Sayfa 4 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci ... 2345 SonuncuSonuncu
31 den 40´e kadar. Toplam 46 Sayfa bulundu

Konu: İslamın ikinci kaynağı : Sünneti Nebeviye

  1. #31
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.12.07
    Mesajlar: 3.024

    İslamı müslümanca yaşamak

    Her bir sahabenin hayatı incelendiğinde ,karşımıza ,Peygamber Efendimizin hayatından başka bir şey çıkmaz. İtikadi , ameli ve ahlakı bakımından olduğu gibi teferruat sayılabilecek meselelerde bile mutlaka Peygamberimizin izini takip etmişlerdir. Bir an tereddüt ettiklerinde “ Acaba ,Allah (cc) Resulü olsaydı (sav) ,nasıl davranırdı? “ ölçüsünü daima baş prensib kabul etmişlerdir. Hz. Ayşe (ra)dan ,Allah (cc) Rasulunun ahlakı sorulduğunda : “Onun ahlakı tamamiyle Kurandı” buyurdukları gibi, sahabinin de ahlakı tamamiyle Rasulullahın ahlakıydı.


    Gerçekten ,Allahı (cc) ,ahiret gününü arzulayanlar ve Allahı (cc) çok zikredenler için ,size, Allahın (cc) Rasulünde (takip edeceğiniz ) pek güzel bir örnek vardır”. (Ahzab 21) Cenabı Hakkın bu beyanı ,hiç şüphesiz ,gerçek müminleri Allahın Reuslunü tanımaya ve Onun yüce şahsşyetini örnek ve rehber edinmeye teşvik eder. Nitekim Sahabeyi Kiram Hazeratı bu mevzuda en güzel ve mükemmel örnekleri vermişlerdir. Her bir sahabenin hayatı incelendiğinde ,karşımıza ,Peygamber Efendimizin hayatından başka bir şey çıkmaz. İtikadi , ameli ve ahlakı bakımından olduğu gibi teferruat sayılabilecek meselelerde bile mutlaka Peygamberimizin izini takip etmişlerdir. Bir an tereddüt ettiklerinde “ Acaba ,Allah (cc) Resulü olsaydı (sav) ,nasıl davranırdı? “ ölçüsünü daima baş prensib kabul etmişlerdir. Hz. Ayşe (ra)dan ,Allah (cc) Rasulunun ahlakı sorulduğunda : “Onun ahlakı tamamiyle Kurandı” buyurdukları gibi, sahabinin de ahlakı tamamiyle Rasulullahın ahlakıydı.

    Bugün –maalesef- hiç bilmediğimiz konuların başında Rasulullah ile ashabının örnek hayatlarıdır. Kaldı ki Cenabı Hak da bize o hayatı emir ve tavsiye buyurmaktadır.

    Mukayese ve muhasebe

    Hz. Hüseyn (ra) babası Hz. Ali (ra) dan Peygamber efendimiz hakkında şu bilgileri alır : “-İstirahat etmek için ashabından müsaade istiyerek evine girerdi. Evdeki zamanını üçe taksim ederdi. Bir kısmını Allah (cc) ,bir kısmını ailesi, bir kısmını de kendisi için gönderirdi...Halkı, kendilerine faydalı işlerle meşgül ederdi. Ümmet ,kendi meselelerini sorar, O da onlara gereken şeyi söylerdi . Buyurdu ki “Burada bulunan bulunmayana sözümü duyursun. İhtiyacını bana duyurmayanın , ihtiyacını bana duyurun. Kim, ihtiyacını duyurmayan birisinin ihitiyacını ilgili olana duyurursa , Allah kıyamette onu felakete düçar etmez.” Peygamberin yanında fuzuli şeyler konuşulmazdı. Konuşanı da dinlemezdi. Ziyaretçi olarak huzuruna çıkanlar ,hiç boş ayrılmazdı. Ashabı ile yakından ilgilenirdi .İnsanlara aralarında olan şeylerden sorar ,güzeli teşvik eder ,onun yapılmasını işaret ederdi. Kötüden hoşlanmaz, ondan sakınırdı. Haktan taviz vermez, ondan şaşmazdı. Otururken ve ayaktayken daima zikir halinde bulunurdu. Kendisine mahsus makamı yoktu. Bir topluluğun yanına geldiği zaman da, boş bulduğu yere oturur ve böyle emrederdi. Onun yanında ,hakta herkes müsavi idi. Meclisi ,ağır başlılık , haya ,sabır ve emniyet meclisiydi. Orada yüksek sesle konuşulmaz, hataya meydan verilmezdi. Orada üstülük takva ile idi. Daima güleryüzlü ,iyi huylu yumuşaktı. Arzu etmediği şeyi görmemezlikten gelir, ondan bir şey isteyen mahrum kalmaz ve pişman olmazdı. Hiç kimseyi kötülemez ,ayıplamaz ve kötü tarafını öğrenmeyi istemezdi. Dört şey sebebi ile susardı : Ya ağır başlılığından ,ya ihitiyatından , ya isabetli konuşmak istediğinden,ya da tefekküründen. Onun ağır davranması , dikkatli düşünmek ve insanları dinlemek gayesini güderdi. Hilm ile sabır Allahın Resulünde birleşmişti” (hadislerle müslümanlık ,c. 1,s.37)

    Allah Resulünün ve Ashabının yolunda

    Hz. Ali (ra)da ashabı böyle anlatıyor.” Allaha yemin ederim ki, Muhammedin (sav) ashabını gördüm . Bugün onlara benzeyen hiç bir şey görmüyorum. Onlar, sapsarı, perişan tozlar içinde sabahlıyorlardı. Gözlerinin önündeki çizgiler , keçi yoluna benziyordu. Secdede ve ayakta Allaha yöneliyorlar, Onun kitabını okuyorlar ,hem Allah için secdeye kapanıyorlar, hem de Allah yolunda cihada gidiyorlardı. Uyandıkları zaman Allahı zikrediyorlar ,bu esnada ,rüzgarlı bir günde sallanan ağaç gibi sallanıyorlardı. Gözleri yaşarıyor, gözyaşları elbiselerini ıslatıyordu. Allaha yemin ederim ki bugünkü müslümanlar gaflet içinde uyuyorlar” (hadislerle müslümanlık ,c.1, s.41)

    Hz. Peygamber efendimizin ve ashabı kiramın tek tek ele aldığımızda ,bu genel çizgileri daha müşahhas olarak görürüz. Mesela ,Hz. Peygamberin evinde yedi gün sıcak bir şeyin kaynayıp pişmediği ,yanında iki dirhem ile sabahlamadığı ve mutlaka onları tasadduk ettiği ,hatta kendilerinden bir şey istediğinde ,kelimeyi tevhidin “la” sından başka yok anlamında kullanmadığı ,dini yaşamak ve yaymak husunda hiç kimseden korkmadığı ve başkalarının kınamasını hesaba katmadığı , bilinen gerçeklerden sadece birkaçıdır. Sahabeyi Kiram da Hz. Peygamber efendimizin takip hususunda birbirleriyle yarış halinde idiler. En zenginlerinden olan Hz. Ebu Bekr (ra), Mekke fethinden önce bütün servetini Allah (cc) yolunda harcadığı için ,sırtındaki abasının iki yakasını dikenle bir araya getirdiği, Hz. Abbas (ra) vefat ettiğinde sarmak için kefen bulamadığından ,başa konduğunda ayakları, ayak tarafına konduğunda baş tarafı açıkta kalan bir hırka ve baş tarafını kapatılıp sonra ayaklarının otlarla örtüldüğü, günlerce yalnız su ile iftar ve sahur yaptıkları, ama bütün bunlara rağmen Allah (cc) ve Rasulune bağlılıktan ,Ona itaatten , sabahlara kadar zikir ve namazdan ,ellerine geçen mallarını Allah (cc) rizası için infak etmekten ,bilfiil savaşlara katılmaktan hiç de geri kalmadılar.

    İslamı yaşamak

    Ashabın İslamı nasıl kabul ettikleri, Resulullaha nasıl bey’af ettikleri ,müşriklerin ,kafirlerin ve zalimlerin zülüm ,işkence ve negllmelerine karşı İslamı nasıl yaşadıkları, birbirleriyle nasıl kardeş oldup, madden ve manen nasıl yardımlaştıkları, İsalmı tebliğde nasıl çalışıp cihad ettikleri ,bolluk ve kıtlık anlarında bile İslamı çizgiden sapmayıp herşeyi ve en çok sevdiklerini Allah (cc) ve Rasulü yolunda nasıl harcadıkları çok iyi bilinmeli ve öylece mümin olunmalı ki o zaman müminin ifade ettiği mana, ortaya koyduğu yüce şahsiyet dünya ve ahiretteki gerçek yerini bulmuş olsun. İşte o zaman bütün insanlık yeniden İslam nimetinden istifade etmiş olsun. Hiç bir fert ve millet zulme ve haksızlığa baş vurmasın. Her mazlum ve masum İlahi adaletin gölgesinde sığacak ,barınacak bir yer bulsun. Yoksa bugün olduğu gibi bir takım şer ve zorba güçlerin güdümünde zelil ve perişan olmaktan kurtulamaz. İsrail vahşeti ve onun arkasında ve yanındaki “hür dünya” aldatmacası müminsiz bir dünyanın tabi neticesi değil mi?

    Ali Gedik
    Konu نعىمة tarafından (17-02-2008 Saat 23:38 ) değiştirilmiştir.

  2. #32
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.12.07
    Mesajlar: 3.024

    Peygambere açılan kapı

    Hz. Ali (kerremallahu vecheh) ,ilm sahasının ,hem zahirde ,hem batında Peygambere (sav) açlıan kapısıdır. Hakikate açılan kapıdır Hz.Ali (kv) . Bir "kurb-i velayet" vardır, bir de "kurb-i nübüvet" vardır. Yani " Nübüvet yolu" ve "velayet yolu". gerçi "nübüvet" ve "velayet" Allahın Sevgilisinde buluşmuştur, ama Peygamber efendimizden sonra velayet İmamı Ali efendimize Rabbimizin bir ihsanıdır. o bir başka alemdir. Peygamber efendimiz buyuruyor : "Ben ilmin işhriyim, Ali de kapısıdır". Eğer Hakkı tanımak istiyorsan Ali kapısından geçeceksin. Tarih içerisinde siyasi değerlendirmeler meseleyi değişik anlayışlara çekse de Hz.Ali farklıdır. Hz. Hasan farkıldır. Hz. Hüseyn farklıdır. Hz. Fatıma farklıdır. Bunlar Ehli Beyttir.

    Allah Sevgilisinin Allaha yürüyüşü canlı olarak, müşahhas haliyle seyretmiş, yaşamış büyük örnekler, büyük kemal sahibi insanlardır Onlar. Hz. Fatıma çok farklı bir alemdir. Hz.Ali çok farklı bir alemdir. Hz.Ali çok farklı bir alemdir. Allah şefaatlerinden mahrum eylemesin!

  3. #33
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.12.07
    Mesajlar: 3.024

    İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: ""Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Nimetleriyle sizi beslediği için Allah'ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin."

    Tirmizi, Menakıb, (3792).

    Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: "Ben "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın evinin kapısında iken şu ayet nazil oldu: "...Ey peygamber ailesi! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab 33). Evde "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin vardı. Onlara bir örtü bürüdü ve:

    "Allahım, işte bunlar benim ehl-i beytimdir, bunlardan günahı gider ve bunları kirlerden tertemiz kıl!" buyurdu. Ben atılıp:

    "Ey Allah'ın Resûlü! Ben ehl-i beytten deyil miyim?" dedim. Bana:

    "Sen (yerinde dur, sen zaten) hayırdasın, sen Resûlullah'ın zevcesisin!" diye cevap verdi."

    Tirmizi, Menakıb, (3870).

  4. #34
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.12.07
    Mesajlar: 3.024

    Ashabı Kiram (ra) altın nesil

    ....................
    Konu نعىمة tarafından (08-03-2008 Saat 03:21 ) değiştirilmiştir. Sebep: tekrar

  5. #35
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.12.07
    Mesajlar: 3.024

    Ashabı Kiram (ra) altın nesil

    İman etmiş olarak, Resul-i Ekrem'i (sav) gören ve müslüman olarak ölen kimselere 'Sahib” denir. Bu kutlu nesil, Ümmet'in en hayırlıları, Allah Resulü'nün (sav) dostlarıdır. Onlar, İslâm binasının asîl ustaları, onlar, cihad alanlarının mücâhid kahramanları, onlar tebliğcilerin en güzelleri, onlar, kardeşliğin örnek temsilcileri, onlar hicret ehli, onlar, feragat ehli, onlar teslimiyet ehli, onlar, muhabbet ehli ve onlar, tüm nesillerin efendisi, ümmetin en hayırlısı... Altın nesil.
    Allah Resulü'nün (sav) nazarına mazhar olmuş bu nesil, Allah'ın (cc) seçtiği ve sevdiği en üstün bir nesildir. Zira onlar, Kâinatın Efendi¬si, Seyyid-i Beşer olan bir zata hizmet ve hürmete nail olmuşlar, O'nun muhabbet ve dostluğunu kazanmışlardır. Ashab-ı Resul'ün şeref ve kıymetini kavramaktan beşer aklı acizdir. Çünkü onlarda zahir ve madde namına dikkat çekebilecek mühim bir özellik görülmediği halde, mânâ cihetiyle en büyük Peygamber'e vâris olmanın mazhariyetini kazanmış bulunmaktadırlar. Onların bir avuç hurma sadakası, başkalarının Uhud Dağı kadar altınına galiptir. Onlar mizansız ve misilsiz bir efdâliyetin mukayese kabul etmez bahtiyarlarıdırlar.

    Sahabenin Fazileti

    Kur'ân-ı Kerîm'de ' Cenab-ı Hak onları şöyle anlatır;
    "Siz, insanlar için çıkarılmış {gönderilmiş) en hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, fenalıktan men edersiniz ve Allah'a (cc) imanınızda devam edersiniz... " (Ali İmran, 110)
    "Böylece sizi seçkin ve şerefli bir ümmet kıldık ki, bütün insanlar üzerinde adalet örneği ve Hak şahidleri olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun... " (Bakara, 143)
    "Muhammed, Allah'ın (cc) Peygamberidir. O'nun beraberinde bulunanlar (Ashabı Kiram) kâfirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler..." (Fetih ,29)
    Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz de Ashabı çeşitli vesilelerle anlatmış, onların şeref ve mevkilerini işaret buyurmuştur.
    "İnsanların en hayırlıları yaşadığım devirde yaşayanlar (Ashabı Kiram), sonra onları takip edenler (Tabiîn), sonra da onları takip edenler (Tebeu't- Tabiin)dir."
    "Sakın Ashabıma sövmeyin, sakın Ashabıma sövmeyin, hâl Nefsim kudret elinde olan Allah'a (cc) yemin ederim ki, sizden biriniz Uhud dağı kadar altın sadaka vermiş olsa, onun sevabı sahâbîlerimden birinin iki avuç hurma sadakasına (karşılık olamaz), ulaşamaz, yarısına bile ulaşamaz" (A.g.e)
    "Sakın hâ Ashabımın aleyhinde bulunmayınız. Onlara saldırmayınız. Onları kim severse bana olan sevgisi dolayısıyla sever. Kim de kin beslerse, bana olan kini dolayısıyla böyle davranır. Kim onlara eziyet ederse, bana eziyet etmış olur .Kim bana eziyet ederse , Allaha eziyet etmiş olur, herkim ki Allaha eziyet ederse, kısa zamanda Allah (cc) onun cezasını verir. (El Muhtasar, s.29)


    Bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre, Ashab-ı Kirâm'ın şeref ve fazileti pek yücedir. Nebilerden sonra en yüce makam onlarındır. Hidayet yolculuğunda onların, yıldızlar gibi birer rehber, Resulullah'a (sav) açılan birer kapı oldukları düşünülecek olursa, şeref ve faziletleri daha iyi anlaşılmış olur. Bu altın nesil çok iyi tanınmalı, nümune-i timsal olarak her an göz önünde tutulmalı, Resulullah'a (sav) onlar gibi itaat edilmeli, islâm onlar gibi yaşanmalı dır.

    Ashabın derece ve tabakaları

    Resulullah'ın (sav) vefatı sırasında sayıları yüzondört bini aşan bu mümtaz nesil, başlıca oniki tabakaya ayrılmıştır:

    1.Mekke'de iman eden ilk
    müslümanlar; Aşere-i Mübeşşere
    (Cennetle müjdelenmiş on sahabî )
    Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Sa'd
    b. Ebi Vakkas, Said b. Zübeyr, Tal-
    ha, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf,
    Ebu Ubeyde b. Cerrah ('Rıdvânulla-
    hi aleyhim ecmaîn'); Hz. Hatice,
    Hz. Bilâl gibi.

    2 Hz. Ömer'in (ra) İslâm'a girişinden sonra müslüman olan 'Da-run nedve' ashabı.

    3. Peygamberliğin beşinci yılında Habeşistana hicret edenler.

    4.Birinci Akabede biat edenler

    5.İkinci akabede biat edenler

    6.Hz. Peygamber daha ‘Kuba’ - da iken Medine'ye varan muhacirler.

    7.Ehl-i Bedir.

    8.Bedir cihadı ile Hudeybiye sulh anlaşması arasında hicret edenler.

    9.Hudeybiye'de Hz. Peygamber'e biat edenler.

    10.Hudeybiye Musalahası ile Mekke'nin fethi arasında hicret edenler.

    11.Mekke'nin fethinde müslüman olanlar. Kavgasız ve kansız olarak Mekke feth edildiğinde bin kişiden fazla insan İslâm'la şereflenmişti.

    12.Mekke'nin fethinden sonra ve Veda Haccı esnasında Peygamberimiz'i gören çocuklar.

    Ehli Sünnetin Ashab Hakkındaki İ'tikadı

    Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz'in dostları, Allah'ın (cc) dininin inşasındaki gönül işçileri olan şerefli nesil 'Ashab-ı Kiram (r. anhum) Efendilerimiz hakkında son derece ölçülü olmak zorundayız. Zira onlar Allah' m kitabı, Kur'ân-ı Kerîm ile Resul-i Ekrem'in sünnetini koruyup sonraki nesillere emanet etmişler; ilâhî ve nebevi övgüye mazhar olmuşlardır. Onlar, diğer mü'minlerden üstün bir şeref ve fazilet sahibidirler. Bu gerçek tartışma kabul etmeyecek kesin bir hükümdür. Binayenaleyh, bizlerin bu necip nesli hayırla yadetmekten başka bir tavrımız olmamalıdır.
    Onların birbirlerine göre fazilet bakımından üstünlükleri vardır. Yukarıda ashabın tabakaları konusunda verilen malumat bu gerçeğe işaret etmektedir. Ancak, biz herbirine hürmet eder, isimlerini andığımızda 'Radıyallahu Anhu', kadın sa-hâbîyeler için de, 'Radıyallahu An-hâ' diye dua ile mukabele ederiz.
    Ashab-ı Kiram arasında vaki olmuş bazı olaylara gelince; Cemel vakası, Sıffîn savaşı,.Hazreti Osman ve Hazreti Ali Efendilerimizin şehid , edilmeleri, Kerbelâ vak'ası, Hazreti Hüseyin Efendimiz'in şehid edilmesi... gibi olaylar, elbette üzücü olaylardır. Ancak, bu gibi müessif olayların hükmü Allah'a havale edilip örtülmeli, sükûtla karşılanmalıdır. Aksi halde bu olayları bir hakem edasıyla gündeme getirip yorumlamak sadece fitneye vesile olur. Hem de pratik bir fayda temin etmez. Bu konuda taşıdığımız nezih i'tikat ,görüş farklılıklarının içtihat farklılıklarından kaynaklandığı gerçeğidir. Hepsine de hüsnü zan eder, hayırla yâd ederiz. Allah, şefaatlerini ve himmetlerini tüm inananlara nasip eylesin.
    Rıdvanullahi Teâlâ aleyhim ecmaîn.

    Mustafa Kölemenoğlu

    İcmal Dergisi
    Konu نعىمة tarafından (29-03-2008 Saat 23:19 ) değiştirilmiştir.

  6. #36
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.12.07
    Mesajlar: 3.024

    .................................................. .........

  7. #37
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 14.11.06
    Mesajlar: 73

    Alıntı نعىمة´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    .................................................. .........

    Allah(cc) râzı olsun. Cezâkallâhu hayran kesirâ.

  8. #38
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.12.07
    Mesajlar: 3.024

    Alıntı kuyumcufaruk´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah(cc) râzı olsun. Cezâkallâhu hayran kesirâ.
    ve iyyakum ,Sizden de Allah razı olsun.. Allah Resulullahın (sav) Sünnetine zeval vermesin...bizleri de yolundan ayırmasın..hizmetine yaramayı nasib eylesin...

  9. #39
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.12.07
    Mesajlar: 3.024





    HZ. PEYGAMBER’İN VE ASHABIN ZİKİRLERİ



    Hz. Peygamber’in (sav) zikirsiz geçen bir anı yoktu. O’nun dili hep zikrullah ile ıslaktı ve “Diliniz Allah’ın zikri ile hep ıslak kalsın.” buyururdu. Kalbi ise hep uyanık ve Allah’a açıktı.

    İmam Nevevî’nin tasnif ettiği el-Ezkar adlı eser bu bakımdan çok değerlidir. Zira bu eserde Allah Resulü’nun adeta yirmidört saatinde yaptığı zikir çeşitleri sunulmuştur. Efendimizin otururken, yatarken, eve girerken, evden çıkarken, elbisesini giyerken, elbisesini çıkarırken, uykuya hazırlık yaparken, uykudan uyanırken, guslederken, abdest alırken, çarığını giyerken, çarığını çıkarırken, çarığını tamir ederken, sabah güneş doğarken, öğleyin güneş tepede iken, güneş ikindiye doğru sarkarken, namazdan önce, namazdan sonra, ezan okunurken, yatağını hazırlarken, düşmanına bakarken, dostunu karşılarken, yağmur yağarken, güneş kavururken, hasta ziyaretine giderken, hasta ziyaretinden dönerken, mescide girerken, mescidden çıkarken, savaşa giderken, savaşın ortasında iken, savaştan dönerken, bayramda ve seyranda, hatta helaya girerken ve çıktıktan sonra... hayatının hiçbir anı yoktur ki, bir dua, bir zikir, bir vird terennüm etmemiş olsun. Hülasa onun hayatı zikir idi. Vefatı zikir ile oldu. Bütün bu zikirleri buraya aktarmak, ciltler dolusu dua, zikir ve virdleri nakletmek olur ki, bu eseri hem hacmi hem de gayesinin dışına taşırır. Bu meyanda hadis kitaplarının zikir ve dua bölümlerinin yanısıra büyük hadis âlimi İmam Nevevî’nin Hz. Peygambere ait zikir ve duaları tasnif ettiği el-Ezkâr adlı eseri tavsiye etmekte yetinelim.

    Diğer yandan Hz. Peygamber’in, Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak tarafından beyan edilen en önemli vasıflarından biri de, “tezkiye edici”, insanları küfürden, nifaktan, samimiyetsizlikten arındırıp iman, ihlas, samimiyet, ibadet zevki aşılayan bir “müzekkî”, “mürşid” ve muallim olmasıdır. Bu hikmetli vasfı neticesinde bazılarına dua edip arınmalarına vesile olmakta, bazılarına Kur’an-ı Kerim’den hizipler tarif etmekte, bazılarına özel virdler, zikirler tavsiye etmekte, hulasa sahabe-i kiramın meşreplerine göre Hakk’a vasıl olmaları için kudretli bir tezkiye ve arınma programı uygulamaktaydı. Hatta bazılarınn göğsüne hızlı bir yumruk vurarak kalplerindeki perdelerin açılmasına vesile olmaktaydı. Bu meyanda dikkat çeken bir vakıayı takdim etmek yerinde olacaktır.

    Sahabenin büyüklerinden, hafız Übey İbn Ka’b anlatmaktadır: Birgün mescidde idim. Namaz kılmak için bir adam içeri girdi, benim bilmediğim bir kıraatle okumaya başladı. Sonra bir başkası girdi. O da arkadaşının kıraatinden farklı bir tarzda okudu. Dikkatlerimi celbetti. Tuttum, ikisini de Allah Resulü’nün yanına getirdim. “Şu adam hiç duymadığım bir kıraatle Kur’an okudu. Arkadaşı da ondan daha farklı bir kıraatle okudu!” dedim. Resulullah, her ikisine okumalarını emretti. İkisi de okudular. Allah Resulü, her ikisini de beğendi. O an, kalbimde cahilliyyet devrinden daha şiddetli bir inkar fırtınası esmeye başladı. Resulullah beni kaplayan bu çirkin hastalığı görünce, göğsüme öyle bir vurdu ki, kan ter içinde kaldım. Sanki ben açık bir şekilde aziz ve celil olan Allah’ı görüyordum. 125. Sonra Kur’an-ı Kerim’in yedi harf üzere okunması ile ilgili gelişmeleri Hz. Peygamber Übey ibn Ka’b’a anlattı.

    Şüphesiz görevleri insanları irşad etmek olan kullar; kimi zaman elleriyle, kimi zaman dilleriyle-dualarıyla, kimi zaman tarif ettikleri virdlerle, kimi zaman zâhirî ve bâtınî ikazlarıyla gönüllerin küfürden, nifaktan, kinden, buğzdan, hasetten ve benzeri kalbî rahatsızlıklardan arınmasına vesile olurlar. Gönüller imana, ihsana, şefkate, merhamete, zikre, ibadete erer. Böylece kullar Allah’a vasıl olurlar.

    Peygamber Efendimiz’in başta Hulefa-i Raşidin olmak üzere sahabesine virdler verdiği, zikir tarifleri yaptığı bir hakikattır. Hadis, tabakat ve tasavvuf kitapları bu konuyla ilgili ayrıntıları bizlere sunmaktadır. Nitekim yukarıda Hz. Peygamber’in Hz. Ali ve Hz. Fatıma’ya tarif ettiği zikirden bahsetmiş ve Hz. Ali Efendimizin kendisine tarif edilen bu zikri, dehşetli Sıffîn gecesi dahi terketmediğini kendi ifadesiyle kaydetmiştik.

    Cenab-ı Peygamber (sav) sahabenin meşreplerine göre âyetler, sureler, virdler ve dualar tarif eder, bu tarif ettiği şeyleri okumadan asla uyumamalarını, bir gün bile olsa aksatmamalarını sıkı sıkıya tenbih ederdi.

    Birgün Ukbe İbn Amir’in elini tutup, “Ey Ukbe, bütün ilahî kitaplarda indirilen surelerin en hayırlısını sana öğreteyim mi?” buyurdu. Ukbe, “Anam-babam sana feda olsun! Öğret ya Resulullah!” dedi. Bunun üzerine Allah Resulü, İhlas, Felak ve Nas Surelerini okudu ve “Ey Ukbe, sakın bunları unutma! Hiçbir gece de bunları okumadıkça yatma, uyuma!” buyurdu.126

    Hz. Peygamber, Muaz İbn Cebel’e Âl-i İmran suresinin 26 ve 27. âyetlerini bizzat okudu ve okumasını tavsiye etti.127

    Hz. Peygamber, sohbete ilk defa iştirak eden bir bedevinin, “Bana bir dua öğret ki onu her daim söyleyip durayım.” isteğine karşılık, “Lailahe illallahü vahdehü la şerike leh, Allahu ekberü kebiren ve’l-hamdü lillahi kesiren...” virdine devam etmesini tavsiye etti. “Bunlar Rabbim için Ya Resulallah! Benim için ne tavsiye edersin?” dediklerinde Allah Elçisi, Allah’tan af ve rahmet, hidayet ve rızık dilemesini tavsiye etti.128

    Hz. Peygamber’in zevce-i muhteremeleri Hz. Safiyye ise kendisiyle ilgili şöyle bir tariften bahseder:

    Birgün tesbih çekmekte kullandığım dört bin hurma çekirdeği önümde bulunduğu sırada Allah Resulü yanıma girdi: “Ey Huyey’in kızı! Bunlar nedir?” diye sordu. “Bunlarla tesbih çekerim.” dedim. Bunun üzerine Resulullah, “Başına dikildiğim kadar kısa bir müddet içerisinde ancak sevapça bundan daha çok olan tesbihin yok mu? Onu sana öğreteyim mi?” diye sordu. Ben de, “Öğret, Ya Resulallah.” dedim. Bunun üzerine “Sübhanellahı adede halkıhî” Allah’ı yarattıkları sayısınca tesbih ederim, de, buna devam et." buyurdu.129

    Şüphesiz Hz. Peygamber kıymetli zevcelerini de zikrullah konusunda uyarır, daha bereketli virdlerle zikretmeleri için yakından takip ederdi. Nitekim Hz. Cüveyriye Validemiz, birgün sabah namazını kıldıktan sonra namazgâhında Allah’ı zikrederken Hz. Peygamber onun yanına uğrayıp ayrılmıştı. Kaba kuşluk vaktinde dönüp Hz. Cüveyriye’nin yanına uğradığında onu hâlâ namazgâhı üzerinde Allah’ı zikrederken buldu. Hayret etti. Sevindi. “Sen hâlâ yanından ayrıldığım sıradaki hâl üzere mi bulunuyorsun!” diyerek taaccüplerini ifade etti. Çok hoş, bir eda ile, “Ama ben senden ayrıldıktan sonra üç dört kelime söyledim ki, sabahtan beri senin uğraştıklarınla tartılsa benimkisi ağır gelir. Gel, onları sana da öğreteyim sen de onlarla tesbih et.” diyerek devam etti. Hz. Cüveyriye’ye, “Sübhanellahı adede halkıhî, Allah’ı yarattıklarının sayısınca tesbih ederim; Sübhanellahı rıza nefsihi, Allah’ı kendisinin razı olacağı şekilde tesbih ederim; Sübhanellahı zînete arşihî, Allah’ı Arşının ağırlığınca tesbih ederim; Sübhanellahi midade kelimatihi, Allah’ı kelimelerinin miktarınca tesbih ederim virdine devam et.” Buyurdu 130

    Hz. Peygamber, amcasının kızı Ümmühani’ye, oturduğu yerde yapabileceği, hiçkimsenin bu virdi okumadığı sürece sevabına erişemeyeceği diye tarif ettiği vird ise şöyledir: “Yüz kere sübhanallah, yüz kere elhamdülillah, yüz kere Allahü ekber, yüz kere de Lailahe illallahü vahdehü la şerike leh, Lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir.” 131

    Hz. Peygamber’in vird tariflerine baktığımız zaman çok ilginç iki hususu yakalamak zor değildir. Bunlardan birincisi, çok değişik virdler tarif etmesine rağmen herkese, ayrı ayrı “En çok sevap kazandıran, bereketli olan zikir sana bu öğrettiğim zikirdir.” tarzındaki uyarı ve teşviki; ikincisi, bu virdlerin sayılarının kişiye göre değişmesi ve Ensar kadınlarından Yuseyre’ye dediği gibi, “Tesbihlerinizi sayınız, hatta parmak uçlarınızı da kullanınız ki, kıyamet günü onlar sizin zikrinize şahitlik yapacaklardır.” tarzındaki virdlerin sayıları ile ilgili uyarısıdır. 132

    Ensar kadınlarından Ümmü Süleym’i, “Yaptım gitti! Yaptım gitti!” dedirtecek kadar sevindiren virdini, Hz. Peygamber şöyle tarif etmiştir: “On kere sübhanallah, on kere elhamdülillah, on kere Allahü ekber.” 133

    Hz. Hanzala ve Hz. Ebubekir gibi bazı sahabeler yaptıkları muhasebe neticesi, “Biz münafık olduk.” deyip Resulullah’a gelip çare aradıkları gibi, Hüzeyfet’ül-Yemanî Hazretleri gibi bazı sahabiler de, “Acı ve çirkin sözler sebebiyle dilim beni yakıyor; bir çare Ya Resulallah!” deyip derman arayan sahabiler vardı. Nitekim Hz. Peygamber Huzeyfe’ye kendisinin yaptığı gibi, “günde yüz defa olmak üzere bir istigfar” tarif etmiştir

    Habbab İbn Eret’e tarif edilen istiğfar , Şeddad İbn Ers’e tarif edilen seyyid’ül-istiğfar gibi bu vird ve zikir örnekleri çoğaltılabilir. Sahabe-i kiramın zikir ve evrad ile irşadı Arş’a dayanmış ve Âlemlerin Rabbi, Kur’an-ı Kerim’inde onları “seherlerde istiğfar edenler” vasfı ile takdim etmiştir.

    Konuyu ilahî bir uyarıyla bitirelim:

    “Kalbini zikrimize karşı gafil bırakmış, heva ve hevesine uymuş, işinde haddini aşmış kimselere sakın uyma.”

    “Kim o esirgeyici Allah’ın zikrine göz yumarsa, Biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık o (şeytan), onun ayrılmaz bir arkadaşı olur.”

    “Gerçek şu ki, iyi temizlenen, Rabbinin adını zikredip namazını da kılan kimse murada ermiştir.”

    HZ. PEYGAMBER’İN VE ASHABIN ZİKİRLERİ / Giresun Postası

  10. #40
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 02.12.07
    Mesajlar: 3.024

    Firka-i Naciye

    Hz. Peygamber (sav) Ebû Hureyre'den rivayet edilen bir hadis-i şeriflerinde: " Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka Cehenneme gidecektir", buyurmuştur. Ayrıca bu türden olan hadislerin devamında sahabelerin, Fırka-ı Naciye'den sormaları üzerine Hz. Peygamber, Fırka-ı Naciye'yi: "Benim yürüdüğüm yola ve bu yolda beni takip eden ashabımın yoluna uyanlardır." diye tarif etmiştir.(Sünen-i İbn-i Mace- İst: 1401 C:2 Sh: 1322 Had. N0: 3993, Ayrıca Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Ebu Davud ve Sünen-i Darimi)




    Sevgili Peygamberimizin ashabının yoluna uyanlara "Onun sünnetini yaşamayı ilke edinmiş topluluk" anlamında: Ehli Sünnet vel-Cemaat" denilmiştir. Bu anlamda Fırka-ı Naciye'yi de Allah'ın Kitabına, yani Kur'an-ı Kerim’e; Resulünün ve ashabının diliyle nakledilmiş ve yaşanmış olan sünnetlerin çoğunluğuna uyan manasında algılanması gerekmektedir.

    Zira Peygamberimiz bu esaslara inanan kimsenin Müslüman olarak, bu dinin nimetlerinden faydalanacağını ve mümin olacağını, birini veya tamamını-yalanlayıp inkâr edenin de mümin sayılmayacağını ve onun kâfir olduğunu bildirmiştir. Kur'an-ı Kerim’in pek çok ayetinde bu doğru yola ve bu yolun Hz. Peygamberin yolu olduğuna işaret edilmiştir: "Ey İnananlar, And olsun ki, sizin için, Allah'a ve Ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Allah'ın Resulü en güzel örnektir" (el-Ahzâb, 33/21).

    Dilerseniz birkaç ayet mealiyle konumuza biraz daha açıklık getirelim : "... Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir" (el-Haşr, 59/7).

    "Ey Muhammed! Eğer sana cevap veremezlerse, onların sadece heveslerine uyduklarını bil. Allah'tan bir yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim milleti şüphesiz ki doğru yola eriştirmez" (el-Kasas, 28/50).

    "Ey Muhammed! de ki, Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder" (Âl-i İmrân, 3/31).

    Bu itibarla Fırka-i Naciye: Allah'ın emirlerini bilip onları yerine getirdiği, yasaklarını anlayıp onlardan uzak durduğu ve Hz. Peygamberin gösterdiği hak yolda ilerlemeye devam ettiği için bu adı almış yani kurtuluşa eren büyük topluluk olmuştur.

    Vicdan sahiplerinin malumudur ki İslam dini son ve ekmel bir dindir. Vaaz edicisi Allah(cc) ve Resulüdür. Kimse kendini kural koyucu yerine koymaya kalkışmamalıdır. Müslüman olduğunu iddia edene düşen; kurala uymaktır. Neden niçin sorgulaması yerine emredilene önce uyup sonra hikmetini kavramağa çalışmanın daha akıllıca davranış olduğu kanaatindeyim.

    Anlatılmaya çalışılan konu çok ciddi bir meseledir (tabi ki gerçek Müslümanlığı arayan için) Cennet uman herkesin, beynini patlatırcasına düşünmesi ve çözüme kavuşturması gereken bir konudur. Ölmeden önce halledilmesi gereken bir meseledir. Çünkü öldükten sonra ki anlayış ve kavrayış kişiye bir şey kazandırmayacaktır.

    Gördüğünüz gibi sonu hüsran ve cehennem olan tehlikeli bir anlayış sahibi isek yani fırka-ı Naciye içinde kendimize bir yer bulamıyorsak hemen dönüp tövbe edip Kutlu Nebinin tarif ettiği yola dâhil olmalıyız.
    Kendi akıl pencerelerinden gördüklerini din zanneden zavallılar; mutlaka Hz. Muhammed’in (sav) penceresinden bakmak zorundadırlar. Taassup edenler taassuplarını bırakıp Fırka-i Naciye içinde yerlerini almak zorundadırlar. Gerisi lafı güzaftan öte; cehennemin derinliklerini boylamaktır. Allah (cc) cümlemizi böyle bir akıbetten muhafaza eylesin…Amin.

    http://www.ugurkepekci.com/modules.php?name=Top

Benzer Konular

  1. Hangi Sünneti Yapıyoruz?
    Konu Sahibi hafize Forum Dini sohbet
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 11-08-2012, 14:57
  2. bereketin kaynağı.......
    Konu Sahibi -Ammar Bin Yasir- Forum Dini Hikayeler
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 16-01-2010, 10:26
  3. saban namazının sünneti
    Konu Sahibi ashab_kiram Forum Sesli Görüntülü Dini Sohbetler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 24-01-2008, 00:55
  4. Muhabbetin Kaynağı
    Konu Sahibi Naksibendi Forum Nasihatler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 30-09-2007, 01:28
  5. İslamın Adaleti
    Konu Sahibi evindar Forum Kıssadan Hisse
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 19-12-2006, 13:08

İşaretlemeler

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •