Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 3 Toplam 8 Sayfadan BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu
21 den 30´e kadar. Toplam 77 Sayfa bulundu

Konu: Ziyaretçimisiniz?

  1. #21
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.04.08
    Mesajlar: 112
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı nuri sezer´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    üstadimiz bu sözü söylediğinde matbaa ve teksir makinesi kolaylikla bulunmadiği için üstadimiz yazan ve yazdiran demişti,ama şimdi o vazifeyi matbaalar tamamiyle ifa ediyorlar...bence hakiki nur talebesi olak risale-i nuru okumak ve hayata rehber ittihaz etmekten geçer....yazmaya harcayacağimiz zamani daha çok ve anlayarak okumaya sarfetmeliyiz..okunmadiktan ve içselleştirilmedikten sonra kitabi yazmak sadece şu zamanda katiplikten başka bir şey olmaz....tüm kalbimle inaniyorum ki üstadimiz bu zamanda yaşiyor olsaydi sadece okuyun ve muhtaç olan insanlara anlatin diyecekti.......



    Şengül kardeşim ben de katılıyorum aslında bu yazıya. 1956 senesinde Risaleler beraat edince açıktan çoğaltma başladı. Ve en makul teksirle çoğaltmaktı. Ve latin harflerle basımına izin çıkınca(Üstadımızdan) işler daha kolaylaştı. Hizmet anlayışı tamamen Risaleleri anlama ve anlatma şekline kaydı. Çünkü en zaruri buydu ve halen de bu... Çünkü hayatın birçok sahasında acil mukavemet gerekiyor. O geleneği taassupkarane bir şekilde diğer en gerekli hizmet anlayışlarının önüne geçirmenin bir manası yok. Bu sefer hizmet geri kalır. Ama bu yazmayı inkar eden de yok. Hususi olarak yazan kardeşlerimiz sevabını alır İNŞAALLAH. Ama Risale-i Nur hizmetinde yazma, şu an ki şartları göz önünde bulundurduğumuzda 3. 4. dereceden önemlidir. İlk planda yapılması gereken Risale-i Nur ilmini Allah'ın izniyle alıp aktarmaktır. Ve Tefekkürat-ı imaniyeyi yapmaktır ki anlatılanların tesiri olsun. Eğer 40'lı yıllardaki gibi olsaydı durum elbetteki hepimiz başkalarına bu nurları aktarabilmek için canla başla yazardık. Allah'a şükür şimdi en güzel dönemlerden birinde geldik. Elimizde çok önemli fırsatlar var. Bu yazım tenkid amaçlı değil... Görüş alışverişinde bulunuyoruz. Benim de üniversitedeyken birçok yazıcı arkadaşım vardı. Allah'a emanet ol kardeşim.

  2. #22
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 15.06.06
    Yer: İSTANBUL
    Mesajlar: 736
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı Hakendiş´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Şengül kardeşim ben de katılıyorum aslında bu yazıya. 1956 senesinde Risaleler beraat edince açıktan çoğaltma başladı. Ve en makul teksirle çoğaltmaktı. Ve latin harflerle basımına izin çıkınca(Üstadımızdan) işler daha kolaylaştı. Hizmet anlayışı tamamen Risaleleri anlama ve anlatma şekline kaydı. Çünkü en zaruri buydu ve halen de bu... Çünkü hayatın birçok sahasında acil mukavemet gerekiyor. O geleneği taassupkarane bir şekilde diğer en gerekli hizmet anlayışlarının önüne geçirmenin bir manası yok. Bu sefer hizmet geri kalır. Ama bu yazmayı inkar eden de yok. Hususi olarak yazan kardeşlerimiz sevabını alır İNŞAALLAH. Ama Risale-i Nur hizmetinde yazma, şu an ki şartları göz önünde bulundurduğumuzda 3. 4. dereceden önemlidir. İlk planda yapılması gereken Risale-i Nur ilmini Allah'ın izniyle alıp aktarmaktır. Ve Tefekkürat-ı imaniyeyi yapmaktır ki anlatılanların tesiri olsun. Eğer 40'lı yıllardaki gibi olsaydı durum elbetteki hepimiz başkalarına bu nurları aktarabilmek için canla başla yazardık. Allah'a şükür şimdi en güzel dönemlerden birinde geldik. Elimizde çok önemli fırsatlar var. Bu yazım tenkid amaçlı değil... Görüş alışverişinde bulunuyoruz. Benim de üniversitedeyken birçok yazıcı arkadaşım vardı. Allah'a emanet ol kardeşim.
    Bismillah..

    evvela yazı hakkında hadis olduğunu hatırlattığım halde ..ne cürrettir ki binler masum kalemi 3.4. dereceden öneme rapt ettirip görüş sunuyorsunuz..

    üstadımızın matbaaya izni konusunda da (yeterli) malumatınız belli ki yok buna dayanarak yazı hizmetini tenkid amaçlı değil demenize rağmen dolaylı tenkiti 3.4 dereceden hizmet sözünüzle bizlere gösterdiniz..tenkit amaçlı bir yorum yazmayan birisi bu yorumu asla asla yapmaz..yaparsa ahmaklık yapmış olur..

    üstadımızın verdiği izin bir kaç risale içindir...h.z Ali r.a nın
    LATİN HARFLERİ(konusuyla) ile ilgili yazdığı risale-yi tüm nurcular bilir...yazı hakkında hadis olmasına rağmen -üstadın beyanı olmasına rağmen...

    gerekçeniz de çok ilginç...

    İlk planda yapılması gereken Risale-i Nur ilmini Allah'ın izniyle alıp aktarmaktır. Ve Tefekkürat-ı imaniyeyi yapmaktır ki anlatılanların tesiri olsun.

    yazı yazan risale-i nur ilmini Allah ın izniyle alıp aktarmıyor mu?
    yazı yazan tefekküratı-imaniyyeyi yapmıyor mu?

    daha fazlasını yapıyor..

    yazı yazan daha fazlasını yapıyor..haşiyelerde rafet hüsrev rüştü abiler sormuş..ve 5 tane çıkmış..siz..iki tane yazmışsınız...biz beş tane diyoruz...

    bu günkü dünkü liderler dahi mümkün olmadıkça latince hizmet yapmıyor....


    bu yazım tenkit amaçlı değil daha geniş bilgi ile sayfaya uğrayınız..
    yazınız tAMAMEN KİŞİSEL GÖRÜŞTÜR..

    bizim de yüzlerce yazıcı ve okuyucu öğrencilerimiz var..
    tesir RABBİM dendir....

    bizi buraya seçmiş ..sizi oraya..

    neyseki çatı risale-i nur...

    milyonlarca yazıcı arkadaşınızdan 3. derece hizmet yapıyor diye dediğinizden özür dilemelisiniz...

    hizmetimizin derecesini siz değil RABBİM BİLİR..

    ELHAMDÜLİLLAH..

  3. #23
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.04.08
    Mesajlar: 112
    Teşekkür ve Beğeni

    .................................................. ......

  4. #24
    Kıdemli Moderator
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 14.09.07
    Yer: Şehr-i DONDURMA
    Mesajlar: 30.657
    Teşekkür ve Beğeni

    Selamünaleykum...

    Alıntı Hakendiş´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Selamün aleyküm

    Not: Bu yazıyı sen okuyunca silicem, ortama zarar vermesin. Senin de bu karşılıklı gönderdiğimiz tartışmavarî yazıları silmeni rica ederim.
    Kardeşlerim...
    Neden böyle birbirimize düşüyoruz?
    Neden birbirimizin açığını kapatmıyoruz?
    Neden birbirimize saygı duymuyoruz?

    Bizden hizmet bekleyen...
    Bizden bildiklerimizi anlatmamızı isteyen...
    ...
    Çok kişi var...
    İmanını kurtarmak isteyen...

    Bu yüzden aramızdaki münakaşayı bırakalım...
    Önemli olan:
    Ben Kazandım! demek değil...
    Yeni birşeyler öğrendim! demek olmalıdır...


    Allaha emanet olunuz...

  5. #25
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 15.06.06
    Yer: İSTANBUL
    Mesajlar: 736
    Teşekkür ve Beğeni

    Ve aleykum selam...

    Bismillah..

    biz değil efendimiz sas konuşsun..

    كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ وَكُلُّ ضَلاَلَةٍ فِى النَّارِ


    biz değil risale-i nur konuşsun..

    AZİZ, SIDDÎK KARDEŞLERİM!

    Sizin bu defa neş'eli, güzel mektuplarınız, Risâle-i Nur'un serbestiyeti ve matbaa kapısıyla intişarı hakkında beni çok mesrur eyledi ve kahraman Tahiri'nin yine bu ehemmiyetli işte çalışması için buraya gelmesi, beni şiddetle dünyaya bakmağa sevketti.

    Kalben dedim: Madem kardeşlerim bu derece istiyorlar, çaresini arayacağız. Gecede kalbime geldi ki, iki ehemmiyetli sebepten inayet-i İlâhiyye tam serbestiyet ve eski harflerle tamamını tab' etmek müsaade etmiyor.

    BİRİNCİ SEBEP: İmam-ı Ali'nin (r.a.) işaret ettiği gibi, perde altında her müştak, kendi kalemi ile veyahud başka kalemleri çalıştırmasıyla büyük bir ibadet ve ahirette şehidlerin kanıyla râcihâne muvâzene edilen mürekkep ile mücâhede hükmündeki kitabetle envar-ı imanı neşretmektir. Eğer tab' edilse, herkes kolayca elde ettiği için, kemal-i merakla ona çalışmaz, bilfiil neşrine hizmet vazifesini kaybeder.

    İKİNCİ SEBEP: Risâle-i Nur'un mühim bir vazifesi, âlem-i İslâm'ın ekseriyet-i mutlakasının yazısı ve hattı olan huruf-i Arabiye'yi muhafaza etmek olduğundan, tab yoluyla işe girişilse şimdi ekser halk yalnız yeni hurufu bildikleri için, en çok Risâleleri yeni hurufa bir fetvası olup şakirdleri de kolay yazıyı tercih etmeğe sebep olur. Onun için, şimdiye kadar pek çok müstehak ve layık iken, Risâle-i Nur'a serbestiyet verilmemişti. Lillâhilhamd, şimdi hakikatlarının kuvvetiyle serbestiyeti kazandı. Hatta eski harfle tab' yasak iken "Ayet'ül Kübra" yı bize teslim ettirip bir kerâmet-i ekber gösterdi.

    Biz şimdi gayet mühim ve herkese lazım "Meyve" ile "Hüccet'ül Bâliğa"yı ikisi bir cild olarak yeni hurufla teb'etmek için Tahiri ile İstanbul'a gönderdim. Yalnız Meyve'nin onuncu ve onbirinci mes'elelerini vakit bulamayıp teshihsiz ona verdim. Şayet tab'edilse, o iki mes'eleyi tam tashih edip bana gönderirsiniz.

    Hem o iki Risâle, ya dahilde, ya hariçte, aşikâre veya gizli, İstanbulda veya dışarda eski harflerle tab'etmek lazımdır.

    Hem "Mu'cizât-ı Kur'aniye" zeyilleriyle ve "Mu'cizât-ı Ahmediye"(asm) dahi zeyilleriyle beraber ikisi bir cild içinde eski harfle imkan dairesinde ya İstanbul veya başka yerde eski harfle, tevâfuklu "Hizbün Nuriye", "Hizb-ül Kur'an" gibi tab'etmesine çalışmak lâzımdır ki, Kur'an-ı Mü'ciz'ül Beyan'ın göze görünen tevâfuk mu'cizesinin muhafaza ile tab'edilmesine mukaddeme olsun. Fakat temenni ile, meşveret ile, ihtiyat ile bu kudsî mes'eleye çalışmak lâzımdır.

    Umum kardeşlerimi birer birer selam ve selâmetlerine dua ederiz. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun, en eski şakirdlerinden olan kâtib Osman ve Halil İbrahim, hiç sarsılmadan, değişmeden sadakatlerinde demir gibi devam edip çoklara da hüsn-i misal oluyorlar.

    SAİD-İ NURSİ


    ....

    yazdığımız sözlerin senedi yukarıdadır..

    kimseyi eleştirmedik..kimse kafasına göre yorum çıkarmasın..yorum yukarıda..

    herkesin hizmetinde herkese herkesten ziyade daha çok yardım ederiz..
    ancak hizmetimize 3. derece hizmet diyenlere yukarıdaki sözler ister istemez tokat gibi gelir..

    milyonlarca yazıcı arkadaşlarımızdan özür dilenmedikçe bu yazı burada kalacaktır..

    bunların latince neşrinde malumatımız vardır...

    ...


    not:
    hatt-ı kur'anı muhafazayı risale-i nur öğrencileri en mühim bir vazife ve düstur bilir..bu vazifeyi bilmeyen kendini heryerde belli eder.

    bizim sözlerimiz size ağır gelmişse özür dileriz..
    zira sözlerimizİn membağı RİSALE-NURDUR..

    ELHAMDÜLİLLAH..

  6. #26
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.04.08
    Mesajlar: 112
    Teşekkür ve Beğeni

    Selamün aleyküm, öncelikle Hatt-ı Kur'an'ı muhafaza etmek elbetteki önemli vazifelerimizdendir. Onu inkar eden yok. Eğer yapılabiliyorsa Osmanlıca okumak daha efdaldir. Ama hizmetin selameti namına zamanın şartlarından dolayı, zorunluluktan dolayı yeni yazıyla da okunanileceğini savunan kardeşlerimizi nurcu saymamak, risaleler mutlaka hatt-ı kuranla yazılmalı, aksi taktirde onlar risale değildir gibi bir durum ancak va ancak tassub eseridir Böyle bir yaklaşım, vesileyi gayeden daha üstün tutma ve gayeyi vesileye feda etmek gibi bir yanlışı netice verir. Vermiş olduğunuz yerler, 30'lu, 40'lı yıllarda yazılmış yerlerdir. Ve yazıcı kardeşlerimiz tarafından latince söz konusu olduğunda devamlı aynı yerleri önümüze getirmeleri alıştığımız bir durumdur. Oysaki verilen yerler, 30'lu, 40'lı yıllarda yazılmış yerlerdir. Üstadımızın söylediği elbetteki doğrudur. Ama zamana ve şartlara göre zorunluluktan dolayı değişen bazı durumlar söz konusudur. 50'li yıllara gelindiğinde talebelerin hususan üniversite talebelerinin eski yazı bilmemeleri, bu iman hakikatlerinin daha geniş kitlelere ulaşması bakımından bizzat Üstadımız(r.a.) tarafından müsade edilmiştir. Bugün, değil Osmanlıca eserleri, latince kitapları bile yeni nesile okutmak çok zorlaşmıştır. Onlara osmalıca oku demek, git osmanlıca öğren demektir. Bu ise kitap okumayı bütün bütün zorlaştırmak anlamına gelmektedir. Zaten üstadımız da bu gerekçeler ile latinceye müsaade etmiştir. Üstadımızın hayatına dikkat edilse zaman ve şartlara uygun hareket etmenin çok misalleri görülebilir. Mesela 1930'larda Latince risale basımına izin vermeyen Üstadın 1950'lerde izin vermesi,yine aynı yıllar devlet erkanına ikaz ve tavsiyeleri misal olarak verilebilir.

    1946’ ya kadar telifat orijinal olarak elle Osmanlıca yazılıp çeşitli şekil ve tarzlarda etrafa gönderilmiş ve yayılmıştır. 1946’ da üç teksir makinesi alınarak risaleler kolayca çoğaltılıp istifadesi temin edilmiştir. 1950 yılına kadar teksir makineleriyle çoğaltılan risaleler; 1950’ den sonra yeni harfle Türkçe olarak matbalarda basılmaya başlanmıştır. Yeni harfle matbada ilk basılan eser üstadımızın küçük tarihçe-i hayatıdır. (1950)

    1954’ den itibaren de külliyatın matbalarda Latin harfleriyle bastırılması azami derecede inkişaf etmiştir. Muazzez Üstadımız basılan eserleri gördüğünde, dikkatle ve keyif ile bakar, okur ve bugün benim bayramımdır diye sevinirdi. Üstadımız vefatına kadar dikkatle, Latin harfleriyle basılan ve bugün bize kadar ulaşan külliyata bizzat kendileri tashih ederek son şeklini vermiştir..

    SAİD ÖZDEMİR Abinin hatıralarından...


    "Gözlerim arkada kalmaz"

    "Ankara'ya döndükten sonra Atıf kardeşle tanıştık (1952). Yeni yazıyla Onuncu Söz'ün teksirini yapıyordu.

    "Sonradan Isparta'ya gittiğimizde, Üstad Büyük Sözler'i matbaada basmamız için verdi. Sözler daktilo edilmiş dosyalar halindeydi. 'Maya (sermaye) yaparsınız' diye 600 lira verdi.

    "İlk defa Sözler'i Ankara'da Ayyıldız Matbaasında bastırdık. Daha sonra Doğuş Matbaasına geçtik. Matbaa ile öyle haşir neşir olduk ki, orada yatıp kalkıyorduk.

    "Kitap, formalar halinde Üstada gidiyordu. Üstad tashih ettikten sonra biz basıyorduk. Tashih şu şekilde yapılırdı: Kardeşlerden biri yeni yazı ile yazılmış kitabı okuyor, Üstad da takip ediyor, yanlış varsa düzelttiriyordu.

    "Formalar için Üstad çok seviniyordu. Kim getirirse getirsin, derhal içeri alıyordu. Sözler'i ciltletip Üstada götürdük. Üstadda bir annenin çocuğuna kavuşma sevinci vardı. 'Ben vazifemi yaptım, gözlerim arkada kalmaz' diyor, gözleri yaşarırcasına seviniyordu. Fiyatını sorup kendi eseri olan bu kitaba çıkarıp 25 lira verdi. Ve 'Her 25 lirayı verene bu kitabı vermeyin, 25 kişiye okutacağım diyene verin' dedi.

    "Üstadla birçok defa görüştük. Görüşmelerimizde hep neşriyatın ehemmiyetini ve nasıl yapılması lâzım geldiğini anlatıyordu.

    "Bir defasında Mektubat'ı basıyorduk. 'Mu'cizat-ı Ahmediye'yi ayrı basalım' dedim. Üstad ise, 'Bu diğeriyle bir kuvvet teşkil eder, ayrı basmayın' dedi. 'Rumuzat-ı Semaniye'de Vahhabiler hakkındaki kısmı da basmamamızı söylemişti. Biz de basmamıştık.

    "Sonra Lem'alar, İşâratü'l-İ'caz ve Tarihçe-i Hayat'ı basmamız için verdi. Tarihçe-i Hayat'ın basılmasından dolayı bizi mahkemeye verdiler. En son, Üstadın, 'Said meşveretle neşredebilir' dediği Sikke-i Tasdik-i Gaybi'yi bastık. O zaman Üstad Ankara'ya geldi. Beyrut Palas'ta kaldı. Orada Sikke-i Tasdik-i Gaybî için 'Bunun hasların haslarına verin' buyurdu. Yani herkese vermememizi söylüyordu. Sikke-i Tasdik-i Gaybînin basılması üzerine bizi içeri aldılar, 33 gün içeride kaldık.



    MUSTAFA CAHİD TÜRKMENOĞLU Abinin hatıralarından...

    Risalelerin Latin hurufu ile basımı

    Üstad Hazretleri, Risaleleri Diyanet bassın istiyordu. Onun için bize haber gönderdi, “Diyanet’in Risaleleri basması için teşebbüse geçin” dedi. Biz talebeyiz, pek Diyanete tesirimiz olmaz diye, rahmetli “Isparta Meb’usu Dr. Tahsin Tola” görev aldı. Biz onunla tanışmıştık, Ziyaretine gittik ve durumu anlattık. Allah rahmet etsin çok mübarek bir zattı, çok temiz bir insandı, bizim önümüze düştü ve Diyânet’e kadar gittik. O içeriye Reis’in yanına girdi, biz dışarıda bekledik. Reis’e teklifi yapmış. Reis demiş ki:“Başbakan bize emir vermediği müddetçe, bunları basamayız.”

    Bunun üzerine rahmetli “Menderes”i ziyaret ettik beraber, ama biz yine dışarıda bekliyoruz, Tahsin ağabey durumu Menderes’e anlatmış. Menderes de demiş ki: “Ben sizi vekil tâyin ettim, gidin Diyânet İşleri Başkanına söyleyin, bassın.” Biz tekrar Diyânet İşleri Başkanına gittik, yine rahmetli Tahsin Tola içeri girdi, fakat Reis: “Ben Başbakanla kendim konuşmadıkça basamam” diyerek kabul etmemiş. Neyse Reis Başbakanla görüşmek için çok uğraştığı hâlde muvaffak olamıyor, en sonunda Başbakanın müsteşarı “Ahmet Salih Korur” ile görüşüyor. Bu adam zannımca 33 dereceli bir masondu.. O zamanlar Başbakan Müsteşârının bakanlardan daha çok sözü geçerdi. Diyanet İşleri Reisi bu adamla konuşuyor. Müsteşar Üstad’ımızın ismini göstererek: “Bu eserlerin basılmaması için bu isim kâfi değil mi?” diyor ve kabul etmiyor. Bunun üzerine Reis, Tahsin ağabeye gelerek: “bu durumda ben bu eserleri basamam” demiş. Tahsin ağabey de bize bildirdi, biz de Isparta’da bulunan Üstad’a bildirdik. Üstad’dan bize derhâl bir emir geldi: “Bu azîm sevab onlara nasip olmayacak, derhâl siz basacaksınız” dedi.

    Abone Aramamız

    Sene 1956, Üstad’dan bu emir geldi, ama öyle bir durum var ki, bizde ne para var, ne pul var, matbaacılık hakkında da hiç bir bilgimiz yok. Üstad’dan da “Risaleleri basın” diye böyle bir emir geldi. Bunun üzerine biz rahmetli Atıf’la beraber bir mektup hazırladık. Mektup öyle uzun bir şey değil iki-üç satırlık bir şey. Mektubu Anadolu’daki kardeşlere göndereceğiz, ama postane ile göndermek lâzım pul için bile paramız yok, biz de Ankara’ya muhtelif vesîlelerle gelen kardeşlerle mektubu gönderiyoruz. Mektupta: “Biz Büyük Sözler Mecmûasını tab’ edeceğiz, fiatı 25 liradır, orada kaç kişi abone olacaksa, parasını gönderin, bilâhare kitapları göndereceğiz.” Tabî biz talebeyiz, elimizde para olmuyor. Zaten elimize üç kuruş geçse, bir kuruşunu hizmete ayırıyoruz, cüz’i de olsa katkı olsun diye, ama yetmiyor. Ama Üstadımızın da emri var.

    Bu mektûptan sonra muhtelif yerlerden bize para gelmeye başladı, diyelim ki sen Kütahya’dasın iki kişi abone olmuş, bize göndermişsin, Afyon’dan üç kişi, Urfa’dan beş kişi gibi.. Van’da “Hamid Kuralkan” diye bir kardeş vardı. 1967’lerde vefat etti. O zamanın parasıyla iyi hatırlıyorum, Ziraat Bankası kanalıyla benim adıma, “beş yüz” lira göndermişti. Bir de rahmetli “Nazif Çelebi” (İnebolu) ağabey de beş yüz lira kadar gönderdi. Bütün gelen paralarla biz ancak basılacak kitapların yarısının kâğıt parasını verebilirdik, matbaacıya verilecek para yok. Sonra Tahsin ağabey’i alarak “Yıldız matbaası”na gittik, kaça basarsınız diye pazarlık ettik, fiyatını unuttum ama kâğıdını biz vermek üzere anlaştık.

    Osmanlıcadan çeviri

    Elimizdeki kitaplar Osmanlıca, biz bunları matbaaya versek basamazlar, yeni harflere çevirmek lâzım. Bizim bunları daktilo ile yeni harfle çevirmemiz lâzımdı. Önce Üstad’dan bize üç tane “Büyük Sözler” geldi. Bunların hepsi de bizzat Üstad’ın tashihinden geçmişlerdi. Birimiz Osmanlıcadan okur meselâ, ben diğer kitaptan takip ederim, bir de Hayri ağabey diye binbaşılıktan ayrılma biri vardı, o da daktilo ile yazardı. Biliyorsunuz Osmanlıcada; büyük harf, nokta, virgül yoktur, meselâ cins isim de, özel isim de küçük harfle yazılır. Ama Türkçede özel isimler büyük harfle yazılır. İşte düz yazılan o daktilo yazısını Âtıfla ben satırbaşı, nokta, virgül.. koyarak düzeltiyorduk. Bu iş tasarrufumuzda idi, matbaaya da öyle târif ettik. “Said Özdemir” kardeş aramıza Sözler’in yarısından sonra gelmişti.

    Tasarruflarımız

    Önemli yerleri eğik yazı ile yazardık. Üstad karışmazdı

    -Koyu harflerle yazılan cümleler var, bunlarda mı sizin tasarrufatınızda idi?

    -Evet bazı önemli gördüğümüz cümleleri koyu veya eğik “itâlik” yazı ile yazıyorduk. Yâni bu da bizim tasarrufumuzla oluyordu. Ama esas ve her harf tamâmen Üstad’ın idi, Üstad’ın tashihinden geçmişti. Bugün basılan Risalelerde bu koyulaştırılan yerler değiştirilmiş olabilir, zaten biz daha çok “itâlik” harf kullanıyorduk nazar-ı dikkati çekmesi için. Karışmazdı Üstad böyle şeylere. O zaman ben noktalamaları yanlış yapmayayım diye fakültede okuduğum hâlde imlâ kılavuzu almıştım.

    Parasızlıktan, İlk baskı “Sözler” iki cilt olmuştu.

    Nihayet matbaaya verdik, ama Üstad’dan da haber üstüne haber geliyor bize “derhâl basacaksınız” diye. Fakat bizde zaten acemilik var, para yok, onun için “1.Sözden 23.Söz”e kadar olan kısmı “Yıldız Matbaası” na verdik, “24.Söz”den itibaren de “Doğuş Matbaası” na verdik. Yâni ilk Sözler iki cilt hâlinde basılmıştı mecburen. Doğuş Matbaası o zamanlar Ankara’nın en iyi matbaası idi, rahmetli Tahsin ağabey de onlara gitti geldi, ilgilendi. O insanlar biraz çekinerekten bile olsa şarklı olmaları hesabiyle kabul ettiler. Fakat çok para istediler.

    Üstadın tashihi

    Üstad çok güzel ve tashihli basım üzerinde çok dururdu, çok ehemmiyet verirdi. Biz artık bir o matbaaya, bir öbürüne gidiyorduk. Risaleler önce kolon hâlinde uzun basılır, biz de noktasını virgülünü tashih ederdik hata var mı diye. Sonra sayfa hâlinde basılması için kurşun harfleri dizerler numune sayfaları tekrar tashih ederdik, en son basıma girmeden her sayfayı yeniden dikkatle tashih ederdik. Matbaalarda ekseri yüzde seksen ben dururdum. İlk tashihatları evde yapardık, fakat baskıdan çıkan ilk sayfayı hemen hata var mı diye yine bakardık, yanlış varsa durdururduk, şunu düzeltin, yeniden basın derdik.

    Risaleler Üstadın sağlığında basıldı

    -Üstad’ımızın onayı nasıl olurdu bu basılan sayfalara?

    Meselâ iki forma, üç forma çıktı mı, Üstad’a gidenlerle bunları gönderirdik. Yahut bizden biri giderdi. Diyelim Erzurum’dan biri geldi, Üstad’a gidecek onunla gönderirdik, zaten Üstadımız hizmetle alâkalı olmayınca ziyaretçi kabul etmezdi, ama o kişi formayla giderse o forma hatırı için yüzde doksan dokuz kabul ederdi.

    Hatta iyi hatırlarım, ben Zübeyr ağabey ile Ankara 27 numarada bir buçuk seneye yakın beraber kalmıştım.1960 ihtilâlinde onları Urfa’dan çıkarmışlardı. O zaman anlatmıştı: “Biz Üstadla kırlara giderdik, Üstad orada hem tefekkür eder hem de tashihat yapardı. Fakat bazen yeni gelmişiz, ortada hiç bir şey yokken Üstad: “Hemen dönmemiz lâzım, bizi bekleyen var” derdi. Biz de hemen döner bakarız ki, kapıda biri elinde bir forma ile bekliyor.

    Üstad Risale ile gelenleri hemen içeri alır, açar Osmanlıca Risaleyi, başlar yeni basılan formaları okutmaya. Ekseri Zübeyr ağabeye okutur, eksik var mı, atlama var mı diye tashih edermiş. Üstad tashih ettiği formayı verip geriye bize yollardı. Üstad’ın bir tashihatı varsa o formayı değiştirirdik. Bilâ istisna bütün formalar Üstad’ın tashihinden mutlaka geçmiştir. Formalar tamamlanınca ciltletip kitap hâline getirirdik.

    Üstadımızın sağlığında bütün büyük risaleler basıldı, bizzat biz bastık Allah’ın inâyeti ile. Hepsi Üstad’ın tashihinden ve tasvibinden geçer, çok duâ eder ve memnun olurdu. Küçük Risalelerin bazıları büyük risalelerin arasında basılırdı. “Küçük Sözler, Gençlik Rehberi, Zühret-ün Nur..” gibi.. onlar da giderdi Üstad’ın tashihine. Üstad matbaa parasını verir, takdir ve tasvip ederdi, öyle yeni Türkçeye rızası olmasa hiç para verir mi, dua eder mi?

    1959 da bütün büyük kitapların basımı bitti

    Emniyet el koymasın diye formalar basıldıkça biz matbaadan kaçırırdık. Normalde basılan her şeyin resmi yerlere verilmesi lâzımdır. Biz formaları paketlerle kaçırır, hepsi bittikten ciltlendikten sonra tekrar matbaacıya getirir, matbaacı kanunen verilmesi lâzım gelen; İçişleri bakanlığı, emniyet, milli kütüphâneye.. verirdi. O şekilde verirdik ki, bastıkları vakit matbaada hiç bir şey bulamasınlar. Bu şekilde 1956 senesinde Allah’ın inâyeti ile matbaada basma işi başlamış oldu. “Sözler”den sonra “Lem’alar”ı bastırdık, arkasından “Mektûbat”ı bastık... 1959 da bütün büyük kitapların basımı bitti.


    MEHMET FIRINCI Abiyle yapılan bir röportajdan bir alıntı...


    - Asr-ı Saadet’te sahabeler arasında bile ayrılmalar oluyor. Herkesin kendisine göre bir yapısı var. Olaya böyle bakmak gerek. Mesela; Hüsrev Abi eski yazının kullanılmasını, Latin harflerinin kesinlikle kullanılmasının doğru olmadığını söyledi. Halbuki Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken, bizlerin Latince hazırladığımız risaleleri kendisi okutuyor, huzurunda ders yaptırıyordu. Memnuniyetle karşılıyordu. Muhterem Hüsrev Abi bunu nazara almadı. Kendi görüşünü öngördü. Biz bunun yanlış olduğunu düşünüp o*na tabi olmadık. Zübeyr, Tahir, Bayram ve Sungur Abi, Hüsrev Abi’nin içtihadının yanlış olduğunu, eski yazının devam etmesini, yeni yazı ile de Risale-i Nur’un basılması gerektiğini söylediler. Yazıcılar grubu burdan çıktı. İlk bölünme burda oldu. Hüsrev Abi’ye hürmetimizi göstermekle beraber, bu hareketin yanlış olduğunu bütün Anadolu’da anlattık. Anlata anlata kovulduğumuz yere tekrar alındık. Üstad’ın büyük bir talebesi idi, ama bu husustaki içtihadı yanlıştı.............


    Selametle kalın... Hayırlı Ramazanlar....

  7. #27
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 16.08.08
    Mesajlar: 193
    Teşekkür ve Beğeni

    şengül kardeş ilk önce bid'at nedir? efendimizin yapmadığı ve sonradan uydurulan hurafelerdir. 1.mevzuuyla hiç alakası yok.ayrıca binlerce risale yazsak da okunup anlaşılmasa ne ehemmiyeti var......
    siz üstadın belli ki son yıllarında tüm mücahedesini risale-i nurların neşrinden ziyade anlaşılmasına hasrettiğinden belli ki gafilsiniz...
    bazı nur cemaatıyım diyenlerin üstadın bizzat risaleleri latin harfleriyle neşrettirip nazarından geçirdiği halde latin harfleriyle telifini kabul etmedikleri gibi bir tavır içerisindesiniz...sonuçta eser sahibinin sözü muteber değil mi....
    ayrıca çok risale yazanlar gördüm, yıllardır yazanlar doğru düzgün mevzulara vukufiyetleri bile yok.....
    kendi görüşlerinizi hakikat telakki edebilirsiniz ama illa hakikat budur diye taassub nedendir anlam veremiyorum..herhalde zübeyir abiden, bayram yüksel abiden, sungur abiden, abdullah yeğin abiden, hüsnü bayram abiden, tahiri mutlu abiden,abdulkadir badıllı abiden, bekir berk abiden (ki bunlar üstadın varis bıraktığı insanlar) daha mı iyi biliyorsunuz...
    bende iddia ediyorum ki bu kadar mükemmel matbaalar dururken okuyup anlamak yerine hala yazacam diyenler akli melekelerini kontrol etsinler,zira zaafiyet meydana gelmiş olabilir.......

  8. #28
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 15.06.06
    Yer: İSTANBUL
    Mesajlar: 736
    Teşekkür ve Beğeni

    ve aleykum Selam hakendiş kardeş..

    evvela bu yazı bir kaç aydır burada duruyor ve biz sizin dediğiniz gibi cümleler hiç kurmadık..hakkımıza tecavüz ediyorsunuz kendi hakkımızı geçtik..(ispat iste seve seve)

    yazıcı kardeşlerin 3. derece hizmet ettiğini söylüyorsunuz...1.derece hizmeti tam net ortaya koyamıyorsunuz..2 cihetle örnek veriyorsunuz ..örnekleri yazıcılar 5 cihetle yapıyor...malumatınız belliki yok kendi görüşünüzden yazıcıları 3.hatta 4 derece hizmet yapıyor diyerek..kardeşlerimizin hakkına tecavüz ediyorsunuz bu hakkı da geçtik..(ispat iste seve seve)

    iki hadis var dememize rağmen ..dolaylı-direk bu hadisle hizmet edenleri 3.dereceye iterek ve bu hizmeti bir nevi basit görerek peygamberin hadisini küçümsüyorsunuz..(işte bu hakkı ben geçemem)

    2 hadis var ..ve ben size yeni icatlarla eski fiillerin gereksiz --yetersiz görülemeyeceği hadisini yazmama rağmen ..bu ne fütursuzluktur ki haşa...

    arapçasını yazdığım hadisi hiç okumadınız mı?

    bunu okuyan bir adem bir daha bilgisayarın başına geçipte şengüle laf yazmak için pc başına geçmez...

    .....

    son olarak..

    sizi lafınızın başındaki ehemniyetli sözlere uymanızı şahsi fiili hayatınızada da uygulamanızı açıktan davet ediyorum...

    armut piş ağzıma düş...

    biraz taşın altına elini sokanlardan olalım......osmanlıca zor...20 günde öğreniliyor...hergün bir saat çalışma ile...bilgisayar başına on dakika az geçeriz...10 dakika az uyuruz...vs vs her gün bir saatimizi buna ayırırız...tabiki hidayet meselesi...ilim isteyene cenabı hak verir istemeyene ..bu yöntem zor demek en güzel seçim..

    ................................

    Üstad’ın büyük bir talebesi idi, ama bu husustaki içtihadı yanlıştı.............


    Husrev münâsip görmediği kısmı ta’dil, tebdil, ıslah edebilir...
    Husrev’in bin kusuru olsa, ben onun aleyhinde bulunmaktan korkarım. Çünki, şimdi onun aleyhinde bulunmak doğrudan doğruya Risâle-i Nûr aleyhinde ve benim aleyhimde ve bizi perişan edenlerin lehinde bir azîm hıyanettir
    S.NURSİ...

    FAZLA SÖZE GEREK YOK...HÜSREVİN MÜNASİP GRMEDİĞİ ŞEYİ HİÇ BİR NURCU KABUL EDEMEZ..

    ALEYHİNDE BULUNMAK İSTEYEN VARSA ...BEKLİYORUZ...

    DUA MÜŞTEREK SELAMETLE...

  9. #29
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 15.06.06
    Yer: İSTANBUL
    Mesajlar: 736
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı nuri sezer´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    şengül kardeş ilk önce bid'at nedir? efendimizin yapmadığı ve sonradan uydurulan hurafelerdir. 1.mevzuuyla hiç alakası yok.ayrıca binlerce risale yazsak da okunup anlaşılmasa ne ehemmiyeti var......
    siz üstadın belli ki son yıllarında tüm mücahedesini risale-i nurların neşrinden ziyade anlaşılmasına hasrettiğinden belli ki gafilsiniz...
    bazı nur cemaatıyım diyenlerin üstadın bizzat risaleleri latin harfleriyle neşrettirip nazarından geçirdiği halde latin harfleriyle telifini kabul etmedikleri gibi bir tavır içerisindesiniz...sonuçta eser sahibinin sözü muteber değil mi....
    ayrıca çok risale yazanlar gördüm, yıllardır yazanlar doğru düzgün mevzulara vukufiyetleri bile yok.....
    kendi görüşlerinizi hakikat telakki edebilirsiniz ama illa hakikat budur diye taassub nedendir anlam veremiyorum..herhalde zübeyir abiden, bayram yüksel abiden, sungur abiden, abdullah yeğin abiden, hüsnü bayram abiden, tahiri mutlu abiden,abdulkadir badıllı abiden, bekir berk abiden (ki bunlar üstadın varis bıraktığı insanlar) daha mı iyi biliyorsunuz...
    bende iddia ediyorum ki bu kadar mükemmel matbaalar dururken okuyup anlamak yerine hala yazacam diyenler akli melekelerini kontrol etsinler,zira zaafiyet meydana gelmiş olabilir.......
    n.sezer kardeş...

    yahu yazı yazmank sünnet...ve şehit sevabı..ve risale-inurun hattı kuranı muhafaza ve 5 citle hizmet...binlerce risale yazsan nemi olur? anlamasan...

    bu soruyu sorman seni ele veriyor...demek sen yazmayı bırak okumuyorsun bile...

    bak şimdi google ye yazı hakkındaki mektub yaz ve anlamasa da ne oluyormuş bi elli yüz defa oku...tamam mı kardeşim...hadi bakayım alt satırları okumayı bırak dediğimi yap...



    yaptın mı...okudun mu ne oluyor muş?

    miş mış muş....konu anlamak anlamamak değil miş demek kardeşim malesef yazıcı kardeşlerinizle ilgili malumatınız belliki yok ben de bişeyler yazayım diye geçmişsiniz pc başına...


    bazı nur cemaatıyım diyenlerin üstadın bizzat risaleleri latin harfleriyle neşrettirip nazarından geçirdiği halde latin harfleriyle telifini kabul etmedikleri gibi bir tavır içerisindesiniz...sonuçta eser sahibinin sözü muteber değil mi...

    yahu bu risaleleri biz de biliyoz bi de neşrediyoz...daha önce bunu hakendişe yazdım okumadın mı? iyi oku iyi ....

    nereyi mi okuyacaksın...hakendişe ilk yazdığım cevabı...

    okudun mu?

    okuduysan devam edelim...


    ayrıca çok risale yazanlar gördüm, yıllardır yazanlar doğru düzgün mevzulara vukufiyetleri bile yok...


    RABBİM KABUL ETSİN VESSELAM...

    SANA HİZMET ETMİYORLAR YA...





    kendi görüşlerinizi hakikat telakki edebilirsiniz ama illa hakikat budur diye taassub nedendir anlam veremiyorum..herhalde zübeyir abiden, bayram yüksel abiden, sungur abiden, abdullah yeğin abiden, hüsnü bayram abiden, tahiri mutlu abiden,abdulkadir badıllı abiden, bekir berk abiden (ki bunlar üstadın varis bıraktığı insanlar) daha mı iyi biliyorsunuz...[/


    KARDEŞİM BİZİM YAZDIKLARIMIZIN MEMBAĞI NURLARDIR...ANLAM VEREMEMENİ ASLINDA ÇOK İYİ ANLIYORUM ..AMA SENİNDE ANLAMAN İÇİN..

    ANLAM VEREMEMENNİZE ANLAM VEREMİYORUM DEMK GERKİYOR..ÇÜNKÜ KAVRAMLARI OKADAR KARIŞTIRMIŞINIZ Kİ...

    YAZDIĞINIZ ABİLER KÜÇÜK HÜSREVDİR...

    YANİ BU OLAY ŞUNA DÖNÜŞÜYOR...

    EN BÜYÜK ABİ BENİM ABİM...

    ORAYA MI GETİRİCEN...ZARARLI ÇIKARSIN..

    SEN BİRAZ OKUBAKALIM EN BÜYÜK ABİ KİMİN ABİSİ...?



    ]bende iddia ediyorum ki bu kadar mükemmel matbaalar dururken okuyup anlamak yerine hala yazacam diyenler akli melekelerini kontrol etsinler,zira zaafiyet meydana gelmiş olabilir.......

    YAHU BİZM AKLIMIZI KONTROL EDELİM TABİKİ FARZDIR BU...

    AMA SENDE ŞUNU UNUTMASAN DİYORUM...

    SANKİ YAZANLAR YAZDIKLARINI OKUMUYOR...
    KOMİK YA...

    YAZI HAKKINDA HADİS VAR...DİVİT HAKKINDA HADİS VAR..RİSALELERDE EHEMNİYETLİ VAZİFE DENMİŞ....KALEM HAKKINDA AYET VAR...

    KALEMSİZ OKUL YOK....

    YANİ BANA YAZI YAZDIRMAK İÇİN...NEYSE...

    ALLAH İÇİN YAZDIK...
    ALLAH İÇİN OKUDUYSANIZ...ÜCRETİNİ ALIRSINIZ...


    .........

  10. #30
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 16.08.08
    Mesajlar: 193
    Teşekkür ve Beğeni

    Esasen yazacak çok şey var ama sükut lazim..........

Sayfa 3 Toplam 8 Sayfadan BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •