Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 1 Toplam 10 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 92 Sayfa bulundu

Konu: Bir Ölüm Rüyası...

  1. #1
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.06.06
    Mesajlar: 2.053
    Teşekkür ve Beğeni

    Bir Ölüm Rüyası...

    Bir zamanlar bir yerde Allah’ın bir veli kulu yaşardı. Temiz kalpli, ihlaslı, safça bir mü’mindi. Her gördüğünü iyiye yorumlar, Allah’a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik görse iyi tarafından alır, “Bunda bir hikmet vardır” diyerek gönlünü hoş tutardı. Her şeyin iyi yönünü görür, gülleri devşirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü yaratılanı hoş görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi.

    Müslümanların kıskanmasına aldırmaz. Onlara karşı yine hüsn-ü zan ederdi. Şeytanı ve nefsini tam ve katıksız düşman bilir, Allah’a sığınırdı. Nefsinin hücumlarına karşı iman kalesine girer, elden geldiğince ona karşı silahlanırdı.

    Açıktan küfrünü açıklayanlara, Tevhid’i bulmaları için dua ederdi. Hayatı nurlu, gönlü sürûrlu has bir kuldu. Kur’an-ı sıkça okur, ayetleri anlamaya çalışırdı.

    O gün yine nafile oruca niyetlenmişti. Dûha namazını biraz erkence kılmış, şehrin dışına doğru yürüyüşe çıkmıştı. Çevre duvarlarının dışına ağaç gölgelerinin sarktığı eski mezarlığa doğru yürüdü.

    Kabristana girdi. Fatiha ve ihlası okudu. Bunu da, ebedi ikamegâhlarında yatanların ruhlarına hediye eyledi.

    Koyu gölgeli bir ağacın altına oturup alnında biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldı. Mezardakilerin hallerini düşünüp, onlar için kaygılandı. Yüreğine ılık bir şeyler aktı, gözleri yaşardı.

    Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmuştu? “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.”

    Şimdi burada yatanlar acaba hangisinde?

    Acaba bunlar dünya hayatında neler yaptılar? Nasıl inandılar, nasıl yaşadılar? Şimdi cennet bahçesinde zevk mi ediyorlar, yoksa cehennem çukurunda azap mı çekiyorlar? Bir meraktır kapladı içini...

    Bu eski mezarlıkta kimler yatıyor? Zengiler, fakirler, iyiler, kötüler, zalimler, günahkârlar...

    Sonra yaşadığı zamanı düşündü... Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışanları, mazlumlara eziyet eden zalimleri, vatan, millet, bayrak diye halkı uyutanları, bankalarındaki hesaplarını kabartabilmek için herşeyi mübah sayanları düşündü.

    Bir lokma için çöplük karıştıranları, televizyonda gördüğü sanatçı(!)lara ilah muamelesi yapanları, sırf okumak için gittikleri okula; senin giyinişin, kılık-kıyafet yönetmeliğine aykırı diye umudunu o okula bağlamış kızları okula almayan zihniyeti, dininin gereği giyindiği için okuluna alınmayan kızları, alkolün ve uyuşturucunun batağına düşmüş gençleri, ekranlarından fuhuştan başka birşeyin gösterilmediği televizyonların yöneticilerini düşündü... Allah’ım aklıma mukayyet ol! Sen ki duaları kabul edersin. Bizleri Rasulullah’ın (s.a.v.) sancağı altında toplananlardan eyle!..

    Senin dininin gereklerini yerine getirmeyenler, bu hayatın sonunda hesap yok zannediyorlar. Oysa Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde:

    “Bu hayatın sonunda hesap yok mu zannettin sen?

    Lokantanın garsonu bile; ‘hesap lütfen’ diyor.

    Lokantanın garsonu bile hesap isterken...

    Sen nasıl olur da; bizlere herşeyi bahşeden, sen...

    Hesap sormazsın?..

    İlahî onları affet, onlara hidayeti nasip et.”

    Ya Rabbi! Çok sürmeden beni de buraya getirecekler. Benim halim ne olacak? Her nefis ölümü tadacaktır. “Ölümün acısı üç yüz kılıç yarasından fazladır.” buyurulmuş. Ben nasıl dayanacağım?

    Şeytan son anda bana musallat olursa ben ne yaparım? O zaman halim nice olur. Kabir hayatı, sonra diriliş, hesap-kitap, mizan-terazi, sırat, cennet, cehennem...

    Gelen iki meleğe nasıl hesap vereceğim? Onların sorularına cevap verebilecek miyim?..

    Bu düşünceler içindeyken uyku bastırdı. Başını yaşlı ağacın gövdesine dayadı. Dualar mırıldanırken gözü dallara, yapraklara kaydı. Sanki o yapraklarda ölmüş insanların isimleri vardı. Onları okumaya çalıştı. Uyku iyice bastırdı. Gözleri kapandı. Derin bir uykuya daldı.

    Rüyasında mezardakileri gördü. Güyâ kendisi de ölmüş, orada bulunan kabir arkadaşları hâl diliyle kendisine bir şeyler anlatıyorlardı. Geriye dönüşü olmayan dünya hayatlarını, çaresizliklerini, nasıl aldandıklarını, halen hayatta olanlara nasıl gıpta ettiklerini, kendilerine fırsat verilse ve dünyaya dönseler sırf Allah’ın (c.c.) rızası için nasıl yaşacaklarını, hepsini, hepsini...

    Sonra kabrin içinde en çok feryatların, iniltilerin geldiği kabrin sahibine sordu:

    - Arkadaş halin nedir? Neden en çok azap sana çektiriliyor?

    Kabirdeki şöyle cevap verdi:

    - Ah!.. Aman... Halimi hiç sorma. Ben dünya hayatında Allah’a (c.c.) şirk koştum. Her günah affolunur, benim günahım affolunmaz.

    - Anladım...

    Sonra ana-babasına karşı gelenlerin, katillerin, intihar edenlerin, zulüm yapanların, zina yapanların, içki içenlerin, faiz yiyenlerin, kumar oynayanların, iftira atanların, riyakârların, münafıkların, rüşvet yiyenlerin, yetim malı yiyenlerin, sihirle uğraşanların, avret yerini açanların, karşı cinse benzeyenlerin, ilmiyle âmil olmayan alimlerin, hatta sattığı süte su karıştıranların hayatını dinledi. Çektikleri azaba tanık oldu.

    İçi sıkıldı iyice. Çıldıracak gibi oldu. Sonra duyduğu kuş sesleriyle, hissettiği ve tarif bile edemediği eşsiz korkularla kendine geldi..

    - Ya sen ey mevta! Nedir tüm bu güzelliğin sebebi? Seni görünce içim açıldı, gönlüm rahatladı. Senin yerinde olması ne kadar isterdim. Belli ki cennete namzetsin. Seni bu makama çıkaran nedir? dedi.

    - İmandır kardeş, iman.

    - Nasıl yani?

    - Ben dünyadayken “La ilahe illAllah Muhammedürresullah” lafzını tam manasıya anladım, layıkıyla iman ettim, ibadet ettim.

    Allah’ım bu güzelliklerini hepimize nasip et, düşüncesi içinde diğer cennetlikleri; zekat verenleri, oruç tutanları, namaz kılanları. Allah’ı (c.c.) çokca zikredenleri ana-babasına hürmette kusur etmeyen evlatları, iyiliği emredip kötülükten nehyedenleri. İffet sahibi insanları, şehidleri, ehl-i takva sahiplerini dinledi. Onlara yapılan izzet-i ikramı gördü. Onlara gıpta ile baktı.

    Bizim Allah dostu rüyasında kabir aleminde dolaşırken gelen gürültülerle uyandı. O kabristana yeni bir ölü getirilmişti. Kalabalık bir cemaat vardı. Ölüyü kabre koydular. Üzerini toprakla örttüler. Yasin, tekasür, ihlas, fatiha surelerini okuyup dua ettiler. Ellerini yüzlerine sürüp kabristandan ayrıldılar. Kabrin başında ölenin oğlu, kardeşi, bir de imam kaldı. İmam ayağa kalkıp:

    - Ey Ahmet oğlu Hasan! diye üç kere bağırdı.

    Dünya üzerinde bulunduğun inancı hatırla. O da şudur: “Allah’tan (c.c.) başka ilah olmadığına, Muhammedin (s.a.v.), Allah’ın (c.c.) Rasulü olduğuna, senin Rab olarak Allah’a (c.c.) Din olarak İslam’a, Peygamber olarak Hz. Muhammed’e (s.a.v.) razı olduğuna dair şahitliğindir.” dedi...

    Artık imamın ve yanındakilerin işi bitmişti. Son kez kabre bakıp çıkışa doğru yürümeye başladılar.

    Kendisini halen rüyada zannediyordu ki; karşıdan gelen imam:

    - Hey! Mübarek kalk ne yatıyorsun? sözleriyle irkildi ve birden ayağa fırladı.

    - Sen kimsin? Ben nerdeyim? Öldüm mü? dedi..

    İmam tebessüm ederek:

    - Korkma, dünyadasın. Güneşin altında mezarlıkta uyumuşsun. Az önce bir kardeşimizi ahirete uğurladık. Uyuyacağına cenaze namazına iştirak etseydin, daha iyi olurdu dedi.

    - Çok derin uykudaydım hocaefendi. Öyle rüyalar gördüm ki... Bende, ölmüş gibiydim...

    - Hayırdır inşaAllah. Nasıl olsa öleceğiz. Şimdi önce bir abdest al açılırsın. Sonra öğlen namazının vakti çıkmadan namazını kıl.

    İmam ve yanındakiler kabristandan ayrıldılar. O ise halen gördüğü rüyanın etkisi altındaydı. Elinin tersiyle alnının terini sildi. Rüyasında bile cehenneme tahammül edememişken nasıl olur da yaşadığı hayatı cennete gidebilmek için harcamazdı...

    İlahi! Bizi af ve mağfiret eyle. Rahmeti ve mağfiretini üzerimizden eksik etme.

    Bizlerin canını Senin yolundayken al. Yoksa biz sorgu meleklerine nasıl hesap verir, kabir azabına ve cehenneme nasıl dayanırız?..

  2. #2
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 03.06.06
    Mesajlar: 350
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Bir Ölüm Rüyası...

    kardeşim paylaşımın için ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM çok güzell ALLAH razı olsunn

  3. #3
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 06.08.06
    Yer: Uzun ve düşünülmüş yoldan.
    Mesajlar: 1.247
    Teşekkür ve Beğeni

    Bir ölüm Rüyasi

    Bir zamanlar bir yerde Allah'ın bir veli kulu yaşardı. Temiz kalpli, ihlaslı, safça bir mü'mindi. Her gördüğünü iyiye yorumlar, Allah'a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik görse iyi tarafından alır, "Bunda bir hikmet vardır" diyerek gönlünü hoş tutardı. Her şeyin iyi yönünü görür, gülleri devşirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü yaratılanı hoş görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi. <
    Müslümanların kıskanmasına aldırmaz. Onlara karşı yine hüsn-ü zan ederdi. Şeytanı ve nefsini tam ve katıksız düşman bilir, Allah'a sığınırdı. Nefsinin hücumlarına karşı iman kalesine girer, elden geldiğince ona karşı silahlanırdı. <
    Açıktan küfrünü açıklayanlara, Tevhid'i bulmaları için dua ederdi. Hayatı nurlu, gönlü sürûrlu has bir kuldu. Kur'an-ı sıkça okur, ayetleri anlamaya çalışırdı.

    O gün yine nafile oruca niyetlenmişti. Dûha namazını biraz erkence kılmış, şehrin dışına doğru yürüyüşe çıkmıştı. Çevre duvarlarının dışına ağaç gölgelerinin sarktığı eski mezarlığa doğru yürüdü.

    Kabristana girdi. Fatiha ve ihlası okudu. Bunu da, ebedi ikamegâhlarında yatanların ruhlarına hediye eyledi.

    Koyu gölgeli bir ağacın altına oturup alnında biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldı. Mezardakilerin hallerini düşünüp, onlar için kaygılandı. Yüreğine ılık bir şeyler aktı, gözleri yaşardı.

    Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmuştu? "Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur."

    Şimdi burada yatanlar acaba hangisinde?

    Acaba bunlar dünya hayatında neler yaptılar? Nasıl inandılar, nasıl yaşadılar? Şimdi cennet bahçesinde zevk mi ediyorlar, yoksa cehennem çukurunda azap mı çekiyorlar? Bir meraktır kapladı içini...

    Bu eski mezarlıkta kimler yatıyor? Zengiler, fakirler, iyiler, kötüler, zalimler, günahkârlar...

    Sonra yaşadığı zamanı düşündü... Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışanları, mazlumlara eziyet eden zalimleri, vatan, millet, bayrak diye halkı uyutanları, bankalarındaki hesaplarını kabartabilmek için herşeyi mübah sayanları düşündü.

    Bir lokma için çöplük karıştıranları, televizyonda gördüğü sanatçı(!)lara ilah muamelesi yapanları, sırf okumak için gittikleri okula; senin giyinişin, kılık-kıyafet yönetmeliğine aykırı diye umudunu o okula bağlamış kızları okula almayan zihniyeti, dininin gereği giyindiği için okuluna alınmayan kızları, alkolün ve uyuşturucunun batağına düşmüş gençleri, ekranlarından fuhuştan başka birşeyin gösterilmediği televizyonların yöneticilerini düşündü... Allah'ım aklıma mukayyet ol! Sen ki duaları kabul edersin. Bizleri Rasulullah'ın (s.a.v.) sancağı altında toplananlardan eyle!..

    Senin dininin gereklerini yerine getirmeyenler, bu hayatın sonunda hesap yok zannediyorlar. Oysa Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde:

    "Bu hayatın sonunda hesap yok mu zannettin sen?

    Lokantanın garsonu bile; 'hesap lütfen' diyor.
    Sen nasıl olur da; bizlere herşeyi bahşeden, sen...

    Hesap sormazsın?..

    İlahî onları affet, onlara hidayeti nasip et."

    Ya Rabbi! Çok sürmeden beni de buraya getirecekler. Benim halim ne olacak? Her nefis ölümü tadacaktır. "Ölümün acısı üç yüz kılıç yarasından fazladır." buyurulmuş. Ben nasıl dayanacağım?

    Şeytan son anda bana musallat olursa ben ne yaparım? O zaman halim nice olur. Kabir hayatı, sonra diriliş, hesap-kitap, mizan-terazi, sırat, cennet, cehennem...

    Gelen iki meleğe nasıl hesap vereceğim? Onların sorularına cevap verebilecek miyim?..

    Bu düşünceler içindeyken uyku bastırdı. Başını yaşlı ağacın gövdesine dayadı. Dualar mırıldanırken gözü dallara, yapraklara kaydı. Sanki o yapraklarda ölmüş insanların isimleri vardı. Onları okumaya çalıştı. Uyku iyice bastırdı. Gözleri kapandı. Derin bir uykuya daldı.

    Rüyasında mezardakileri gördü. Güyâ kendisi de ölmüş, orada bulunan kabir arkadaşları hâl diliyle kendisine bir şeyler anlatıyorlardı. Geriye dönüşü olmayan dünya hayatlarını, çaresizliklerini, nasıl aldandıklarını, halen hayatta olanlara nasıl gıpta ettiklerini, kendilerine fırsat verilse ve dünyaya dönseler sırf Allah'ın (c.c.) rızası için nasıl yaşacaklarını, hepsini, hepsini...

    Sonra kabrin içinde en çok feryatların, iniltilerin geldiği kabrin sahibine sordu:

    - Arkadaş halin nedir? Neden en çok azap sana çektiriliyor?

    Kabirdeki şöyle cevap verdi:

    - Ah!.. Aman... Halimi hiç sorma. Ben dünya hayatında Allah'a (c.c.) şirk koştum. Her günah affolunur, benim günahım affolunmaz.

    - Anladım...

    Sonra ana-babasına karşı gelenlerin, katillerin, intihar edenlerin, zulüm yapanların, zina yapanların, içki içenlerin, faiz yiyenlerin, kumar oynayanların, iftira atanların, riyakârların, münafıkların, rüşvet yiyenlerin, yetim malı yiyenlerin, sihirle uğraşanların, avret yerini açanların, karşı cinse benzeyenlerin, ilmiyle âmil olmayan alimlerin, hatta sattığı süte su karıştıranların hayatını dinledi. Çektikleri azaba tanık oldu.

    İçi sıkıldı iyice. Çıldıracak gibi oldu. Sonra duyduğu kuş sesleriyle, hissettiği ve tarif bile edemediği eşsiz korkularla kendine geldi..

    - Ya sen ey mevta! Nedir tüm bu güzelliğin sebebi? Seni görünce içim açıldı, gönlüm rahatladı. Senin yerinde olması ne kadar isterdim. Belli ki cennete namzetsin. Seni bu makama çıkaran nedir? dedi.

    - İmandır kardeş, iman.

    - Nasıl yani? s

    - Ben dünyadayken "La ilahe illallah Muhammedürresullah" lafzını tam manasıya anladım, layıkıyla iman ettim, ibadet ettim.

    Allah'ım bu güzelliklerini hepimize nasip et, düşüncesi içinde diğer cennetlikleri; zekat verenleri, oruç tutanları, namaz kılanları. Allah'ı (c.c.) çokca zikredenleri ana-babasına hürmette kusur etmeyen evlatları, iyiliği emredip kötülükten nehyedenleri. İffet sahibi insanları, şehidleri, ehl-i takva sahiplerini dinledi. Onlara yapılan izzet-i ikramı gördü. Onlara gıpta ile baktı.

    Bizim Allah dostu rüyasında kabir aleminde dolaşırken gelen gürültülerle uyandı. O kabristana yeni bir ölü getirilmişti. Kalabalık bir cemaat vardı. Ölüyü kabre koydular. Üzerini toprakla örttüler. Yasin, tekasür, ihlas, fatiha surelerini okuyup dua ettiler. Ellerini yüzlerine sürüp kabristandan ayrıldılar. Kabrin başında ölenin oğlu, kardeşi, bir de imam kaldı. İmam ayağa kalkıp:

    - Ey Ahmet oğlu Hasan! diye üç kere bağırdı.

    Dünya üzerinde bulunduğun inancı hatırla. O da şudur: "Allah'tan (c.c.) başka ilah olmadığına, Muhammedin (s.a.v.), Allah'ın (c.c.) Rasulü olduğuna, senin Rab olarak Allah'a (c.c.) Din olarak İslam'a, Peygamber olarak Hz. Muhammed'e (s.a.v.) razı olduğuna dair şahitliğindir." dedi...

    Artık imamın ve yanındakilerin işi bitmişti. Son kez kabre bakıp çıkışa doğru yürümeye başladılar.

    Kendisini halen rüyada zannediyordu ki; karşıdan gelen imam:

    - Hey! Mübarek kalk ne yatıyorsun? sözleriyle irkildi ve birden ayağa fırladı.

    - Sen kimsin? Ben nerdeyim? Öldüm mü? dedi..

    İmam tebessüm ederek:

    - Korkma, dünyadasın. Güneşin altında mezarlıkta uyumuşsun. Az önce bir kardeşimizi ahirete uğurladık. Uyuyacağına cenaze namazına iştirak etseydin, daha iyi olurdu dedi.

    - Çok derin uykudaydım hocaefendi. Öyle rüyalar gördüm ki... Bende, ölmüş gibiydim...

    - Hayırdır inşaallah. Nasıl olsa öleceğiz. Şimdi önce bir abdest al açılırsın. Sonra öğlen namazının vakti çıkmadan namazını kıl.

    İmam ve yanındakiler kabristandan ayrıldılar. O ise halen gördüğü rüyanın etkisi altındaydı. Elinin tersiyle alnının terini sildi. Rüyasında bile cehenneme tahammül edememişken nasıl olur da yaşadığı hayatı cennete gidebilmek için harcamazdı...

    İlahi! Bizi af ve mağfiret eyle. Rahmeti ve mağfiretini üzerimizden eksik etme.

    Bizlerin canını Senin yolundayken al. Yoksa biz sorgu meleklerine nasıl hesap verir, kabir azabına ve cehenneme nasıl dayanırız?..

    İlahi!.. Affet..
    alıntı

  4. #4
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 10.08.06
    Mesajlar: 66
    Teşekkür ve Beğeni

    Bir Ölüm Rüyası

    Bir zamanlar bir yerde Allah&#39;ın bir veli kulu yaşardı. Temiz kalpli, ihlaslı, safça bir mü&#39;mindi. Her gördüğünü iyiye yorumlar, Allah&#39;a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik görse iyi tarafından alır, "Bunda bir hikmet vardır" diyerek gönlünü hoş tutardı. Her şeyin iyi yönünü görür, gülleri devşirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü yaratılanı hoş görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi. <
    Müslümanların kıskanmasına aldırmaz. Onlara karşı yine hüsn-ü zan ederdi. Şeytanı ve nefsini tam ve katıksız düşman bilir, Allah&#39;a sığınırdı. Nefsinin hücumlarına karşı iman kalesine girer, elden geldiğince ona karşı silahlanırdı. <
    Açıktan küfrünü açıklayanlara, Tevhid&#39;i bulmaları için dua ederdi. Hayatı nurlu, gönlü sürûrlu has bir kuldu. Kur&#39;an-ı sıkça okur, ayetleri anlamaya çalışırdı.

    O gün yine nafile oruca niyetlenmişti. Dûha namazını biraz erkence kılmış, şehrin dışına doğru yürüyüşe çıkmıştı. Çevre duvarlarının dışına ağaç gölgelerinin sarktığı eski mezarlığa doğru yürüdü.

    Kabristana girdi. Fatiha ve ihlası okudu. Bunu da, ebedi ikamegâhlarında yatanların ruhlarına hediye eyledi.

    Koyu gölgeli bir ağacın altına oturup alnında biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldı. Mezardakilerin hallerini düşünüp, onlar için kaygılandı. Yüreğine ılık bir şeyler aktı, gözleri yaşardı.

    Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmuştu? "Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur."

    Şimdi burada yatanlar acaba hangisinde?

    Acaba bunlar dünya hayatında neler yaptılar? Nasıl inandılar, nasıl yaşadılar? Şimdi cennet bahçesinde zevk mi ediyorlar, yoksa cehennem çukurunda azap mı çekiyorlar? Bir meraktır kapladı içini...

    Bu eski mezarlıkta kimler yatıyor? Zengiler, fakirler, iyiler, kötüler, zalimler, günahkârlar...

    Sonra yaşadığı zamanı düşündü... Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışanları, mazlumlara eziyet eden zalimleri, vatan, millet, bayrak diye halkı uyutanları, bankalarındaki hesaplarını kabartabilmek için herşeyi mübah sayanları düşündü.

    Bir lokma için çöplük karıştıranları, televizyonda gördüğü sanatçı(!)lara ilah muamelesi yapanları, sırf okumak için gittikleri okula; senin giyinişin, kılık-kıyafet yönetmeliğine aykırı diye umudunu o okula bağlamış kızları okula almayan zihniyeti, dininin gereği giyindiği için okuluna alınmayan kızları, alkolün ve uyuşturucunun batağına düşmüş gençleri, ekranlarından fuhuştan başka birşeyin gösterilmediği televizyonların yöneticilerini düşündü... Allah&#39;ım aklıma mukayyet ol! Sen ki duaları kabul edersin. Bizleri Rasulullah&#39;ın (s.a.v.) sancağı altında toplananlardan eyle!..

    Senin dininin gereklerini yerine getirmeyenler, bu hayatın sonunda hesap yok zannediyorlar. Oysa Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde:

    "Bu hayatın sonunda hesap yok mu zannettin sen?

    Lokantanın garsonu bile; &#39;hesap lütfen&#39; diyor.
    Sen nasıl olur da; bizlere herşeyi bahşeden, sen...

    Hesap sormazsın?..

    İlahî onları affet, onlara hidayeti nasip et."

    Ya Rabbi! Çok sürmeden beni de buraya getirecekler. Benim halim ne olacak? Her nefis ölümü tadacaktır. "Ölümün acısı üç yüz kılıç yarasından fazladır." buyurulmuş. Ben nasıl dayanacağım?

    Şeytan son anda bana musallat olursa ben ne yaparım? O zaman halim nice olur. Kabir hayatı, sonra diriliş, hesap-kitap, mizan-terazi, sırat, cennet, cehennem...

    Gelen iki meleğe nasıl hesap vereceğim? Onların sorularına cevap verebilecek miyim?..

    Bu düşünceler içindeyken uyku bastırdı. Başını yaşlı ağacın gövdesine dayadı. Dualar mırıldanırken gözü dallara, yapraklara kaydı. Sanki o yapraklarda ölmüş insanların isimleri vardı. Onları okumaya çalıştı. Uyku iyice bastırdı. Gözleri kapandı. Derin bir uykuya daldı.

    Rüyasında mezardakileri gördü. Güyâ kendisi de ölmüş, orada bulunan kabir arkadaşları hâl diliyle kendisine bir şeyler anlatıyorlardı. Geriye dönüşü olmayan dünya hayatlarını, çaresizliklerini, nasıl aldandıklarını, halen hayatta olanlara nasıl gıpta ettiklerini, kendilerine fırsat verilse ve dünyaya dönseler sırf Allah&#39;ın (c.c.) rızası için nasıl yaşacaklarını, hepsini, hepsini...

    Sonra kabrin içinde en çok feryatların, iniltilerin geldiği kabrin sahibine sordu:

    - Arkadaş halin nedir? Neden en çok azap sana çektiriliyor?

    Kabirdeki şöyle cevap verdi:

    - Ah!.. Aman... Halimi hiç sorma. Ben dünya hayatında Allah&#39;a (c.c.) şirk koştum. Her günah affolunur, benim günahım affolunmaz.

    - Anladım...

    Sonra ana-babasına karşı gelenlerin, katillerin, intihar edenlerin, zulüm yapanların, zina yapanların, içki içenlerin, faiz yiyenlerin, kumar oynayanların, iftira atanların, riyakârların, münafıkların, rüşvet yiyenlerin, yetim malı yiyenlerin, sihirle uğraşanların, avret yerini açanların, karşı cinse benzeyenlerin, ilmiyle âmil olmayan alimlerin, hatta sattığı süte su karıştıranların hayatını dinledi. Çektikleri azaba tanık oldu.

    İçi sıkıldı iyice. Çıldıracak gibi oldu. Sonra duyduğu kuş sesleriyle, hissettiği ve tarif bile edemediği eşsiz korkularla kendine geldi..

    - Ya sen ey mevta! Nedir tüm bu güzelliğin sebebi? Seni görünce içim açıldı, gönlüm rahatladı. Senin yerinde olması ne kadar isterdim. Belli ki cennete namzetsin. Seni bu makama çıkaran nedir? dedi.

    - İmandır kardeş, iman.

    - Nasıl yani? s

    - Ben dünyadayken "La ilahe illallah Muhammedürresullah" lafzını tam manasıya anladım, layıkıyla iman ettim, ibadet ettim.

    Allah&#39;ım bu güzelliklerini hepimize nasip et, düşüncesi içinde diğer cennetlikleri; zekat verenleri, oruç tutanları, namaz kılanları. Allah&#39;ı (c.c.) çokca zikredenleri ana-babasına hürmette kusur etmeyen evlatları, iyiliği emredip kötülükten nehyedenleri. İffet sahibi insanları, şehidleri, ehl-i takva sahiplerini dinledi. Onlara yapılan izzet-i ikramı gördü. Onlara gıpta ile baktı.

    Bizim Allah dostu rüyasında kabir aleminde dolaşırken gelen gürültülerle uyandı. O kabristana yeni bir ölü getirilmişti. Kalabalık bir cemaat vardı. Ölüyü kabre koydular. Üzerini toprakla örttüler. Yasin, tekasür, ihlas, fatiha surelerini okuyup dua ettiler. Ellerini yüzlerine sürüp kabristandan ayrıldılar. Kabrin başında ölenin oğlu, kardeşi, bir de imam kaldı. İmam ayağa kalkıp:

    - Ey Ahmet oğlu Hasan! diye üç kere bağırdı.

    Dünya üzerinde bulunduğun inancı hatırla. O da şudur: "Allah&#39;tan (c.c.) başka ilah olmadığına, Muhammedin (s.a.v.), Allah&#39;ın (c.c.) Rasulü olduğuna, senin Rab olarak Allah&#39;a (c.c.) Din olarak İslam&#39;a, Peygamber olarak Hz. Muhammed&#39;e (s.a.v.) razı olduğuna dair şahitliğindir." dedi...

    Artık imamın ve yanındakilerin işi bitmişti. Son kez kabre bakıp çıkışa doğru yürümeye başladılar.

    Kendisini halen rüyada zannediyordu ki; karşıdan gelen imam:

    - Hey! Mübarek kalk ne yatıyorsun? sözleriyle irkildi ve birden ayağa fırladı.

    - Sen kimsin? Ben nerdeyim? Öldüm mü? dedi..

    İmam tebessüm ederek:

    - Korkma, dünyadasın. Güneşin altında mezarlıkta uyumuşsun. Az önce bir kardeşimizi ahirete uğurladık. Uyuyacağına cenaze namazına iştirak etseydin, daha iyi olurdu dedi.

    - Çok derin uykudaydım hocaefendi. Öyle rüyalar gördüm ki... Bende, ölmüş gibiydim...

    - Hayırdır inşaallah. Nasıl olsa öleceğiz. Şimdi önce bir abdest al açılırsın. Sonra öğlen namazının vakti çıkmadan namazını kıl.

    İmam ve yanındakiler kabristandan ayrıldılar. O ise halen gördüğü rüyanın etkisi altındaydı. Elinin tersiyle alnının terini sildi. Rüyasında bile cehenneme tahammül edememişken nasıl olur da yaşadığı hayatı cennete gidebilmek için harcamazdı...

    İlahi! Bizi af ve mağfiret eyle. Rahmeti ve mağfiretini üzerimizden eksik etme.

    Bizlerin canını Senin yolundayken al. Yoksa biz sorgu meleklerine nasıl hesap verir, kabir azabına ve cehenneme nasıl dayanırız?..

    İlahi!.. Affet..

  5. #5
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 29.11.06
    Yer: iStAnBuLL
    Mesajlar: 2.473
    Teşekkür ve Beğeni

    Bir ÖLÜM Rüyası

    Bir zamanlar bir yerde Allah’in bir veli kulu yasardi. Temiz kalpli, ihlasli, safça bir mü’mindi. Her gördügünü iyiye yorumlar, Allah’a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik görse iyi tarafindan alir, “Bunda bir hikmet vardir” diyerek gönlünü hos tutardi. Her seyin iyi yönünü görür, gülleri devsirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü yaratilani hos görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi.

    Müslümanlarin kiskanmasina aldirmaz. Onlara karsi yine hüsn-ü zan ederdi. Seytani ve nefsini tam ve katiksiz düsman bilir, Allah’a siginirdi. Nefsinin hücumlarina karsi iman kalesine girer, elden geldigince ona karsi silahlanirdi.

    Açiktan küfrünü açiklayanlara, Tevhid’i bulmalari için dua ederdi. Hayati nurlu, gönlü sürûrlu has bir kuldu. Kur’an-i sikça okur, ayetleri anlamaya çalisirdi.

    O gün yine nafile oruca niyetlenmisti. Dûha namazini biraz erkence kilmis, sehrin disina dogru yürüyüse çikmisti. Çevre duvarlarinin disina agaç gölgelerinin sarktigi eski mezarliga dogru yürüdü.

    Kabristana girdi. Fatiha ve ihlasi okudu. Bunu da, ebedi ikamegâhlarinda yatanlarin ruhlarina hediye eyledi.

    Koyu gölgeli bir agacin altina oturup alninda biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldi. Mezardakilerin hallerini düsünüp, onlar için kaygilandi. Yüregine ilik bir seyler akti, gözleri yasardi.

    Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmustu? “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarindan bir çukurdur.”

    Simdi burada yatanlar acaba hangisinde?

    Acaba bunlar dünya hayatinda neler yaptilar? Nasil inandilar, nasil yasadilar? Simdi cennet bahçesinde zevk mi ediyorlar, yoksa cehennem çukurunda azap mi çekiyorlar? Bir meraktir kapladi içini...

    Bu eski mezarlikta kimler yatiyor? Zengiler, fakirler, iyiler, kötüler, zalimler, günahkârlar...

    Sonra yasadigi zamani düsündü... Hiç ölmeyecekmis gibi dünya için çalisanlari, mazlumlara eziyet eden zalimleri, vatan, millet, bayrak diye halki uyutanlari, bankalarindaki hesaplarini kabartabilmek için herseyi mübah sayanlari düsündü.

    Bir lokma için çöplük karistiranlari, televizyonda gördügü sanatçi(!)lara ilah muamelesi yapanlari, sirf okumak için gittikleri okula; senin giyinisin, kilik-kiyafet yönetmeligine aykiri diye umudunu o okula baglamis kizlari okula almayan zihniyeti, dininin geregi giyindigi için okuluna alinmayan kizlari, alkolün ve uyusturucunun batagina düsmüs gençleri, ekranlarindan fuhustan baska birseyin gösterilmedigi televizyonlarin yöneticilerini düsündü... Allah’im aklima mukayyet ol! Sen ki dualari kabul edersin. Bizleri Rasulullah’in (s.a.v.) sancagi altinda toplananlardan eyle!..

    Senin dininin gereklerini yerine getirmeyenler, bu hayatin sonunda hesap yok zannediyorlar. Oysa Üstad Necip Fazil Kisakürek bir siirinde:

    “Bu hayatin sonunda hesap yok mu zannettin sen?

    Lokantanin garsonu bile; ‘hesap lütfen’ diyor.

    Lokantanin garsonu bile hesap isterken...

    Sen nasil olur da; bizlere herseyi bahseden, sen...

    Hesap sormazsin?..

    Ilahî onlari affet, onlara hidayeti nasip et.”

    Ya Rabbi! Çok sürmeden beni de buraya getirecekler. Benim halim ne olacak? Her nefis ölümü tadacaktir. “Ölümün acisi üç yüz kiliç yarasindan fazladir.” buyurulmus. Ben nasil dayanacagim?

    Seytan son anda bana musallat olursa ben ne yaparim? O zaman halim nice olur. Kabir hayati, sonra dirilis, hesap-kitap, mizan-terazi, sirat, cennet, cehennem...

    Gelen iki melege nasil hesap verecegim? Onlarin sorularina cevap verebilecek miyim?..

    Bu düsünceler içindeyken uyku bastirdi. Basini yasli agacin gövdesine dayadi. Dualar mirildanirken gözü dallara, yapraklara kaydi. Sanki o yapraklarda ölmüs insanlarin isimleri vardi. Onlari okumaya çalisti. Uyku iyice bastirdi. Gözleri kapandi. Derin bir uykuya daldi.

    Rüyasinda mezardakileri gördü. Güyâ kendisi de ölmüs, orada bulunan kabir arkadaslari hâl diliyle kendisine bir seyler anlatiyorlardi. Geriye dönüsü olmayan dünya hayatlarini, çaresizliklerini, nasil aldandiklarini, halen hayatta olanlara nasil gipta ettiklerini, kendilerine firsat verilse ve dünyaya dönseler sirf Allah’in (c.c.) rizasi için nasil yasacaklarini, hepsini, hepsini...

    Sonra kabrin içinde en çok feryatlarin, iniltilerin geldigi kabrin sahibine sordu:

    - Arkadas halin nedir? Neden en çok azap sana çektiriliyor?

    Kabirdeki söyle cevap verdi:

    - Ah!.. Aman... Halimi hiç sorma. Ben dünya hayatinda Allah’a (c.c.) sirk kostum. Her günah affolunur, benim günahim affolunmaz.

    - Anladim...

    Sonra ana-babasina karsi gelenlerin, katillerin, intihar edenlerin, zulüm yapanlarin, zina yapanlarin, içki içenlerin, faiz yiyenlerin, kumar oynayanlarin, iftira atanlarin, riyakârlarin, münafiklarin, rüsvet yiyenlerin, yetim mali yiyenlerin, sihirle ugrasanlarin, avret yerini açanlarin, karsi cinse benzeyenlerin, ilmiyle âmil olmayan alimlerin, hatta sattigi süte su karistiranlarin hayatini dinledi. Çektikleri azaba tanik oldu.

    Içi sikildi iyice. Çildiracak gibi oldu. Sonra duydugu kus sesleriyle, hissettigi ve tarif bile edemedigi essiz korkularla kendine geldi..

    - Ya sen ey mevta! Nedir tüm bu güzelligin sebebi? Seni görünce içim açildi, gönlüm rahatladi. Senin yerinde olmasi ne kadar isterdim. Belli ki cennete namzetsin. Seni bu makama çikaran nedir? dedi.

    - Imandir kardes, iman.

    - Nasil yani?

    - Ben dünyadayken “La ilahe illallah Muhammedürresullah” lafzini tam manasiya anladim, layikiyla iman ettim, ibadet ettim.

    Allah’im bu güzelliklerini hepimize nasip et, düsüncesi içinde diger cennetlikleri; zekat verenleri, oruç tutanlari, namaz kilanlari. Allah’i (c.c.) çokca zikredenleri ana-babasina hürmette kusur etmeyen evlatlari, iyiligi emredip kötülükten nehyedenleri. Iffet sahibi insanlari, sehidleri, ehl-i takva sahiplerini dinledi. Onlara yapilan izzet-i ikrami gördü. Onlara gipta ile bakti.

    Bizim Allah dostu rüyasinda kabir aleminde dolasirken gelen gürültülerle uyandi. O kabristana yeni bir ölü getirilmisti. Kalabalik bir cemaat vardi. Ölüyü kabre koydular. Üzerini toprakla örttüler. Yasin, tekasür, ihlas, fatiha surelerini okuyup dua ettiler. Ellerini yüzlerine sürüp kabristandan ayrildilar. Kabrin basinda ölenin oglu, kardesi, bir de imam kaldi. Imam ayaga kalkip:

    - Ey Ahmet oglu Hasan! diye üç kere bagirdi.

    Dünya üzerinde bulundugun inanci hatirla. O da sudur: “Allah’tan (c.c.) baska ilah olmadigina, Muhammedin (s.a.v.), Allah’in (c.c.) Rasulü olduguna, senin Rab olarak Allah’a (c.c.) Din olarak Islam’a, Peygamber olarak Hz. Muhammed’e (s.a.v.) razi olduguna dair sahitligindir.” dedi...

    Artik imamin ve yanindakilerin isi bitmisti. Son kez kabre bakip çikisa dogru yürümeye basladilar.

    Kendisini halen rüyada zannediyordu ki; karsidan gelen imam:

    - Hey! Mübarek kalk ne yatiyorsun? sözleriyle irkildi ve birden ayaga firladi.

    - Sen kimsin? Ben nerdeyim? Öldüm mü? dedi..

    Imam tebessüm ederek:

    - Korkma, dünyadasin. Günesin altinda mezarlikta uyumussun. Az önce bir kardesimizi ahirete ugurladik. Uyuyacagina cenaze namazina istirak etseydin, daha iyi olurdu dedi.

    - Çok derin uykudaydim hocaefendi. Öyle rüyalar gördüm ki... Bende, ölmüs gibiydim...

    - Hayirdir insaallah. Nasil olsa ölecegiz. Simdi önce bir abdest al açilirsin. Sonra öglen namazinin vakti çikmadan namazini kil.

    Imam ve yanindakiler kabristandan ayrildilar. O ise halen gördügü rüyanin etkisi altindaydi. Elinin tersiyle alninin terini sildi. Rüyasinda bile cehenneme tahammül edememisken nasil olur da yasadigi hayati cennete gidebilmek için harcamazdi...

    Ilahi! Bizi af ve magfiret eyle. Rahmeti ve magfiretini üzerimizden eksik etme.

    Bizlerin canini Senin yolundayken al. Yoksa biz sorgu meleklerine nasil hesap verir, kabir azabina ve cehenneme nasil dayaniriz?..

    Ilahi!.. Affet...

    kaynak: ilkadim dergisi

  6. #6
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 14.09.06
    Yer: ankara
    Mesajlar: 1.225
    Teşekkür ve Beğeni

    selamun aleyküm kardeşim çok güzel ibretlik bi hikaye gerçekten. insanın aklından hiç çıkarmaması gerekir. herzaman kendini hazır hissetmesi lazım ölüm için. tabiki bunun içinde iman lazım. boş gitmek olmaz. anlatılan gibi garson bile yemekten sonra hesap istiyo. rabbim bütün güzellikleri vermiş bize ve dünyaya gönderiliş maksadımızda ibadet etmek ve karşılığını almak bu kadar basit bişeyi o kadar çok büyütüyoruzki gözümüzde. sabah 8 den akşam 8 lere kadar bir fiil bir iş yerinde çalışıyoruz. karşılığında başımızı sokacak bi ev için karnımızı doyurmak için birkaç lokma varsa çocuklarımızın geleceği için. yani hepsi bu dünya için. ama rabbim sadece en fazla belki toplamı 1 saat tutabilecek namaz kılmayı istiyo bizden ve bütün güzelliklerin bir yerde ve sınırsız olan herşeyin olduğu yer için cennet için. ama malisef dünyadaki sınırlı güzelliklere aldanıp. sonsuz güzelliklerden kendimizi çekiyoruz. ve rabbimizin bize sunduğu bu büyük lütfu haddimiz olmayarak geri çeviriyoruz. yazıkkkkk. rabbim bizleri kendine layık olan imanlı kullarından eylesin inşallah. ALLAH'a (c.c)emanet ol kardeşim. selamun aleyküm

  7. #7
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 15.08.07
    Mesajlar: 190
    Teşekkür ve Beğeni

    ALLAH(C.C) razı olsun selametle..
    çok güzel bir paylaşım oldu.
    ALLAH(C.C)“La ilahe illallah Muhammedürresullah” lafzini tam manasiyla anlayıp yaşayan kullarından eylesin dua ile..

  8. #8
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 29.11.06
    Yer: iStAnBuLL
    Mesajlar: 2.473
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı M DENIZ´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    selamun aleyküm kardeşim çok güzel ibretlik bi hikaye gerçekten. insanın aklından hiç çıkarmaması gerekir. herzaman kendini hazır hissetmesi lazım ölüm için. tabiki bunun içinde iman lazım. boş gitmek olmaz. anlatılan gibi garson bile yemekten sonra hesap istiyo. rabbim bütün güzellikleri vermiş bize ve dünyaya gönderiliş maksadımızda ibadet etmek ve karşılığını almak bu kadar basit bişeyi o kadar çok büyütüyoruzki gözümüzde. sabah 8 den akşam 8 lere kadar bir fiil bir iş yerinde çalışıyoruz. karşılığında başımızı sokacak bi ev için karnımızı doyurmak için birkaç lokma varsa çocuklarımızın geleceği için. yani hepsi bu dünya için. ama rabbim sadece en fazla belki toplamı 1 saat tutabilecek namaz kılmayı istiyo bizden ve bütün güzelliklerin bir yerde ve sınırsız olan herşeyin olduğu yer için cennet için. ama malisef dünyadaki sınırlı güzelliklere aldanıp. sonsuz güzelliklerden kendimizi çekiyoruz. ve rabbimizin bize sunduğu bu büyük lütfu haddimiz olmayarak geri çeviriyoruz. yazıkkkkk. rabbim bizleri kendine layık olan imanlı kullarından eylesin inşallah. ALLAH'a (c.c)emanet ol kardeşim. selamun aleyküm

    a.s abicim yazdıklarında çok haklıısn ....duana AMİN diyorum sende a.e.o abim selam ve dua ile hayırlı günler inşş

  9. #9
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 29.11.06
    Yer: iStAnBuLL
    Mesajlar: 2.473
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı erhunakarsu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    ALLAH(C.C) razı olsun selametle..
    çok güzel bir paylaşım oldu.
    ALLAH(C.C)“La ilahe illallah Muhammedürresullah” lafzini tam manasiyla anlayıp yaşayan kullarından eylesin dua ile..
    s.a AMİN inş kardeşim a.e.o selam ve dua ile hayırlı günler....

  10. #10
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 01.04.07
    Mesajlar: 64
    Teşekkür ve Beğeni

    selamün aleyküm kardeşim eline gönlüne sağlık rabbime emanetsin kendine iyi bak

Sayfa 1 Toplam 10 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. EY Kafirler...
    Konu Sahibi kimkimdir Forum Kur'an Tefsiri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 01-11-2009, 15:43
  2. Kabirde münker ve nekir'in suali
    Konu Sahibi odtulu.seyma Forum Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 21-10-2008, 19:27
  3. Kütüphane gayesi unutulmuş bir değerdir
    Konu Sahibi istikbal Forum Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22-12-2007, 11:13

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •