Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 4 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci ... 2345 SonuncuSonuncu
31 den 40´e kadar. Toplam 41 Sayfa bulundu

Konu: ® Aşk-ı kübra ♥

  1. #31
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.08
    Mesajlar: 4.044
    Teşekkür ve Beğeni

    bir bavul dolusu cümle var defterimde..
    yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim.
    sen yollarına 29 harfle acı döşeyen birine;
    'yara' değil de 'yar' diyebilir misin ?

    [sunay akın]

  2. #32
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.08
    Mesajlar: 4.044
    Teşekkür ve Beğeni




    ''İnsanın ancak aşkı için şarkı söylerken gözleri bu kadar parlar..
    Hele bu kadar solgun bir yüzle şarkı söylerken birden değişiveriyorsa..!'' (

    Tarık Tufan

  3. #33
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.08
    Mesajlar: 4.044
    Teşekkür ve Beğeni



    Ben Şiirlerimi Hep ''Şimdi '' yazarım..
    Ben hep ''Şimdi '' özlerim..
    Hep ''Şimdi '' isterim..
    Ve Hep ''Şimdi '' severim...
    hadi sende ''Şimdi '' gel..
    ''Şimdi '' gir düşlerime...

    İbrahim İnecik

  4. #34
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.08
    Mesajlar: 4.044
    Teşekkür ve Beğeni

    İstediğin kadar inançlıyım de namaz kıl,sadaka ver.
    Umut verip,güven aşılayıp da yarı yolda bıraktığın insanın gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin.

    | H z . M E V L A N A

  5. #35
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.08
    Mesajlar: 4.044
    Teşekkür ve Beğeni



    NOKTA (.)

  6. #36
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.09.06
    Yer: .........
    Mesajlar: 7.341
    Teşekkür ve Beğeni

    Aşk en zayıf anında atar ağlarını, zaaflarıyla azarlar ve savunmasızca teslim olursunuz ona. Direnseniz de dinlemez bağlanmaktan korkmanızı, onay görmemeyi çevreden, bunlar önemsiz detaylardır onun için. Sormaz “müsait misin?” diye zaten.


    Profesyonel aşklar var artık günümüzde. Peki nedir profesyonel aşk? Duygunun terk edildiği, çıkarların sefa sürdüğü sahte vurgunlar. O aşkların kahramanları, egolarla beslenmiş ve bezenmiş tahta aşkların pinokyolarıdır.
    Oysa gerçek aşklarda ruhlar öz olur, bedenlerse ruhların darası olarak kalır sadece. Ve ilk tebessümün kanatlarında tutkuların basamaklarına uçar usul usul sevenler.
    Aşk, duygu dünyasında oluşan bir devrimdir. İnkılaplarıyla sonsuza dek iz bırakan! Yaşam aşısıdır aşk, güçsüzleşmiş olumsuz duygulardan ortaya çıkan. Öyle ki nefretlerden bile “aşk” oluşur hesapsızca bazen.
    Öyle ya, aşk en zayıf anında atar ağlarını, zaaflarıyla azarlar ve savunmasızca teslim olursunuz ona. Direnseniz de dinlemez bağlanmaktan korkmanızı, onay görmemeyi çevreden, bunlar önemsiz detaylardır onun için. Sormaz “müsait misin?” diye zaten.
    Aşk fethetme ve özlenen özne tarafından fethedilme isteğidir. Güçlü yanlarınla zayıf düşebilmektir sevgilinin sevinci için.
    Aşk, narin yaşamın kristal çerçevesidir onu çevreleyen, süsleyen, sınırları belirleyen, seyredilebilecek kadar güzel yapan ve bir o kadar da hassas kılan.
    Aşk, yaşam adına işlenen en masum “suç ortaklığı”dır. Sevmek suçsa eğer… Doğru kişiye aşık olunmaz, gerçek aşk zaten doğrudur diyerek esen bir meltemdir usulca yüreklerde.
    Yaşamdaki boşlukları doldurmaz her zaman aşk, bazen bizzat o boşlukları kendi yaratır acımadan. Ve o yokluk boşluğuna koca bir hayatı sığdırır aşık, sabırla can çekişirken duyguları.
    Aşk, yaşadığın her şeyde aroma yapmaktır onu. İster acı, ister tatlı olsun. Tükenmeyen aşk pınarını lıkır lıkır yudumlar âşık; tüm lezzetiyle.
    Aşk, Hayatın arıtılmış sevgilerinin anlamıdır nefes nefes!
    Aşk,
    Çelişkilerden sıyrılıp yalın olmaktır, iki yaşantının paydalarını eşitleyerek sadeleştirmektir zaman matematiğinde. En cesur hislerle donanırken ruhlar özgürleşmektir. Taa uzaklardan bir masal tekerlemesinde saklı olan bir varmış bir yokmuş misali olumsuzlukları uyutmaktır Polyanna ile. İnsanı büyülü diyarlara kaçırır, Rapunzel’in saçlarına tutunarak uzanır gider ihtişamıyla.
    Nedenleri, niçinleri, nasılları ezip geçer sorgusuz. Dilekleri kalplere gömer bazen. İnciterek gönül incilerini yapar bunu istemeden.
    Renklerini kaybetmez yine de aşk, aşığın içindeki gökkuşağında sürdürür hükmünü sonsuza dek!
    Ama bazen format atılması gerekir aşk adına yaşanmışlıklara. Bilinen tüm anılar hafızalara küsmek istercesine unutulmalıdır. Silinmelidir bellektekiler.
    Yoksa yıpranır ve inanç kalmaz yeniden aşka başlamaya. En güzeli yine de unutmak yerine, hatıraların hatırına saklamaktır kalp odalarında anıları, gülümseyerek sessizce anımsadığında. İnsan yüreğinin doluluğunca insansa, daha bir aşk ile bakmalı bu nedenle aşka. Ta ki buluncaya dek!

  7. #37
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.09.06
    Yer: .........
    Mesajlar: 7.341
    Teşekkür ve Beğeni

    Sordum, AŞK’ın sırrı nedir? Dedi: Yâr’da yok olmaktır.
    Sordum, Yârin isteği nedir? Dedi: Samimi olmaktır.
    Sordum, samimiyet nedir? Dedi: Hep yâre bakmaktır.
    Sordum, bu nasıl olacak? Dedi: Nefsi bırakmaktır.

    Sen ve Ben gafletini aşıp, “BİZ” olanların rızkıdır AŞK.

    (Mevlana)

  8. #38
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 25.08.07
    Mesajlar: 1.771
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı kalbiminurlandır´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    İstediğin kadar inançlıyım de namaz kıl,sadaka ver.
    Umut verip,güven aşılayıp da yarı yolda bıraktığın insanın gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin.

    | H z . M E V L A N A
    Allah razı olsun kardeşim, bu sözünü ilk defa sayenizde duydum.. O kadar çok beğendim ki.. Özellikle de "Gönül sadakası"nı...

  9. #39
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 04.09.06
    Yer: .........
    Mesajlar: 7.341
    Teşekkür ve Beğeni

    Seven, Sevdiği İçin Kurban Eder

    Bir sevda girdi mi yüreğe, o yürekte benlikten eser kalmaz. Sevilen içindir bütün kalp atışları, yakarışlar, duâlar, davranışlar… Akıl devreden çıkar, kalp hükmeder sevene... Gönlü sevgiyle dolan, sevdiğinin hâliyle hâllenir. Yani, âşığı görenler, mâşuğu hatırlarlar. Zaman içinde seven, sevilende fenâ olur.

    Ivazsız, garezsiz gösterilen sevgi; insanı ruhen besler, olgunlaştırır. Vücudumuzun ihtiyacı ekmek-su ise, ruhumuzun ihtiyacı da sevmek ve inanmaktır.

    Sevmek…

    Allah Teâlâ’nın insanoğluna lütfettiği bu yüce duygu, öylesine sırlı bir nîmet ki; âdeta girdiği gönlü içten içe kavurur. “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” buyurmuştur, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-... Burada zâhirî beraberlikten çok, bâtınî beraberlik söz konusu... Seven, sevdiğinden bir an olsun ayrılmaz. Sürekli onu düşünür, onu anar, kalben onunla beraberdir. Sanki aralarında bir bağ oluşur. Seven ile sevilen birbirlerine benzerler. Âşık; mâşukta kendi özelliklerini gördüğü için ona yakınlık duyar, muhabbet eder. Bir bakıma sevdiklerimiz bizim aynamız gibidir.

    Sevgi; sabır, hoşgörü, fedakârlık, teslimiyet, cesaret, kıskançlık, merhamet gibi duyguları güçlendirir. Seven; sevdiğini olduğu gibi kabul edip, hata ve kusurlarını hoş görür. Sevilenin her hâli, ona güzel görünür; ondan gelen olumsuz davranışlara karşı sabreder, onunla birlikte bütün acı ve sıkıntılara katlanır. Âşığın, mâşuğu için yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Yeter ki, sevdiği istesin. Sevilenin, sevenden istemesi, onun için en büyük mutluluktur. Dilediği şey, imkânsız da olsa sevdiğini memnun edebilmek için gücü nispetinde uğraşır. Kendi mutsuzluğu pahasına bile, sevdiğinin mutluğunu ister; onun için gerekirse gece-gündüz uykusuz kalmaya, günlerce yorulmaya râzı olur. Aşkı uğruna, malını ve canını seve seve fedâ eder.

    Fedakârlıkla birlikte teslimiyet duygusu da güçlenir âşığın... Sevdiğinin arzularını sorgulamadan yerine getirir. Yani kendisini, bilerek ve isteyerek onun irâdesine teslim eder.

    Seven insan, aynı zamanda cesur, kıskanç ve merhametli olur. Sevdiği için her şeyi göze alır, onu sahiplenir, kimseyle paylaşamaz. Sevenin kalbi rakîk, yani hassas olur; mahlûkata karşı şefkati artar.

    * * *

    Seven, sevilenle sürekli râbıta hâlindedir. O yokken bile hoşlanmayacağı davranışlardan sakınır ve onu daima yanında hisseder. Mâşuğun sıkıntıları âşığa mâlum olur. Bu konu ile ilgili anlatmadan geçemeyeceğim bir hâdise oldu. Yakînen tanıdığım bir arkadaşım var. Onun da çok sevdiği bir arkadaşı var. Tanıdığımın arkadaşı bir gece arabasıyla şehir dışına yolculuk yapıyormuş. Benim tanıdığım ise, İstanbul’da, kendi yatağında istirahat ediyormuş. Rüyasında, o çok sevdiği arkadaşının kendisine seslendiğini ve şöyle bir ricada bulunduğunu duymuş:

    “-Çok üşüyoruz. Bizim için Yâsîn sûresini okur musun?”

    Gecenin o vaktinde, gördüğü bu rüyadaki ricaya uyan tanıdığım yatağından kalkmış, abdest almış ve Yâsîn’i okuyup bitirmiş. Ardından da çok sevdiği arkadaşına duâ etmiş.

    Meğer gerçekten onun Yâsîn Sûresi’ni okuduğu esnada arkadaşı da zor durumdaymış. Arabaları arıza yapmış, yoldan gelen geçenler yardım ettiği hâlde bir türlü tamir edememişler. O Yâsîn Sûresi’nin bittiği zamanlara yakın, kendileri arabayı tekrar çalıştırmak istediklerinde araba çalışmış ve yollarına varmışlar. Anne ile çocuk arasında da benzer bir bağ var. Annelerin evladlarına olan düşkünlüklerinden dolayı, yavrusunun sıkıntıları anneye mâlum oluyor.

    * * *

    Âşık, mâşuğun yanındayken maddî ve mânevî acıların hiçbirisini hissetmez. Sevdiğinden incinmez, daima affedici olur; bütün zorluklara göğüs gerebilecek gücü kendinde bularak, onun hatırına her şeye katlanır. Sevdiğini de hiçbir zaman incitmez.

    Seveni en çok mutlu edecek şeylerden biri de; sevdiğinden gördüğü ilgi ve alâkadır. Fakat sevgi, bir alış-veriş olarak anlaşılmamalıdır. Bazen karşılık görmeyebilirsin de; ama yüreğinde hakiki bir aşk var ise, onu sevmekten vazgeçemezsin.

    Seven yürek, Allah Teâlâ’ya daha yakın olur. Zaten kalbimizdeki sevgi, bizi Rabbimize yaklaştırmıyorsa, o sevgiyi tekrar gözden geçirmek lâzımdır.

    Âşık doyumsuzdur, mâşuğa olan hasreti hiçbir zaman bitmez. Onu, yanındayken bile özlediği için kaybetme korkusunu çok yoğun bir şekilde yaşar. Bir de sevdiğinin kendisine olan sevgisini yitirmekten ve onu üzmekten korkar, seven… Bu yüzden sürekli duâ hâlindedir. Duâ da insanı Mevlâ’ya yaklaştıran ibadetlerden birisidir.

    Ayrıca sevdiklerimizi, Rabbimizin bir lütfu ve emâneti olarak görürsek onlara gereğinden fazla bağlanmayız. Esas sevgi, Allah ve Rasûlü’ne ait olmalıdır.

    Fânîlere duyulan muhabbet, insanı bu denli değiştirebiliyorsa; Rabbimize olan gerçek sevginin, kula Allah için neler yaptırabileceği tahayyül bile edilemez. Temelinde rıza ve teslimiyet olan Allah aşkı, insanı en çok mutlu eden aşktır. Diğer sevgiler sadece onun yansımasıdır. Rabbini seven kişi, yaşadığı bütün güzelliklerin Hak Teâlâ’dan geldiğini bilir ve sebeplere bağlanmaz. Bir sıkıntısı olduğunda da, yine Mevlâ’ya sığınıp, “Derdimden büyük Allah var; O her şeyin çaresidir.” diyerek huzur bulur.

    Seven, sevdiğinden gelen her şeye râzı olur. Ali Seyyidî’nin de dediği gibi, “Sevilen varlığın, kendisini sevenlerin isteklerine zıt hareket etmesi, onların sevgilerindeki samimiyeti tartmak içindir.” Allah Teâlâ, kullarını çeşitli şekillerde imtihan ederek, hakiki mânâda sevenleri ortaya çıkarır. Hak aşkıyla yanan kulun, yaşadığı sıkıntılar, kalbindeki Allah sevgisini azaltmaz, aksine güçlendirir. O’nun râzı olacağı şekilde davranmaya çalışarak, sürekli kendisini Rabbiyle beraber hisseder. Bu da onu kontrollü kılar ve günahlardan alıkoyar. Böylece hem dünyada, hem de âhirette mutlu olur.

    Kalbinde Allah sevgisi olan kişi, bilerek ve isteyerek varlığını O’nun iradesine bırakıp, işlerini O’na havale eder. Bu şekilde huzura erer. Teslimiyeti tam olan kimse, mutlaka menzil-i maksûduna ulaşacaktır.

    Gönlünde Allah aşkı bulunan kişi cesur olur. Yaratandan başka hiç kimseden korkmaz; doğruluktan ayrılmaz, her zaman hakkı savunur.

    Hak âşıklarının kâinâta bakış açısı da farklıdır. Bakmakla yetinmezler, görürler. Mahlûkatta Rabbimin güzelliklerini sezerek, yaratılanı yaratandan ötürü sever; gönüllerinde bütün varlıklara karşı merhamet beslerler.

    * * *

    Muhabbetin en kârlısı, Allah Teâlâ’ya olanıdır. Rabbimiz; “Kulum sen bana bir adım yaklaş, ben sana on adım geleyim!” buyuruyor. İşte Hak Teâlâ’ya yaklaşmanın yollarından birisi de kurban kesmektir.

    Kurban; fedakârlığın, teslimiyetin, yakınlığın, yani sevginin ifadesidir. Seven, sevdiğine kurban eder. Allah -celle celâlühû- İbrahim -aleyhisselâm-’ın kendisine olan sevgisini denemek için oğlunu boğazlamasını istedi. O da bu emre itaat etti. Çünkü her şeyin bir emânet olduğunu, zamanı gelince bu emânetlerin, biricik sahibi Yaratanımıza teslim edileceğini biliyordu. Bu yüzden şeytanın tüm vesveselerine rağmen, Mevlâ’yı râzı etmek için çocuğunu bıçak altına yatırdı. İbrahim -aleyhisselâm- evladını fedâ edecek kadar, Hak Teâlâ’ya karşı gönlünde hakiki bir muhabbet besliyordu. Bu büyük teslimiyet örneği, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle bildirilir:


    “Sonra ikisi de teslimiyet gösterip, oğlunu kurban etmek için alnı üzere yatırınca, ona şöyle seslendik: «Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin; işte biz iyi davrananları böyle mükâfâtlandırırız.» Bu, gerçekten apaçık bir imtihandı. Biz oğluna bedel olarak büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler için ona (iyi bir nâm) bıraktık.” (es-Saffât 103-108)


    Teslim olan kazanır:

    “Hâlbuki her kim ihsan duygusu içinde varlığını Allâh’a teslim ederse, bir insanın sarılabileceği en sağlam kulpa sarılmış olur. Zaten bütün işlerin sonu, Allâh’a varır.” (Lokman, 22)


    Sadece Allah Teâlâ’ya teslim olunur:

    “…İlâhınız tek bir ilahtır, yalnız O’na teslim olun…” (Hacc, 34)

    Ayrıca, Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîmde: “Allâh’a, kestiğiniz kurbanların ne etleri, ne de kanları ulaşır. O’na ancak sizin takvanız ulaşır…” buyurmuştur. (Hacc, 37)

    Allâh’a yaklaşmak için bir vesîle olan kurbanlarımızı, yalnızca O’nun rızası için kesmeliyiz. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:
    “Âdemoğlunun kurban bayramının birinci günü yaptığı işlerin Allâh’a en sevimli olanı, kurban kanı akıtmaktır. O gün Allah katında bundan daha sevimli amel yoktur. Kıyamet günü kurban; kılları, boynuzları ve tırnakları ile gelir. Kurbanın kanı da henüz yere düşmeden Allâh’ın rızasına nâil olur ve kabul edilir. O hâlde kurbanlarınızı gönül hoşnutluğu ile kesin.”
    Rabbim, bütün amellerimizle birlikte kurbanlarımızı da O’nun rızası için kesmeyi nasip eylesin ve gönlümüze hakiki bir Allah aşkı ihsan etsin! Âmin…


    Kübra Çoban- şebnem dergisinden alıntı

  10. #40
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.08
    Mesajlar: 4.044
    Teşekkür ve Beğeni

    Ve aşk insanın alnına dokundu ; " S û b h a n e r a b b i y e l a l â . . "

Sayfa 4 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci ... 2345 SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Islamî açıdan iktisadî düşünme ve önemi
    Konu Sahibi AHMED KILICKAYA Forum İslami Bilgi ve Kaynaklar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-11-2012, 20:58
  2. Başımdan Geçen Nişanlılık
    Konu Sahibi mmtttt Forum İslam'da Aile Hayatı
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 21-03-2012, 01:30
  3. Kurban Edileceği Yere Kıbleye Doğru Kendisi Yattı.
    Konu Sahibi mürmüdük Forum Kurban ve Kurban Bayramı
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 23-11-2010, 15:51

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •