Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 2 Toplam 2 Sayfadan BirinciBirinci 12
11 den 19´e kadar. Toplam 19 Sayfa bulundu

Konu: Ayasofya'ya Çan Takmak İsteyenlere Ateş Edin.

  1. #11
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 09.02.09
    Mesajlar: 6.617
    Teşekkür ve Beğeni

    Beş Soruda Kıbrıs ve 'Akdeniz' Krizi




    Türkiye-İsrail-Güney Kıbrıs üçgeninde yükselen krizin temelinde Akdeniz'deki "münhasır ekonomik bölge" anlaşmaları bulunuyor.


    Son bir aylık dönemde Türkiye-İsrail-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) üçgeninde yükselen krizin temelinde Akdeniz'deki "münhasır ekonomik bölge" anlaşmaları bulunuyor.
    Yunanistan'ın Mısır ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ayrı ayrı İsrail, Mısır ve Lübnan ile imzaladığı anlaşmalar nedeniyle Türkiye Akdeniz'de söz sahibi olduğu alanın üçte birini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya geldi.
    İsrail-GKRY anlaşması ise Türk gemilerine Kıbrıs'ın doğusunda özgürce geçecek yol bırakmıyor.
    Konunun uzmanı Prof. Dr. Sertaç Başeren'in de anlatımları ve haritaları çerçevesinde Akdeniz'de yaşanan kriz, beş başlık altında şöyle:
    1- Münhasır Ekonomik Bölge (MEB ne demek?
    1982 yılında imzalanan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde düzenlenen MEB, karasularının dışında ama bu sulara bitişik, belirlenen özel hukuki rejime tabi, sahildar devletin hakları ve yetkileri ile diğer devletlerin hakları ve serbestliklerinin belirlendiği bölge.
    2- MEB'in sınırları nasıl çiziliyor?
    MEB kıyı devletin sahil şeridinden itibaren başlıyor ve 200 millik bir alanı kapsıyor.
    3- Sahildar devletin MEB'de sahip olduğu haklar nelerdir?
    MEB'de sahildar devletler sınırlı bir egemenlik hakkına sahip bulunuyor:
    * Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarını araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile ilgili faaliyetlerde bulunmak
    * Sudan, akıntılardan ve rüzgârlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik faaliyetlerde bulunmak
    4- Akdeniz'deki kriz nasıl başladı?
    Kıbrıs Rum Yönetimi, uluslararası platformlarda Kıbrıs'ı temsilen muhatap kabul edilmesinden hareketle, kendisini Ada'nın tek temsilcisi olarak görüyor. Rum Yönetimi bu çerçevede, 2003 yılından bu yana, deniz komşusu bazı ülkelerle MEB anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalar çerçevesinde, Rum Yönetimi Ada'nın güneyini parsellere ayırarak 13 ayrı petrol arama sahası ilan etti ve uluslararası şirketleri bu alanlarda petrol aramaya davet etti. Rumlar anlaşmalar kapsamında kendi kıyısından 200 mil açıkta dahi doğalgaz ve petrol arama faaliyetine girişti.
    5- Türkiye neye itiraz ediyor?
    Ankara, Kıbrıs'ın sahip olduğu kaynaklarda Rumlar kadar Türklerin de payı olduğunu ve Kıbrıs'ın nihai statüsü belirlenmeden bu zenginliklerin işletilmesinin doğru olmayacağını savunuyor. Rumlar 13 parselde petrol arama ruhsatı vermeyi başarırsa, bölgedeki 145 bin kilometrekarelik kıta sahanlığı alanının sadece 41 bin kilometrekaresi Türkiye'ye kalacaktır. Yani Akdeniz'de sahip olduğu suların üçte birini kaybedecek. Bu suların 71 bin kilometrekaresini Yunanistan, 33 bin kilometrekaresi Rum Yönetimi'nin olacak.


    HERKES SINIRINI ÇİZDİ
    Yunanistan Meis Adası'nı odak alıp kendisine göre bir alan yaratmış. Güney Kıbrıs da sınırını çizmiş. Türkiye ise Adalet Divanı'nın Ukrayna-Romanya, Kanada-Fransa, Malta-Tunus arasındaki adalara ilişkin kararları örnek alarak sınırlarını çizmiş.

    BOĞMA HAREKATI
    Akdenizde kendi alanını çizen Yunanistan Rumlar ve Mısır'la anlaşmaya gitti. Rumlar da İsrail ve Mısır'la anlaşarak Doğu Akdeniz'i paylaştı
    Kaynak: Haberturk

  2. #12
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Mesajlar: 6.974
    Teşekkür ve Beğeni

    Zincirler kırılsın, Ayasofya Cami olarak açılsın



    Sultan Fatih Mehmet'in Cami olarak vakfettiği Ayasofya'nın yeniden Camii olarak açılması için bir dizi etkinlik başlatan AGD İstanbul Şubesi, ilk eyleminin dün Ayasofya önünde geniş bir katılımla yaptı.

    Sultan Fatih Mehmet'in ‘Cami’ olarak vakfettiği Ayasofya'nın yeniden Camii olarak açılması için bir dizi etkinlik başlatan AGD İstanbul Şubesi, ilk eyleminin dün Ayasofya önünde geniş bir katılımla yaptı. Kitlesel basın açıklamasında konuşan AGD İl Başkanı Serhat Akçay, “Artık bu ayrılık son bulmalı. Fatih’in mezarında kemiklerini sızlatmamak ve fatihin vasiyetindeki bedduasına muhatap olmamak için Ayasofya’nın en kısa sürede cami olarak ibadete açılmasını istiyoruz. Ayasofya’nın kapalı olduğu her gün işkence, yeniden cami olarak ibadete açıldığı gün ise bayram olacaktır” dedi.

    Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi, Ayasofya'nın yeniden cami olması için yeni bir kampanya başlattı. Kampanyanın startı dün Ayasofya Camisi’nin önünde yapılan kitlesel basın açıklamasıyla verildi. Basın açıklamasına çok sayıda AGD mensubu katılırken, turistler de programı dikkatle takip etti. Tekbirler getiren grup, “Zincirler kırılsın Ayasofya açılsın”, “Hükümet uyuma mirasına sahip çık” sloganları attı. Polisin çevrede geniş güvenlik önlemleri aldığı eylemde Fatih’in Ayasofya Vakfiyesi İngilizce olarak çevredeki turistlere dağıtıldı. Program Mücahit Altunç’un okuduğu Kuran tilavetiyle başladı. Fetih Suresi’nin okunmasının ardından tiyatral bir gösteriyle Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması gerektiği vurgulandı.

    FATİH’İN KEMİKLERİNİ SIZLATMAYALIM

    Fatih’in Ayasofya vakfiyesindeki beddualara muhatap olmamak için Ayasofya’nın derhal ibadete açılması gerektiğini ifade eden AGD İstanbul İl Başkanı Serhat Akçay, “Basın açıklamasını AGD İl Başkanı Serhat Akçay okudu. 1986 yılından bu yana ülkemizde Camiler ve Din Görevlileri Haftası kutlanmaktadır. Ancak, bugün Camiler haftası kutlanırken Ayasofya camimiz üzgündür, gözü yaşlıdır, zira hala ibadete açılmamıştır. Bu nedenle bizlere önemli bir görev düşmektedir. O da lanetin üzerimizden kalkması için Ayasofya Camisinin ibadete açılması adına gayret gösterilmesi ve bu amaçla faaliyetlerin desteklenmesidir. Fatih Sultan Mehmet fethin sembolü Ayasofya’nın kıyamete kadar camii olarak kalmasını bütün insanlığa emanet ve vasiyet etmiştir. Bu ülkeyi bize vatan yapan Cihan Padişahı Fatih’in emanetinin bugün kilitli ve zincire vurulmuş olması bizleri derinden yaralamaktadır. Artık bu ayrılık son bulmalı. Fatih’in mezarında kemiklerini sızlatmamak ve fatihin vasiyetinde ki bedduasına muhatap olmamak için Ayasofya’nın en kısa sürede cami olarak ibadete açılmasını istiyoruz. Ayasofya’nın kapalı olduğu her gün işkence, yeniden cami olarak ibadete açıldığı gün ise bayram olacaktır” dedi.

    AKDAMAR’A VAR, AYASOFYA’YA NEDEN YOK!

    Hükümetin, ‘açılım’ adı altında diğer dinlere gösterdiği önemi Türkiye’de kendi Müslüman vatandaşlarına göstermediğine savunan Akçay, “Günler, haftalar, aylar ve yıllar derken tam yarım asır geçti. Yıl dönümü nutukları, bandolar, mehter marşları çalındı, bildiriler, telgraflar, açık mektuplar ve minareler boyu dilekçeler yazıldı, şiirler söylendi. Ayasofya, ezana, namaza, müezzin ve imama, cemaatine, Kuran’a ve dualara ve semaya açılan ellere hâlâ kavuşamadı. Başta Eyüp Sultan Hazretleri olmak üzere Bizans’ı fethedip ‘İslambol’ yapmak isteyen gaziler ve şehitler şimdi biz torunlarından ruhlarını azaptan kurtarmamızı ve yeniden feth-i mübin-i İslam’ı gerçekleştirmemizi bekliyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Akdamar kilisesinde, Sümela manastırı ve Tarsus’ta ki tarihi kiliselerde ibadet yapılmasına izin veren yasal düzenlemeler yaparken; ülkenin yüzde doksan dokuzunu oluşturan Müslümanların Ayasofya'da ibadetine izin verilmemesi bir insan hakkı ihlali değil midir? Bu insan hakkı ihlalinin biran önce giderilmesini istiyoruz. Ayrıca bir çok gayrimenkulün azınlıklara verilmesi sağlanırken, 28 Şubat sürecinde devlet tarafından el konulan MGV ve diğer sivil toplum kuruluşlarına ait mülkler için (camii, yurt, külliye, ..vb) hiçbir yasal düzenleme yapılmamıştır” diye konuştu.

    AYASOFYA’DA 100 BİNLERCE İNSANLA NAMAZ KILACAĞIZ

    29 Mayıs 2012’den yüz binler eşliğinde Ayafosya’da namaz kılacaklarını dile getiren Akçay, “Anadolu Gençlik Derneğimiz; halkımızın desteği ile bu kutlu fetihleri gerçekleştirmek için elinden geleni sonuna kadar yapacaktır. Bugün talebimizi yeniliyoruz ve diyoruz ki Ayasofya Camii olarak yeniden ibadete açılsın. Bu talebimiz yerine getirilene kadar demokratik bütün haklarımızı kullanacağız ve 29 Mayıs 2012 tarihinde İstanbul’un fethinin yıldönümünde Ayasofya’da yüz binlerce vatandaşımızın katılımı ile öğlen namazımızı hep beraber eda edeceğiz. Halkımızı, gençliğimizi, bütün STK ve siyasi partileri bu konuda çalışmaya ve bizlere destek vermeye davet ediyoruz.”

    AYASOFYA’NIN KAPALI OLMASI KANUNLARA AYKIRI

    Ayasofya’nın kapalı olmasının kanunlara da aykırı olduğunu dile getiren AGD İstanbul İl Başkanı Serhat Akçay, şöyle devam etti: “Bugün, Ayasofya’nın ibadete kapalı olması hukuka ve kanunlara da aykırıdır. Şöyle ki; Anayasa Mahkemesi’nin 30.01.1969 da verdiği ‘Kanun çıkarılmak suretiyle de olsa devletin hazineye ait olmayan mallara müdahale etmesinin imkanı yoktur’ kararına rağmen, Ayasofya da ise kanun bile değil bir kararname ile Fatih Sultan Mehmet’in vakıf malına el konulmasının tamamen hukuk dışı bir uygulama olduğu açıkça görülmektedir. Dolayısıyla Ayasofya’nın müze yapılmasına ilişkin çıkarılan kararname, yasal dayanaktan yoksun olduğu için ‘keen’lem yekün’ yani yok hükmündedir.”

    ajans5

  3. #13
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 09.02.09
    Mesajlar: 6.617
    Teşekkür ve Beğeni

    Türkler havlar, ama ısırmaz



    Rum gazetesi, Kıbrıs açıklarındaki sondaj krizinde Türkiye'nin sadece sesini çok çıkardığını yazarak büyük bir askeri güç olmadığını iddia etti. Rum gazetesi manşetinde de Türkiye'ye hakaret içeren ifadeler kullandı.


    04 Ekim 2011, 10:57
    Anadolu Haber


    Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Simerini gazetesi, Rum Stratejik Araştırmalar Merkezinin “Türkiye-Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki Güç Dengeleri” başlıklı raporunu ‘’Türkler, Havlar Ama Isırmaz” başlığıyla verdi.

    Güney Kıbrıs’ta bulunan Rum Stratejik Araştırmalar Merkezi'nce hazırlanan raporda, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki en büyük askerî güç olmadığı, Mısır, İran ve Suriye’nin çeşitli alanlarda Türkiye’den üstün bulunduğu” iddia edildi.


    Raporda, Türkiye’nin asker, tank, savaş uçağı ve savaş gemisi sayısının, Yunanistan’dan fazla olduğu ancak, sayısal oranların bir Türk-Yunan çatışmasında ‘’Tek başına Türkiye lehine sonuç veremeyeceği” yorumu yapıldı.


    Araştırmada, İran’ın asker sayısının 523 bin, Türkiye’nin 510 bin, Mısır’ın 468 bin olduğu; Yunanistan’ın 139 bin kişi ile 7’nci sırada yer aldığı belirtildi. Türkiye’nin 4 bin 563 tankına karşılık Suriye’nin 4 bin 950 tankı, Yunanistan’ın ise 1590 tankı var.


    Savaş uçağı sayısı açısından da Suriye’nin 565, Mısır’ın 555, İsrail’in 460 uçağı bulunuyor. Türkiye’nin 426, Yunanistan’ın ise 303 uçağı var. Araştırmada donanma konusunda Türkiye’nin bütün Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinden üstün olduğu da vurgulandı.

  4. #14
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 09.02.09
    Mesajlar: 6.617
    Teşekkür ve Beğeni

    BEN ANADOLU

    ANADOLU, bir mekân, bir coğrafya parçası olmanın ötesinde, her coğrafya parçasının kendine mahsus bir mânâsı olmasına nisbetle, bu mânâyı da hakikatiyle gösterebilmiş bir BEDEN ismidir. Tarih boyunca nice kavimlerin HARMAN olduğu, nihayet bugünün moda lâfı n’idüğü belirsiz bir “mozaik” lâflamasının dışında, bu İNSAN’a MUTLAK HAKİKAT kisvesini giydirerek DEVLET-İ EBED MÜDDET idealinin BİNEK TAŞI hüviyetine bürünen ANADOLU. Vatan, fikrin tecelli ettiği yerdir. Ruhun tecelli ettiği BEDEN, bu şuurlu benliğimiz-NEFSİMİZ, bugün ne hâlde ayrı mesele, sözkonusu idealin geri ve ilerisine doğru ne olmuş ve ne olmalı diye bakarken, hiçbir tarihî ve hiçbir kavim medeniyeti gözardı etmeme KABADAYILIĞIMIZ’ın sebebini, anlayana geçen sayılarda verdiğimizi hatırlatalım. Bahsi geçen HARMAN, ne gelip geçen keyfiyetlerin rastgele karışımı, ne bugün varlık iddiasındaki toplulukların rastgele bir “mozaik” lâflamasının karşılığıdır. Kavim veya kültür adı altında anılanların, ne öyle ne böyle oluşu, bizim 1000 senelik HARMAN kasdımızı karşılamıyor. Öyleyse dünün “hasta adam”ı o, bugün isterse komalık de, ruhun bedenle ilgisi müddetince hâlâ ve mutlu gelişme olarak iyileşme vaadi, DEVLET-İ EBED MÜDDET idealini o dönemi nisbet almış yürüyor. Yanlış anlamayınız. Bizim İDEALİMİZ, ÖRNEK ÜMMET MODELİ Sahabîler döneminden başka hiçbir İNSAN tipini ve toplum yapısını benimseyemez.DEVLET-İ EBED MÜDDET idealinin BİNEK TAŞI olmuş ANADOLU, tahdidî bir mekân mânâsı taşımadan ne kadar gelişmiş ve sonra büzülmüşse, oldukları da olamadıkları da ASR-I SAADET’e nisbetle değerlendirilmek üzere, bugün bizim için YAHYA Kemâl’in “Kökü maziye bakan atîyim!” dediği veçhile, bir asıldır. PEYGAMBER sözüyle işaretlenmiş belde İSTANBUL, bütün bir ANADOLU, RUMELİ yakası ile, bu bedenin yayıldığı ARAB âlemi, AFRİKA ve mahzun kalmış ASYA, “sen kimlerdensin?” dendiğinde alınan cevaba gönül rahatlığıyla “ben de!” dercesine bir İMAN akrabalığının, hem olunabilen, hem de olunması gereken bir mânânın toplayıcı adresini vermiştir. Beylik kavim ismi hâlinde kendini ne hissedersen hisset, ne türden melez olursan ol, oradan mekânı ANADOLU olan İSLÂMÎ hüviyete su taşı. MUTLAKA. Demek ki bizim sözünü ettiğimiz ANADOLUCULUK, ne kendini bir keyfiyet ve kültür ifâdesine kavuşturabilen, ne de çerçöpler gibi kendini ifâde edemeyen kavim ve kavimsizler mozaiği değil, tek başına ve âlâ olmaya niyet bir İNSAN tipinin de tarif edenidir. Nasıl ki “toplum ailelerden meydana gelmiştir!” diye, bugün ailelerin hâli belli, böyle bir mozaik taneleri yerine, bütün aileleri ANADOLUCULUK ruhu altında nasiplendirmek ve ANADOLUCULUK ruhunu besleyi kılmak anlayışı. ANADOLUCUYUM, ANADOLUCUYUZ! Sözümüz eksik kalmasın: Fikrimizin ulaştığı heryer, bedende tecelli eden ruh, ANADOLUDUR. Nefs birdir!

  5. #15
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 09.02.09
    Mesajlar: 6.617
    Teşekkür ve Beğeni

    — DEVLET-İ EBED MÜDDET idealinin fedakâr kalesi ve yılmaz serdengeçtisi Anadolulu…

    — Her sıkıntıyı gidermeye, her çöküntüyü kaldırmaya, her söküntüyü bitiştirmeye, Yemen’de kavrulmaya, Galiçya’da donmaya, Balkanlar’da erimeye, Filistin’de doğranmaya, İstanbul’da paşa kusmuklarına muhafızlık etmeye hep o memur ve mahkûm, hep o…

    — O, tükenmez bir taş ocağı hâline getirilmiş ve hem dışından çürütülerek, hem de içinden kendi kendisini çürütmeye bırakılarak “suyun öte tarafından” gelen tesirler altında firavunların ehramlarına taş taşıyan esirlere döndürülmüştür.

    — Bu kozmopolit seyislerin gözlerini bağlayarak idare ettiği dolap beygirini “pedigri-şecere”sine lâyık şekilde kurtarmak lâzım…

    — Anadolu’yu nefsine ve devletine hâkim kılmak lüzumu en aşağı 100 yıl önce başlamış olması gereken ideal çapında bir dava…

    — Bu idealin ismi de Anadoluculuk…


    l


    Bu görüşü ruhuna destek arayan bir genç heyecaniyle benimsedim ve şiirlerimi (başta Ahmed Haşim) üstadlar mecmuasının yanısıra onlara hibe etmeye başladım. Sonra takdir eder oldum ki, bu dar bir görüştür; türlü sebeplerden ötürü hakkını alamayan bir millet hâline karşı bir hınç ifâdesidir ve basit teessürî sınırdan ileriye geçemez.

    Hacı Bektaş’ların, Hacı Bayram’ların, Nasreddin Hoca’ların, Battal Gazi’lerin, Köroğlu’ların, Karacaoğlan’ların, Dertli’lerin, Keloğlan’ların, Kerem ile Aslı’ların, Ferhad ile Şirin’lerin ANADOLU’su, mükemmel ve muhteşem bir sentez hâlinde nakışlandırılacak olursa, meydana öyle bir duygu ve düşünce VAHİD'i çıkar ki, ana gaye, bu vâhidi her bakımdan kıymetlendirmek olarak abideleşir; ve onu, sadece ifsat ve istismar sınıflarından kurtarmak, basit bir coğrafya meselesi sanmak gibi bir darlık ve hasislikten uzak tutar.

    Yoksa bellibaşlı bir ruh vâhidi diye ifâdelendirilen şiar ve seciyeye uygun her ferd ve sınıf, ayrım yapmadıkça ANADOLU’DAN’dır, ANADOLU’LU’dur; ve kavmiyet çerçevesi içinden beşerî bir model neşretmek vakıasıdır ki, ideolojik olmak kıymetine sahibtir. Bunun aksi, davayı âdî mânâsıyla psikolojik ve politik kılar ve kısırlaştırır, hiçleştirir. İşin aslı ANADOLU’LU’yu önce nefsine, vücud hikmetine, sonra da cemiyet ve devletine hâkim kılmadır ve geçer akçe ANADOLUCULUK budur.

    O bir oluş meselesidir, öç alma işi değil… Bu oluşun içinde, ANADOLU’LU’ya âit eksiklik ve istidatsızlığın muhakemesi ve onun kendi öz nefsinden de öç almaya davet edilmesi, hattâ zorlanması da var.


    l


    Anadolu… Putların ve salîbin binbir cümbüşü arkasından kendisini topyekün HİLÂL’e teslim eden ve onun davasını bütün dünyaya şâmil bir aksiyon hâlinde güden aslî ve asil unsur kadrosu… Dünkü İmparatorluğa AKAN hâli, bugün ne olması gerektiği ile birlikte bütün bir muhasebesi içinde İDEOLOCYA Örgüsü mevcut bu mânâ, bugün ismi ANADOLUCULUK olan bir milliyetçilik ile görünmeyi beklemekte… “İNSAN bu, SU misâli kıvrım kıvrım AKAR ya!”… “Akışta demetlenmiş büyük küçük kâinat!”… Bu mısraların sahibini biliyorsunuz, yürüyen BÜYÜK DOĞU’yu da!

  6. #16
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 09.02.09
    Mesajlar: 6.617
    Teşekkür ve Beğeni

    Ayasofya bugün Müze Oldu!



    Bugün günlerden 1 Şubat 2012, yaklaşık 80 sene önce İslam'ın mührünü İstanbul'a vuran Fatih Sultan Mehmet Han'ın Camii olarak açtığı Ayasofya bugün resmen müzeye çevrilmişti.
    "Nefis kilise Ayasofya, kıyamete kadar cami olarak vakfedilmişttr. Bunu, Allah'a, ahirete. Onun heybetine İnanan hiçbir mahlûk, sultan olsun, hakim olsun, bir mütegallibe olsun, değiştire*mez. Vakıf şarlarım kim değiştirirse, Allah'ın, meleklerin, bütün İnsanların laneti onların üzerine olsun. Yüzlerine bakan ve onlara şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın"...
    "ALLAH'IN MELEKLERİN, BÛTÛN İNSANLARIN LANETİ AYASOFYAYI KAPATANLARIN ÜZERİNE OLSUN"

    Fatih Hazretleri işte bu vasiyette bulunmuştu 600 sene evvel...Ama bir hain plan neticesinde Müslümanların ibadet ettiği CAMİİ müzeye çevrilmişti..
    AYASOFYANIN MÜZEYE ÇEVRİLİŞ HİKÂYESİ;

    Boston Bizans Enstitüsü " Ayasofya da ki mozaiklerin temizlenerek ortaya çıkarılması çalış malan yapmak için 'Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine müracaat eder. 1931 yılında Bizans Enstitüsüne istediği özel izin hemen verilir. Ve Enstitü Ayasofya camiinde çalış*malara başlar. Bir süre sonra " namaz kılan*ların arasında çalışmaların yürütülemeye-ceği" ileri sürülerek, caminin ibadete kapatıl*ması talep edilir. Bizans Enstitüsünün bu talebi de hiçbir hukuki dayanak olmaksızın hemen kabul edilir ve cami fiilen ibadete kap*atılır. Bu aşamadan sonra Bizans Enstitüsü, camideki Bizans eserlerini, mozaikleri, tasvir*leri, puflan ortaya çıkarmaya ve İslami eser*leri ortadan kaldırmaya başlar. Öyle ki küçük Ayasofya Camiinin minareleri bile bir gecede yıktırılır. Ayasofya'nın cami ve İslam mabedi kimllliğl yok edilmeye çalışılır.
    Bizans Enstitüsünün çalışmalarına eş zamanlı olarak İç ve dış basında, Ayasofya Camflnin müzeye dönüştürülmesi yönünde yayın ve kampanyalar başlatılır.. İstanbul Müzeler Müdürü Aziz OĞAN başkanlığında oluşturulan komisyon, sunduğu raporda; binaya sonradan eklenen müştemilatın yıkılarak, Caminin ibadete kapatılması ve "Bizans Eserleri Müzesi" olarak açılmasını teklif eder.
    Milli Eğitim Bakanlığı, Bakanlar Kuruluna yazdığı 14.11.1934 tarihli yazısında:
    "... Eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan İstanbul'daki Ayasofya Camii'nin tarihi vaziyeti İtibariyle müzeye çevrilmesi bütün "şark âlemini sevindireceği" ve insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle, bunun müzeye çevrilmesi..." teklif edilir. Ve 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Ayasofya Camii müzeye çevrilir.1 Şubat 1935 tarihindede resmen Müze olarak kullanılmaya başlar.

    Necip Fazıl Kısakürek Bu hususta şunu dillnedirmiştir..
    'Ayasofya'yı kapalı tutmak bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyon Türk'ün semaları tutan lanetine hedef olmaktır hissedemiyorlar. Ayasofya'yı kapalı tutmak Allah'a sövmeye Kuran'a tükürmeye Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye Türk vatanını esir etmeye denk bir suçtur" ..
    (Necip Fazıl Kısakürek 1965 Ayasofya konferansından)

  7. #17
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 05.02.09
    Mesajlar: 2.570
    Teşekkür ve Beğeni

    eyvallah abisi

  8. #18
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 09.02.09
    Mesajlar: 6.617
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı bir_umut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    eyvallah abisi
    Eyvallah can kardeşi.
    Rabbimize emanetsin.

  9. #19
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 09.02.09
    Mesajlar: 6.617
    Teşekkür ve Beğeni




    Böyle bir ecdadın torunlarıyız....





    Sultan Vahdettin,1. Dünya savaşı akabinde İstanbul’un işgalinde, emrinde kendi güvenliğinin korunması amacıyla bırakılmış 700 kişiden müteşekkil orduyu Ayasofya çevresine mevzilendirmiş,ve ordunun kumandanı olan binbaşı Tevfik Bey’e şu emri vermiştir:

    “Benim hayatımı boş verin, eğer işgalciler İstanbul'un fetih sembulü olan Ayasofya’ ya çan takmaya gelirlerse,benden emir beklemeden ateş açın ve son nefesinize kadar Ayasofya Cami için savaşın
    .


Sayfa 2 Toplam 2 Sayfadan BirinciBirinci 12

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •