Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 1 Toplam 9 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 87 Sayfa bulundu

Konu: Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük !

  1. #1
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Mesajlar: 6.974
    Teşekkür ve Beğeni

    Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük !

    Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük !



    Dinle kalemden , bak kimlerden şikayet eder?
    Ne ister?
    Salih Mirzabeyoğlu'nun kalemi özgürlük ister , adalet ister, Necip Fazıl'ın şiirlerini süslü mikrofonlara okuyanlar görmezler mi emanetini , talebesini? Salih Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl';ın en yakınıyken nasıl müsade edilir tutsaklığına ? 56 cilt telif eser nasıl görmezden gelinir?

    Haksızlığa kapatılan gözlerin ağır istigmat vizyonları , tutsaklığa çalışan zihinlerin tabiri yok parmaklıkları…

    Tutmalı adaletin ellerinden , gerçek adaletin…Hiçbir suçu olmayan kalem, özgürlüğe bırakılmalı , Salih Mirzabeyoğlu kalemini özgürce kullanmalı , Hocasının yolundan parmaklıklar dışında yürümeli..Salih Mirzabeyoğlu adaletsiz adaletin ellerinde tutsak , üstelik hiçbir suçu yokken !

    İslam dinini paganizmle anma gibi bir hadsizlik sergileyen haddini bilmez Rushdie bile ortalıklarda gezerken , Mirzabeyoğlu’nun suçsuzluğu , özgürlüğü mü battı gözünüze? Modernlik uğruna kriter yaladığınız ‘batı’nın karşısına dikilen ‘büyük doğu’ projesi mi korkuttu rezil ideallerinizi? Kabiliyetsizliğin heykelleri ‘zihin kontrolü işkencesi’ ile püskürtmeye çalışıyor Mirzabeyoğlu’nun fikirlerini. 56 cilt telif eser size sözcüklerini bir bir yedirirken işkenceli galibiyetinizi kutlayabilecek misiniz bakalım?

    Binlerce zihin , kalp; Mirzabeyoğlu ve fikirleri ile dolu. Emperyalist dostlarınızın boş akılları da taş kalpleri de bu dolu dolu kalpleri , zihinleri boşaltacak bir zulüm aleti yapamaz , bilesiniz!


    Mirzabeyoğlu’nun telegram-betatron’a maruz kaldığını herkesin bilmesine rağmen balina katliamlarına hıçkıra hıçkıra ağlayanlar gözlerini , kulaklarını , ağızlarını kapatıyorlar. Gen. yaşta idam edilen gençlerin mektuplarını okurken ağlayanlar , kalemin esaretini görmezden geliyorlar !

    Aynı kaynaktan beslendiğin kardeşini işkencenin ellerine bırakmak , tüm mikrofonlar seninken suçsuzluğunu bağırmamak insanlık mı ? Necip Fazıl’ın umutlarını yeşerten insanı , zindanda solmaya mahkum etmek adalet mi?

    Güvercinin arkadan vurulmasına yükselen çığlıklar , fikrin zindanda solmasına sustu, susuyor. Güvercin için mürekkep harcayan kalemler ‘umut’ için kurudu. Kalemler haksızlıkların karşısında duvar değil miydi? Ne oldu? Emperyalizm kalemleri de mi esir aldı?

    Salih Mirzabeyoğlu’nu tutuyorum !
    Özgürlüğü tutuyorum !
    Gerçek adaleti tutuyorum !
    Haklıyı tutuyorum !

    Bebek katilleri konforlu hücrelerde yaşarken , eli kalem tutanlar işkence yuvalarında tutuluyor ! Mürekkebin tükürdüğü adaletiniz ancak bebek katillerine yarar !

    Özgürlükçü müsünüz? Nah Özgürlükçüsünüz!
    Adaletli misiniz? Nah adaletlisiniz!
    Tarafsız mısınız? Nah tarafsızsınız!

    Kibarlıktan kırılanlar kusura bakmasınlar, betonlaşmış fikirleri kırmak için bu tür kabalıklar şart…

    Salih Mirzabeyoğlu özgür olmalı ! Gökyüzüne bakarak yazmalı ideallerini…
    İslamı anlayamayanlara sözleri derman olmalı…
    Mürekkebi, çektiği işkencelerle ağlatmamalı sevdiklerini , yaptığı projelerle gülümsetmeli yüzleri…

    Salih Mirzabeyoğlu özgürce yürümeli yolunda…Özgür olmalı , bebek katillerini koruyan adalet onun kapısını da çalmalı…

    Zeynep Bozdaş / sivildusunce.com

  2. #2
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Mesajlar: 6.974
    Teşekkür ve Beğeni

    Modernlik uğruna kriter yaladığınız ‘batı’nın karşısına dikilen ‘büyük doğu’ projesi mi korkuttu rezil ideallerinizi? Mirzabeyoğlu’nun fikirlerini. 56 cilt telif eser size sözcüklerini bir bir yedirirken işkenceli galibiyetinizi kutlayabilecek misiniz bakalım?

    Binlerce zihin , kalp; Mirzabeyoğlu ve fikirleri ile dolu. Emperyalist dostlarınızın boş akılları da taş kalpleri de bu dolu dolu kalpleri , zihinleri boşaltacak bir zulüm aleti yapamaz , bilesiniz!


  3. #3
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Mesajlar: 6.974
    Teşekkür ve Beğeni

    Kafa Konforumuzu Bozan Adam:



    Yaşadığı devrin fikir kahramanı olan adam, aynı zamanda o devrin konforunu da bozan adamdır.

    Kafa Konforumuzu Bozan Adam:

    SALİH MİRZABEYOĞLU


    Bilgehan Eren


    ASRIN VİCDANI MEYYİT, DARAĞACINDA FİKİR;
    KENAN İLİNDE YUSUF, KUYUDA MÜTEFEKKİR!

    Yaşadığı devrin fikir kahramanı olan adam, aynı zamanda o devrin konforunu da bozan adamdır. Eski Yunan’da “Platon Akademisi”ninüzerinde şöyle bir levha asılıymış: “Geometri bilmeyen hiç kimse bu kapıdan içeri giremez.” Evet tıpkı bunun gibi, hak ve hakikat adına asrının konforunu bozmayan adam da, kahramanlık dairesinin eşiğine tek bir adım bile atamaz. Zira hakiki mütefekkir, rahatı kaçırmak için vardır; rahata konmak yahud rahata buyur etmek için değil. Âşikârdır ki, rahata konmayan adam da, rahatına düşkün olanlara ziyadesiyle rahatsızlık verir.


    Sokrates!..
    - ‹‹Talebesi Eflâtun’un tâbiriyle, boğa bakışlı, gözlerini diktiği yeri kezzap gibi oyan, çıkık geniş alınlı, süt beyaz sakallı bu yetmişlik ihtiyar, birçoklarınca Atina’nın başına belâdır. Onlara belâ gibi göründüğünü kendisi de bilir. Atina’nın bu dış oluş ve görünüşü içinde rahatını bulmuş olanların karşısına, en umulmadık anlarda ve yerlerde çıkıverir; asâsını yollarına bir engel gibi diker, geçip gitmelerini önler ve sorar:
    - Söyle bakalım, ne düşünüyorsun?
    - Neye dair düşünmeliymişim ki?..
    - Kendine dair…
    - Kendime dair mi? İnsan kendisini bilmez mi?
    - İnsanın en bilmediği, kendisi… Kendi kendini bil!
    - Ya öbür bildiklerim?
    - Bilmeyi bilmeden, onun nereden ve nasıl geldiğini bilmeden, bilmek olur mu?
    Hesaba çekilen adam, suratı ve beyni bumburuşuk, kendisini bu garip ihtiyardan kurtarıp, kaçarcasına uzaklaşır.›› [1]


    “Yaşanmaya değer hayatı” arayan, insanlara fazileti ve iyiliği öğütleyen Sokrates, Yunan gençlerini yoldan çıkarma ve Atina tanrılarını kabul etmeme ithamıyla mahkeme karşısındadır. Meşhur savunmasından iki paragraf aktaralım:


    - ‹‹Belki bana denecek ki, “Sokrates ağzını tutamaz mısın, sana kimse karışmadan yabancı bir şehre giderek yaşayamaz mısın?”… Buna vereceğim cevabı anlatmak çok güç. Çünkü dediğinizi yapmanın Tanrı’ya karşı bir itaatsizlik olacağını, onun için ağzımı tutamayacağımı söylersem, ciddi bir söz söylediğime inanmayacaksınız; fazileti, üzerinde hem kendimi hem başkalarını tecrübe ettiğim daha birçok meseleleri hergün münakaşa etmenin insan için en büyük iyilik olduğunu, imtihansız bir hayatın yaşanmaya değer bir hayat olmadığını söylersem bana yine inanmayacaksınız.›› [2]


    - ‹‹Müdafaa vardır ki, tenezzül edilen şartlar bakımından, kurtulmak içindir. Yine müdafaa vardır ki, hakikatten başka hiçbir şeye boyun eğmemek bakımından, ölmek için… Nasıl ki, insan, cenklerde, er meydanından kaçarak da hayatını kurtarabilir. Fakat üstün insan bu hale düşmez. Benim de müdafaam şimdi bu ölçüye göre olacak ve hayatımı kurtarmaktan ziyade feda etmeye yarayacak… Ben, o türlü kurtulmaktansa bu türlü ölmeyi tercih ederim!›› [3]


    ‹‹Tetkik ve tahkik edilmeksizin geçen bir hayata asla varlık denilemez.›› [4] şiarını canı pahasına savunan, tefekkür âbidesi bu ihtiyar, baldıran zehri içirtilerek öldürülür. Yeri gelmişken şu inceliğe de dikkat: ‘Şiar’, ‘şuur’ ve ‘şair’in Arabça aynı kökten gelmeleri yanında, Yunancada ‘şair’ ve ‘deha’nın aynı kökten olmalarını hatırlamakta da fayda var. Ve, Büyük Doğu’nun “Şair zamanının nabzını tutan, cemiyetin geliş gidiş yönlerini kestiren, çağının mesulü ve şahidi ulvî şahsiyettir.” meâlindeki ölçüsünü.


    Sokrates Atina tanrılarının konforunu bozdu; Galileo Roma’da “Dünya dönüyor!” dediğinde papalığın konforunu bozdu; “Kur’an mahlûk değildir!” hükmü yüzünden 28 ay zindan hayatı süren İmam Ahmed bin Hanbel devrin halifesinin konforunu bozdu; Dostoyevski Çarlık rejiminin konforunu bozdu. Üstad Necib Fazıl, zamanın Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e “Allah’a itaat etmeyene, itaat edilmez!” deyip fikir sahnesine adımını attığı ilk günden son gününe kadar, bütün sahte oluş ve kahramanları ifşâ ederek ve hadiselerin “nasıl”larını da göstererek tüm rahatları bozmuştu.


    Ezcümle, tarih boyunca o soydan yahud bu soydan gelen tüm fikir ve aksiyon kahramanları, âşikârdır ki, asrının rahatını kaçırmış adamlardır. Ve böyle bir durumda da tüm dünya âdeta üzerlerine gelmiştir. Zira, J. Swift’in ifadesiyle; “Dünyaya gerçek bir dâhi geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz. Tüm ahmaklar ona karşı birleşir.” Yahud Einstein’dan iktibas edersek; “Yüksek ruhlar her zaman sıradan akılların şiddetli muhalefetiyle karşılaşır.”


    Ve bugün, -asitle bazı ayıran “litmus paper” hakikatince- kafa yormaya değil kafa çekmeye alışmış sözde aydınından, “güneşi ceketinin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanı”na; liboş demokratından, nonoş hürriyetçisine; şen sıpa sürüsünün kumandası altında olup da dâvâ sahibi olduğunu sanan omurgasızlara kadar, tüm sahte ve kahpeleri ayıklayan, hepsinin rahatını bozan Mütefekkir Mirzabeyoğlu!.. Salih Mirzabeyoğlu asrın konforunu bozan adamdır. Bundan dolayı da, adam olmanın sadece iki ayak üzerinde durmak olduğunu zannedenler, onun yaşadıkları karşısında “kuzuların sessizliği”ni oynamaktadır.


    Ahmed Hamdi Tanpınar, Huzur romanının Babıâli çevresinden ilgi görmemesinden yakınırken, “sükût suikasti”ne maruz bırakıldığını söyler. Bugün dost derdinden çok, post derdiyle kıvrananların tam da Mütefekkir Mirzabeyoğlu’na uyguladıkları şeydir bu; onu ademe mahkûm etmeye çalışmak. Ünlü sanat adamı Bernard Shaw bu cinayeti şöyle dile getirir; “İşleyebileceğiniz en büyük günah, başkasından nefret etmek değil, ona kayıtsız kalmaktır. İnsanlık dışı olmanın özü nefret değil, kayıtsızlıktır.”


    Burada açıktır ki, kayıtsız kalınmaya çalışılan sırf Mütefekkir Mirzabeyoğlu değil, onun fikri, kitablık çapta külliyatıdır. Tıpkı asırlar öncesinden Sokrates gibi “zamanı aşmaya çalışma ve yaşanmaya değer hayatı bulma” teklifidir. Tabiî bu noktada unutulmaması gereken bir hakikat, gözünü yummakla güneşin kararmayacağıdır. Sokrates’e de çağının adamları gözlerini yummuşlardı, lâkin yaklaşık 2500 yıldır Sokrates güneş gibi parlarken, gözünü yuman budalaların bugün esamisi bile okunmuyor. Üstad’ın “Çile”sini, 23 Nisan çocukları gibi, zamanı gelince açılıp okunacak şiir kitablarından bir kitab gibi belleyenler, ne hikmetse bu kelimeyi (çileyi) şahsî lûgatlerinden çıkarmışlardır. Üstad haykırıyordu ya: ‹‹Lâfımın dostusunuz, çilemin yabancısı, / Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?›› [5] Evet, bu söz onlar için zengin kafiye barındıran, hece ölçüsüyle yazılmış bir mısradır sadece. Ruhsuzun ruhunda hiçbir şey uyandırmaz. Uyanır gibi olanlar da, sisteme yanaşık düzende yamanma gayretlerinden ötürü, kafa konforlarını bozmaya pek yanaşmaz.


    Bilhassa, şucusu-bucusu hepsi içinde olmak üzere, Allah’ın huzurunda saf tutanların, hadiselere artık “pozisyonel” değil “ilke seviyesinde” bakmaları, esen rüzgâra göre rota belirlememeleri, ifrat boyutunda realist olacaklarına bir parça idealist olabilmeleri, güç yerine ahlâkı önemsemeleri, süflî zaferler yerine de ulvî seferler peşinde koşmaları gerekmektedir.


    Herkesin yaptığının şerefi de, şerefsizliği de kendisine aittir. Ancak bu noktada, bir şeyi önemle hatırlatmak istiyoruz:


    Hicrî birinci asır. Tâbilerin büyüklerinden Hasan Basrî Hazretleri, bir gün sevdikleriyle sohbet ederken, ona şöyle derler:
    ‹‹ - Siz, zamanımızda, Allah Resûlünün Sahabîlerine eşsiniz.
    Cevap verdi:
    - Hasan Basrî, nasıl Allah Resûlünün Sahabîlerine eş olabilir ki, siz bu halinizle onları görmüş olsaydınız, deli derdiniz; onlar da sizi görselerdi, bunlar Müslüman değil, derlerdi.›› [6]


    Ve hemen ilave edelim, bâtın kahramanlarından birinin sözüdür; ‹‹Bu ümmetin öyle bir zamanı gelecek ki, münafıka dayanmadan mümine geçim mümkün olmayacaktır!›› [7]


    Sözü, “söz meydanını, er meydanı” bilen Mütefekkir Mirzabeyoğlu’yla bağlayalım:


    ‹‹En yüksek umutlarını yitirmiş kişiler tanıdım ben
    gerçi her zaman küçüktüler
    bülbül niyetine öten karga
    ve sonradan bütün yüksek umutlara
    iftira ettiler onlar!


    O gün bugündür hayasızca
    yaşadılar geçici zevkler içinde
    -“biz gerçekçi olduk gerçek böyle!”
    gündelik ömürlerinden öte
    hemen hiçbir gaye edinmediler!


    Bir zaman kahraman olmayı kurarlardı
    şehvet düşkünleridir şimdi
    dert ve dehşettir kahraman onlarca!


    Fakat sen sevgim ve ümidim başı için yalvarırım
    gönlündeki kahramanı bir kenara atma
    kutsal tut en yüksek ümidini
    ve Allah için kötüye nefretini!››[8]


    O erlere selâm olsun!


    DİPNOTLAR


    [1] Necib Fazıl, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar, 5. Basım, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1998, s. 6.
    [2] Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Muztaribler I -Düşünce Tarihine Bakış-, 1. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul 1998, s. 311.
    [3] Necib Fazıl, Çerçeve IV, 1. Basım, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1996, s. 296.
    [4] Necib Fazıl, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar, 5. Basım, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1998, s. 23.
    [5] Necib Fazıl, Çile, 32. Basım, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1997, s. 433.
    [6] Necib Fazıl, Veliler Ordusundan 333 -Halkadan Pırıltılar-, 9. Basım, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1996, s. 56.
    [7] Salih Mirzabeyoğlu, Kökler -Necib Fazıl’dan Esseyyid Abdülhakîm Arvasî’ye-, 2. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul 1996, s. 204-205.
    [8] Salih Mirzabeyoğlu, Münşeat -Önsöz ● Bayramlık-, 2. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul 2004, s. 151.
    KAYNAK: AYLIK DERGİSİ...

  4. #4
    Yasaklı Kullanıcı
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 11.01.10
    Mesajlar: 2.197
    Teşekkür ve Beğeni

    Salih abi cok kıymetli bir Alim

    Ona ihtiyacımız var

    hapiste onun gibilerin işi ne

    Allahım yardım et çıksın dışarı

  5. #5
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Mesajlar: 6.974
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı Kaim´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Salih abi cok kıymetli bir Alim

    Ona ihtiyacımız var

    hapiste onun gibilerin işi ne

    Allahım yardım et çıksın dışarı
    Gönlüne bereket can gönüldaşımız...
    Rabbimiz yar ve yardımcın olsun inşaALLAH...
    O EN GÜZEL VEKİLDİR...
    BESMELE...SELAM...DUA...

  6. #6
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Mesajlar: 6.974
    Teşekkür ve Beğeni


  7. #7
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Mesajlar: 6.974
    Teşekkür ve Beğeni



    Hapishaneler İnşa Etsin Devlet...

    Koşullar nedeniyle insanlar otoritenin dayattığı baskı ve yaptırımlara karşı, kendi bireysel varlıklarını ortaya koyarak yeni bir düzen ve eylem içerisine girerler.
    Mutlu değillerdir. Etraflarında ki insanlar da mutlu değildir. Bu toplu acılar büyüyüp yaralar kangren halini almaya başlayınca, birileri çıkıp mevcut düzene ve toplumun dayatmalarına dur deme ihtiyacı içine girer ki; bunun karşılığı ya canıdır, ya da diri diri ölmek. Yaşadığımız çağda bu duruma bir çok örneklendirme getirebiliriz.

    Bireysel çabalarla hayatlarını hiçe sayarcasına düşüncelerini ortaya koyarken dışlanan insanlara baktığımda ürkütücü bir tablo ile karşılaşıyorum. "Artık bizim yaşamımızda hiç bir düzen kendini savunamaz. Bu her yaşımızda kanımızı emen, bizi tüm duygu ve yaşamlarımızı ölümü istercesine yaşamakta inandıran hiçbir düzen kendini savunamaz..." diyen Tezer Özlü'nün bu cümleleri bir çok ortak sancıyı dile getiriyor.

    Aynı tornadan çıkmış insan duygu ve düşünceleri, hayat ve yaşam tarzlarına başkaldırış önce toplumun düzenini içinde öldüren insanın, sonrasında ölüme hazırlık içinde olduğunun bir göstergesi haline dönüşüyor. Her tür baskının insan özünü yok ettiğine inanan Tezer Özlü "İktidardaki egemen sınıf ve benim toplumumdaki düzen her gün sayısız kez benim ve benim gibileri vazgeçmeye ve bizi kendisi gibi olmaya zorladı. Ben biz kezinde aklımı yitirdim, ama kendimi yeniden kendi elime geçirdiğimde daha zor yenilebilir durumdaydım..." diyerek yaşadığı eylemin kendi benliğindeki tahribattan başarıyla sıyrılışını anlatıyor.

    Düşünmek; insan olmanın ve insan olarak diğer canlılardan farklı oluşunu ortaya koyma adına yapılan bir insanlık vazifesidir. "Sen sus! Sen konuşma! Sen okuma! Sen harekete geçme!" ikazları daha dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren bizi şekillendiren ve yontan çekiç darbelerine dönüşmeye başlıyor.

    O zaman ben neden varım ve amaçlarım ne ve kim için? suallerini kendisine sormaya başlayan bireyler, "insanüstü insanlar" olarak tanımladığım bu kitle, bunun bedelini ödeyecek potansiyeli de içlerinde barındırıyorlar.

    Terör örgütleri kurup ortalığa atan sistem kendi kendini ele verirken, "bir düşüncesini beğenmedim bunu içeri tıkıp sesini kesmeliyim, eee bir de bahanem olmalı. Terör eylemine karıştı desem kimse laf etmez "diyerek toplumu toplu halde güdüleme politikasına yönlendirdiği için şimdi F tipi cezaevleri ağzına kadar düşünce suçlulularıyla doldu.

    Buna örnek bir çok isimden biri de Pınar Selek...
    Tıpkı ciltlerce kitap yazan ve bir gün çocuğunu almak için beklerken okul kapısında göz altına alınan ve henüz acıkça bir suç isnat edilemediği halde ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Salih Mirzabeyoğlu gibi, memleketinden sürgün edilen ve vatan hasretiyle gözlerini kapayan Nazım Hikmet, Ahmet Kaya gibi, bir sanat gösterisi nedeniyle uzun yıllar hapis yatan Nureddin Şirin gibi, gerçekleri araştırdığı için katledilen Uğur Mumcu gibi, inandıklarını yazdığı için vurulan Hrant Dink gibi...

    Sivri bir dil ve kokusuz bir yürekle kendini ortaya koymanın bedeli ölüm... Öldürülme sadece ruhun bedenden ayrışmasıyla olmaz, ölümün bin bir şekli vardır ki; cezaevine giren bu insanların işkenceler karşısında hâlâ nasıl direndiklerini biliyoruz. Emine Şenlikoğlu'nun bizzat kendisinden dinlediğim bir hakikati; "Tesettüre girdikten sonra etrafımdaki kadınların düşünceleri ve hayata karşı algıları da değişiyordu. Benim okuduğum kitapları okuyor benim gibi örtünüyor, ve yaşıyorlardı. sonra birden bire gözaltına alındım, onlara suçumun ne olduğunu sorduğum zaman bana 'Biz seninle nasıl baş edeceğimizi düşünürken, bir sürü Emine çoğalmaya başladı sokaklarda...' dediler. Fakat içeri girdiğim zaman kadınlar etrafımda oturup 'Bize anlat, biz de okumak istiyoruz' diyorlar, ben de onlara okuyordum ve hep beraber bilmediklerimizi öğrenip bildiklerimizi pekiştiriyorduk. Ve kısa bir zaman sonra dışarıdan kumaş sipariş etmeye başladık. Benim elbiselerimden onlara da dikmeye başladım. Hep beraber elbiseler dikiyorduk. Evet bir kişi girmiştim ama hangi koğuşa koyarlarsa koysunlar o kadar Emine Şenlikoğlu çoğalıyordu. Cezamın bitmesine daha çok zaman varken aniden serbest bırakıldım. Ben yılmamıştım, benim için hakikat dışarıda ve içeride değişmiyordu, hakikat ve gerçek özgürlük duygusuyla dopdoluydum, bunun için yerin ve mekanın anlamı yoktu."

    Fakat her şey bu kadar kolay olmuyor şimdi. Düşünen insanların mahkum edilmeleri yetmiyormuş gibi bir de telegram işkenceleri uygulanıyor... Akıl sağlığını yok eden ilaçlar veriliyor, tabi bunlar sadece medyaya sızan bilgiler.

    Yargı ne için vardır? Toplumun sosyal gelişimine yön veren yasalar herkesin özgürce gelişmesini ve herkesin ortaklaşa yararına faydalı olacak zeminin hazırlanması ve tedbirin alınması için var olması gerekir. Maalesef ülkemde yargı başka kaygılarla yürütülüyor.

    Devlet, toplumsal huzuru sağlayamıyor ve toplum için yararlı insanları mahkum eden yasalarını düzene koyamıyorsa, PKK lideri Apo'yu, yemeğini yemeden önce kırk bin önlemden geçirtip paşalar gibi ağırlıyorsa, vatan hainleri elini kolunu sallayarak dolaşıp bir de onur ödülleri alıyorlarsa, düşünen ve insanlık adına fark gözetmeksizin çalışan Pınar Selek ve Salih Mizabeyoğlu gibi insanlar hâlâ yok edilmeye çalışılıyorsa, listeler hazırlanıp tek tek insanlar fişleniyorsa...Devlet, devlet olmaktan çıkmıştır artık. Bütün bunların yaşandığı bir ülkede demokrasiden ve insan haklarının varlığından nasıl söz edebiliriz?

    Ayakların baş olduğu, başların ayağa düşürüldüğü bir zamanda yaşama kaygısı çeken insanlarımızın gün gelip F tipi cezaevlerine sığmayacak hale geleceği o günü iple çekiyorum. Düşünmenin bedeli hapse atılmaksa bu ülkede; daha çok hapishaneler inşa etsin devlet.

    / Ayşe Büşra Erkeç

  8. #8
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Mesajlar: 6.974
    Teşekkür ve Beğeni


  9. #9
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 19.08.10
    Mesajlar: 279
    Teşekkür ve Beğeni

    Salih MİRAZEBOYLU nun tek mücadelesi,ülkenin dört bir yanını saran,toplumun ahlakını ciddi anlamda tehdit eden,bizi ateşe doğru sürükleyen batı ahlakının yerini "İslami Büyük Doğu Akıncılar" ahlakına,fikriyatına, bırakması mücaledesidir...ve bu fikriyatı zamanla hayatımıza nakşetme hadisesidir...Tek hedefi,gayesi,mücadelesi,Asr-ı Saadet devrini ahlakını yapısını günümüzde de yaşayıp yaşatmaya çalışıyor olması,nasıl suç olabilir...Üstelik bu uğurda bütün dünya lezzetlerini terk etme pahasına da olsa zindanlarda işkence görmektedir...O haliyle bile eserler vermeye devam etmektedir...Böyle bir adama nasıl olurda terörirst damgası vurulabilir...eğer İslamı yaşamak,yaşatmaya çalışmak teröristlik ise bu uğurda ezelden ebede mücadele eden herkesin de terörist olması gerekmiyor mu...Tarihte de bunun örneklerine çok rastlanmıştır...Nice yiğitler sırf islam uğruna idama mahkum edimiştir...Her dönemde bu haksızlıklar karşımıza çıkmaktadır...Bu haksızlığı yapanlar yaptıranlar,islam karşıtı bu iki ayaklıların biran önce ilahi adaletten nasiplerini almalarını Cenab-I Hak tan niyaz ediyoruz...
    Ya Muntakim Allah bizi intikamına memur et!...

  10. #10
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Mesajlar: 6.974
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı İPARHAN´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Salih MİRAZEBOYLU nun tek mücadelesi,ülkenin dört bir yanını saran,toplumun ahlakını ciddi anlamda tehdit eden,bizi ateşe doğru sürükleyen batı ahlakının yerini "İslami Büyük Doğu Akıncılar" ahlakına,fikriyatına, bırakması mücaledesidir...ve bu fikriyatı zamanla hayatımıza nakşetme hadisesidir...Tek hedefi,gayesi,mücadelesi,Asr-ı Saadet devrini ahlakını yapısını günümüzde de yaşayıp yaşatmaya çalışıyor olması,nasıl suç olabilir...Üstelik bu uğurda bütün dünya lezzetlerini terk etme pahasına da olsa zindanlarda işkence görmektedir...O haliyle bile eserler vermeye devam etmektedir...Böyle bir adama nasıl olurda terörirst damgası vurulabilir...eğer İslamı yaşamak,yaşatmaya çalışmak teröristlik ise bu uğurda ezelden ebede mücadele eden herkesin de terörist olması gerekmiyor mu...Tarihte de bunun örneklerine çok rastlanmıştır...Nice yiğitler sırf islam uğruna idama mahkum edimiştir...Her dönemde bu haksızlıklar karşımıza çıkmaktadır...Bu haksızlığı yapanlar yaptıranlar,islam karşıtı bu iki ayaklıların biran önce ilahi adaletten nasiplerini almalarını Cenab-I Hak tan niyaz ediyoruz...
    Ya Muntakim Allah bizi intikamına memur et!...
    Gönlüne bereket gönüldaş...
    Rabbimize emanetsin inşaALLAH...
    O EN GÜZEL VEKİLDİR...
    BESMELE...SELAM...DUA...

Sayfa 1 Toplam 9 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Hiç koşulsuz söyleyebilseydim…
    Konu Sahibi Mustafa Cilasun Forum Kendi Şiirleriniz
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21-10-2013, 20:52
  2. Kalbimin Diğer Kapısı
    Konu Sahibi <DAMLA> Forum Edebiyat
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16-10-2011, 23:42

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •