Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 3 Toplam 8 Sayfadan BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu
21 den 30´e kadar. Toplam 80 Sayfa bulundu

Konu: kalbden kalbe mesajlar(padişahın işi ne?)

  1. #21
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 19.07.06
    Mesajlar: 28
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: DELİ DEYİP GEÇMEYİN SAKIN...

    BENDE KEŞKE DELİ OLSAYDIM DİYEN OLDU MU ?

  2. #22
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 29.06.06
    Mesajlar: 182
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: DELİ DEYİP GEÇMEYİN SAKIN...

    BENDE SENIN GIBI DÜSÜNÜYORUM ASLINDA ONLARA DELI DEMEMEK LAZIM ÖZÜRLÜ DEMEK LAZIM ALLAH ONLARI DA ÖYLE YARATMIS AMA DELI LAFI BIRAZ TERS DÜSÜYOR BANA BILMIYORUM ÖZÜRLÜ KARDESLERIMIZ ONLAR

    TABI ONLARA ÖZÜRLÜ DIYE KÖTÜ MUAMELE ETMEMELIYIZ DAHA SEFKATLI YAKLASMALIYIZ SONUCTA ONLARDA ALLAHIN BIR KULU

    ALLAHA SÜKÜR ALLAH BENI SAGLAM YARATMIS AMA YARIN NE OLACAGIMIZI BILEMEYIZ TABI
    BEN ÖZÜRLÜ OLMAK ISTEMEZDIM ALLAHA BÜYÜK SÖYLEMEYEYIM HASA SONUCTA ISTERSEK ALLAHA ÖZÜRLÜ INSANLARIMIZDAN DAHADA COK YAKLASA BILIRIZ BU HERKESIN ELINDE BIZE SUNDUGU ESSIZ DINIMIZ ISLAM SAYESINDE....

    BEN ÖYLE DÜSÜNÜYORUM

  3. #23
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 03.06.06
    Mesajlar: 350
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: DELİ DEYİP GEÇMEYİN SAKIN...

    kardeşlerim PAYLAŞIMLARINIZ İÇİN allah RAZI OLSUN İNŞALLAH

  4. #24
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 19.07.06
    Mesajlar: 28
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: DELİ DEYİP GEÇMEYİN SAKIN...

    Allah hepimizden razı olsun
    hepimiz Allah'a emanet olalım

  5. #25
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(dünyadaki cennet)

    Milyonlarca zerre içinde bir zerre,bir başka zerre ile beraber olup birleşiyor,bütünleşiyor,tek zerre haline geliyor.O tek zerreden yine milyonlarca zerre yaratılıyor.Ama hepsi yine “bir”i teşekkül ettiriyor.Bundan ne annenin ne babanın şuurlu bir müdahalesi var.Onların iradesi dışında,ama yine onların vasıta kılınmasıyla işleyen ilahi bir kanun söz konusu.

    Evet, aile İlahi bir kanun.Bir yaratılış mucizesi üzerine bina edilen başka bir mucize.İnsanları iki ayrı cins olarak yaratan Rabbimiz,bu yaratılış mucizesinin devamını kadınla erkeğin birlikteliği şartına bağlamış.Ve bu beraberlik akıllara durgunluk verecek mucizelerle donatılmış.
    Kur’an’da buna işaret için şöyle buyurulur ;

    “Sizin için, kendileri ile ülfet ve ünsiyet edesiniz diye,nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet icad etmesi,Onun kudret ve rahmetini gösteren ayetlerindendir.Şüphesiz,bunda tefekkür eden bir kavim için ibretler vardır.”(Rum Süresi,)



    Ailede Yaratılış Mucizesi

    Ailede eşler arasında çok özel bir yakınlık vardır. Bir insan niye durup dururken bir başka insan meyletsin? Neden aralarında çok farklı bir sevgi ve merhamet meydana gelsin? Bunun maddi sebeplerle izahı mümkün mü? Onun için Kur’an bu hadiseyi Allah’ın sonsuz rahmet ve kudretine işaret eden ayetlerden biri olarak nazara vermekte, bundaki ibretlere düşünen kavimlerin dikkatini çekmektedir.



    Dolayısıyla bu ayet bütün toplulukları kendi yaratılışları üzerine düşünüp ondaki İlahi mesajları okumaya davet etmektedir.



    Kalbe Mukabil Bir Kalb



    “Kalbe mukabil bir kalb” işte mesut bir ailenin formülü. Gerçek manada bir “sevgi,aşk ve şevk mübadelesi” lezzetleri ve elemleri paylaşma;Allah’ın ayetlerini beraber tefekkür etme ancak böyle bir ailede yaşanabilir.



    Eşlerin ”ebedi hayat arkadaşlığı” da ancak böyle bir aile içinde gerçekleşebilir.

    Ahirete ve iman da Allah’a iman ayrılmaz bir parçası olduğu için bu mana ile bakmak gerekir.Bediüzzaman ’a ait bir söz bunu doğrulamaktadır.”Her insanın küçük dünyası,belki küçük bir cenneti bile kendi hanesidir.”



    Ebedi Hayat Arkadaşlığı

    Eğer ahirete iman o haneye girse birden hanenin havası değişecek Aralarındaki münasebet,şefkat ,yakınlık ve muhabbet kısacık bir dünya yaşamıyla değil belki dar-ı ahirette saadet-i ebediyete dahi devamı ölçüsüyle samimi hürmet eder,sever,şefkat eder,sadakat eder.

    Evet , en fazla otuz-kırk sene devam edip fani kalacak bir birliktelik mi,yoksa ebedi bir hayat arkadaşlığı mı ?



    Sonsuza Kadar Beraber Olmak

    Maddi ölçülerle kurulan “dünyevi” beraberliklerin, daha ziyade, kısa zamanda kaybolup gidecek bir şekli güzellik üzerine bina edilen “sevgi”leri nerede; aynı Allah’a bağlanıp Onun emirlerini yerine getirmek, Ona kul ve muhatap olmak,Onun inananlara bahşettiği sonsuz saadet alemlerinde yine sonsuza kadar beraber olmak düşüncesiyle gerçekleştirilen evliliklerin saadeti nerede ?

    Eğer o hanede ahirete iman ailenin saadetinden uzak kalsa,o aile bireylerinin birbirine olan şefkat,sevgi ve alakası derecesinde elemler, ıztıraplar, endişeler ve azaplar içinde geçer bir ömür. O cennet birer ceheneme döner.



    Anne Şefkati

    Anne, gerektiğinde ruhunu feda edebileceği evladını tehlikelere maruz gördükçe titrer. Şefkat annenin fıtratında vardır. İşte o anne Rabbinin kendisine emanet olarak bahşettiği bir emanet olarak görüp ebedi alemde de beraber olacağını düşünerek iman şuuruna sahip değilse, bu duygu onu dayanılmaz ıztırap içine bırakır.



    Cennet Hayatını Dünyada Yaşamak

    Her aile ferdi Rabbiyle kendisi arasında nurani bir irtibat kuracak; Onun rızasını elde etmenin yollarını arayarak; Cennet hayatını daha dünyada iken yaşamış olucaktır.



    Aileye dünyadaki cennet vasfını kazandıran şuur ve iman budur.Ve Bakara Süresinin 221.ayetinde mü’minlere seslenirken ,gerek erkeklerin ,gerek kadınların ”iman etmiş” kimselerle evlenmelerinin emredilmesindeki sır budur. Resullullah bir erkeğin evleneceği kızda öncelikle “dindar” olma şartını tavsiye etmiştir.Aynı şekilde kız ailelerinin, dindar ve ahlak sahibi taliplere müspet cevap vermelerin tavsiye etmiştir.Çünkü ancak gerçek bir iman temeline dayalı dindarlık aileye gerçek manasını ve hedefini kazandıracaktır.



    Ortak Hedef: Allah’a Kul ve Muhatap Olmak

    Tevbe süresinin 71.ayetinde tarif edilen bahtiyar kadın ve erkekler de , böyle bir ailenin mensuplarıdır. ”Erkek ve kadın mü’minler birbirinin velisi ve dostudur.İyiliği emir ve kötülükten nehyeder. Allah ve Resulüne itaat ederler.İşte bunlar yok mu?Allah onlara rahmet edecektir.”



    Eşler Birbirini Dini Hayata Teşvik Etmeli

    Eşlerin oturup çocuklarını da yanlarına alıp dünyaya geliş gayesini tefekkür etmeleri verilen nimetlere beraber şükretmeleri, kederlere karşı beraber tevekkül göstermeleri, kainat kitabının sayfalarında tecelli eden ayetleri okumaları ne kadar huzur vericidir.Ahzab süresinin 34.ayetindeki “Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti anın ”emrine uyarak, evlerimizi birer “medrese” haline getirmek ne kadar mes’ut bir tablodur.Keza Nur süresinin 36.ayetindeki “ O evler ki, Allah o evlerde isminin yüceltilmesine ve anılmasına izin vermiştir.İnsanlar oralarda sabah ve akşam Allah’ı tesbih ederler” manasında yuvalarımızda tecelli ettirmek ne hoş manzaradır.



    Eşlerin Birbirlerine İbadete Teşvikleri

    Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur; ”Geceleyin kalkıp namaz kılan, eşini de uyandırıp namaz kılmasına sebep olan, eğer kalkmazlık ederse yüzüne su serpip kaldıran kişiye Allah rahmet eder.” Yine bir hadisinde Resullulah şöyle buyurmaktadır; ”Kişi hanımın yüzüne baktığı zaman hanımı da onun yüzüne bakarsa Allah her ikisine de rahmet nazarıyla bakar.Keza erkek hanımının ellerini avucuna aldığında, o da zevcinin ellerini tutarsa, parmakları arasından günahları dökülür.”



    Eşlerin birbirlerini ibadete , Allah’a kul ve muhatap olmaya çalışmaları bizzat Resulullah tarafından gösterilen çok güzel örnekler ve işte bu örneklerin verdiği mes’ut netice.



    Çocuklar Sünnet-i Seniyyenin Meyvesi

    Ve çocuklar… Böyle bir ilim, tefekkür ve ibadet atmosferi içinde büyüyen çocuklar, elbette ki ruhları o güzel manalarla yoğrularak yetişecek;Allah’a ideal bir manada kul ve muhatap, ailelerine de hayırlı birer evlat olacaklardır.



    Bu manaları derinliğine kavrayıp hayatımıza sindirmek ,tek tek hepimizin gayretine bağlı. İmanımızı ne kadar inkişaf ettirip yaşayışımıza ne ölçüde sünnet-i seniyyeye uygun hale getirsek,saadetimiz o nispette artar.

  6. #26
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 05.05.06
    Mesajlar: 859
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: kalbdenkalbe mesajlar(dünyadaki cennet)

    Allah razı olsun kardeş bu konuyu bizlerle paylaştığın için

  7. #27
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 10.04.06
    Mesajlar: 1.029
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: kalbdenkalbe mesajlar(dünyadaki cennet)

    Allah razı olsun. Bu faydalı bilgileri bizimlede paylaştığınız
    için çok çok teşekkürler.

  8. #28
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(bu ne güzel söz)

    İslâm, sıcağın “artık yeter” dedirttiği bir anda kızgın çöl kumlarına yağmur damlalarının inişiydi.

    İndi, iniyor yağmur damlaları. Güneşi doğmaya, rüzgarı esmeye, dünyayı dönmeye çağırıyor.

    İnsanı, insan olmaya davet ediyor. Yani adalete, barışa, doğruya, güzele...

    Ve güneş doğudan doğuyorsa, hâlâ davet sürüyor, birileri insanı fıtratına çağırıyor, hatırlıyor, hatırlatıyor...

    Denizleri coşturan, semayı cûş ettiren, arzı titreten kelâm asıl muhatabına, insana eriyor her yeni anla beraber...

    Bir gün birisi çıkıyor, bütün aklarımıza kara diyor, karalarımıza ak.

    “Yanlış mı görüyorum?“ diyor, gözlerimizi oğuşturuyoruz. Karışıyor gözlerimiz, bakışımız. O karışıklıktan sonra ya gerçekten görüyor, açılıyor gözlerimiz, ya ebedi körlüğe mahkûm oluyoruz.

    İşte Rasulullah Efendimiz'in daveti buydu. Ters yönde giden akmaya alışmış suların yönünü değiştirmekti. O ve arkadaşları çöl fırtınalarına karşı yürüdü.

    Bir yol açıldı önümüzde o yürüyüşten. Şimdi bize, o yolda her gün yeni bir yol arkadaşıyla yürümek düştü. İlk daveti hatırlayıp hatırlatarak...

    Gözün görmesi yetmiyor

    Efendimiz s.a.v. davetine başlamıştır. İnananlar vardır, inanmayanlar; inanmadıkları gibi, inananları sabrın ve çilenin en çetiniyle karşı karşıya bırakanlar... İşte, Efendimiz s.a.v. bu günlerin birinde bir başka kabileyi, Kindelileri Ukaz Panayırında İslâm'a davet ediyordu.

    Kindeliler huyu yumuşak, mantıkları güçlü bir kabile idi. Peygamberimiz konuşmaya başladı:

    - Sizleri tek olan Allah'a çağırıyorum. O'nun ortağı yoktur. Canlarınızı koruduğunuz şeye karşı beni de korumaya davet ediyorum. Muvaffak olursam karar vermekte serbest olacaksınız.

    Kabilenin çoğu şöyle söyledi:

    - Bu ne güzel söz! Ama biz atalarımızın taptıklarına tapıyoruz.

    Kabilenin en küçüğü aldı sözü:

    - Ey kavmim, başkaları sizi geçmeden bu kişiye tabi olun! Hıristiyanlar ve yahudiler Harem-i Şerif'ten bir peygamber çıkacağını, zamanın yaklaştığını söylüyorlar.

    İçlerinden birisi karşı çıktı:

    - Durun, beni dinleyin! Onu akrabaları dışarı attı, siz mi barındıracaksınız? Bu bütün Araplara savaş açmaktır. Hayır hayır, bunu yapmayın!

    Bunun üzerine, Rasulullah s.a.v. mahzun bir halde oradan ayrıldı. Onlar da yurtlarına döndüler. Olup biteni anlattılar. Bir yahudi:

    - Vallahi, siz nasibinizi kaçırıyorsunuz. Hiç şüphe yok, O gerçeği söylüyor. Biz onun vasıflarını kutsal kitabımızda okuyoruz.

    Bunları söyleyen yahudi Peygamberimiz'i tarif etti. Onlar da bu tarifin doğruluğunu onayladılar. Sonra Kindeliler ertesi sene hac mevsiminde Allah Rasulü'ne gelmek üzere sözleştiler. Fakat reisleri o yıl haccetmelerine engel oldu.

    O yahudi kişi ise, Rasulullah s.a.v.'i tasdik edip iman üzere vefat etti.

    İnatlarına rağmen sabırla

    Davet tüm engellere rağmen en kuytulara ulaşıyordu. Her insan, sabırla, insan olmaya tekrar tekrar çağrılıyordu.

    Müslümanlar Hakem b. Keysan'ı esir almışlardı. Boynunu vurmak istediler. İçlerinden biri Hakem'i Rasulullah s.a.v.'e götürmeyi teklif etti. Getirdiler. Allah'ın Rasulü ona İslâm'ı tebliğ etmeye başladı. Bu davet bir hayli sürdü. Efendimiz s.a.v. tekrar tekrar anlatıyor, o inatla karşı çıkıyordu. Nihayet Hz. Ömer r.a. dayanamadı:

    - Ya Rasulallah, ne diye bu kadar konuşuyorsun? Bu adam asla müslüman olmaz. Bana müsaade et de işini bitireyim.

    Efendimiz s.a.v. bu söze aldırış etmedi. Anlattı, anlattı... Nihayet Hakem İslâm ile şereflendi.

    Hakem r.a. gerçekten iyi bir müslüman oldu. Allah yolunda cihat etti ve şehid düştü. Allah Rasulü ondan razı idi.

    * * *



    Rasulullah Efendimiz, ashabından elli kişiyi davet için bir kabileye gönderdi. Gelenlerden haberi olan kabile, büyük bir kalabalıkla çatışmaya hazır bir vaziyette onları karşıladı. Sahabiler buna rağmen onları İslâm'a davet etti. Fakat onlar ok atarak karşılık verdiler: “Davet ettiğiniz şeye bizim ihtiyacımız yok!“ dediler. Sürekli ok atıyorlardı. Arkadan da yardımcıları geliyordu. Nihayet elli sahabiyi her taraftan kuşattılar. Çatışma başladı. Sahabiler olağanüstü bir gayretle savaştı ama çoğu şehit oldu. Sağ kalan birkaç kişi ancak iki ay sonra Medine'ye dönebildiler.

    * * *



    Selman-ı Farisî r.a. komutasındaki İslâm ordusu İran kalelerinden birini kuşatmıştı. Selman-ı Farisî bizzat İranlılara gidip dedi ki:

    - Ben sizden biriyim, İranlıyım. Siz de müslüman olun. İllâ kendi dinimiz derseniz, sizi dininizle başbaşa bırakırız ama bize cizye (gayri müslimlerden alınan vergi) verirsiniz.

    İranlılar iki seçeneği de raddettiler:

    - Ne cizye veririz, ne de İslâm'a gireriz.

    Bu cevaba rağmen, müslümanlar onları üç gün boyunca İslâm'a çağırdı. Sonra hü***** ederek kaleyi fethettiler.

    Suyun sahibi kim?

    Rasulullah s.a.v., Allah'a davet etmek, İslâm'ın esaslarını kendilerine öğretmek için Ebu Ümame r.a.'ı kabilesine gönderdi. Ebu Ümame r.a. oraya vardığında, insanlar develerini suya götürmüşlerdi. Onu görünce:

    - Merhaba Ümame! Duyduğumuza göre sen dininden çıkıp, o adamın dinine girmişsin, dediler. Ebu Ümame r.a.:

    - Ben Allah ve Rasulü'ne iman ettim. Beni size Rasulullah gönderdi. Sizleri İslâm'a, İslâm'ın esaslarına uymaya davet ediyorum.

    Bu arada kabile mensupları kan dolu çanakları getirip ortaya koydular, toplanıp yemeye başladılar. Ebu Ümame'yi de çağırdılar:

    - Ümame sen de gel.

    - Ben bu kanın yenilmesinin yasak olduğunu söyleyen tarafından geliyorum. Yenilmesi helal olan sadece kestiklerinizdir.

    - O bu konuda tam olarak ne söylüyor?

    - O'na şu ayet indi. Yüce Allah buyuruyor ki: “Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan yuvarlanmış, süsülmüş, dikili taşlar ve putlar için boğazlanan hayvanları yemeniz, fal oklarıyla kısmet aramanız size haram edilmiştir.“ (Maide, 3)

    Devamla, Ebu Ümame r.a. kabilesine İslâm'ı anlatmaya başladı. Onlar geri duruyorlardı. Hava oldukça sıcaktı. İyice yanan, boğazı kuruyan Ebu Ümame r.a. bir yudum su istedi. Dediler ki:

    - Vermeyeceğiz! Kendi haline kal ki, aklın başına gelsin ya da susuzluktan öl!

    Ebu Ümame r.a. çaresiz, başını sarığının içine koyup, kavurucu sıcakta kumlar üzerinde uyudu. Rüyasında kendisine cam bir bardakla eşi benzerini hiç kimsenin tatmadığı lezzette bir içecek ikram edildi. İçti, içti... Nihayet içecek bittiğinde uyandı. Diyor ki:

    - Vallahi o içecekten sonra bir daha susamadım.

    “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın'

    Peygamber s.a.v. Efendimiz, “İnsanları dine tatlılıkla davet edin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyumlu olun, geçimsiz olmayın.“ buyurarak, gerek müslüman olmayan birisini davet ederken, gerek müslümana İslâm'ın esaslarını tebliğde takip edilecek yolu söylemiş, davranışlarıyla da İslâm'a daveti en güzel şekilde gerçekleştirmiştir.

    Muaviye b. Haydeti'l-Kureyşi , Efendimiz'e geldi ve aralarında şu konuşma geçti:

    - Vallahi, sana gelmeyeceğim, dinine girmeyeceğim diye şu parmaklarımın sayısından daha çok yemin etmiştim. Ama anlayamadığım bir şeyi sormak için geldim. Lütfen söyle, sen bize ne ile gönderildin?

    - İslâm dini ile.

    - İslâm dini nedir?

    - Kendimi Allah'a teslim ettim, putlardan uzaklaştım demen, namaz kılman, zekât vermendir. Her müslümanın kanı birbirine haramdır, her müslüman birbirine yardımcı iki kardeştir. Allah, müslüman olduktan sonra şirk koşan bir kimsenin amelini, o kişi müşriklerden ayrılmadıkça kabul etmez. Sizi ateşe düşmekten koruyamam. Dikkat ediniz Rabbim beni çağırıp soracak: “Kullarıma tebliğ ettin mi?“ Ben de, “evet ya Rabb tebliğ ettim“ derim. Burada olanlar olmayanlara duyduklarını iletsin. İyi dinleyin. Kıyamet günü adalet divanına ağızlarınız bir bez parçasıyla bağlanmış olarak çağrılacaksınız. Soruları dilleriniz değil diğer uzuvlarınız cevaplandıracak. İlk önce de avuçlarınız.

    - Bu mudur İslâm dini?

    - Budur. Buna göre güzelce hareket edersen sana kâfidir.

    * * *



    Rasulullah s.a.v. Muaz b. Cebel r.a.'ı Yemen'e vali olarak göndereceği zaman ona şunları söylemişti:

    “Muaz! Gittiğinde onları Allah'tan başka ibadete layık bir tanrı olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasulü olduğuna inanmaya davet et. Bu ikisine şehadet ederlerse Allahu Tealâ'nın her gece ve gündüz kendilerine beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Bu hususa da itaat ederlerse, zenginlerden alınıp fakirlere verilmek üzere, Cenab-ı Hakk'ın zekâtı üzerlerine farz kıldığını haber ver. Bu mevzuya da riayet ederlerse, mallarının en kıymetlilerini almaktan sakın. Mazlumun ahından sakın! Zira mazlum kişinin duasıyla Allah arasında hiçbir perde yoktur.“

    Ümmü Süleym r.a.'ın daveti

    Sahabi hanımlardan Ümmü Süleym r.a. müşrik olan eşinden ayrılmıştı. Yine bir müşrik olan Ebu Talha Ümmü Süleym ile evlenmek istemişti. Dileğini iletti. Ümmü Süleym dedi ki:

    - Ebu Talha! Taptığın ilâhın topraktan bittiğini biliyor musun?

    - Biliyorum.

    - Peki ağaca, kendi isteğiyle bir şey yapmaktan aciz bir oduna tapmaya utanmıyor musun? Müslüman olursan seninle evlenirim ve senden mehir istemem.

    Ebu Talha biraz düşünmek üzere gitti. Birkaç gün sonra geldi ve dedi ki:

    - Şehadet ediyorum ki Allah'tan başka ilâh yoktur. Muhammed de Allah'ın peygamberidir.

    Bunun üzerine Ümmü Süleym r.a. ile Ebu Talha r.a. evlendiler.

    Şahidiz Ya Rab!

    Ashabıyla yaptığı bir yolculukta Efendimiz'in karşısına bir bedevi çıktı. Allah Rasulü s.a.v. bedeviye sordu:

    - Nereye gidiyorsun?

    - Ailemin yanına.

    - Bir hayır yapmaya var mısın?

    - Nedir o?

    - Allah'tan başka bir ilâh olmadığına, O'nun eşi ve benzerinin bulunmadığına, Muhammed'in onun kulu ve rasulü olduğuna şehadet edeceksin.

    - Söylediklerinin doğruluğuna şahidin var mı

    - Evet, şu ağaç.

    Allah Rasulü vadinin sağ kıyısında duran ağacı çağırdı. Ağaç yeri yararak geldi. Peygamberimiz'in önünde durdu. Allah Rasulü ağaca üç defa şahitlik ettirdi. Ağaç da şahitlikte bulundu ve eski yerine döndü. Bedevi kabilesinin yanına gitmek üzere ayrılırken şunları söyledi:

    - Kabilem beni dinlerse onları da getiririm, yoksa ben sana döner, seninle olurum.

    * * *

    Hani veda ederken sormuştun ya, ey Allah'ın Sevgili Rasulü, “tebliğ ettim mi?“ diye.

    Ettin ya Rasulallah!

    Ağaçlar bile şahit, yollar şahit, ikiye ayrılan ay şahit, kovulduğun şehir şahit, taş şahit. İnanmayanlar bile şahit.

    Ve şahidiz ki ya Rasulallah , davet sürüyor. Vârislerin her an, önce güzel halleriyle insanı insan olmaya, kendini bilmeye davet ediyor.

    Şahidiz ya Rab!..

  9. #29
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(gazze gazel oluyorken)

    GAZZE GAZEL OLUYORKEN gazel okumak, Beyrut batıyorken sadece bağırmak neyi kurtarır? İnsanlığın nefsi İsrail insaniyeti katlederken susmak, ne büyük bir sorumsuzluk, ne büyük bir acı, ne büyük bir katliam… Eliyle, diliyle müdahale edememek veya etmemek, kalbiyle buğz edememek veya etmemek vicdanların buzlaşması demek…


    Buzlaşmış vicdan üzerine hangi insani değeri inşa edebilirsiniz? Binalar yükseltebilirsiniz fakat insaniyeti yüceltemezsiniz. Vahşi hayvanların bile korktuğu zulmü işleyenler, kalplerini yiyen aç kurtlar olabilir ancak. İnsanlığın son deminde insanlık sürünüyor… Şırıngalanmış dünyevileşme zehirinden, sefahat sersemliğinden ayağa kalkamıyor.. Film seyreder gibi savaş seyrediyor veya haberleri de film zannediyor.
    Nasıl olsa uzak diyarlar! Nemelazım duvarından atlayıp öteye geçemiyor. Bilmiyor ki o duvar bir gün yıkılacak da altında kalacak. Zulme karşı sukut, insanlığın sukut-u hayali... Ayıkken uyur gezerler zulüm tokadıyla mı uyanacak?
    Adam sıraya koymuş pataklaya pataklaya geliyor, dünyanın gözü önünde koca bir millete sokak çocuklarının ağzıyla küfrediyor. Gizlemiyor artık kendini, aleni geliyor…Deccalizmin yeni versiyonu sinemalarda! Dünya kupasından hemen sonra… Toplaşmış kafalar, sefahate düşmüş duygular, şüpheler düşüncelere üşüşmüşken tam zamanı… Belki insanlığı köle yapabilirim artık!
    İkiz kuleleri yıkmakla saati işletmeye başladılar… Şu anda saat tıkır tıkır işliyor… Yakım, yıkım, kan, gözyaşı…
    Biz bu hale nasıl düştük? Ehadis-i şerifede gelmiş ki: “Ahir zamanda Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, İslam’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev’i beşeri herc ü merc eder ve koca Alem-i İslamı esaret altına alır.”
    Çare? “Ey ehli iman! Zillet içinde esaret altına girmek istemezseniz , aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı- innemal mü’minine ıhvatün- kal’a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu muhafaza edebilirsiniz .” ( Yirmi İkinci Mektup, Beşinci Vecih )
    Hal de belli, çare de… Belli olmayan bizim belirsiz tutumlarımız ve tutarsızlıklarımız…İçte olan büyük cihadı küçümsemiz… Küçük işler, basit hevesler, tamah, tembellik ve tenperverlik…
    Nefis esaretinden tam kurtulamamak, kalp ülkesini keşfedememek…Kainatın oyun ve oyuncak olsun diye yaratılmadığını unutmak… Kendini bulan arif olamamak…
    Temizlenmiş bir kalbin akılla uhuvvetiyle vücut hanesinde muhabbeti hakikatle tesis etmek… Aile fertleri arasında hürmet ve muhabbetin iyice yerleşmesi… Komşuluğun kardeşliğe dönüşmesi… Mahalle ve şehir dairelerinde açılımın devam ederek memleket ve Alem-i İslama uzanması, insanlığı kuşatması…
    En önemlisi de hizmet dava eden cemaatlerin kendi içinde ve diğerleriyle olan münasebetlerinde muhabbeti azami düzeye çıkarmak….
    Herkesin yapabileceği iş var ve herkes işini iyi yapacak… Yokluğu razı değilsek varlık için çalışacağız.
    Gazel okunacak zaman değil, yüreksiz gayretler bir işe yaramıyor…Gönüllerde kopacak bir “Hu” fırtınası kum tanelerini zalimlerin gözüne sokacak güçtedir…Kumsallarda gönül eğlendirmekle olmaz bu işler.
    Ya Hayy Ya Kayyum Ya Kahhar Ya Cebbar… Yeryüzündeki Müslüman kardeşlerimizi zalimlerin şerrinden muhafaza eyle… Eman ver bize, emniyet diliyoruz Ya Selam… Kusurlarımız bağışla, hidayete erdirdiklerinden eyle Ya Rahman… Hastalarımıza şifa ver Ya Şafi…Borçlulara eda ihsan eyle Ya Kefil… Dertlere deva ver Ya Rahman ü Rahim…Kendine kul etme şerefiyle yücelt bizi Ya Allah…
    Şeytani nefis füzeleri ıskalayarak üzerimizden geçsin de ebedi Gazzelerimiz gazel olmasın Ya Rabbi…
    İzzetin, Celalin, Azametin, Kibriya’n hürmetine istiyoruz Ey Haluku Külli Şey, zira istemeyi sen verdin bize, vermek istemeseydin istemek vermezdin.

  10. #30
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.07.06
    Mesajlar: 8.139
    Teşekkür ve Beğeni

    kalbdenkalbe mesajlar(1400 yıl önce gelen email)alıntıdır

    Ey Allah (c.c.)ın kulları!

    Bugünün genç müslümanları!

    Her gün sabırsızca bekliyorsunuz,

    "Bana e-mail geldi mi?" diye.

    Günde bir kaç kez online oluyorsunuz.

    Mutlu oluyorsunuz,

    "Bir mailiniz var!" yazdığında.

    Okumak için sabırsızlanıyorsunuz.

    Bazı mesajlar gerçekten güzel,

    Arkadaşlarınızdan, dostlarınızdan sıcacık.




    Fakat çoğu öylesine gelmiş; alakasız.

    Sadece zamanınızı alıyor.

    Derhal siliyorsunuz.

    Biliyor muydunuz, yaklaşık 1400 yıl önce,

    Allah(c.c.) size uzun bir e-mail gönderdi.

    Meleği Cebrail(a.s.) aracılığıyla elbet,

    Kulu Muhammed Aleyhisselatuvesselam?a

    Açtınız mı bu e-maili?

    Subject: Kur'an,

    "Kuşku Barındırmayan Rehber"

    Download ettiniz mi bu dosyayı?

    Kalbinize bookmark'ladınız mı?

    Hayatınızın "favoriler"ine eklediniz mi?

    Her sabahınızın "başlangıç sayfası" yaptınız mı?

    Açtıysanız bu e-maili

    Hepsini okumuş olmalısınız...

    Gönderilen elçilerin kıssalarını...

    Helak olan kavimlerin öykülerini...

    İnsanlığa mesajları,

    Günlük hayatınızın rehberini,

    Geleceğe dair güzel haberleri, müjdeleri.

    Allah?ın sizden "reply" edip,

    E-mail olarak iyi amel beklediğini.

    şimdi, her sabah uyandığınızda;

    İlk bu e-maili okuyun.

    Kur'ân'da "save" edildiği şekliyle,

    Hatırlayın ve ona göre "reply" eyleyin.

    Sevgili genç müslümanlar;

    İslamın geleceğine "enter"leyin

Sayfa 3 Toplam 8 Sayfadan BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. İmam Ebu Hanife'nin(r.h) Akidesi
    Konu Sahibi FiSeBiLiLLaH Forum İslam Alimlerimiz - Büyüklerimiz
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14-04-2011, 14:32
  2. Evrensel mucizeler
    Konu Sahibi bawercan Forum Allah (c.c) Hazretleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21-07-2010, 22:22
  3. huzunlu bir davus aksami
    Konu Sahibi memili Forum Tanışma Köşesi
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03-02-2009, 02:59
  4. Dunyada TÜRKlere sorulan İlginç Sorular ve tabi cevapları:):)
    Konu Sahibi tufan_78 Forum Fıkra, Mizah Bölümü
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 23-05-2008, 22:34
  5. rabıtanın bırakılması üzerine....
    Konu Sahibi FATMA-ZEHRA Forum Tasavvûf
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 05-01-2008, 16:19

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •