Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 13 Sayfa bulundu

Konu: Kalbin Manevi Halleri

  1. #1
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 19.12.12
    Mesajlar: 10
    Teşekkür ve Beğeni

    Kalbin Manevi Halleri

    Yazan: Tolga ÇELEBİ

    MUKADDİME

    Bu çalışmamızda, kalbin manevi hallerinden bahsedeceğiz. Yazımıza başlamadan önce, kalbin iki anlamından bahsedelim. Birinci anlamı; her canlıda bulunan ve bedene kan pompalayan organdır. Bu organ; cismani kalptir. İnsanlarda, hayvanlarda hatta ölülerde bile bulunur. İkinci alamı ise bizim inceleyeceğimiz manevi, ruhani kalptir.

    Mehmet Ildırar, Semerkand Dergisinin137. Sayısında yayınlanan bir yazısında kalple ilgili şunları söylüyor:
    Her yerimizi süsledik, elbiselerle, kozmetikle, takılarla... İyi güzel ama kalbimizi ihmal ettik, kalbimizi viran ettik, yıkıp döktük, çöplük ettik. Kalp, güzel ahlâkın, sevginin, insanlığın mezarı oldu.

    Oysa kalp bu halde olunca istendiği kadar süslensin, beden mamur olmaz, gerçekte güzelleşmez. Rabbimiz kalbimize, onun güzelliğine önem verir. Zikirle mamur olmuş kalp sahibinin bedenini de ihya eder. Kalbi, bedeni, aklı fikriyle kulunu korumasına alır, onu sever, kendisini sevdirir. Bir kulun dileyeceği bundan daha güzel bir şey de olmaz.

    Kalbin arınması gereken hastalıklarla ilgili İmam Gazalî hazretleri şöyle buyurmuştur: “Ey aziz kişi, bil ki bedenin her bir parçası kendisine verilen işi yapmak içindir. İşini yapmaması, yapamaması onu hasta eder. İşini yarım yapmak, doğru yapmamak da rahatsızlığa yol açar.

    Bunlardan biri olan kalp, vücudun en önemli organıdır. Onun işi Allah’ı bilmek, O’nu sevmek, insanı ibadete, kulluğa sevk etmektir.

    Kalp sevgi için yaratılmıştır. Bedenin bir organı olarak vücuda kan pompalamakla beraber, içinden nuranî bir bağla Allah’ın “emir” ve “letaif” âlemine bağlıdır. Bilgi, ilim, marifetullah onunla bilinir. Marifetullah dört şeyi bilmekle olur: Dünyayı bilmekle, ahireti bilmekle, nefsi bilmekle, Allah’ı bilmekle...

    Bütün bu bilgi insanı kulluğa götürür, Rabbine ibadet eden bir insan yapar. Allah’ın zikrinden gafil olmamak, Allah’tan bir nefes ayrılmamak lazım gelir.

    Allah Tealâ hazretleri “Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariat, 56) buyurmaktadır. Yüce bir iş için yaratıldık. Bu işi yapmanın ücreti ebedi bir ödül. İşi nasıl yapacağımızın rehberi de Kur’an ve Rasûlullah S.A.V. Efendimiz ’in işleri ve sözleri. Bunlara ittiba etmeden, uymadan kulluk olmaz. Görevimizi başarıyla tamamlayabilmemiz için en büyük desteğimiz, yardımcımız ise Allah’ın izniyle kalbimizdir.

    Ahmet B. Hanbel’in Müsned isimli eserinde geçen bir hadis, yukarıda yazdıklarımızı güzel şekilde özetliyor:
    “Kulun imanı istikamet bulmaz, ta ki kalbi doğrulmadıkça; Kalbi istikamet bulmaz, ta ki dili doğrulmadıkça.” (Ahmet. B. Hanbel- Müsned-C.3 S.198)

    KALBİN ACAYİP HALLERİ

    Büyük İslam âlimi İmâm Gazali Hazretleri, yazmış olduğu İhyâ Ulûmi’d-Din adlı eserinin üçüncü cildinde kalbin manevi hallerini detaylı bir şekilde açıklıyor:

    İnsanoğlu ancak kalbiyle Allah'ın mârifetine hazırlanabilir. Kalbin dışında herhangi bir azasıyla mârifete hazırlanamaz.

    O halde Allah'ı bilen, Allah'a yaklaştıran, Allah için çalışan ve Allah için gayrette bulunan, Allah nezdindeki sırları keşfeden kalptir. Diğer azalar ise kalbin yardımcılarıdır.

    Kalp, Allah C.C. Hazretlerinin nazargâhıdır. İnsanoğlu kalbini temizlediği zaman felaha kavuşur, kalbini kirlettiği ve gaflete daldırdığı zaman şekavete sapar ve rahmetten mahrum olur.

    Hakikatte Allah'a itaat eden kalptir. İbadetlerden gelen nurlarını azalar üzerine saçan kalptir. Allah'a karşı inat ve isyan bayrağını açan kalpten başka hangi aza olabilir?

    Zahirin güzellikleri ve çirkinlikleri ancak ve ancak kalbin karanlık ve nurlu olmasından ileri gelir. Zira her kalp, içindekini dışarıya sızdırır. Kalp, öyle bir şeydir ki insanoğlu onu tanıdığı zaman, muhakkak nefsini tanımıştır. Nefsini tanıdığı zaman muhakkak rabbini tanımıştır.

    İnsan kalbini tanımadığı zaman, kendi nefsini tanımamıştır. Kendi nefsini tanımadığı zaman da rabbini tanımamıştır. Kalbini bilmeyen de kalbinin gayrisini haydi haydi bilemez.

    Zira insanların çoğu, kalplerini ve nefislerini bilmemekte, kalpleri ve nefisleri arasında perdeler gerilmiş bulunmaktadır.

    Tirmizî’de geçen bir hadiste; Peygamber S.A.V Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

    “Ey kalpleri evirip çeviren Allah! Benim kalbimi dinin üzerinde sabit kıl!”

    Bunun üzerine Ashâb-ı Kirâm Hz. Peygamber'e şöyle sordular:

    “Ey Allah'ın Rasûlü! Sen korkar mısın?”
    “Bana teminat veren ne vardır? Kalp Rahmân'ın (kudret) parmaklarından ikisi arasındadır. Onu dilediği gibi evirip çevirir.”

    Ayrıca; En’âm suresi 125. Ayette şöyle buyrulmaktadır:

    “Allah kime hidayet etmeyi dilerse, onun göğsünü İslâm'a açar, gönlüne genişlik verir. Kimi de sapıklıkta bırakmak isterse, onun kalbini öyle daraltır, sıkıştırır ki göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar.”
    Buhârî ve Müslim'de geçen bir hadiste; Ebu Hüreyre R.A. Hazretleri, Peygamber S.A.V. Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

    "Allah Teâlâ, koruyucu meleklere 'Benim kulum herhangi bir günahı işlemeye kast ve teşebbüs ederse, onu yazmayın. Eğer onu bilfiil işlerse, o zaman bir günah olarak yazın. Eğer kulum bir sevabı işlemeyi kast ve teşebbüs ettiği halde bilfiil işlememişse, onu bir hasene (bir sevap) olarak yazın. Eğer bilfiil işlerse, o vakit on sevap yazın' buyurur.

    Bu hadîs, kalp amelinin ve günahı işleme teşebbüs ve kasdinin bağışlandığına delildir. Başka bir lâfızda şöyle gelmiştir:

    "Kim herhangi bir sevabı işlemeyi kastederse, fakat buna rağmen işlemezse, ona bir sevap yazılır, kim herhangi bir sevabı işlemeyi kastederse ve bilfiil işlerse, ona yedi yüz katına kadar sevap yazılır. Kim bir günah işlemeyi kastederse ve bilfiil işlerse, ona yedi yüz katına kadar günah yazılır. Kim bir günah işlemeyi kasteder ve bilfiil yapmazsa o günah defterine yazılmaz. Eğer işlerse o zaman yazılır." (Buhârî, Müslim)

    Kalbi karartan günahlardır. Günahlar kalbi kararttığına göre günaha sebep olacak şeylerden de kaçmak gerekir. Mesela uyku mubahtır. Ancak çok uyumak kalbe kasvet verip günah işlemeye zemin hazırlar.

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    "Üç şey kalbe kasvet verir: Yemeği, uykuyu ve rahat olmayı sevmek." (Deylemi)

    Günah işleyince, hemen tövbe ve istiğfar etmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    "Paslanan her şeyin bir cilası vardır. Kalbin cilası "Estağfirullah" demektir." (Deylemi)

    Ölümü çok hatırlamak da, oruç tutmak da kalblerin pasını siler. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    "Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir." (Nesai)

    Diğer bir hadiste, kalbin paslanabileceği şöyle açıklanmıştır:

    "Su değdiği, [rutubette kaldığı] zaman demirin paslandığı gibi, kalbler de [günah yüzünden] paslanır."

    Orada bulunanlar, "Kalblerin cilası nedir ya Rasûlullah" dediler.

    Peygamber S.A.V. Efendimiz buyurdu ki: "Ölümü çok hatırlamak ve Kur'an-ı kerim okumaktır.(Beyheki)
    Müminin kalbi temizdir. Fasıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir." (Taberani)

    MÜHÜRLENEN, PASLANAN, GAFİL KALPLERİN DURUMU

    Rauf PEHLİVAN, yazmış olduğu 'Namaz Beni Neden Terk etti?' isimli eserinde; kalbin manevi hallerini detaylı olarak açıklıyor.

    Manevi kalp; ilahi vahyin muhatabı olan kalptir. Bu; imanın, inançsızlığın, şuurun, sezginin, düşünce gücünün kaynağı, idrak ve aklın menbaı ve hayatın merkezidir. Bu; takvanın sevginin ve öfkenin membaıdır.

    Allah Resulü S.A.V ,Efendimiz söyle buyuruyor:

    "Kalp, hükümdardır, organlarda onun askerleridir. Hükümdar iyi olursa, askerleri de iyi olur. Hükümdar kötü olursa, askerleri de kötü olur, kulaklar hükümdarın dinleme cihazı, gözler nöbetçileri, dil tercümanı, eller kanadı, ayaklar postacısı, ciğer rahmeti, dalak gülmesidir." (Müttaki, 1/215)

    Vücut, besin yetersizliğinden dolayı hasta olduğu gibi, kalpde iman ve ibadet yetersizliğinden dolayı hasta olur. Bu hastalık, kalbin görevini hakkıyla yapmasına engel olur.

    Sağlıklı kalpten iman, namaz ve güzel ameller çıkar. Hasta olan kalpten ise küfür, nifak ve günah çıkar.

    Hasta kalpler için; Allah C.C. Hazretleri Yunus Sûresinin 57. ayetinde söyle buyuruyor:

    "Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, kalplerde olan hastalıklara şifa ve inananlara bir yol gösterici ve rahmet gelmiştir."
    Bu ayet ile bizi yoktan var eden Yüce yaratıcımız; ihtiyacımız olan şifanın Kur'an da bulunduğunu bildiriyor.

    İnsanın işlediği günahlar, kalbini kirletir ve paslatır. Konuyla ilgili olarak Allah Resulü S.A.V Efendimiz söyle buyuruyor:

    “Kul bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir nokta düşer. Eğer tövbe edip günah işlemekten vazgeçer ve Allah'tan affını dilerse o nokta silinir, kalp yine parlar. Eğer günah işlemeye devam ederse, o nokta kalbini kaplayıncaya kadar artar." (Tirmizi, 5/434)

    Kalbin paslanması ile ilgili başka bir hadis şöyledir:

    "Kalplerde demirlerin paslandığı gibi paslanır." Ashap: "Onların cilası nedir?" diye sordular. Allah Resulü S.A.V. Efendimiz buyurdu ki: "Kur'an okumak, Allah'ı çokça zikretmek, (namaz kılmak) ve ölümü devamlı hatırlamaktır." (Irakî, 1/281)

    İslam; Kur’an’dan, imandan, namazdan ve bütün ibadetlerden gafil olan kalbe gafil kalp diyor.
    "İnsanların hesap verme günü yaklaştı. Onlarsa, hala gaflet içinde Kur'an'a yüz çeviriyorlar. Rableri tarafından kendilerine gelen her yeni uyarıyı, hep alay ederek dinliyorlar. Onların kalpleri hep eğlencededir." (Enbiya, 1-3)

    Kalbin gaflet hali devam edip günahlara, haramlara iyice dalarsa; Kur’an’dan ve namazdan iyice uzaklaşırsa kalbi cehalet kaplar. Bunlara cahil kalp denir.

    "Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte bir takım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar." (Muminun, 63)

    Hastalanan, kirlenen, paslanan, katılaşan, sapan, gaflete ve cehalete dalan, perdelenen kalp sonunda hakka karşı körleşir. Kalbin körlüğü basiret ve bilincin yok olması demektir. Artık bu kalp Kur’an-ı göremez, namazı ve diğer ibadetleri göremez.

    "Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akıl edecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur." (Hac, 46)

    Allah C.C. Hazretleri; bizleri Kur’an’ı okuyan, okuduğunu kalbi ile idrak eden ve anlayan, anladığı ile amel eden kullarından eylesin.

    La ilahe illallah kelimesini çok söylemek, kalbi temizlemekte çok tesirlidir. Her gün, belli miktar okumak iyi olur. Abdestli ve abdestsiz söylenebilir. (Kayyum-i Rabbani, Cilt 1, Madde 14)
    Rabbimizin gazabını söndürmek için (La ilahe illallah Muhammed’ün Rasûlullah) güzel kelimesinden daha faydalı bir şey yoktur. Bu güzel kelime, Cehenneme götüren gazabı söndürünce, daha küçük olan başka gazaplarını elbette söndürür. Bu güzel kelime, Kıyamet için ayrılmış olan 99 rahmet hazinesinin anahtarıdır. Küfür karanlıklarını, şirk pisliklerini temizlemek için, bu güzel kelimeden daha kuvvetli, hiçbir yardımcı yoktur. Bir kimse, bu kelimeye inanınca, imanın zerresi hasıl olur. (Kayyum-i Rabbani, Cilt 2, Madde 37)

    KALB İLE İLGİLİ BAZI AYETLERİN TEFSİRİ

    Konuyla ilgili olarak, Enfal Suresinin 2. ayetinin tefsirini de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bahsi geçen ayet İbn-i Kesir Tefsirinde şöyle açıklanmaktadır:

    Mü'minler ancak onlardır ki; Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir, Allah'ın âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanları artar ve Rablarına tevekkül ederler. (Enfal, 2)

    Ali İbn Ebu Talha'nın İbn Abbâs'dan rivayetine göre o, “Mü'minler ancak onlardır ki; Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir.” âyeti hakkında şöyle demiştir: Allah'ın farzlarının yerine getirilmesi sırasında Allah'ı zikretmekten münafıkların kalblerine hiç bir şey girmez. Onlar, Allah'ın hiç bir âyetine îmân etmezler, tevekkül etmezler, yanlarında kimse olmadığı zaman, yalnız iken namaz kılmazlar, mallarının zekâtını vermezler. Allah Teâlâ, onların mü'minler olmadıklarını haber verip sonra gerçek mü'minleri şöyle niteler: “Mü'minler, ancak onlardır ki; Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir, (Allah'ın farzlarını yerine getirirler.) Allah'ın âyetleri kendilerine okunduğu zaman îmânları artar ve Rablarına tevekkül ederler.” O'ndan başkasından hiç bir şey ummazlar. Süddî ve birçokları da böyle söyler. Allah anıldığı zaman kalbleri ürperen, yani korkan, Allah'ın emirlerini yapan, yasaklarını terk edenler; işte bunlar, gerçek mü'minlerdir ve gerçek mü'minin sıfatı budur.

    Nitekim Allah Teâlâ, başka âyetlerde şöyle buyurur : “Onlar ki, fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar ve hemen günâhlarının bağışlanmasını dilerler. Günâhları, Allah'tan başka kim bağışlar? Hem onlar, yaptıklarında bile bile ısrar da etmezler.” (Âl-i İmrân, 135), “Kim de Rabbinin makamından korkup ta nefsini kötü heveslerden alıkoyduysa, şüphesiz ki onun varacağı yer cennettir.” (Nâziât, 40-41). Bu sebepledir ki Süfyân es-Sevrî, Mü'minler ancak onlardır ki; Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir.” âyeti hakkında Süddî'nin şöyle dediğini işitmiş : “O, öyle bir kişidir ki haksızlık etmek ister —veya bir günâha niyetlenir demiştir— kendisine Allah'tan kork denilir de kalbi ürperir, titrer.

    Yine Sevrî'nin Abdullah İbn Osman kanalıyla... Ümmü Derdâ'-dan rivayetinde o, “Mü'minler ancak onlardır ki; Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir.” âyeti hakkında: Kalbdeki korku, kuru hurma dalını tutuşturup yakmak gibidir. Sen onun ürpertisini hissetmez misin? demişti. Karşısındaki: Evet, hissederim, dedi. Ümmü Derdâ : İşte bu hissi duyduğun zaman, Allah'a duâ et. Zîrâ duâ bunu giderir, dedi.
    Allah Teâlâ'nın : “Allah'ın âyetleri kendilerine okunduğu zaman îmânları artar.» sözü, şu âyeti gibidir : «Bir sûre indirilince onlardan kimi; bu, hanginizin îmânını artırdı? der. îmân etmiş olanlara gelince, onların îmânını artırmıştır. Ve onlar birbirleriyle müjdeleşirler.” (Tevbe, 124) Buhârî ve başka imamlar, îmânın kalblerde derece derece ve birbirinden farklı olduğuna, îmânın fazlalık kabul edeceğine bu ve benzeri âyetleri delil getirmişlerdir. Nitekim ümmetin cumhurunun mezhebi de budur.

    “Ve Rablarına tevekkül ederler.» Allah'ın dışında hiç kimseden bir şey ummazlar. Ancak O'na yönelirler, ancak O'nun katına sığınırlar. İhtiyaçlarını ancak O'ndan isterler ve ancak O'na rağbet ederler. Bilirler ki Allah'ın dilediği olur, dilemediği şey olmaz. Mülkünde yegâne tasarruf sahibidir. Tekdir, ortağı yoktur. Hükmünü geciktirebilecek kimse de yoktur. O, hesabı çabuk olandır. Bu sebepledir ki Saîd İbn Cübeyr: Allah'a tevekkül îmânın aslıdır, temelidir, demiştir.

    Bakara Suresinin 7. ayeti, kalbin mühürlenmesi konusuna değinmektedir. İbn-i Kesir tefsirinden nakil ile:

    Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir perde vardır ve onlar için büyük bir azâb vardır. (Bakara, 7)

    Süddî der ki; Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir yani damgalamıştır. Katâde de bu âyet konusunda der ki: “Şeytân onları doğru yoldan çıkarttı ve onlar da şeytâna itaat ettiler. Bunun üzerine Allah onların kalplerine, kulaklarına ve gözlerine perde koydu. Onlar hidâyeti görmezler, duymazlar, anlamazlar ve düşünmezler.”

    İbn Cüreyc der ki: “Mücâhid bu âyet hakkında şöyle dedi. Bildirildi ki günahlar her noktadan kalbin çevresini sarar ve nihayet onun üzerine üşüşür ve işte bu, kalbin mühürlenmesidir.”

    A'meş dedi ki: Mücâhid bize eliyle gösterdi ve şöyle dedi: Onlar kalbin avuç içi gibi olduğunu görüyorlar, kul günah işlediği zaman kalbe eklenir ve başparmağını göstererek şöylece dedi. Bir daha günah işlerse ona eklenir ve Öbür parmağını gösterdi. Bir daha günah işlerse ona eklenir ve diğer parmağını göstererek işte böyle dedi. Neticede bütün parmaklarını üst üste ekledi, sonra onun üzerine bir damga ile damga basılır dedi.”

    İbn Cerîr der ki: “Rasûlullah S.A.V. şöyle haber verdi: “

    Günahlar ardarda gelince kalbi kapatır. Günah onu kapatınca Allah tarafından mühürleme ve damgalama gelir. Bu takdirde îmân kalbe girecek yol bulamadığı gibi küfürden kurtaracak bir kurtarıcı da bulamaz. İşte bu Allah Teâlâ'nın «Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir.» âyetindeki mühür ve damga gibidir. Gözlerin idrâk ettiği şekilde eşyada ve kaplarda bulunan damga ve mührün benzeridir ki; o kalbin içinde bulunan şeye ulaşmak için ancak mührü veya damgayı koparmak veya çıkarmak icâb eder. Allah'ın, kalblerini mühürlemekle nitelendirdiği kişilerin kalbine imân bu mühür bozulmadan ulaşmaz. Ancak damga bozulup bağ koparılınca ulaşır. İyi bil ki; «Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir.» kavlinde durmak ve «Gözlerinin üzerinde bir perde vardır.« cümlesini de tam okumak gerekir. Çünkü damga kalp ve kulakta olur, perde ise gözde olur. Nitekim Süddî tefsirinde Ebu Mâlik'ten... O da Resûlullah'ın ashabından bir guruptan nakletti ki, «Allah onların kalblerini ve kulaklarım mühürlemiştir» âyeti Allah'ın sözünü onlar dinlemez ve anlamazlar demektir. «Gözlerinin üzerinde bir perde vardır.» Yani gözlerinin üzeri örtülüdür, gerçeği göremezler, ona erişemezler demektir.

    BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ’NİN KALP HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

    Üstad Bediüzzaman Hazretleri, İşaratü'l-İ'câz isimli eserinin 46 ve 62 sayfalarında kalbin nurlanmasından şöyle bahsetmektedir:

    Hidayet imanın kendisidir. Bediüzzaman'ın ifadesi ile "Hidâyet büyük bir nimettir, vicdanî bir lezzettir ve ruhun cennetidir."

    İman, Saadettin-i Taftazaniye göre "Cenâb-ı Hakk'ın istediği kulunun, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilkâ ettiği nurdur." Bu nur vicdanı ışıklandırdığı gibi, insanın tüm kâinat ile bir ünsiyet peyda etmesine, kalbinde büyük bir kuvve-i maneviyenin husule gelmesine sebeptir. İman ile kâinatın yaratıcısına dayanan ve güvenen bir insan o kuvvet ile her musibete, her hâdiseye karşı mukavemet edebilir. Bu imanın verdiği genişlik ile geçmiş ve gelecek zamanlarla alakadar olmaya başlar. Yine iman nuru ile saadet-i ebediyeden bir parıltı vicdanını ve kalbini aydınlatır. Böylece insan o iman ile vicdanındaki bütün emel ve istidatlarının tohumları neşv-ü nemaya başlar ve ebed memleketine doğru harekete geçer.

    HOCAMIN DİLİNDEN KALP VE KALBİN DURUMU

    Hocam Abdullatif Topcu Efendi Hazretleri, kalbin durumu ile ilgili şöyle buyurmuştur:

    İnsanlar ileriyi görmelidir. En ileriyi görende Allah’ın huzurunda hesap verdiğini gören kişidir. Allah bizi hesaba çekecek. Bir gün mutfakta fayansın üzerinde gayet küçük bir sinek gördüm. Birde hareketli. Ey Allah’ım dedim; ben bu paltonun içinde üşürken bu sinek nasıl yaşıyor. Onunda kalbi var, damarları var, organları var. Birde uçmayı da biliyor. Onu hangi üniversitede öğrenmiş acaba. İşte Allah dostları çevresindeki her şey de Allah’ın kuvvetini, gücünü görür. Kalp gözü kapalı ise kafasındaki gözde kapalıdır. Allah’ın yarattıklarını, Allah’ın gücünü, kudretini, kuvvetini göremez. Ama kalp gözü açıksa diğer gözü de açıktır.”

    Müslüman eliyle kötülüğe dur der. Yapamazsa diliyle engel olur. Onu da yapamazsa kalbiyle buğz eder. Ama imanın en zayıf derecesi budur. İnsan kötülüğe kalbinde buğz etmezse o kalp ölüdür. Bir Müslüman kötülüğe “dur, hayır” der. Ama ölü kalp basar geçer.

    Allah C.C. Hazretleri şöyle buyurdu: “Onların gözleri vardır görmez, kulakları vardır duymaz, kalpleri vardır ama anlayamazlar. Ben Azimüşşan onları azabıma yazdım.” Peki, Allah C.C. Hazretleri veli kulları için ne buyurmuş: “Ben veli kullarımdan korkuyu ve kederi kaldırdım.”

    Teheccüt Namazı; çok önemlidir ve mutlaka her müslüman tarafından kılınmalıdır. Teheccüt vakti; gecenin kalbidir. Yasin Kuran ’ın kalbidir. Birde insanın kalbi Allah’a dönerse; bu üç kalbin bir arada olması çok iyi olur. Teheccüt namazını Yasin ile kılmak çok daha iyi olur. Teheccüte mutlaka kalkın. Teheccüt maddi ve manevi dertleri giderir. Kalbin manevi hastalıklarını giderir.

  2. #2
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.03.12
    Mesajlar: 836
    Teşekkür ve Beğeni

    Mehmet Ildırar abimize Allahu zülcelal rahmet eylesin ne güzel insandı kendileri rabbim şefaatlerine erdirsin..

  3. #3
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 19.12.12
    Mesajlar: 10
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı Reyhani_konyevi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Mehmet Ildırar abimize Allahu zülcelal rahmet eylesin ne güzel insandı kendileri rabbim şefaatlerine erdirsin..
    Bizim yaptığımız şey; büyüklerin eserlerindeki o etkileyici cümleleri bir araya getirmekten ibarettir. Fahr-i âlem Peygamber S.A.V Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "Benim ümmetimin alimleri, Ben-i İsrail'in Peygamberleri gibidir." Bu dinin alimlerine ne büyük bir övgü. Her biri başımızın tacı, gönlümüzün sultanıdır. Allah bu dine hizmet etmeyi nice nice defalar nasip etsin.

  4. #4
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.03.12
    Mesajlar: 836
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı tolgacelebi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bizim yaptığımız şey; büyüklerin eserlerindeki o etkileyici cümleleri bir araya getirmekten ibarettir. Fahr-i âlem Peygamber S.A.V Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "Benim ümmetimin alimleri, Ben-i İsrail'in Peygamberleri gibidir." Bu dinin alimlerine ne büyük bir övgü. Her biri başımızın tacı, gönlümüzün sultanıdır. Allah bu dine hizmet etmeyi nice nice defalar nasip etsin.
    Allah razı olsun gurban diline,gönlüne sağlık..

  5. #5
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 08.04.12
    Mesajlar: 374
    Teşekkür ve Beğeni

    Eyvallah kardeş güzel yazı, İmam gazalinin rahimehullah ihya isimli eserinde temizlik bahsini okurken, mübarek özetle şunu diyordu; Sahabe yeri geldiğinde yağlı bir yemek yediğinde ellerini ayak tabanlarına silerlerdi, çoğu yağmur çamur çıplak ayakla dolaşır öyle mescide gelirlerdi fakat onlar öyle bir iç temizliğe sahiplerdi ki dış temizliğe çok dikkat etmezlerdi, sonra Peygamber Efendimizin s.a.v bir hadisini nakledip (öyle bir toplum gelecekki temizlikde aşırıya gidecekler) biz bu zamanda dışımızı temizledik ama içimizi temizleyemedik.

    İşde tam bizim bu zamanımızı anlatan bir durum. Biz her durumda dışımızı çok iyi temizliyoruz ama içimiz harap durumda.

    Eyvallah

  6. #6
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.09.06
    Yer: .........
    Mesajlar: 7.341
    Teşekkür ve Beğeni

    Kur’an’da kalb kavramı iki manaya gelir:

    Birincisi: Maddi kalptir ki, bedenin her tarafına kanı pompalamakla görevli olan kozalak şeklinde, biraz yuvarlak bir organdır.

    İkincisi; akıl, ruh, beyin fonksiyonlarını da ihtiva eden manevi bir latife-i rabbaniyedir.

    Nitekim, İmam Gazalî, altıncı his çerçevesinde değerlendirdiği basiret mefhumunu açıklarken, kalb, nur, akıl gibi sözcüklerin birbirinin yerine kullanılabileceğini, bunların teşhis ve tayini konusunda bir tartışmanın yersiz olacağını ifade etmektedir. (bk. İhya, 4/289)

    Kur’an’ın kullandığı kalb kavramı; latife-i rabbanî denilen manevî kalbi de, aklı da ulvî duyguların merkezi olan ruhu da içine alacak geniş bir kapsama sahiptir. Nitekim, Kur’an’da -fiil şekli hariç- “akıl” kelimesi hiç kullanılmamıştır. Demek ki, kalb sözcüğü onu da ifade etmektedir.

    Kur’an’da kalbin tarifi yapılmamakla beraber, İslam alimleri ayet ve hadislerin ışığı altında akıl ve kalbin yerini, aklın kalp ile olan ilişkisi konusunda değişik görüşler ortaya koymuşlardır.

    - İbn Hacer el-Askalanî’nin de içinde yer aldığı bir kısım alimlere göre, akıl kalptedir. Yani kalp manevi bir mekanizma olup aklı da içine almaktadır. Bu alimlerin gösterdikleri delillerden bazıları şunlardır:

    a. “Elbette bunda, içinde bir kalb taşıyan veya zihnini derleyip toplayarak can kulağıyla dinleyen kimseler için alacak bir ders vardır” (Kaf, 50/37) mealindeki ayette yer alan Kalb kelimesi akıl manasında kullanılmıştır. İbn Hacer’e göre, çoğu tefsirciler bu ayette yer alan kalbi akıl olarak anlamışlardır. (Örnek olarak bk. Taberi, Maverdî, Kurtubî, İbn Kesir, Celaleyn, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

    Kur’an’ın bu ifadesi, aklın kalpte karar kıldığını, kalpten kaynaklandığını göstermektedir. (bk. İbne hacer, 1/129)

    - Rivayete göre, İbn Abbas da bu ayetteki kalb sözcüğünü akıl olarak açıklamıştır. Ünlü dil bilgini Ferra, İbn Abbas’ın bu görüşünü desteklemiş ve Arapça’da kalbin akıl manasında kullanıldığını belirtmiştir. (bk. Ferra, Bağevî, ilgili ayetin tefsiri)

    b. Aklın dimağda değil de kalpte olduğunu savunanların bir diğer delilleri de -soruda da söz konusu edilen- şu hadistir: “İnsan vücudunda bir et parçası vardır o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozulduğunda bütün vücut bozulur. İyi bilin ki, o et parçası kalptir.” (Buhârî, İmân, 39; Müslim,Musâkât, 107)

    Bu görüşteki alimlere göre, bu hadiste yer alan ifadeler aklın kalpte olduğunu gösteriyor. (bk. Nevevî, ilgili hadisin şerhi)
    Şunu hemen belirtelim ki, Hadisin zahiri ifadesinden ilk anlaşılan şey, buradaki kalbin sol tarafımzda yer alan ve kanı pompalayan et parçasıdır. Çünkü, hadiste açıkça bu kalp tarıf edilmiştir. Kendisi et parçası olduğu gibi, cesedin/bedenin, biyolojik bünyenin sağlıklı çalışması onun sağlıklı çalışmasına bağlıdır. Bütün organlar bu kalbe tabidir. Ölüm dahi bu kalbin çalışmasını dudurmasıyla gerçekleşir. Bir açıdan beyin ölümü dahi kalbin ölümüne bağlı olarak söz konusu olur. Kalp ile diğer organlar arasında olumlu veya olumsuz yönden olsun çok sıkı bir ilişki vardır. Ve genel olarak da kalp biyolojik bünyenin bir sultanı gibidir. Onun emirleri geçerlidir. Hadiste kalbin bu fonksiyonuna işaret edilmiştir. (Mirkatu’l-mefatih, ilgili yer)

    İmam-ı azam gibi bazı alimlere göre, akıl kalbte değil, dimağdadır, beyindedir. (Nevevî, a.y.)

    Esasen Latife, insanın manevi ve latif duygularının genel adıdır. Bir nevi cihaz tabirinin zıddı gibidir. İnsanın mahiyetini bildiği bilmediği ne kadar manevi duyguları varsa bunların ortak ve genel adıdır diyebiliriz. Kalp, ruh, vicdan,bunlara örnek olarak verilebilir.
    İnsanın maddi cesedinin bir haritası olduğu gibi, maneviyatını da bir ceset olarak hayal edersek, onun da manevi bir haritası vardır. Bu maddi harita ile manevi harita arasında birebir bir eşleşme yapmak zor ise de, ehemmiyet açısından bir eşleşme yapanlar da vardır..

    Mesela, önem ve işlev açısından maddi cesette kalp ne ise, manevi cesette de kalp ona denk gelir. Yine, önem açısından beynin maddi cesetteki yeri ne ise, aklın da manevi ceset için yeri odur.

    Bu yüzden hadiste akıl ve kalp gibi manevi cihazlar, beyin ve et parçası olan yüreğe nispet edilmiştir. Nasıl, beyin ve yürek, maddi cesedin en önemli azaları ve sultanları ise, akıl ve kalp de manevi cesedin sultanlarımesabesindedir.

    Temsil bakımından, manevi kalbi ve maddi cesedi, yürek temsil eder. Aklı da beyin temsil eder. Aralarında böyle manevi bir irtibat olduğu gibi, belki bizim, idrakinden aciz olduğumuz ince, maddi bir bağ da olabilir.

    Bununla beraber, Allah’a ve Kur’an’a iman eden kimsenin alması gereken duruş şudur:

    Allah ve Resulü ve Kur’an ne dediyse o doğrudur. Şayet görünürde bazı ayet veya hadislerin manası ile müspet ilmin verileri çelişiyorsa, mutlaka ya İslam alimlerinin yorumlarında, yahut da fen bilimlcilerinin yorumlarında bir yanlışlık vardır. Zira, Kur’an Allah’ın kelam sıfatından, kainat ise Allah’ın kudret ve irade sıfatından gelir. Her iki kitabın da sahibi Allah’tır. Elbette, bu iki kitabın konuları çelişmez. Hiç bir kesin fennî keşif, doğru anlaşılan Kur’an’ın ortaya koyduğu hakikatlerle çelişemez. Yanlışlık varsa insanların kısır bakışlarındadır, ufacık akıllarındadır, azıcık bilgilerindedir.

    Dğrusunu isterseniz, her bilmediğimiz bir konudan ötürü imanımızı kaçıracak şüphelere giriyorsak, vay bizim halimize, Materyalist bir fencinin veya filozufun sözüne tereddütsüz yaklaşan bir kimsenin, Allah’ın ve resulullah’ın sözlerinden şüpheye düşmesi imanla bağdaşır bir şey değil.

    Allah cümlemizi hakiki ve tahkiki iman sahibi olmaya muvaffak kılsın. Amin.

  7. #7
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 19.12.12
    Mesajlar: 10
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı El-Endulusi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Eyvallah kardeş güzel yazı, İmam gazalinin rahimehullah ihya isimli eserinde temizlik bahsini okurken, mübarek özetle şunu diyordu; Sahabe yeri geldiğinde yağlı bir yemek yediğinde ellerini ayak tabanlarına silerlerdi, çoğu yağmur çamur çıplak ayakla dolaşır öyle mescide gelirlerdi fakat onlar öyle bir iç temizliğe sahiplerdi ki dış temizliğe çok dikkat etmezlerdi, sonra Peygamber Efendimizin s.a.v bir hadisini nakledip (öyle bir toplum gelecekki temizlikde aşırıya gidecekler) biz bu zamanda dışımızı temizledik ama içimizi temizleyemedik.

    İşde tam bizim bu zamanımızı anlatan bir durum. Biz her durumda dışımızı çok iyi temizliyoruz ama içimiz harap durumda.

    Eyvallah
    Evet çok doğru. Kalp; nazargah-ı İlahi olarak geçiyor kitaplarda. Bu kelimeyi düşününce içim ürperiyor.

  8. #8
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 19.12.12
    Mesajlar: 10
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı Gül Berra´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kur’an’da kalb kavramı iki manaya gelir:

    Birincisi: Maddi kalptir ki, bedenin her tarafına kanı pompalamakla görevli olan kozalak şeklinde, biraz yuvarlak bir organdır.

    İkincisi; akıl, ruh, beyin fonksiyonlarını da ihtiva eden manevi bir latife-i rabbaniyedir.

    Allah cümlemizi hakiki ve tahkiki iman sahibi olmaya muvaffak kılsın. Amin.[/B]
    Evet, bu sıkıntı her zaman var. Sahih olan bir çok kaynaktan yapılan alıntılar dahi, insanlar da şüphe uyandırır hale geldi.

  9. #9
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.09.06
    Yer: .........
    Mesajlar: 7.341
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı tolgacelebi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet, bu sıkıntı her zaman var. Sahih olan bir çok kaynaktan yapılan alıntılar dahi, insanlar da şüphe uyandırır hale geldi.

    Haklisiniz ama inan Rabbime el acip dua ettigini zaman Rabbim sizi supheli olan herseyden korur..buna hic bir supeniz olmasin
    sizi gercek takva sahibi insanlarla karsilastirsin diye hep dua edin inainn Rabbim o kapilar muhakkak acacaktir..yeterki butun kalbinizle dua edin

  10. #10
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 19.12.12
    Mesajlar: 10
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı Gül Berra´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Haklisiniz ama inan Rabbime el acip dua ettigini zaman Rabbim sizi supheli olan herseyden korur..buna hic bir supeniz olmasin
    sizi gercek takva sahibi insanlarla karsilastirsin diye hep dua edin inainn Rabbim o kapilar muhakkak acacaktir..yeterki butun kalbinizle dua edin
    Allah Teâla Hazretleri, bizleri iyilerle karşılatırsın. Faideli ilim öğrenmeyi ve Dine hizmet etmeyi nasip eylesin. Amin!

Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. !!!!dikkaaattt!!!herkesin dikatinee!
    Konu Sahibi Gök Kubbe Forum Dini Hikayeler
    Cevaplar: 21
    Son Mesaj: 24-05-2009, 17:36
  2. Atalarımız barışın garantisiydi ya biz!
    Konu Sahibi mavimb Forum Nasihatler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30-12-2008, 23:01
  3. DeMoKRaSi
    Konu Sahibi bulenttttttt Forum İslami Bilgi ve Kaynaklar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-04-2008, 20:23

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •