacakları öğle namazı, vaktin ibadeti yerine geçer, bir kayıpları söz konusu olmaz!..
    Camide aradaki mevcut mesafeyi kaldırıp erkekler arasında omuz omuza sürtünerek yeni bir cemaat örneği meydana getirmeye çalışmak ise sonuçları itibarıyla caiz olmayan ve omuz omuza olduğu iki yanındaki erkekle, arkasındaki erkeğin namazının bozulmasına sebep olan bir davranıştır. (8)

Sayfa 9 Toplam 90 Sayfadan BirinciBirinci ... 78910111959 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Dönmeyecek Birini Bekleyenler!
    Konu Sahibi abı_hayat Forum Edebiyat
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 25-07-2009, 12:07
  2. Hayat:sana ait .. s/ana dair…!!
    Konu Sahibi ferahhfeza Forum Deneme - Hikaye
    Cevaplar: 32
    Son Mesaj: 21-06-2009, 10:46
  3. Kabir ziyaretinde nelere dikkat etmeliyiz
    Konu Sahibi Gülüşü Yaralı Forum Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19-02-2009, 00:45
  4. Güzele bakmak sevap mı,yoksa gözlerin ihaneti mi?
    Konu Sahibi Nur_u Secde Forum Dini sohbet
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 19-11-2008, 10:00
  5. iste acik kadin ve sonu !!!!!!!!
    Konu Sahibi nurus Forum Islamda Kadının Yeri ve Önemi
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 08-06-2008, 03:04

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •