Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 36 Sayfa bulundu

Konu: Sabah Namazının Bahaneleri

  1. #1
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 23.01.08
    Mesajlar: 515

    Sabah Namazının Bahaneleri

    Çok yorgunum, uykum var

    Bizi bizden alıp “Yüceler Yücesi”nin huzuruna götüren sabah namazının benzersiz zevk ve lezzetinden mahrum olanların öne sürdüğü nice bahaneler işittim. Belki elliye yakın bahaneyle kendilerini uyutan ve avutanların hesap gününde başlarını önlerine eğeceklerini biliyorum. Bunlardan ilkini dikkat nazarlarınıza sunup, ne derece esassız bir bahaneyle kendimizi kandırdığımızı düşünmek ister misiniz?

    Sabah namazına engel olarak yorgun olmanızı mı gösteriyorsunuz? Çalışıp yorgun olmak da, uyuyup dinlenmek de bir nimettir ve Allah’ın bir mucizesidir. Onun bize en büyük nimetlerden biri olarak sunduğu çalışmayı namaza engel görüp, dinlenip tekrar çalışmak için enerji kazanmamıza sebep olan uykuyu nasıl olur da namaza engel gösterebiliriz?

    Eğer gerçekten çok yorgun ve uykusuzsanız, sabah namazına kalkarak uykunuzdan birazcık mahrum olacağınızı düşünüyorsanız, yanlış yoldasınız. Çünkü, bizim ve her şeyin Rabbi, bizi mutlaka huzuruna istiyor.

    Gerçekten yoğun ve zarurî işleriniz sizi yıpratmış ve çok uykusuz bırakmışsa, yine namaza büyük bir şevk ve coşkuyla kalkın. Eğer zamanınız yok ve ertesi gün için dinlenmeniz gerekiyorsa, namazınızı kısa tutabilirsiniz. Uzun uzun sure okumadan, dua ve tesbihleri uzatmadan, sadece namazın sünneti ve farzını kılarak görevinizi yapmanın huzurunu duyabilirsiniz.

    Çünkü, Rabbimizin sizden istediği farz kısmıdır. En zorlu ve sıkıntılı zamanlarınızda, vazgeçmek yerine, zarurî kısmıyla yetinmeniz, size belki birkaç dakika kaybettirir; ama cennetleri kazandırır.

  2. #2
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 23.01.08
    Mesajlar: 515

    Çocuk uykusuz bırakıyor, sonra da uyuyup kalıyorum

    Cennet yüzlü çocuklarınız geç vakitlere kadar sizi uykusuz mu bırakıyor? Sonra da uyanamıyor musunuz? Oysa çocuklar size Cennetten bir hediye. Günahsızlıklarına bakıp ibret almamız gerekirdi. İster misiniz, namaza engel gördüğünüz bu çocuklar elinizden alınıp götürülsünler?

    İslâm fıtratı üzerine yaratılan, hayatı ve çalışmayı sevmemize vesile olan çocukları ibadeti terk edişimizin bahanesi hâline nasıl getiririz? Eğer bir gün kader karşınıza çıkıp, ibadeti terk edişinize bahane ettiğiniz çocukları elinizden aldığını haber verirse, evinize döndüğünüz akşamlarda ve ayrılışın hıçkırıklarıyla uyandığınız sabahlarda daha mı iyi ibadet edecektiniz? Hayır, o zaman yanılttığımız kimdir?

    Eğer bir gün şeytan sevgili çocuklarımızı bahane yapmaya kalkışırsa mü’minlerin annesi Hazret-i Fatıma’dan (r.a.) ders alalım:

    Bilirsiniz: Henüz süt emmekte olan Hazret-i Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı. Evlâdının inleyişi karşısında şefkatli annelerinin gözlerine sabaha kadar uyku girmedi. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazlarını eda etmişlerdi. Kendisini çaresiz bırakan uykuya ancak bundan sonra vakit ayırabilmişti.

    Sonra mescid-i şerifte sabah namazını kıldıran Peygamber Efendimiz (a.s.m.), âdeti üzere onun evine teşrif etmişlerdi. Hazret-i Fatıma Validemizi uyur vaziyette görünce onun sabah namazını kılmadığını sanmış; “Ey kızım Fâtıma, Peygamber kızıyım diye sakın namazı terk etme! Beni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, namazını vaktinde kılmadıkça Cennete gireceğini zannetme” diyerek, namazın hiçbir şekilde ihmal edilemeyeceğini belirtmişlerdi. Buna karşılık, “Canım babacığım, sabaha kadar uyumadım. Sabah namazını kılıp yattım” diyen Hazret-i Fatıma’ya, Efendimizin verdiği unutulmaz mesaja dikkat edin: “Müjdeler olsun sana kızım Fâtıma! Âhirette böyle sıkıntılar görmeyeceksin.”

    " Müjdeler olsun ona. Ve müjdeler olsun bu sabah ne kadar zor ve ağır olursa olsun, Hz. Fatıma gibi, kâinatın şefkatli Yaratıcısından vazgeçmeyenlere. Çünkü onlar asla yalnız ve yardımcısız bırakılmayacaklardır

  3. #3
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 23.01.08
    Mesajlar: 515

    İhtilâm oldum, gusül yapmam gerekir

    Eğer gusül ihtiyacını sabah namazını kılmaya engel görüyorsanız, kolayca çözebileceğiniz bir mesele yüzünden sonsuz hazineleri kaybediyorsunuz demektir.

    Dinimizde gusül ihtiyacı olan bir kimsenin, belirli bir sürede yıkanması farzdır. Bu süre, üzerinden bir farz namaz geçmeyecek kadar olan süredir. Yani, yıkanma ihtiyacını duyduğunuz anın namazını mutlaka kılacak kadar bir süreden önce gusletmek zorundasınız. Diyelim, yıkanma ihtiyacı duydunuz ve o anda öğlenin vakti girdi. İkindi olmadan gusletmeniz ve öğleyi kılmanız şarttır.

    Ne yazık ki, bazı gençler, gusül ihtiyacını namazı kazaya bırakmaya bir mazeret sanıyorlar. Hayır! “Gusletmeden namaz kılamazsınız” demek, “Bu sizin için bir engeldir” anlamına gelmez; aksine, “Bir vakit namazı kazaya bırakmadan hemen yıkanın” manası taşır.

    Gusül ihtiyacı, özellikle genç, bekâr ya da askerlik, yolculuk, misafirlik gibi özel durumları olan kimseler için önemli bir problemdir.

    Ama hiçbir zaman namaza engel değildir.

    Bunun için öncelikle kimi yanlış anlamaları düzeltecek şu kuralları hatırlatmakta fayda var:

  4. #4
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 23.01.08
    Mesajlar: 515

    Gusül için mutlaka sıcak suyla yıkanmanız gerekmez
    Çünkü sıcak su, bir emir değil, bir kolaylıktır.

    Eğer soğuk veya ılık bir suya dayanabildiğiniz halde çok sıcak olması için zaman kaybetmiş ve namazı kazaya bırakmışsanız, sorumlusunuz. Bir yaz günüydü. Güneşin doğmasına 15-20 dakika vardı. Bir öğrenci evinde misafirdim. Eğer sıcak su arayışına girsem, çok zaman geçecek ve namaz kazaya kalacaktı. Çünkü, ne elektrikli, ne gazlı şofben vardı. Suyu ocakta ısıtmak ise çok zaman alacaktı. Yaz olduğu için suyu hiç ısıtmadan guslettim. Biraz üşüdüm, ama kâinattan daha önemli olan namazım kazaya kalmadı. Ama su çok soğuksa ve hasta olma ihtimaliniz varsa, elbette ısıtmanız gerekir. Çünkü dinimiz sağlığımıza aykırı bir şey emretmez. Bununla birlikte, askerde iken kışın bile buz gibi suyla yıkanan imanı sağlam arkadaşlarımız vardı. Onların o sarsılmaz teslimiyetlerine hayran olurdum.


    Gusül zamanı, köklü bir temizliğin yapılmasını gerektirmez
    Eğer güneş doğmak üzereyse, hemen farzlarla yetinerek bir an evvel yıkanmanız ve namaza koşmanız gerekir. Bazı gençler, güneşin doğmasına bir saat evvel yıkanması gerektiğini fark eder. Hemen harekete geçmesi gerekirken, uyumaya devam edip namazı kazaya bırakırlar ki, bu hiçbir şekilde doğru değildir. Bir kısmı da, çok geniş vakit olduğu halde o kadar yavaş hazırlık yapar ve banyoda o kadar çok kalır ki, çıktığında güneş doğar ve namaz kazaya kalır. Oysa namazın kazaya kalma tehlikesi varsa, uzun uzun yıkanmak, sabunlanmak ve keselenmek doğru değildir. Yapılması gereken, hemen guslün farzlarını yapıp sabah namazını kılmaktır.

  5. #5
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 23.01.08
    Mesajlar: 515

    Bazen kalabalık bir yerde kalıyor olabilirsiniz
    Belki aynı anda gusletmesi gereken iki kişi var ve ancak bir banyo bulunuyor. Bu durumda bir kova suyla tuvalette bile yıkanmanız mümkündür. Sadece çıkarken ayaklarınızı iyi yıkayın. Nitekim ilâhiyatçı bir arkadaşım, banyo meşgul olduğu için tuvaleti tercih etmeme şaşırmıştı. Orada yıkanmanın caiz olmayacağını düşünüyordu. Oysa önce zemini soğuk suyla yıkayabilirsiniz.

    Belki de kitabın başından beri bu kadar detaylı örnekler vermemi garipseyen, “Bu da yazılır mı?” diyen okuyucum olmuştur.

    Bunları şunun için yazıyorum: Bu tür basit sebeplerden dolayı namazı kazaya bırakan sayısız genç gördüm. Onları uyardığım zaman, “Allah razı olsun, biz bunu böyle bilmiyorduk” dediler ve hallerini düzelttiler.

    Şu yazdıklarımın aynısını veya benzerlerini yaşayan bir kardeşim, kitabı okuduktan sonra daha bir şuurlanarak, koca ömründe sadece bir namazı kazaya bırakmaktan kurtarsa bile kârdır. Çünkü, koca bir kâinatı kurtardı ve sonsuz bir hazinenin anahtarını kazandı.

    Guslettikten sonra bazı kimseler havluyla kurulanmaya ve giyinmeye uzun zaman harcarlar
    Oysa ilk yapılacak iş, baştan itibaren güneşin doğmasına kaç dakika kaldığını öğrenmek ve ikide bir saate bakmaktır. Eğer zaman darsa, kısa sürede kurulanıp namaz kılmaya yetecek kadar giyinip hemen namaza durulmalıdır. İç çamaşırından başlayarak bütün elbiselerimizi giymek şart değildir. Hemen farzı yerine getirecek kadar giyinip namaza başlamak gerekir. Hatta zaman çok darsa ve güneş doğmak üzereyse, bornoz veya havluyla bile kılmanız mümkündür. Onlarla kılmak normal zamanlarda mekruhtur, ama böyle zamanlarda hiçbir şey olmaz.

    Gusülden sonra vakit çok darsa, namaz kılmaya hemen farzdan başlayabilirsiniz
    Çünkü, en önce farzdan sorumluyuz. Onu kılarken de, daha önce geçtiği gibi sadece farz olan kısımları yerine getirip, sünnet ve müstehaplardan vazgeçebilirsiniz. Çünkü, önemli olan güneş doğmadan önce farzı yetiştirmektir.

    Hayatımda ne zaman bu problemle karşılaşmışsam, birbirinden ilginç formüller uygulayarak Rabbimin huzuruna çıkmayı başardım. Daha doğrusu ben Onun huzuruna çıkmak için ne yapayım diye çırpınırken, O bana imkânlar sağladı, kolaylıklar gösterdi. Çünkü Rabbimiz, Kendisinin huzuruna çıkmak için can atan hiçbir kulunu kendi hâline bırakmaz, elinden tutar, yardım eder ve engelleri kaldırır. Kim ki, namaz kılmak aşkıyla yanıp tutuşmuş, namazın önünde hiçbir engel tanımamış, Allah da onu huzuruna almış, tüm engellerini yok etmiştir.

    İşte size namaz kılma şevkiyle coşan bir askerin, nasıl yardımcısız kalmadığını gösteren ibretli bir hatıra:

    Muhammed Bozdağ’ın bir arkadaşından aktardığı şu askerin hikâyesini her hatırlayışımda heyecan duyarım. Savaşmaktan yorgun düşen ordu, bir sonraki gün yeniden göğüs göğüse çarpışacak olmanın heyecanı içerisinde uyumaya çalışıyordu. Askerler belki de yarın şehid olacaklar, onlar için bekleşen evlâtları, eşleri ve anaları gözyaşı dökeceklerdi.

    Buz gibi gecenin zifiri karanlığında genç bir delikanlı gözlerini açtığında olan olmuştu. Hemen yıkanmalıydı. Yarın bu hâliyle şehid olabilir miydi? Ağladı, içten yalvardı, göğüs kafesindeki kalbi fırtınalar koparıyor, ateş etmek için küçük bir fısıltı bekleyen düşmana karşı tüm hıçkırıkları boğazında düğümleniyordu.

    Yerinden fırladı. Allah’ın huzuruna temiz gitmeliydi. Siper aldıkları mekânın ilerisindeki gölette yıkanabilirdi. Kardeşlerine, yanındaki nöbetçi Mehmetçiklere anlattı durumunu. Kimse ona engel olamadı.

    El yordamıyla gölete gidip suya daldığında bedeni titriyordu, parmakları donuyordu belki, ama ruhu şefkatli Yaratıcının sevgisinin verdiği sıcaklığa gark olmuştu. Bir an gözlerini açtı. Bir manga düşman askeri su almak için kazanlarla gölete gelmiş, kendisi suyun içinde silâhsız ve savunmasız halde kalmıştı. Onu hemen esir almak için silâhlarına yeltenen düşmanlar korkunç bir ürperti içerisinde aniden silâhlarını bırakıp ellerini kaldırdılar.

    Sonucu merak ediyor musunuz? Silâhsız bir askerin Allah’a gösterdiği engin sadakatin karşılığında melekler ona yardıma gönderilmiş, meleklerin desteği sayesinde silâhsız bir asker, bir manga silâhlı askeri esir alarak birliğine teslim etmişti.

    Belki çok olağanüstü ve hayatınızda karşılaşmayacağınızı sandığınız bir olay bu. Hayır! Canınız pahasına da olsa namazdan vazgeçmediğiniz bir vakitte siz de mutlaka benzer bir olay yaşamış ya da yaşayacaksınız.

    O halde ezanla İlâhî çağrıyı duyduğumuz anda bizi Onun huzuruna gitmekten hangi bahane engelleyebilir?


    Güneş doğmak üzereydi


    Bazen her türlü tedbiri aldığınız halde tam zamanında uyanamazsınız. Gözünüzü açtığınızda, ortalığın aydınlandığını görür, “Eyvah, güneş doğmuş” diye düşünürsünüz. Tam yüreğinizi tarifsiz bir acı kaplamak üzeredir. Çünkü, namaz kaçmış, manevî hazine elden çıkmış, size derin bir hüzünle dolup taşmak kalmıştır. Ama, durun bir dakika. Hemen güneşin doğduğuna karar vermeyin. Saate bakın. Belki birkaç dakikalık zamanınız vardır.

    Kimileri böyle bir durumda saate bakar, ancak üç beş dakikalık zaman kaldığını görür, “Artık yetiştiremem” diye düşünür. Oysa güneşin doğmasına üç dakika bile kalsa yine yapabileceğiniz bir şeyler vardır.

    Eğer tüm tedbirleri aldığınız halde uyanamamış, ancak güneşin doğmasına birkaç dakika kala gözünüzü açmışsanız, iyi gerilmiş bir yaydan okun fırladığı gibi yataktan kalkın. O anda bir an önce abdest alıp namazı yetiştirmekten başka bir şey düşünmeyin.

    Zamanınız dar olduğu için ihtiyacınız olsa bile tuvalete gitmeyin. Normal zamanda mekruh olan bu hareket, vaktin dar olduğu durumlarda mekruh değildir.

    Derhal abdest alın. Ancak abdestin sünnetleriyle vaktinizi geçirmeyin. Sadece ellerinizi ve kollarınızı dirseklere kadar yıkayıp, yüzünüze geçin. Başınızı meshettikten sonra ayaklarınızı yıkayıp kurulanmayla oyalanmadan namaza durun. Havlu kullanıp da zaman kaybetmediğiniz gibi, eğer erkekseniz kollarınızı indirmeye bile çalışmayın. Hemen namazın farzına durun. Bulunduğunuz yer temizse seccadeyle oyalanmayın. Namazın içindeki farzları yerine getirmekle yetinin. Eğer zaruretle iktifa ederseniz, bunlar üç dakika bile sürmez. Zaman kaybetmemek için titizlik gösterirseniz, bir hazinenin yok olup gitmesini engellemiş olursunuz. Ama sanki geniş bir zamanınız varmış gibi oyalanırsanız, cihan kıymetindeki bir hazineyi elden kaçırırsınız.

    Bu arada şunu da hatırlatalım: Peygamber Efendimiz (a.s.m.), şöyle bir müjde vermektedir: “Kim sabah namazından bir rekâti güneş doğmadan kılabilirse, sabah namazına yetişmiş demektir. Kim ikindi namazından bir rekati güneş batmadan önce kılabilirse ikindi namazına yetişmiş demektir.” (Kütüb-i Sitte, c.7, s.406) Bu müjde de mü’minler için büyük bir avantajdır.

    Sakın namazı geciktirmeyi alışkanlık hâline getirmeyin. Ama aldığınız tedbirlere rağmen geç kalmışsanız, elinizdeki tüm saniyelerin kıymetini bilin ve namazı mutlaka yetiştirin.

    Güneş doğmak üzereydi
    Bazen her türlü tedbiri aldığınız halde tam zamanında uyanamazsınız. Gözünüzü açtığınızda, ortalığın aydınlandığını görür, “Eyvah, güneş doğmuş” diye düşünürsünüz. Tam yüreğinizi tarifsiz bir acı kaplamak üzeredir. Çünkü, namaz kaçmış, manevî hazine elden çıkmış, size derin bir hüzünle dolup taşmak kalmıştır. Ama, durun bir dakika. Hemen güneşin doğduğuna karar vermeyin. Saate bakın. Belki birkaç dakikalık zamanınız vardır.

    Kimileri böyle bir durumda saate bakar, ancak üç beş dakikalık zaman kaldığını görür, “Artık yetiştiremem” diye düşünür. Oysa güneşin doğmasına üç dakika bile kalsa yine yapabileceğiniz bir şeyler vardır.

    Eğer tüm tedbirleri aldığınız halde uyanamamış, ancak güneşin doğmasına birkaç dakika kala gözünüzü açmışsanız, iyi gerilmiş bir yaydan okun fırladığı gibi yataktan kalkın. O anda bir an önce abdest alıp namazı yetiştirmekten başka bir şey düşünmeyin.

    Zamanınız dar olduğu için ihtiyacınız olsa bile tuvalete gitmeyin. Normal zamanda mekruh olan bu hareket, vaktin dar olduğu durumlarda mekruh değildir.

    Derhal abdest alın. Ancak abdestin sünnetleriyle vaktinizi geçirmeyin. Sadece ellerinizi ve kollarınızı dirseklere kadar yıkayıp, yüzünüze geçin. Başınızı meshettikten sonra ayaklarınızı yıkayıp kurulanmayla oyalanmadan namaza durun. Havlu kullanıp da zaman kaybetmediğiniz gibi, eğer erkekseniz kollarınızı indirmeye bile çalışmayın. Hemen namazın farzına durun. Bulunduğunuz yer temizse seccadeyle oyalanmayın. Namazın içindeki farzları yerine getirmekle yetinin. Eğer zaruretle iktifa ederseniz, bunlar üç dakika bile sürmez. Zaman kaybetmemek için titizlik gösterirseniz, bir hazinenin yok olup gitmesini engellemiş olursunuz. Ama sanki geniş bir zamanınız varmış gibi oyalanırsanız, cihan kıymetindeki bir hazineyi elden kaçırırsınız.

    Bu arada şunu da hatırlatalım: Peygamber Efendimiz (a.s.m.), şöyle bir müjde vermektedir: “Kim sabah namazından bir rekâti güneş doğmadan kılabilirse, sabah namazına yetişmiş demektir. Kim ikindi namazından bir rekati güneş batmadan önce kılabilirse ikindi namazına yetişmiş demektir.” (Kütüb-i Sitte, c.7, s.406) Bu müjde de mü’minler için büyük bir avantajdır.

    Sakın namazı geciktirmeyi alışkanlık hâline getirmeyin. Ama aldığınız tedbirlere rağmen geç kalmışsanız, elinizdeki tüm saniyelerin kıymetini bilin ve namazı mutlaka yetiştirin.
    Konu Mekarim-i Ahlak tarafından (24-01-2008 Saat 06:10 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 23.01.08
    Mesajlar: 515

    Yatağın içi sıcacık, dışarısı soğuk, üşeniyorum
    Uykunun en tatlı yerindesiniz. Tam mışıl mışıl uyurken bir saat çalıyor ve sizin sabah namazına kalkmanızı hatırlatıyor. Yatağın içi sımsıcak. Ama ya dışarısı? Kışın zaten soğuk.

    Yazın ise sabah serinliği var. Uyku mahmurluğunu bırakıp, sıcacık yatağı terk ederek, suyla abdest alıp namaza koşmak kolay mı?

    İşte tam nefsinizle kalkmakla kalkmamak arasında tartışırken, Cennet bahçeleriyle Cehennem çukurlarını hatırlayın. Eğer her şeye rağmen rahatınızı bozup namaza koşarsanız, size 500 senelik Cennet verilecek. Bu ne demek biliyor musunuz? Size verilen Cenneti bir uçtan bir uca yürümek isterseniz tam 500 sene geçecek. İşte bu kadar geniş bir mutluluk yurdu size verilecek. Hem de boş bir arazi olarak değil. Peygamberimizin (a.s.m.) ifadesiyle öyle nimetler var ki, “Ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne insanın aklının ucundan geçmiştir.”

    Zevk ve lezzet adına ne isterseniz, Cennette var. Rengarenk çiçekler, çeşit çeşit kuşlar, altlarından ırmaklar akan köşkler, hep sizin için.

    Dünyada üç kuruş kazanmak yolunda sıcak soğuk, zor kolay demeyip çalışan bir insanın, küçük zahmetlere katlanmak istemeyip sonsuz mutluluk yurdu olan Cenneti kaybetmesi kadar kötü bir şey olabilir mi?

    Bütün bunlara rağmen yine de yatağın dışındaki soğuk sizi namaza karşı üşengeç yapıyorsa, ısınmanın yolunu bulmaya çalışın. Soba, klima, kalorifer gibi hangi yöntem sizin için daha kolay ve çabuk ısıtıcıysa namaz kıldığınız ortamı ısıtmanın formüllerini arayın. Nefsiniz soğuk suyla abdest almaktan kaçınıyorsa, hiç üşenmeden suyu ısıtın. Yeter ki, içiniz rahat etsin ve gönül huzuruyla abdest alıp ibadet edin.

    Ama her zaman odanızı ısıtmanız mümkün olmaz. Misafirlikte, yolculukta, askerde sıcacık yatağınızı terk edip soğuk bir ortamda namaz kılmak zorunda kalabilirsiniz. Kendi eviniz bile olsa, her zaman geniş imkânlarınız olmayabilir. Bu şartlarda bile size yakışan, hiçbir olumsuzluğa aldırmadan coşkuyla Allah’ın huzuruna çıkmanızdır.

    Nice soğuklarda sıcak yatağı bırakıp namaza koştum. Öyle soğuk sularla abdest aldım ki, tir tir titriyordum. Tüm çektiğim zahmetler, bana sağlıklı bir vücut ve muhteşem bir kâinat bağışlayan Rabbime feda olsun. Onun ikram ve ihsanı karşısında bizim katlandıklarımız hiçbir şey değil.

  7. #7
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 23.01.08
    Mesajlar: 515

    Misafirlikte iken nasıl davranılacak?
    Misafirlik hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Bazen misafir olduğunuz bir akraba veya arkadaşınızda gece de kalmanız gerekebilir. Eğer ev sahibi, namaza ve özellikle sabah namazına karşı duyarlı bir kimse ise, elbette sizi de kaldıracaktır. Namaz kılmayan veya gereken önemi vermeyen biriyse ne yapacaksınız?

    Aslında namaz kılan biri bile olsa, siz yine de kendi tedbirinizi alın. Belki sizin kadar önemsemiyor ya da her türlü tedbire rağmen uyanamamış olabilir. Bunun için kıbleyi öğrenin, seccadenizi alın ve saatinizi kurun. Ben çalar saatimi yolculukta ve misafirlikte de çantamda taşırım. Ayrıca cep telefonumun alârmı da istediğim saatte kalkmama yardım eder.

    Bazen tüm imkânlardan mahrum olabilirsiniz. Ama yine de bulabileceğiniz çözümler var. Bir arkadaşımda misafirdim. Yolculuk gecenin 2’sinde bitmiş, otogardan gelip hâl hatır faslını geçinceye kadar saat 4 olmuştu. Kış mevsimiydi. Biraz daha bekleyip sabah namazını kılalım istiyorduk, ama sabah 9’da bir toplantıda olmalıydık. En iyisi uyuyup namaza kalkmaktı. Arkadaşım namazına olağanüstü ilgi gösteren birisiydi. Fakat uyarıcı hiçbir vasıta yoktu. Çocuk çalar saati oyuncak gibi kullanmış, bozmuştu.

    O zaman benim de, onun da cep telefonunun alârmı yoktu. “Merak etme, biz uyanıyoruz” dedi. “Kesin uyanır mısın, hiç kazaya bıraktığın olmuyor mu?” diye sordum. Sustu. Belki normal zamanlarda kalkmak kolaydı, ama saat 4’te yatıp iki saat sonra kalkmak kolay değildi. Benim derin derin düşünmem karşısında çaresizliği onu üzmüştü.

    Artık başka çözümler bulmalıydık. Bir sürahi su istedim ve üç dört bardak içtim. Böylece birkaç saat sonra uyanmak mümkündü. Cep telefonuyla bir arkadaşımı aradım ve beni 6.30’da namaz için uyarmasını söyledim. Gönül rahatlığıyla hem uyumuş, hem namaza kalkmıştık.

    O günden sonra bir tecrübe daha edinmiştim. Sabah namazı konusunda, ciddi bir tedbiri yoksa hiç kimseye güvenmeyecektim ve kendi başımın çaresine kendim bakacaktım.

    Sizin de aklınızda bulunsun: Kendi tedbirinizi kendiniz alın. Güvendiğiniz dağlara kar yağabilir.

  8. #8
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 23.01.08
    Mesajlar: 515

    Saati kurmayı unuttum
    Aslında namaz ve namazla ilgili hazırlıkların unutulması aklın alacağı bir şey değil. Bu bakımdan yatmadan önce yapılacak en önemli şey, sabah namazına kalkmak için saatimizi kurmaktır. Ne var ki, bazı kimseler saati kurmayı unuturlar. Bazı insanlar ise, normalde beş vakit namazlarını kıldıkları halde, günlük meşgalelere dalar, bazı vakitleri kılmayı unuturlar. Namaz kılmayı unutmak, kabul edilecek bir şey değildir. Çünkü, unutmak önem vermemektir.

    Her şeyin Hàlikı, her şeyin Sahibi, kâinâtın Sultanı, kulunu huzuruna çağıracak ve kul unutacak.

    Olacak şey değil.

    Oysa insanların yaptıkları dâvetleri düşünelim.

    Bir dostumuz, bir akrabamız bizi bir yemeğe veya iftara dâvet ettiğinde unutuyor muyuz? Hele bir de bir bakan, bir başbakan bizi dâvet etse unutur muyuz? Mümkün değil. Günleri iple çeker, dâvet gününü heyecanla bekleriz.

    Üstelik bizi huzuruna çağıran Yüce Rabbimiz bize her an verdiği nîmetlerle Kendisini hatırlatıyor.

    Yediğimiz rızıklar, içtiğimiz su, soluduğumuz hava bin bir dille Allah’ı hatırlatıyor.

    Bütün varlıklar vazifelerini eksiksiz ifâ ederek, bize fıtrat vazifemizi hatırlatıyor.

    Hal böyle iken namaz nasıl unutulur?

    Bir kul ki, sultanı onu huzuruna çağırıyor ve o bu çağrıyı unutuyor.

    Olacak şey değil. Namaz, Rabbimizle görüşmemiz, boynumuzu büküp yalvarmamız, derdimizi döküp medet istememiz.

    Sonsuz ihtiyaç içindeki bir kul, nasıl olur da şiddetle ihtiyacı olan yardımı istemeyi unutur?

  9. #9
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 23.01.08
    Mesajlar: 515

    Yatsı ve teheccüd, sabah namazına engel mi?
    Beş vakit namaz kılmaya özen gösteren bazı kimseler, yatsı namazıyla sabah namazının birbirine engel olduğunu düşünürler.

    Özellikle yaz günlerinde yatsı geç okunduğu için erken yatmak mümkün olmaz. Aksine sabah da erken olmaktadır.

    Birisi, “Eğer yatsıyı beklersem uykusuz kalıyorum ve sabah namazına kalkamıyorum. Bazen de çok yorgun ve uykusuz olduğum için erken yatıp sabah namazına kalkıyorum. Ama bu kez yatsı namazım kazaya kalıyor” dedi.

    Maalesef kimi insanların yaşadığı bu tür bir sorun var. Ancak çözümü zor değil. Bu problemin en yoğun yaşandığı aylar Mayıs ve Haziran’dır. Bu aylarda geceler çok kısadır. İki ay boyunca dikkatli olmak, tetikte bulunmak gerekir.

    Yorucu işlerde çalışan ve uykusu ağır olan kimseler, yatsıyı hemen kılıp yatmalıdırlar. Bu şekilde yaklaşık 6 saat uyumak mümkündür ki, sabah namazından önce bu kadar uyumak az değildir. Eğer yatsıyı bekleyemeyecek kadar yorgun ve uykusuzsanız, yatsıyı bir müddet uyuduktan sonra imsak vaktinden önce kılabilirsiniz.

    Yatsıyı kıldıktan bir müddet sonra imsak vakti girmişse, tekrar yatmak yerine bekler, sabah namazını kılar, öyle yatarsınız. Çünkü, sabah namazı tehlikeye girebilir.

    Bir de teheccüd namazı kılan kimseler, bazen sabah namazını kaçırdıklarını söylemektedirler. Gece teheccüde kalkıp tekrar uyuyunca sabah namazına uyanmakta zorlananlar olabilmektedir.

    Teheccüd, namazlar içinde en kuvvetli sünnettir ve Peygamberimiz (a.s.m.) üzerine farzdır. Ancak bu çok faziletli ve sevaplı namaza bilhassa yeni başlayanlar sabah namazını kaçırabilmektedirler.

    Bir sünnet ne kadar kuvvetli olursa olsun, farzın derecesine yetişemez. Bunun için teheccüd yüzünden sabah namazının kaçırılması kabul edilemez.

    Çözüm şudur: Özellikle teheccüd namazına alışma sürecinde dikkatli olmak gerekir. Söz gelişi, teheccüde ilk başlama dönemi, gecelerin uzun olduğu kış mevsimine denk getirilebilir. Eğer yaz mevsimiyse, mümkün mertebe yatsıyı hemen kılıp yatmak, uyanmak için kararlı olmak gerekir.

    Herkes kendi durumuna, şartlarına göre formüller üretebilir. Ama her hâlükârda hedefimiz, hiçbir namazı kazaya bırakmamak olmalıdır.

    Alıntıdır: Ihya Merkezi - www.ihya.org

  10. #10
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 24.01.08
    Yer: istanbul
    Yaş: 44
    Mesajlar: 321

    “Mümin namaza başladığında, Allah Teala, namazı bitirinceye kadar lütuf ve merhamet ile ona bakar ve o ilahi merhamet gölgesinde yer alır; onun etrafını göğün ufuklarına kadar melekler sarar ve Yüce Allah bir meleği onun baş ucunda durup şöyle demekle görevlendirir: Ey namaz kılan! Eğer kimin sana baktığını ve kiminle raz-u niyaz ettiğini bilseydin, asla bu yerinden ayrılmazdın ve başka bir şeye ilgi göstermezdin.”
    Cami’ul Ahadis c. 2, s. 5.

    Çok güzel bir dosya olmuş.Ellerinize sağlık Mekarim-i Ahlak.Bütün bahanelerimizin ne kadar çürük olduğu apaçık.Rabbim nefsimize uydurmasın inş.

Benzer Konular

  1. örtünmeme bahaneleri
    Konu Sahibi saliha Forum Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 17-06-2008, 18:25
  2. Sabah Namazının Önemi
    Konu Sahibi GizliOzne Forum İslami Bilgi ve Kaynaklar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22-04-2008, 20:42
  3. sabah namazının vakti
    Konu Sahibi gülderen özdemir Forum İslami Bilgi ve Kaynaklar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 08-01-2008, 22:34
  4. sabah namazının fazileti
    Konu Sahibi madenci Forum Hadis-i Şerif
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29-11-2007, 01:12
  5. sabah namazının fazileti
    Konu Sahibi kabei serif Forum Dini sohbet
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 26-04-2007, 12:05

İşaretlemeler

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •