Sayfa 4 Toplam 15 Sayfadan BirinciBirinci ... 2345614 ... SonuncuSonuncu
31 den 40´e kadar. Toplam 148 Sayfa bulundu
Like Tree24Kişi Beğendi

Konu: Tefsir Dersleri...

  1. #31
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    Latif Bir Münazara


    Allâme Ebu Bekir bin el-Arabî, «Ahkâmü'l Kur'an» isimli eserinde şu münazarayı anar; «Biz. Mescid-I Aksa (H. 487) Sahra Mescidi (muallak taş) harlminde oturuyorduk. Burada İlmi mevzuları konuşmak, gelenek ha*lindeydi. Yanınıza Hanefi mezhebinin büyük alimlerinden Ez-Zevzenl. «Ha*lil er-Rahman»ı ziyaret için geldi. O'na «Müslüman, kâfir ile kısas yapılır mı?» diye soruldu. Ez-Zevzeni de, «Evet, müslüman, kafiri öldürürse, o da kısas yapılarak öldürülür» cevabını verdi. O'na bu husustaki delilinin ne olduğu sorulunca, «Bu mevzu da delilim. Allah (cc) in «Ey iman edenler, maktuller hakkında size kısas (misilleme) yazıldı (farz kılındı)...» âyetidir. Bu âyet. umumu ifade ettiğinden, öldürenler hangi ırk ve dinden olursa ol*sun, kısas hükmünün kapsamına girerler» dedi.

    Bu toplantıda bulunan Şafii faklhlerinden Atâ el-Makdesi ile Zevzenî arasında latif bir münazara başladı. El-Makdesi, Şeyh Zevzeni'nln âyetten çıkardığı hükmün, üc acıdan hücceti bulunmadığını söyleyerek şöyle der: «1. Allah (cc), «...Size kısas yazıldı (farzedildl)» âyetinde, cezalandırmada eşitliğin şart olduğunu açık şekilde ifade etmiştir. Yalnız müslüman ile kâ*fir arasında eşitlik yoktur. Zira küfür, onun insanlıktaki yeri ve derecesini alçaltmıştır. 2. Allah (cc). âyetin sonunu, evveli ile bağlayarak, açık beya*nını «...Maktuller hakkında size kısas (misilleme) yazıldı (fon edldl). Hür hür ile, köle köle ile, dişi dişi He, (kısas olunur)...» biçiminde buyurdu. Kö*lenin köleliği, küfrün eserindendir. Dolayısıyla köle, hüre eşit değildir. Kâ(İrin. müslümandan daha aşağı bir derecede olacağı ,hiç bir surette eşit olmayacağı açıktır. 3. «...Kimin (hangi katilin) lehinde maktulün kardeşi (velisi tarafından) cüzi bir şey afv olunursa (hemen kısas düşer)...» âye*timle müslüman, müslümanın kardeşi olduğu gibi, maktulün de neseben Mırdüşidir. Müslümanla. kâfir'arasında ise hiçbir hususta kardeşlik yok İm Kısas âyeti, kafirin bu hükme girmediğine delâlet eder.»

    Zevzenî de, Atâ el-Makdesi'ye şöyle cevap verdi: «Deliliniz sahihtir Amn delillerinizle -hüküm vermek, benim için gerekmez. Allah (ne) n«ioilinekte eşitliği emretmiştir.» sözünüzü aynen kabul ediyorum «Kiminin iıFIrle müslüman orasında eşitlik yoktur» görüşünüz ise doğru (Inflilıllr

    luı müslümanla kafir, ecn güvenliği acısından islâm hukukunda açltllr ( ıı eşitlik kısas için kafidir. Müslüman ve kafir, islâm ülkesinde yaşarlar. I ılnm hukuku, zımmi malı çalan müslümanın kolunun kesilmesini konin-iıklu emreder. Bu da zımmi malının, müslüman malına korunma hununun-'in asit olduğunu gösterir. Bu durum zımmi kanının da, müslüman kanı gl il korunacağına işaret eder. Çünkü zımmînin malı gibi. hayatı da l«lom inıkııkunun teminatı altındadır. «Âyetin sonu, başlangıç kısmıyla irtibatlı ılım sözünüz kabul edilemez. Çünkü âyetin başlangıcı umumu İfade adar • nn, sonu da hususi bir hükmü ifade eder. Âyetin sonunun hususi oluşu, İHiflongıcıntn umumi oluşuna mani değildir. Umumu ifade eden âyetin hükmü umumi, hususi ifade eden âyetin hükmü, hususi icra edilir.

    «Hür, köle ile kısas yapılamaz» görüşünüzü kabul etmiyorum. Hür, M*aıı rffedip yerine diyet almak başka mütalaa edilir...» EzZevzanİ lln «ünü ben de söylüyorum. Yalnız affetme hususunda müslümanla, kâfir ıurdeş değildir. Ve eşitte olamaz. Bir zımmî, bir müslümanı öldürmüş olsa, öldürülenin kardeşi katilden diyet alarak affetse, affı kabul edllmei. Hal-ı ııkl bir müslüman, bir müslümanı öldürse, öldürülenin kardeşi İslam hu-' ııkunun tayin ettiği diyeti alarak katil müslümanı affedebilir. Af hıınıınun-tukl 6yet. kısasın umumiliğine engel değildir. Yanf kısas hükmü başka, ••nonı affedip yerine diyet almak başka mütalaa edilir... «Ez-Zevrenl İl* ^ıfl el Makdesî arasında gecen büyük münazaradan cok faydalandık Mü-mı/aranın tümünü «Nüzhetü'n Nazır» isimli kitabımda yazdım.» [191]



    İkinci Hüküm: Baba, Oğlunu Öldürürse, Kısas Yapılır Mı?


    Cumhur'a (Şafiî. Hanbelî, Hanefî) göre. oğlunu öldüren babaya, kıtoı yııpılmoz. Zira Resuiullah (sav), «oğlunu öldüren babaya, kısas yapılman buyurdu.

    Cessâs, bu hususta, «Resulullah (sav)'ın «Oğlunu öldüren babaya, kısas yapılmaz» hadisi meşhurdur. Sahabilerden hiç biri, Haz. Ömer (ra)'-In bu hadisle ilgili uygulamasına muhalefet etmemiştir. O'nurt bu icrası, hadisi manen mütevatir kılmaktadır» [192] der.

    İmam MalU (ra) ise, «Bir baba, oğlunu işkence yaparak kasten öl*dürürse, kısas yapılır» [193] demektedir.

    Kurtubi de bununla ilgili olarak şöyle diyor: «Maliki mezhebi içersin*de bu hususta hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Bir baba. oğlunu kasten -iş*kence yaparak, keserek, bir yere hapsederek, ölüme terkederek- öldürürse kısas yapılır. Yalnız öldürmek kastı ile değil, terbiye için döverken ölürse kısas yapılmaz, babadan diyet alınır.» [194]

    Cumhür'un görüşü, delil aldıkları hadise istinaben daha tercih edi*lir. Çünkü babadaki evlatlık şefkati, onu kasten öldürmeye manidir. Eğer oğul, babayı öldürürse, oğul kısas yapılır. Fahrü'l İslâm Eş-Şâ'şi; «Baba, evladın varlık sebebidir. Evlat, varlık sebebi babanın nasıl yokluk sebebi olabilir?» der. [195]



    Üçüncü Hüküm: Bir Toplum, Bir Adamı Öldürürse, O Toplumun Tümü Kı*sas Yapılır Mı?


    Fakihler. bir insanın öldürülmesine, bütün fertler katılırsa o toplulu-^ ğun tamamına kısas yapılıp yapılmayacağı hususunda ihtilafa düşerek İki görüşe ayrılmışlardır.

    Cumhur'a (4 mezheb alimlerine) göre. bir adamı öldüren bir topluj luğun tüm fertleri kısas yapılır.

    Zahirî mezhebi alimleri ile Ahmed bin Hanbel (ra)'den golen bir rivajj yete göre ise. bir adamı öldüren bir toplumun, bütün fertleri öldürülme

    Zahlri'lerin delilleri:

    A. «...MaktüHer hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı)...» âyeti eşitliği ve misillemeyi şart kılmıştır. Halbuki fertle toplum arasında eşitlij olmaz.

    B. «Biz onda (Tevrat'ta) onların üzerine (şunu do) yazdık. Cana can, «öi* aöz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dis (karşılıktır)...» Mâido: 45) âyetinde, bir insan, bir insan karşılığıdır. Bir çok insanın, bir İnsan kar*şılığı olması düşünülemez. Zira birkaç adam, bir adam karşılığı kısai yapılırsa, âyetin nassına muhalefet edilmiş olur.

    Cumhür'un delilleri:

    A. Hz. Ömer (ra) zamanında Sana kentinde bir genç, 7 kişi tarafın* dun öldürüldü. 7 kişiyi de kısas yaptıran Hz. Ömer, daha sonra «Bu gencin öldürülmesine Sana kenti insanları iştirak etseydi, tümünü kısas yaptırır*dım» buyurdu.

    lbn-i Kesir'e göre, Hz. Ömer tarafından verilen bu hükme, herhangi bir aahabî tarafından itiraz edildiği bilinmemektedir. Buna muhalefet edil-ıntımesl de icma'dır. [196]

    B. Resulullah (sav)tan rivayet edilen «Eğer mü'min kanının dökülme-bine yer ve gök ehli iştirak ederse. Allah (cc) tümünü ateşte yüzüstü yo< Kur» [197] hadisidir.

    Cumhur'a göre bir adamın öldürülmesine iştirak eden topluluğun lıl-mUnun ceza görmesi muhakkaktır. Ahirette verilecek cezada ortak olduk*ları gibi, dünyada verilecek cezada -ki kısastır- da ortaktırlar.

    C. Allah (cc), kısası hayatın korunması için va'z etmiştir. «Ey tullın akıl sahipleri, kısasta sizin için (umumi) bir hayat vardır...» âyeti do bunu bildirmektedir. İnsanlar, bir topluluğun bir adam için öldürülmeyocaglııi lılluaierdi. düşmanlarını öldürmek için birbirlerine yardım ederlerdi. O /(iııuın halkın kanı zayi olduğu gibi, fitne ve fesadın yeryüzüne yayılmaaınu vo-■İla olunurdu.

    lbn-i Arabi bu hususta şöyle der; «Alimlerimiz (Hanefî, Şafii vn Muli-ki) «...Maktuller hakkında size kısas yazıldı (farz edildi)...» âyeti ile dtlll unllren Ahmed bin Hanbel (ra)'in. «Bir topluluk, bir kişi için öldurülmtl, Cıınkü Allah (cc) kısasta eşitliği şart kılmıştır. Halbuki fert ile topluluk oro-•ında kısas için eşitlik olmaz» görüşüne karşı. «Genel kaidelere uymak, lııfulara uymaktan daha hayırlıdır. Adam öldüren bir topluluk; oldurulma ynceklerini bilirlerse düşmanlarını öldürmek için birbirlerine yardım edeı v* arzularına kavuşurlardı. Bu ise islâm'ın yasakladığı fitnenin yeryüzüne yayılmasına vesile olurdu. Kısastan maksat, adam öldüreni öldürmektir. Cdhiliyet devrinde Araplar, bir adamlarına karşılık, çok zaman yüz kişi öldürür ve bununla da öğünürlerdi. Allah (cc) ise eşitlik ve adaletle em*retmiştir. Bu eşitlik ve adalet ise, adam öldüreni kısas yapmakla olur. Kısas edilen kimse, bir veya daha çok olabilir.» diye cevap verirler.» [198]



    Dördüncü Hüküm: Katil, Kısas Yapılırken Ne İle Öldürülür?


    Fakihler kısas yapılırken katilin ne ile öldürüleceği hususunda İhtila*fa düşerek iki görüşe ayrılmışlardır.

    Maliki, Şafiî ve İmam Ahmed bin Hanbel'in bir rivayetine göre kısas; katil, maktulü ne ile öldürmüşse aynen öyle öldürülür. Mesela: Katil, bir kimseyi boğarak öldürmüşse boğarak, taş vurarak öldürmüşse. taş vuru*larak öldürülür. Çünkü. «...Maktuller hakkında size kısas (misilleme) yazıl*dı (farz edildi)» âyeti ve Enes (ra)'den rivayet edilen. «Bir Yahudi, bir ka*dının başına taş vurarak öldürmüştü. Resulullah (sav) da onu taş vurarak öldürttü» hadisi, katil ne ile ve nasıl öldürmüşse. öylece öldürüleceğine delildir. [199]

    İmam-ı Azam (ra) ve İmam Ahmed bin Hanbel (ra)'in diğer bir rivayeti*ne göre ise, kısas ancak kılıçla yapılır. Çünkü kısastan taleb edilen, bir canı. bir can karşılığın da öldürmektir. Resulullah (sav) efendimiz. «Kısas, ancak kılıçladır» ve «Öldürdüğünüz zaman güzelce öldürün, kestiğiniz za*man güzelce kesin» buyurmuştur. Hz. Enes (ra)'in rivayet ettiği hadisin hükmü, misillemeyi yasaklayan hadisle neshedilmiştir. Kılıçtan başka yak*ma, parçaiama. başı taşla kırma ve ölünceye kadar hapsetme gibi öldür*me türleri, çoğu kez misillemeyi geçer. Eğer böyle yapılırsa Allah (cc)'ın «...O halde kim bu (afivden ye edadan) sonra (katile veya taraflarına mu-haseme ve) tecavüzde bulunursa onun için pek acıklı bir azab vardır» âyeti İle yasakladığı, tecavüz yapılmış olur.

    Alim Kasım bin Ma'n, sultanlardan birinin yanında, alim Şerik bin Abdullah ile bulunduğu bir gün de aralarında şu konuşma geçer: Ma'n. Şerik bin Abdullah'a «Bir kimseye ok atarak öldüren kimsenin, kısasıyla İlgili olarak ne dersiniz?» diye sordu. O da, «ok atılarak öldürülür» deyin-co «Katil, birinci okla ölmezse ne yapılır?» diye tekrar sorunca «ikinci ok atılır» dedi. Bunun üzerine Kasım bin Ma'n. «Allah (cc)'ın yarattığı bir nıcihluku oklarınıza hedef mi yapıyorsunuz? Zira Resulullah (sav), canlı varlıklardan herhangi birisinin ok ve benzeri silahlara hedef yapılmasını yasak etmiştir.» cevabını verdi. [200]



    Beşinci Hüküm: Kısas Hükmünü Kim İcra Eder?


    Kurtubî bu hususta şöyle der: «Fetva alimleri, hiç bir kimsenin, İslâm Devlet Başkanının müsadesi ve zamanın kadısının yazılı fetvası olmadık*ça kısas yapma hakkına sahip olmadığını, bu hakkın ancak islâm Devlet-Başkanı veya tayin ettiği kişiye ait olduğun da ittifak etmişlerdir. Çünkü Allah (cc). müslümanların başlarına emir (imam) seçmelerini farz kılmış-tır. Ki imam. fenalık ve kötülüklere meydan vermeden aralarındaki dün*yevi işleri ve davaları âdil bir şekilde icra etsin.» [201]



    Âyetlerden Alınacak Dersler


    1. Allah (cc), mü'minlerin saadet ve selameti için kısası farz kılmış*tır.

    2. Kısas, cinayetlerin azalmasına, insanların içersindeki kinin yok ol masına ve neslin artmasına vesile olur.

    3. Kısas'ta insanlar için umumi bir hayat vardır. Fert ve toplulukları korur.

    4. Katillerin yakınlarına tecavüz etmek, cahiliyet adetleriııdendir lâm. onu kaldırmıştır. Çünkü islâm'da kan davası'yoktur.

    5. Zulüm, düşmanlık ve halklar arasında tecavüz olaylarının yayılma-maçı için kısasta, misilleme farz kılınmıştır.

    6. Öldürülen kişinin velisi, diyet almayı kabul ederse, katilin diyeli lf-hir etmeksizin vermesi farzdır.

    7. Kısas hükmünün hafifletilerek diyete çevrilmesi. Allah (cc)'ın mü*minlere bir rahmetidir. Bu hafifletme ve rahmet karşısında kulların tükrtl-ınosi farzdır. [202]



    Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler


    Hakim ve Alîm olan Allah (cc), halkın hayatını korumak, İyi İnsanları muhafaza altına almak ve fitne henüz küçükken onu önlemek için kıtan hükmünü farz kılmıştır. Çünkü bir kimse cinayet işlemezse, kendisinin ve başkalarının o fili yapmamasına, halk içersindeki düşmanlık ve tecavüz hareketlerin de durmasına vesile olur.

    Kısastan korkarak müslüman kardeşini öldürmekten vazgeçen kişi, bu hareketiyle kendi hayatını, öldüreceği kimsenin hayatını ve toplum fert*lerinin hayatını kurtarmış olur.

    Bir kişiyi öldüren kimse, ceza görmeden dolaşırsa, fitnenin yayılma*sına, can emniyetinin ortadan kalkmasına ve intikam alma duygusuyla kan akıtılmasına vesile olur. Çünkü kan akıtmaya karşı düşmanlık, insan*ların fıtratında mevcuttur. Kalblerdeki kin, tecavüz, husumet ve düşman*lığın ortadan kalkması için islâm, kısas hükmünü va'z etmiştir.

    Kısası farz kılan islâm, diğer taraftan insanları affetmeye teşvik et*mek de ve hudutlarını çizmektedir. Allah (cc)'ın kısas hükmünü bildirdikten sonra maktul tarafını affa teşvik etmesi, bir adalet ve onları itaat yolunda yüceltmeye davettir. Çünkü afv, Allah (cc)'ın bir sıfatıdır. O, «...Kimin (ka*tilin) lehinde maktulün kardeşi tarafından cüzi bir şey afvolunursa (hemen kısas düşer). Artık örfe uymak, ona (maktulün velisine) güzellikle ödemek (lazımdır)» âyetiyle de, kısas hükmünü intikam, kin ve düşmanlıktan; bü*yük ve ulvi bir manaya dönüştürmüştür. Geçmiş kavimler, suç işleyenlerden intikam almak için hiçbir şekilde afv ve diyet kabul etmez, onları ceza*landırırdı. Çoğu kez öldürülen .bir adam karşılığında yüz kişi öldürülür, bununla da övünülürdü.

    «Sizin için kısasta intikam vardır» değil, «sizin İçin kısasta hayat var*dır» buyuran Allah (cc)'ın kısastan kastı, toplum barışını temin etmektir.

    Kanun yapıcılarına göre, katilin öldürülmesi, bir şiddet hareketidir. Ona şefkat göstererek ölümden kurtarmak gerekir. Halbuki öncelikle zulüm yapılarak öldürülen kişiye, merhamet ve şefkat göstermek daha iyi olmaz mı? Katillere merhamet gösterildiği takdirde, bozguncuların ve canilerin saldırıları karşısında topluma kim merhamet edecektir? Toplumda gün geçtikçe çoğalan saldırı, yaralama ve öldürme olayları karşısında ne ya*pacağız?

    Meseleye dar bir çerçeveden, salim olmayan bir akılla bakanlar, ka*tile merhamet ediyorlar. Konuya derin bir düşünceyle, geniş bir açıdan bakanlarsa katillere, canilere karşı topluma merhamet edeceklerdir. Çünkü halkı sevenler, toplumdaki kötülüklerin azami derecede azalmasına ça*lışacakları gibi, mütecavizlerin tecavüzlerine de mani olurlar. [203]

  2. #32
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    9. DERS ORUCUN MÜSLÜMANLARA FARZ OLUŞU


    183 — Ey tanan edenler, sizden evvelki (ümmet) lere yazıldığı gibi tizin üzerinize de oruç yazıldı (farzedlldl). Tâ ki korunağınız.

    184 — (O) sayılı günler(dlr). Artık sizden kim (o günlerde) hasta ya*hut sefer ürerinde oiur (ve orucunu yemiş bulunursa) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar, ihtiyarlığından yahut şifa bulması ümit edilmeyen bir hastalıktan dolayı oruç tutmaya) gücü yetmeyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye (lazımdır). Bununla beraber kim gönül isteğiy*le bir hayır yaparsa, işte bu, onun için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız sizin hakkınızda (yemenizden ve fidye vermenizden) hayırlıdır, bilirseniz.

    185 — (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki Kur'an onda (Kadir gece*sinde levh-l mahfuzdan semâ-l dünyaya) indirilmiştir. (O Kur'an ki) İnsan*lara (mchz-ı) hidayettir. Doğru yolun ve Hak ite batılı ayırt eden hüküm*lerin nice acık delilleridir. Öyleyse içinizden kim o aya erişir (hazır olur, mlscfh- olmazsa) onu (orucunu) tutsun. Kim

    ler üzerinde bulunursa o halde başka günlerde, oruç tutmadığı günler sayısınca (orucunu kaza etsin). Allah (cc) size kolaylık diler, size güç*lük İstemez. (Bu kolaylığı istemezse), o sayıyı (kaza borcunuzu) İkmal •tmenlz Allah'ı -sizi muvaffak buyurduğu şeyden dolayı- da büyük tanıma*nız İçindir. Olur ki şükr «dersiniz.

    186 — Kullarım (Habibim), sana beni sorunca (haber ver ki) işte ben muhakkak yakınımdır. Bana dua edince ben o dua edenin davetine ioabet ederim. O halele onlarda benim davetime (itaatle) icabet ve bana İman (da devam) etsinler. Tâ ki (o sayede) yola ulaşmış olalar.

    187 — Oruç (günlerinizin) gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal edildi. Onlar sizin için, sizde onlar için birer libassınız. Allah (cc), hallilerinize karşı zaaf göstermekte olduğunuzu bildi ve tevbenlzi kabul et*ti, 8lz| bağışladı. Artık (bundan sonra geceleri) onlara yaklaşın ve Allah'ın Ih kkınızda yazdığını isteyin. (Bütün gece) fecr-i (sadık) olan ak İplik kara İplikten size seçilinceye kadar yeyin, için, sonra geceye kadar orucu ta marnlayın. Mescidlerde i'tikafta bulunduğunuz zaman kadınlarınıza (geoe-lerl de) yaklaşmayın. Bu (hükümler) Allah'ın sınırlarıdır. Sakın onlara (a sınırlara) yaklaşmayın, işte Allah, âyetlerini böylece insanlara açıklar, TA ki korunsunlar.



    Ayetlerin Lafzi Tahlili


    (Essiyâmü): Lügatta savm kelimesi, herhangi bir şeyden çekinmek, onu yapmamak ve terketmek anlamındadır. Râgıb'a göre savm, yemek, konuşmak ve yürümekten uzak durmak manasına dır.

    Şeriatta savm. fecr-i sadıktan güneş batıncaya kadar niyet edersk yeme. içme ve cinsî münasebet yapmayı terketmektir. Orucun kemâli İse. şarlatın mahzurlu gördüğünden kaçınmak, haram kıldığı şeylerden de u-lak durmaktır.

    (Feıddetün): Râgıb; «iddet kelimesi, sayılacak herhangi bir şey demektir. Müdessir suresinin 31. âyetinde de sayılacak şey manasında kullanılmıştır. Bu kelimenin bulunduğu cümlenin icmali anla*mı şudur: «Bir kimse için. Ramazan ayında özür-hastalık ve seferilik hali gibi- ünden dolayı oruç tutamadığı günler sayısınca, diğer günlerde tut*ması farzdır» [204] der.

    Kurtubi ise, «Fa'let vezninde «add» kökünden türeyen iddet kelimesi, sayılacak şey anlamındadır» [205] demektedir.

    (Uhare): Uhrâ'nın çoğulu olan ühare kelimesi, diğeri manasındadır.

    (Yutîgûnehu): «Oruç tutmakta meşakkat ve zorluk çekenler.» «Lisanü'l Aıap» kitabı yazarı «İtakat kelimesi, bir şeye güç yetir*menin en son sınırı anlamındadır» [206] der.

    (Fidyetün): Fidye kelimesi, bir kimsenin şahsı için feda ettiği şey manasınadır. Şeı kıtta ise. gücünün yetmediği bir ibâdeti terk eden kimsenin, onun karşılığı olarak verdiği mala denir. Fidye, bazı yön*leriyle de kefaretlere benzer.

    (Şehrü): Ay demektir

    (Ramazâne): Râgıb. bu kelimeyle ilgili olarak şöyle der: «Ramazan kelimesi, «remd» kökünden türemiştir. Güneşin yakıcı sı*caklığı anlamındadır. Oruç ayına bu ismin verilmesi, ateşin herhangi bir şeyi yakıp bitirmesi gibi, orucun da insanların günahını yok ettiği için*dir.» [207]

    Zemahşerî ise; «Araplar, ayların isimlerini yenj adlarla değiştirdikleri zaman, her ayın ismini o ayın bulunduğu mevsime uygun olarak koyar*lardı. 6u değişikliği yaptıkları sırada oruç. sıcağın en şiddetli mevsimi*ne rastgeldiğinden ona Ramazan adını vermişlerdir» [208] demektedir.

    (Errefesü): Cima ve öncesi münasebetler manasına-im Gerçekte fahiş söz anlamında olan refes kelimesi, sonradan cima lıjıuk anılmıştır. İbn-i Abbas, «Refes, cimadır» [209] der.

    (Tahtânûne): İhtiyan kelimesi, hiyanet kökünden

    türemiş olup hiyaneti düşünmek anlamındadır.

    Mâgıb; «Hiyanet, emanetin zıttıdır. ihtiyan kelimesi ise, hiyaneti dıı •Uhlnek manasınadır» demektedir.

    (Akifüne): İ'tikâf kelimesi, bir yerde durup ayrılma

    mıık manasınadır. «Onlar ise: Biz demişlerdi. Musa bize dönüp gelinceye kınlar o (buzağı) ya (tapmakta) kaim ve daim olmaktan katiyyen ayrılma yHiiiığız» (Tâ, hâ: 91) âyetinde de ou anlamda gelmiştir. Şeriatta İtikat |«n Allah (cc) için ibâdet maksadıyla bir camide durmaya denir.

    (Hudûdullâhi): Had kelimesinin çoğulu olan hudud Nillınesi, menetmek anlamındadır. Zeccâc; «Allah (cc), tayin ettiği sınır |mı 11 tecavüz etmeyi menetmiştir.» [210] der. [211]



    Ayetlerin İcmali Manaları


    Allah (cc), geçmiş ümmetlere orucu farz kıldığı gibi müminlere de İni t kıldığını haber vermiş, onun büyük hikmet ve faydalarını beyan «I nılşllr. Oruç tutan kimse, büyük sevaba nail olmak arzusuyla Allah (cc) İtin •ııkındığı için nefsinin arzu ettiği bir çok mubah şeyleri terkeder ve O'min ıııllllukl kullarından olur.

    Allah (cc)'ın farz kıldığı oruç, yalnız sayılı Ramazan ayı günleridir. O, imür boyu oruç tutmayı farz kılmamakla, kullarını ne kadar çok sevdlflinl VI merhamet ettiğini gösterir. Allah (cc), orucun zarar verdiği hastalar ile Oruçta zorluk çeken misafirlere, oruçlarını yeme müsadesi vermiş ve oruü yedikleri günler sayısınca diğer günlerde oruç tutmalarını da emretmiştir. İU İse müminlere bir kolaylık ve şefkattir.

    Allah (cc)'ın, oruç tutulmasını emrettiği Ramazan ayı. Büyük Kur-an'ın nazil olmaya başladığı aydır. Bir düstur, bir nizam olan büyük Kur'an, kendisine uyanları dünyada selâmete, ahirette saadete kavuşturur.

    Allah (cc). bu ayda oruç tutulmasını te'kiden söylemiştir. Çünkü O ay. Allah (cc)'ın rahmetini kulları üzerine yağmur gibi indirdiği aydır. O. kulları için yalnız kolaylık ister. Bundan dolayı da hasta ve misafir için. Ramazan günlerinde oruç yeme müsadesi vermiştir.

    Allah (cc). kullara yakınlığını, dilekte bulunanların dileklerine icabet edeciğini. ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını karşılayacağını ve kendisi ile kullarının herhangi birisi arasında perde olmadığını bildirmiştir. Kullara düşen vazife, ellerini göğe doğru kaldırıp dua ettikleri zaman, ihlasla ona yönelmek ve ibadet etmektir.

    Allah (cc), bütün buyruklarında kulların kolaylıkla yapabilecekleri şeyleri beyan etmiştir. Ramazan ayı gecelerinde ise yemek, içmek ve karı*larından faydalanmak mubah kılınmıştır. Halbuki daha önceki ümmetlere Ramazan ayı gecelerinde ailelerinden faydalanma haramdı. Muhammed (sav) ümmetine ailelerinden faydalanmanın mubah kılınması, Allah (cc)'ın fazi ve rahmetinin bir izharıdır. Cenab-ı Hak. âyette kadını vücudu örten elbiseye benzetmiştir. Çünkü elbise, insan vücudunu dış etkilerden nasıl korursa, kadın, kocasının koca da kadının, beşeri istek ve arzularını kar*şılayarak, elbise örneği birbirlerini haramlardan muhafaza ederler. İbn-i Abbas (ra). «Onlar sizin için siz de onlar için birer libassınız...» âyetini tef*sir ederken «Onlar sizin için, siz de onlar için birer meskensiniz. Mesken nasıl insanın barınağı ise. kadın erkek için. erkek de kadın için karşılıklı bir barınak gibidir. Birbirlerini korurlar» der.

    Allah (cc), Ramazan ayı gecelerinde, fecr-i sadıka kadar eşlerin bir*birleriyle münasebetlerini umumi olarak mubah kılmıştır. Yalnız i'tikâfa gi*ren kimseler için cinsi münasebeti yasaklamıştır. Çünkü i'tikâf. inziva ve ibâdete ayrılma vaktidir. Elbette ibâdet ve inziva zamanında, bütün dün*ya münasebetlerinden uzak durmak gerekir.

    Allah (cc), oruçla ilgili âyetlerini, buyruklarına muhalefet etmek ve ha*ramlardan kaçınmayı emrederek sona erdirir. O'nun emir ve yasakları sı*nırlarıdır. [212]



    Âyetlerin Nüzul Sebebleri


    A. İbn-i Cerir et-Taberî'nin. Muaz bin Oebel (ra)'den; «Resulullah (sav) Medine'ye teşrif ettikleri zaman. Aşure günü ile her aydan üc gün Srııo tüterlerdi. Sonra Allah (cc): «Ey İman edenler, sizden evvelki (ümmet) Isı a yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç yazıldı (farz edildi). Tâ ki koru niMinıi.», «(O) sayılı günler (dir). Artık sizden kim (o günlerde) hasta, ya*hut Mtor üzerinde olur (ve orucunu yemiş bulunur) sa tutamadığı günler Hymınca başka günlerde tutar. Gücü yetmeyenler üzerine de bir yoksul • toyumu fidye (lazımdır). Bununla beraber kim gönül isteğiyle bir hayır yııparta İşte bu, onun için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız sizin hakkımı Mu hayırlıdır, bilirseniz.» âyetleriyle oruç tutmayı farz kıldı. Bu âyetlnrln nü «illimden sonra isteyen oruç tuttu. İsteyen oruç tutmayarak bir miskini fld yr vruorok doyurdu. Daha sonra Allah (cc): «(O sayılı günler) Ramaian •lyKİıı ki Kur'an onda indirilmiştir. (O Kur'an ki) insanlara (mah-ı) hidayet-Ilı Dofiıu yolun ve îlek ile betili ayırt ed&n hükümlerin nice acık d«llll«rl •Ur Öylayse içinizden kim o aya erişirse onu (orucunu) tutsun...» âyetlyli >ln mukim ve sağlıklı kişilerin kesinlikle oruç tutmalarını farz kıldı. Orucu illimi yetmeyen için, fidye hükmü baki kaldı.» [213] rivayetidir.

    B. Selmete bin el-Ekvâ (ra)'nın rivayetidir: «...Gücü yetmeyenler 0i« ılna d* bir yoksul doyumu fidye (lazımdır)...» âyetj nazil olunca dllnynn o ma tuttu, dileyen karşılığında fidye verdi. Daha sonra, «...içinizden kim o t yıı «rltirse onu (orucu) tutsun...» âyeti nazil olunca, bir önceki âyette olan unuhcyyerllk» hükmünü neshetti. Bundan sonra sağlıklı ve mukim hir şa*lın Knnlnlikle oruç tuttu.» [214]

    C. «Bir Arap topluluğu. Resulullah (sav)'a gelerek, «Ya Renulullah (ıııv), Allah (cc)'ımızın yakınlığından mı münacatımızı sessizce yapıyorııi, yıtk«o uzaklığından mı yüksek sesle yapıyoruz?» diye sorunca: «Kullarım ıınn beni sorunca (haber ver ki) işte ben muhakkak yakınımdır. Bana dua »Hince ben o dua edenin davetine icabet ederim...» âyeti nazil oldu » [215] ı v/oyotldlr.

    D. Buhari. Berrâ bin Azlb (ra)'den: «Sahabilerden bazısı oruç tuttuk Idiı /aman iftar yemeği hazır olsa dahi çoğu kez iftar etmez, yatarlardı ttftylellkle gece ve gündüz hiçbir şey yememiş olurlardı. Ramazan ayındı» lltldrdon Kays bin Sermet (ra) hem oruç tutuyor, hem de hurma bahon

    çalışıyordu, iftar zamanı evine gelerek hanımına. «Yenecek bir ş«y var mı?» diye sordu. Hanımı, «Yok, hemen hazırlamaya çalışayım» di*yerek hazırlığa başladı. O sırada yorgunluktan ve isteğinin yerine gel*memesinden dolayı hanımı gelinceye kadar uyudu. Hanımı onu uyur gö*rünce «Sana yazıklar olsun» dedi. Ertesi günü öğle vaktine doğru Kays bin Sermet (ra) halsiz kalınca, bir önceki gece hanımıyla kendisi arasın*da geçenleri Resulullah (sav)'a gelerek anlattı. Bunun üzerine, «Oruç (günlerinizin) gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal edildi...» âyeti nazil oldu. Müslümanlar buna cok sevindiler. Daha sonra «(Bütün gece) fecr(i sadık) olan ak iplik kara iplikten size seçilinceye kadar yeyin, İçin, sonra geceye kadar orucu tamamlayın» âyeti nazil oldu» [216] rivayet etmiştir. [217]



    Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler


    Birinci incelik: «Ey iman edenler, sizden evvelki (ümmet)lere yazıldığı gibi sizin'üzerinize de oruç yazıldı (farz edildi)...» âyeti, orucun daha ön*ceki ümmetlere de farz olan cok eski bir ibadet olduğuna işaret ediyor. Kitap ehli (hristiyan ve yahudiler), oruç farzında değişiklikler yapmışlar*dır. Oruç ayı. cok sıcak veya cok soğuk bir mevsime rastgeldiğinde on*ların bilginleri toplanarak orucun baharda bir ay tutulmasına karar ve*rerek, gün sayısını artırmışlardır. Böylelikle Ramazan ayı orucunu artıra artıra 50 güne çıkarmışlardır. Bir aylık Ramazan orucuna karşılık 20 gün*lük artış, onların oruç vaktinin tayininde yapmış oldukları hatanın kefa*retidir.

    Taberî, bu hususta Ed-Düyyi'den senetle: «Hristiyanlara. Ramazan orucunu tutmak farzdır. Onlara uyuduktan sonra sahurda kalkıp yemek, içmek, oruç ayında evlenmek ve ailesiyle cinsi münasebette bulunmak yasaktır. Ramazan ayı cok sıcak ve soğuk aylara tesadüf ettiği zaman bu durum onlara zor geliyordu. HriBtlyanlar, bu zorluğu ortadan kaldır*mak için ilkbahar mevsimini oruca tahsis [218] ederek. 20 günlük bir ilave yaptılar. Bu ilaveyi de oruca tayin ettikleri zaman için kefaret kabul ettiler. Böylece onların orucu 50 gün oldu.» [219] diye rivayet yapmıştır.

    ikinci incelik: Arap dili ve edebiyatıyla ilgili olduğundan yazılmamıştır.

    Üçüncü incelik: Allah (cc) orucu insanların takva olmasına vesile olan bir yol olarak beyan etmiştir. Mubah olan tabii istek ve arzularını yalnıi Allah (cc)'ın emrine uyarak terkeden ve sevab kazanacağına inanmak ti*me tutan kimse, kendisini takva olmaya hazırlamış olur. Böylollklo olu*şan takva melekesi, yasak arzu ve istekleri terk ettirdiği gibi, şüpholl soylar-den de insanı uzaklaştırır.

    Oruç, insanın yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak gibi İm şerl arzularını kırar. Herhangi bir şeye karşı, insanın arzusu çok oldu mu ondan kaçınmak ta o kadar zordur. Yeme içme ve kadın ar/usu lea yaradılış itibariyle diğer arzulardan daha çoktur. Bunları tork İta, oncak oruçla mümkündür. İnsan kendisini felakete sürükleyen bu iki unu yu oruç tutarak terk etmeyi adet edinirse, diğer istek ve arzularını kolay, lıkla terkeder. Ne yazık ki insanlar darb-ı meselde olduğu gibi, bu İki af. /unun tahakkuku için çalışır. [220]

    Dördüncü incelik: Alim Gaffâr'a göre Allah (cc). orucu tarz kılmak*la İnsanlara hayret verecek aşağıdaki uyarıları yapmıştır.

    1. Orucun farz oluşuyla, geçmiş ümmetlere uyma zorunluluğu kulktı,

    2. Oruç, insanlarda takvanın vücud bulmasına vesile olur. Oruç farı olmasaydı, takva gibi şerefli bir sıfata ulaşmak kolay olmazdı.

    3. Allah (cc). orucu tayin edilen zamanda tutulmak için farz kıldı Egw bütün sene oruç tutmayı emretseydi, insanlar için çok büyük ıc-rluk ve meşakkat olurdu.

    4. Allah (cc), oruca Kur'an'ın inzal olduğu Ramazan ayını tahtlı »ı mistir. Çünkü Ramazan, ayların en şereflisidir.

    5. Orucun tutulmasında misafir ve hastalara güçlük ve çetinliği Allcıh (cc) izale etmiş ve onlafın yemelerini mubah kılmıştır.

    Beşinci incelik: «...Gücü yetmeyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye (lazımdır)» âyeti, yaşlı kadın ye erkeklerin orucu yemelerine karşılık,

    fidye vermeleri lazım geldiğini beyan ediyor. Çünkü Arap diline göre âyet*te gecen «yutîkûne» fiilinin kökü «itâkat» kelimesi, çok kişinin zor yapabi*lecekleri bir iş için kullandıkları güç anlamındadır. Oruç tutmak ta rahmete vesile olduğu için. yaşlı kadın ve erkekler oruç tutamadıkları gün sayısınca fidye verirler. «...Ey Rcbbimiz, tekat getiremeyeciğimizi bize taşıtma...» (Bakara: 286) âyeti de buna delâlet eder.

    Altıncı incelik: «...İçinizden kim o aya erişirse (hazır olur, misafir ol-maısa) onu (orucunu) tutsun...» âyetinden maksat, ayı görmek değil, Ra*mazan ayı vaktine erişmektir. Çünkü çok az insanın ayı görmesiyle oruç bütün müslümanlara farz olur. [221] Ayı araştırıp görmek, farz-ı kifayedir. Bu görevi, en az bir müslümanın yapmasıyla farz. toplum üzerinden kal*kar. Âyetten murat, herkes için ayı görmek olsaydı, ayı görmeyen oruç mükellefleri çoğunlukta durdu. Mesela: Gözü hastalıklı, çok yaşlı, ayın batış ufkunun kapalı olduğu bölge insanlarının oruç tutmaları, mükel*lef olmalarına rağmen mümkün olmazdı. Bundan dolayı âyetten maksat ayı görmek değil, vakte hazır olmaktır. Geniş bilgi fıkıh kitaplarında gö*rülebilir.

    Yedinci incelik: «...Allah, size kolaylık diler, size güçlük istemez...» âyetinde. Arap dili ve edebiyatındaki bedi' ilmine göre «Tıbâgus seib» adı verilen güzei bir ifade tarzı vardır. Fakihler. usul kurallarından «me*şakkat, kolaylığı celbeder» genel kaidesini bu âyetten almışlardır. Allah (cc), emir ve yasaklarında kulları için zahmet ve ağırlığı değil, kolaylık ve hayrı ister.

    Sekizinci incelik: Allâme Zemahşeri; «...(Bu kolaylığı istemesi), o sayı*yı (kaza borcunuzu) ikmal etmeniz, Allah'ı -sizi muvaffak buyurduğu o şeyden dolayı da- büyük tanımanız içindir. Olur ki şükredersiniz» âyetinde Allah (cc). daha önce oruç ayına ulaşan hasta, misafir ve özürlü kişilerin yedikleri günleri saymaları gibi hükümlerden sonra, «Sayıyı ikmal edin» cümlesiyle sayılara dikkat edilmesini. «Allah'ı büyük tanımanız içindir» cümlesiyle de yenilen oruçların kaza edilmesi gibi bir kolaylık tanındığının bilinmesini. «Olur ki şükredersiniz» cümlesi ile verilen kolaylık ve ruhsata şükredilmesi gerektiğini gösteriyor» [222] der.

    Dokuzuncu İncelik: Allah (cc). kadın konusundaki terbiye ve edebi ' î "iırnşmlz İçin karı-koca arasındaki cinsi münasebeti, yüksek ve latif ıilııtıln ifade etmiştir. Çünkü Allah (cc), «...Onlar sizin İçin, >lz d*t kjln birer Nbassımz...» buyurmuştur. Onun bu güzel ve latif buyruğu, muin vücudu örttüğü gibi, kadın erkeğin, erkek de kadının noksan ta< iHllıiıım örterek birbirlerine yardımcı olacaklarını gösterir.

    Hu ayetin tefsiriyle ilgili olarak Fahreddln Er-Râzî; «Kadın, kocasını Itfıiiin haramlardan koruduğu gibi, erkek de karısını haramlardan elbls* vücudu muhafaza ettiği gibi korur. Çünkü bir hadis-j şerifte Resulullııh I, «Evlenen bir kimse, dininin üçte ikisini korumuş olur» buyurur*[223]

    Onuncu İncelik: Şerif er-Radî; «(Bütün gece) fecr(l sadık) olan ak İp*lik, kora İplikten size seçilinceye kadar, yeyin, için sonra aecey» kadar oru-•ıı Inmamlayın...» âyetinde hayret verici bir istiare [224] vardır. Istloro'dnn muini, sabah beyazlığının gecenin karanlığından seçilmesine kadarkl in-Miunılıt Ak ve kara iplik tabirleri mecazi anlamdadır. Gece karanlığının kum İpliğe, sabah beyazlığının ak ipliğe benzetilmeslndeki sır, sabah b«-yıiflıQı İlk doğuşunda İplik gibi ince görünür. Gece karanlığı İse dnvamll lifti ı çekilerek zayıfladığından İpe benzer. Bu sırada sabah beyazlığı git-Utun yayılırken gece karanlığı da gittikçe azalır» [225] demektedir

    Adly bin Hâtem (ra)'den: «Bu âyet nazil olunca İki tane urgana b«n mı siyah ve beyaz iplik alarak yastığımın altına koydum. Gece kalkarnk yamak yedikten sonra İplikleri alarak dışarı çıktım. Onları yanyana uialn iıik bakmama rağmen birbirinden seçemedim. Sabah olunca gldsrsk »İti Minin Resulullah (sav)'a anlattım. O'da gülerek, «Gerçekten akılsızmıttın, Ayattft gecen ak ve kara iplikten murat, sabah beyazlığı İle gecenin ka> fonlıflıdır» buyurdu» [226] diye rivayet edilmiştir. [227]



    Ayetlerdeki Şer’i Hükümler


    Birinci Hüküm: Ramazan Ayı Orucundan Önce, Müslümanlara Oruç Farz Mıydı?


    «(O) sayılı günler(dlr)...* âyetinin zahirine göre müslümanlara farz olan oruç. Ramazan ayı günleridir. Çoğu müfessir, bu görüştedir. İbn-i Abbas (ra) ve Hasan (ra)'dan rivayet edilen bu görüşü, İbn-i Cerir et-Taberi de tercih etmiştir.

    Katâde ve Atâ'dan: «Müslümanlara daha önce her aydan üç gün oruç tutmak farz kılınmıştı. Sonra ise Ramazan ayı orucu farz kılındı. Buna «...Gücü yetmeyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye (lazımdır)...» âye*ti delildir. Çünkü sayılı günlerde oruç tutup tutmamakta bir serbestlik yok*tur. Ramazan ayı orucu için ise âyette zaman ve sayı tayini yapılmıştır. Bu izahtan anlaşılan şudur-. Âyette geçen «belli günlerde» oruç tutmak. Ramazan ayı orucunun dışında bir oruçtur» diye rivayet edilmiştir.

    Cumhura göre. «...Sizden evvelki (ümmetlere) yazıldığı gibi sizin üze*rinize de oruç yazıldı (farz edildi)...» âyetinin ifadesi, kapalıdır. Buna göre farz olan oruç bir gün, iki gün veya daha fazla olabilir. Âyetteki kapalılık, «sayılı günler» ifadesiyle açıklanırsa da yine mücmeldir. Çünkü «sayılı günler» ifadesinden bir hafta, veya bir ay da anlaşılabilir. Allah (cc), «Ramazan ayı» tabiri ile daha önceki mücmel ifadelere tam bir açıklık ge*tirmiş ve müslümanlar için farz olan orucun. Ramazan ayı orucu olduğu*nu beyan etmiştir.

    İbn-i Cerir et-Taberi. bu hususta şöyle der: «Bana göre oruçla ilgili görüşlerin en doğrusu, «Sayılı günlerden maksat, Ramazan ayı günleri*dir» diyen görüştür. Çünkü hiçbir âyet ve hadis. Ramazan ayı dışında müs*lümanlara diğer bir orucun farz olduğunu beyan etmemiştir. Allah (cc), âyetin akışında farz orucun, Ramazan orucu olduğunu, «(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki Kur'an onda indirilmiştir» âyetiyle beyan etmiştir. Bu âyetin te'vili şöyledir: «Ey mü'minler, sizden önceki ümmetlere oruç farz kılındığı gibi. size de farz kılındı. Tâ ki korunasınız. işte o belirli günler, Ramazan ayı günleridir.» [228]



    İkinci Hüküm: Hangi Hastalık Ve Yolculuk, Oruç Yemeyi Mubah Kılar?


    Allah (cc), hasta ve misafire rahmeti gereği, kolaylık olmak üzere Ra*mazan ayı orucunu yemeyi mubah kılmıştır. Fakihier, hangj hastalığın oruç yaınvyl mubah kılacağı hususunda İhtilaf ederek birkaç görüşe ayrılmıs-luıdır,

    1. Zahirilere göre hastalık ve yolculuk, insanlara oruç yemeyi mubah Kılrır Hatta kısa bir yolculuk veya parmak ve diş ağrısı gibi hastalık ıluhl olsa, orucu yemek mubahtır. Bu görüş, Atâ ve ibn-i Sirîn'den rlva^ ynt ndllmlştir.

    2. Bazı alimlere göre «oruç yeme ruhsatı», oruç tuttuğu takdirde çok unluk çekecek hasta ve yolcuya mahsustur. Bu görüş, El-Esem'lndlr.

    3. Çoğu fakihlere göre ise oruç yemeyi mubah kılan; hastayı yoran, lyiİMşmesinl geciktiren ve hastalığı artıran oruçtur. Zahmete ve yorgun*luğu uovkeden uzun yolculuk da oruç yemeyi mubah kılar. Ehl-I sünnetin 4 mezhebi de bu görüştedir.

    Zahirilerin delilleri: Zahirilere göre: «...Sizden kim (o günlerde) hat*ta yahut sefer üzerinde olur (ve orucunu yemiş bulunur)sa, tutamadığı yünler sayısınca başka günlerde (tutar)...» âyeti, «ağır veya hafif» hntta-lık lln «uzun veya kısa» yolculuktan hangisi olursa olsun. Ramazan ayı orununu yemeyi mubah kılar. Çünkü âyette hastalık «ağır oluşla», yolcu*luk «uzaklıkla» kayıt ve vasıflanmamıştır. ibn-i Sirln'in yanına giden Ta-hirllor onun parmak ağrısından ötürü oruç yediğini görürler.

    Davud-u Zahirî; «Kısa veya uzun tüm yolculuklar İçin oruç yeme ruh-İnli vardır. Yolculuk takriben 8 km de olsa kişi seferidir. Kısa yolculuk ya-ponn da misafir denir. Kur'an'ın zahiri anlamı da budur» der.

    Cumhur'un delilleri: Çoğu fakihlere göre, insana zorluk vermeyon at ^ir hastalık, Ramazan ayı orucu yenilmesini mubah kılmaz. Çünkü Cenabı Hnk, «Allah, size kolaylık diler, size güçlük istemez» buyurmuştur. Ayetle ot uç yeme ruhsatı, meşakkat ve zorluğun giderilmesi için verilmiştir. Ha-ılf hastalık ve yakın yolculukta zorluk yoktur. Parmağı ve dişi ağrıyan kim-B* Icln, oruç yeme ruhsatı olabilir mi?

    Salim aklında kabul edeceği gibi sahih olan, Cumhur'un görüşüdür, f (inkü oruç yeme ruhsatı, kolaylık sağlamak ve zorluğu gidermek içindir. Kolnylığın sağlanması, zorluğun bulunduğu yerde mümkündür. Hafif par-rflıık ve baş ağrıları ile grip gibi hastalıklarda oruçlu kişi İçin zorluk dü-Şilıımek mümkün değildir. Bu hastalıkların tedavisi, ancak oruçla olur, Efler hımtalık bu türden ise, oruç yemek mubah olur mu? Allah, (cc), ancak yıinıımüzün yeteceği ve kolaylıkla yapabileceğimizi emretmiştir. Oruç, haı Ifllıga veya onun ağırlaşmasına vesile olursa yenebilir.

    Kurtubİ, bununla ilgili olarak şöyle der: «Hastalığın iki çeşidi vardır. Oruç tutamayacak güçte olan hastanın oruç yemesi mubah değil, farz*dır. Diğeri ise orucu güçlükle tutabilen hastalar için. Ramazanda oruç yemek müstehaptır. Çoğu alimlere göre hastalık, şiddetli ağrı veriyor veya oruçlu olursa hastalığının artacağı ve uzayacağını biliyorsa, kişinin oruç yemesi sahih olur. imam Malik (ra)'den oruç yemeyi mubah kılma hu*susunda muhtelif rivdyetler vardır. Bir rivayete göre oruç tutmak ölüme se*bep olursa, kişi orucunu yer. Diğer bir rivayete göre ise oruç, hastalığın ağırlaşma ve uzamasına vasıta olursa, kişinin orucu yemesi mubah olur. Bu ikinci rivayet Maliki mezhebindeki sahih görüştür.» [229]

  3. #33
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    Üçüncü Hüküm: Hangi Yolculuk, Oruç Yemeyi Mubah Kılar?


    Fakihler, bir kimsenin oruç yiyebilmesi için. yolculuğunun uzun ol*ması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Fakat uzunluğun miktarı ko*nusunda ihtilaf ederek bir kaç görüşe ayrılmışlardır.

    A. El-Evzâi: «Oruç yemeyi mubah kılan yolculuk 1 gün olmalıdır» der.

    B. imam Şafiî (ra) ve imam Ahmed bin Hanbel (ra) ise: «Oruç yemeyi mubah kılan yolculuk. 2 gün 2 gece olmalıdır. Bu müddet te 16 fersah [230] olarak takdir edilir» derler.

    C. imam-ı Azam Ebu Hanife (ra) ve İmam Sevri (ra) de: «Oruç yemeyi mubah kılan yolculuk, 3 gün 3 gece olmalıdır. Bu ise 24 fersahtır» de*mektedirler.

    El-Evzal'nin delili: Bir günden az olan yolculuklar, kısadır. Mukim kimse çoğu kez, bir günden az yolculuk yapabilir. Misafir (yolcu) ekseri*yetle evinden ayrıldığı gün tekrar evine dönmesi mümkün olmayan kim*sedir. Yolculuk müddeti bir günden az olan kimsenin, oruç yemesi mu*bah değildir. Bir günden fazla olursa orucunu yiyebilir.

    imom Şafiî (ra) ve imam Ahmed bin Hanbel (ra)'in delilleri:

    1. Şer'î yolculuk, namazın kısaltılarak kılındığı yolculuktur. Bir günün uzunluğuna tahammül etmek kolay, iki günün uzunluğuna tahammül etmek ise zordur. Bunun için Ramazan orucunun yenilmesini mubah kılan ruh*sat, uygundur.

    2. imam Şafii (ra)'nin Resulullah (sav)'tan rivayet ettiği, «Ey Mokkoll lüi, yolculuğunuz 4 bürd'den [231] az olursa, namazlarınızı tam kılınız. Egor M«kkeden. Asfan'a kadar giderseniz namazınızı seferi olarak kılınız» [232] hadisidir.

    3. imam Şafii (ra)'nin, Atâ'dan: «Atâ, İbn-i Abbas (ra)'a, «Arafat'a gi*den kimsenin namazı kısaltılır mı?» diye sordu. O'da «hayır» deyince, İkin ol kez, «Merrü ez-Zehran'a giden seferi olur mu?» İbn-i Abbas (ra) «Ha*yır, Cidde, Asfan ve Taife giden adam, namazını kısaltabilir» dadl.» [233] rivayetidir.

    Kurtubi; «Buharî de, «Abdullah bin Ömer (ra) ve ibn-i Abbas (ra), yolculukları 4 bürde ulaştığında oruçlarını yer ve namazlarını da seferi ola-fak kılarlardı» denilir», [234] der.

    Kurtubî'nin naklettiği, Maliki mezhebinin meşhur olan görüşüdür. An-60k İmam Malik (ra)'den şu rivayette yapılmıştır; «Sefer müddetinin «n 6l\ 1 gün, 1 gecedir. Bu görüşün delili, Buharî'nin şu rivayetidir; «Allah (ec)'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, yanında mahremi olmak> İlim bir gün, bir gece yolculuk yapması helal değildir.» [235]

    Imam-ı Azam Ebu Hanife (ra) ve imam Sevri (ra)'nln delilleri

    1. Ebu Hanife (ra); «...içinizden kim o aya erişirse onu (orucunu) ıııuun » âyeti, oruç tutmayı farz kılmıştır. Biz misafir için oruç yomu ruh-■nlını 3 gün olarak kayıtladık. Çünkü bunda icmâ vardır. Üç günden aı ulcın yolculuklarda oruç tutmak farzdır» der.

    2. Resulullah (savVın hadisidir; «Mukim kimse, 1 gün, 1 geca, aya*ğından meshini çtkarmaksızın mesh yapar. Misafir ise, 3 gün, 3 goct aya*ğından meshini çıkarmaksızın mesh yapar.» [236]. Sâri (Resulullah). mlınfl

    ı in 3 gün 3 gece mesh yapabileceğini beyan etmiştir. Ruhsatlar, anoak »nılatın tayin ettiği ölçülerdir, öyleyse oruç yemeyi ve namazı kısaltarak Kılmayı mubah kılan sefer. 3 gün 3 gece olmalıdır.

    3. «Resulullah (sav) efendimiz: «Bir kadın yanında mahremi olmadan 3 günden fazla yolculuk yapamaz» buyurdu» [237] hadisidir. Bu hadisten anlaşılan, seferiliğin üç gün oluşudur. Üç günden az olan yolculuk, sefer hükmüne girmez. Onun İçin oruç yemeyi mubah kılan seferin, 3 gün ol*ması lazımdır.

    ibn-i Arabi bununla ilgili olarak şöyle der: «Resulullah (sav)ın, «Allah (cc)'a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmaksızın bir gün bir gece yolculuk yapması haramdır.» hadisi sabittir. Peygamber Efendimiz (sav), diğer bir hadisi şeriflerinde de; «sefer, üç gündür» bu*yurur. Ebu Hanife (ra), seferin ancak birkaç günde tahakkuk edeceği görüşündedir:

    1. Evinden ayrıldığı gün.

    2. Yalnız yolculuk yaptığı gün.

    3. Gideceği yere ulaştığı gün. Buna göre oruç yemeyi mubah kılan sefer, 3 gün yapılan yolculuktur.» [238]

    ibâdetlerde ihtiyatlı hareket etmek münasibtir. Resulullah (sav), bir kadının yanında mahremi olmaksızın 3 gün yolculuk yapmasını men ettiği gibi, bir gün bir gece yolculuk yapmasını da yasaklamıştır. Onun bu ha*disleri, sahih kitaplarda bulunmaktadır. Bundan dolayı, yolculuk için 3 gün. 3 gece ile amel etmek, ihtiyata daha uygundur. İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra)'nln görüşü diğerlerine tercih edilir. Allah (cc) doğruyu en iyi bilendir.[239]



    Dördüncü Hüküm: Misafir Ve Hasta İçin Oruç Yeme, Ruhsat Mıdır, Yok*sa Azimet [240] Midir?


    Zahirilere göre; hasta ve misafirin oruç yemesi farzdır. Misafir yolculu*ğu bitirdikten, hasta da iyileştikten sonra. Ramazan orucundan yedikleri gün sayısınca başka zamanda oruç tutar. Hasta ve misafir iken tuttuk*ları oruç, Ramazan orucu yerine geçmez. Çünkü Allah (cc), «...Sizden kim hasta yahut sefer üzerinde olur (ve orucunu yemiş bulunursa) tuta*madığı günler sayısınca başka günlerde tutar...» buyurmuştur. «Tutamadık*ları günler sayısınca» tabiri, oruç" yemelerinin farz olduğunu beyandır. Re*sulullah (sav)'ın, «Seferde oruç tutmak, sevab değildir» buyruğu da hasta ve misafirin oruç yemelerinin farz olduğunu gösterir.

    Zahirilerin bu beyanlarına göre. hasta ve misafirin oruç yemesi ruh-•St değil, azimettir. Bu görüş bazı selefi alimlerinden rivayet edilmiştir. Cumhur'a göre de, misafir ve hastanın. Ramazanda oruç yemeleri ruh*sattır. Dilerse tutar, dilerse yer. Özetle aşağıya aktardığımız delillerle gö-nişlerini isbat ederler.

    A. «(O) sayılı günler(dir). Artık sizden kim (O günlerde) hasta yahut ••fer üzerinde olur (ve orucunu yemiş bulunur)sa tutamadığı günler sayı*lınca başka günlerde (tutar)...» âyetinde, «sayılı günler» ifadesinden ön ı n «feeftere» fiili mukadderdir, yani hasta veya misafir orucunu yerse, yedi Ol günler sayısınca diğer bir zamanda orucunu tutması lazımdır. Bu fiil iukdlrlnin benzeri. «...Asanı taşa vur, demiştik de ondan onlki pınar kay*namış ve her sınıf, su alacağı yeri öğrenmiştir...» âyetidir. Âyette «atanı lıişn vur» cümlesinden sonra, vurdu anlamındaki «Fedarebe» fiili mukcıd ilerdir Buna göre âyetin takdiri, «asanı taşa vur» cümlesinden sonra «O, (İl/ Musa) da asasını taşa vurdu» cümlesinde görülür.

    «Artık içinizden kim hasta olur, yahut başından bir eziyeti bulunursa enet oruçtan, ya sadakadan yahutta kurbandan (biriyle) fidye (voctt> olüf)ı

    Aynimde de «fidye» kelimesinden önce tıraş anlamına gelen «haloga» lllll mukadderdir. Buna göre âyetin takdiri şudur: «Sizden kim hasta vtyn tuışından rahatsız ise, başını tıraş etsin ve fidye versin».

    Ayetlerdeki takdirlerin benzerleri Kur'an'da pek çoktur. Bunları (İti ııllmler değil, cahiller inkar ederler.

    B. «Resulullah (sav), seferde de oruç tutmuştur» [241] fiili hadisi, yol fuınun oruç yemesinin azimet değil, ruhsat olduğuna delildir.

    C. Enes bin Malik (ra)'den rivayeti sabit olan. «Resulullah (»ov) II* Hıunazan ayında sefere çıktık. Oruç tutanlar tutmayanları, tutmayanını ıln intanları ayıplamadılar. Bu durumu müşahede eden Resulullah («ov), mı Mit ntti» [242] hadisidir.

    D. Hastalık ve yolculuk, aklen ve şer'an kolaylığı icabettlrsn İsidir, Onların ikinci defa, zorluğa sebep olmaları doğru olmaz. Halbuki /a-hirîler, «Misafir ve hasta, Ramazan orucunu yemeyip tutsa, orucu sahili ol maz. Daha sonra onları yeniden kaza etmesi farzdır» görüşündedirler. Bu*na göre de hastalık ve sefer, kolaylık vesilesi değil, bilakis çetinliğe sebep olmuş olur.

    Zahirilerin görüşlerini isbat için naklettikleri, «Seferde oruç tutmak, sevab değildir» hadisi, özel bir sebebe istinaden varit olmuştur. O da şu*dur: Resulullah (sav), bir yolculuk esnasında bir sahabinin küçük bir yerde gölgelendiğini gördü. O, sahabllere. «Bu kişinin sıkıntısının sebebi nedir?» diye sorunca. Onlar, «Oruçtan dolayı cok susadı ve sıkıldı» dediler. Bu*nun üzerine bu hadis varit olmuştur. Hükümlerde hususi sebeplere is*tinaden varit olan hadisleri, umumileştlrmek ve onunla umumi bir hük*me varmak yanlıştır.

    ibnü'l Arabi, bu hususta şöyle diyor: «Bir kavimden Ramazanda yol*culuk yapan bir kimsenin,, orucunu İster tutsun, isterse tutmasın yolculuk*ta gecen gün sayısı kadar Ramazan dışındaki günlerde, kaza etmesi la*zımdır. Çünkü o kavme göre seferde oruç yoktur. Böylesine sapık bir hükmü, islâmi ilimlerden haberdar olmayan kimseler verir. Çünkü âyetteki fesahat gücü, «(o) sayılı günler» ifadesinin Kur'anda karşılığı (Felddetün mln eyyâmln ühare) cümlesinden önce «yemek» (oruç açmak) anlamındaki (fe eftare) kelimesinin takdir edilmesini Ister.'Resulullah (sav)'ın seferde orucunu tuttuğu, hem kavlî, hem de fiilî hadislerle sabittir.

    Bu hususu, Sahih-i Buhari şerhlerinde ve diğer kitaplarımızda da açıkladık.» [243]



    Beşinci Hüküm: Yolculukta Oruç Tutmak Mı, Yoksa Açmak Mı Daha Fazi*let İldir?


    Seferde oruç açmanın ruhsat olduğunu söyleyen alimler, O'nun tutul*ması mı yoksa açılmasının mı daha faziletli olduğu hususunda ihtilaf et*mişlerdir.

    imamı Azam (ra), İmam Şafiî (ra) ve İmam Malik (ra)'e göre yolculukta rahatlıkla tutabilen kimse için. orucunu tutmak daha faziletlidir. Çünkü Allah (cc) «Oruç tutmanız sizin hakkınızda (yemenizden ve fidye varme-nlzden) hayırlıdır, bilirseniz» buyurmuştur.

    Seferde ise rahatlıkla tutamayan kimse ic'ın, orucunu açmak daha faziletlidir. Zira Cenab-t Hakkın, «...Allah size kolaylık diler, güçlük l«t«-m#z» buyruğu, bunu teyid etmektedir.

    imam Ahmed bin Hanbel (ra)'e göre ise, ruhsat buyruğuna dayana*rak yolculukta oruç açmak daha faziletlidir. Zira Cenab-ı Hak, azimetle*rin yapılmasını nasıl isterse, verdiği ruhsatlarında yapılmasını öyle sever ve İster.

    Ömer bin Abdulaziz (ra) bu hususta şöyle der: «Yolculuk sırasında oruç tutmak veya yemekten hangisi daha kolaysa, onu yapmak faziletli.

    fllr.»

    Cumhur (Hanefi, Maliki-Şafii)'un görüşü daha tercih edilir. Çünkıı de*lilleri daha kuvvetlidir. Allah (cc) en iyi bilendir. [244]



    Altıncı Hüküm: Kazaya Kalan Ramazan Orucunu, Diğer Bir Zaman Ara Vtrmeden Kaza Etmek Farz Mıdır?


    Hz. Ali (ra), İbn-i Ömer (ra) ve Şa'bi'ye (ra) göre, Ramazan orucunu kazaya bırakan hasta ve misafirin daha sonra aralıksız olarak kaza fiilimsi (arzdır. Çünkü orucu kaza etmek, onu tutmanın benzeridir. Ramazan om cunu aralıksız tutmak nasıl farz ise, bilahare ara vermeden kazaon tul-mak ta öylece farzdır.

    Cumhur (Ebu Hanife, Şafiî, Maliki. Hanbeli ve diğer ehl-i sünnol alim. lerlne)'a göre Ice. bir kimse için kazaya kalan Ramazan orucunu, bafka bir zamanda dilediği şekilde -aralıklı veya aralıksız- tutmak caizdir Çıın-kü Allah (cc). «...Tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar) » ayetinde, Ramazan'da yenen gün sayısı kadar tutulmasını emrednr Ara. lıksız tutulmasına işaret eden herhangi bir şey yoktur. «Bir kac fllın» İfa*desinin Aropcadaki karşılığı «feiddetün» kelimesi, âyetin akışında nnklti Olarak isbattan sonra gelir. O halde bir kimse orucunu hangi gün tutun, kaza, yerine geçer Ebu Ubeyde* (ra)'den rivayet edilen hüküm şoyloılir «Allah (cc). Ramazan orucunu kazaya bırakan özürlülerin; oruçlarını dlflnr bir vakitte kaza ederken zorlukla karşılaşmalarını istememiştir. Dileyen aralıklı, dileyen aralıksız olarak Ramazan orucunu kaza eder.» [245]

    Cumhur'un görüşü tercih edilir. Zira delilleri açıktır. Allah (cc) en iyi bilendir. [246]



    Yedinci Hüküm: «...Gücü Yetmeyenler Üzerine De Bir Yoksul Doyumu Fidye (Iczımdır)...» Âyetinde, «Gücü Yetmeyenlerden Maksat, Kimlerdir?


    Çoğu alimlere göre oruç tutmak, başlangıçta muhayyerdi. İsteyen tu*tar, istemeyen de tutmaz, hergün için fidye verirdi. Daha sonra bu hü*küm, «...İçinizden kim o aya erişirse onu (orucunu) tutsun...» âyetiyle nesh edilince, herkese oruç tutmak farz kılındı. Bunların delili. Buhari ve Müs*lim'in, selmete bin el-Ekvâ (ra)'dan rivayet ettikleri hadistir. «...Gücü yet*meyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye (lazımdır)...» âyeti nazil olun*ca bazılarımız oruç tuttu, bazılarımız da oruç tutmayarak fidye verdi. Daha sonrb, «İçinizden kim o aya erişirse onu (orucunu) tutsun...» âyeti nazil olunca, bir önceki âyetin hükmünü neshettiğinden herkesin oruç tut*ması farz oldu» [247] Bu görüş. İbn-i Meşud (ra), Muaz bin Cebel (ra), İbn-i Ömer (ra) ve bazı sahabilerden rivayet edilmiştir.

    Diğer alimlere göre de: «...Gücü yetmeyenler üzerine bir yoksul doyu*mu fidye (lazımdır)» âyetinin hükmü, neshedilmemiştir. Çünkü bu âyet. çok yaşlı insanlar ile orucun cok rahatsız ettiği hasta kimseler için nazil ol*muştur. Bu görüş. İbn-i Abbas (ra)'dan rivayet edilmiştir. O'nun görüşü ise şöyledir: «Cok yaşlı insanların Ramazan orucu yemeleri, yerine hergün için bir fakir doyurmaları kaydıyla ruhsat olarak verilmiştir Onların oruç*larını tekrar kaza etmelerine gerek yoktur.» [248]

    Buhari. Atâ (ra)'dan, O'da İbn-i Abbas (ra)'dan: ««Gücü yetmeyenler üzerine de'bir yoksul doyumu fidye (lazımdır)...» âyetinin hükmü, neshe*dilmemiştir. Çünkü âyet çok yaşlı kadın ve erkekler hakkında nazil ol*muştur. Onlar oruç tutmaya güçleri olmadığından yerler. Yedikleri her gün için de birer fakir doyururlar» [249] rivayetini yapmıştır. Buhari'nin rivayetine göre, hükmü neshedilmeyen bu âyetin icmali manası şöyledir; «Orucu zorlukla tutabilecek kişiler, tutamadıkları takdirde, her günü için birer fakir doyururlar.» [250]



    Sekizinci Hüküm: Hamile Ve Emzikli Kadınların, Ramazan Orucu Tutup Tutamayacağı Hakkındaki Hüküm Nedir?


    Hamile ile emzikli kadın, kendisi veya çocuğundan endişe ederek kor-karsa orucunu açar. Çünkü onların hükmü, hastanın hükmü gibidir.

    Hasan-ı Basri (ra)'ye «Kendisi veya çocuğunun hayatından korkan ha*mile ve emzikli kadın, oruç tutacak mıdır, yoksa tutmayacak mıdır?» diye sorulunca, «Hangi hastalık, hamilelikten daha ağırdır? Hasta için oruç ye*me ruhsatı olur da, daha ağır olan hamilelik için olmaz mı? Elbette olur» dedi.

    Fakihler, hamile ve emzikli kadınların, oruçlarını yemeleri ve bilahare kaza etmeleri hususunda ittifak, oruçlarını hem kaza edecekler, hem fidye mi verecekler yoksa sadece kaza mı edecekler? hususunda ise ihtilaf ot mislerdir.

    İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra)'ye göre yalnız kaza etmeleri geroklr imam Şafiî (ra) ve İmam Ahmed bin Hanbel (ra)'e göre ise, hem kota eder, hem de fidye verirler.

    İmam Şafii (ra) ve İmam Ahmed bin Hanbel (ra)'in delilleri:

    Hamile ile emzikli kadın, «...Gücü yetmeyenler üzerine bir yoksul doyu*mu fidye (lazımdır)...» âyetinin zahirine dahildir. Çünkü âyet çok yuşlı er*kek ve kadını kapsadığı gibi orucunu zahmetle tutan her kişiye de şamil*dir. Öyleyse hamile ve emzikli kadınların, tutamadıkları günler İçin. oruç*larını hem kaza etmeleri, hem de çok yaşlı erkek ve kadınlar gibi fidye vermeleri vacibdir.

    İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra)'nin delilleri:

    1. Hamile ile emzikli kadın, hasta gibidir. Hasan-ı Basri (ra) şöyle der: «Hangi hastalık, hamilelikten daha ağırdır? Hamile veya emzikli ka*dın, orucunu tutamadığı takdirde açar. bilahere yalnız kaza eder.» O'nun f/alnız koda eder» sözünden anlaşılan, sadeoe kaza etmeleridir.

    2. Çok yaşlı erkeğin orucunu kaza etmesi farz değildir. Çünkü, yaşlı*lığından ötürü oruç ondan sakıt olur. Yalnız fidye vermesi gerekir. Onun gelecekte orucunu kaza edebileceği günü olmayabilir. Halbuki hamile ve emzikli kadının özürleri geçicidir. Onlara orucu kaza etmek, farzdır. «Onların hem orucu kaza etmeleri, hem de fidye vermeleri farzdır» dediğimiz takdirde, orucu hem kaza etmeleri, hem de fidye vermeleri gerekir, ikisinin birarada yapılması ise caiz değildir. Kaza etmek, orucun karşılığı olduğu gibi. fidye vermekte karşılıktır. Yapılması gereken, orucun ya kaza edil*mesi veya fidye verilmesidir. [251]

    İmam Şafiî (ra) ve İmam Ahmed bin Hanbel (ra); «Yalnız çocuklarının hayatından endişe eden hamile ile emzikli kadın, oruçlarını açarlarsa, hem kaza ederler, hem de fidye verirler. Kendi hayatlarından veya hem kendi hayatlarından, hem de çocuklarının hayatlarından endişe ederek oruçla*rını açtıkları takdirde, diğer bir vakitte yalnız kaza etmeleri gerekir» [252] derler. [253]



    Dokuzuncu Hüküm: Ramazan Ayının Başlangıcı Ne İle Tesbit Edilir?


    Oruç ayı. hilali (ayı) görmekle tesbit edilir. Oruca en az adil bir kim*senin ayı görmesinden veya Şaban ayının 30. gününden hemen sonra başlanır. Ayı görmeksizin, matematik ve astronomik bilgilere itibar edilerek oruç tutulamaz. Çünkü Resulullah (sav). «Ayı gördüğünüz zaman, oruç tu*tunuz. Ramazan bayramınızı da ayı görerek yapınız. Eğer hava bulutlu olur*sa ayı göremezsiniz. Şaban ayını 30'a tamamladıktan hemen sonra oruç tutmaya başlayınız» [254] buyurmuştur. Hilali görmek suretiyle, oruç tutma ve hacc yapma vakti bilinir ve tesbit edilir. Zira Allah (cc). «Sana yeni doğan ayları sorarlar. Oe ki: O, insanların foidesi için bir de hacc için vakit ölçüleridir,» (Bakara: 189) buyurmuştur. Şu halde itibar edilecek olan, o-ruc tutmaya başlamak için ayı görmektir.

    Cumhur'o göre Ramazan ayininin başlangıcını tesbit için. adil bir kişinin ayı gördüğüne dair şehaöeti kafidir. Zira İbn-i Ömer (ra)'in rivayeti buna işarettir: «Halkla beraber Ramazan ayı hilalini görmeye çalışıyor*dum. Ayı görerek Resulullah (sav)'a haber verdim O. oruç tuttu ve halka da oruç tutmalarını emretti» [255]

    Şevval ayı hilali, ay görülmediği takdirde. Ramazan ayı 30'a tamam lanmak suretiyle tesbit edilir. Tüm fakihlere göre, Şevval ayı hilalini tesbit için, adil bir şahidin şehadeti kafi değildir. Ancak iki adil şahidin, «biz ayı gördük» demeleri lazımdır.

    İmam Malik (ra)'e göre ise, Ramazan ayı hilalini tesbit için iki adil görgü şahidinin «biz ayı gördük» şehadetleri lazımdır. Zira ayın iki kişi tarafından görülmesi şehadettir.

    Tirmizî. bu hususta şöyle der-. «İlim adamlarının çoğuna göre, Rama*zan ayı hilalinin tesbiti için. adil bir kişinin şehadeti yeterlidir.»

    Ed-Dârül Gudnî (ra) ise; «Bir kimse, Hz. Ali'nin (ra) yanına gelerek «Ramazan ayı hilalini gördüm» diye şehadette bulundu. Bunun üzerine o-ruç tutan ve halka da tutmalarını emreden Hz. Ali (ra) «Benim için Şa*ban ayından bir gün oruç tutmak. Ramazan ayından bir gün oruç yemek*ten daha hayırlıdır» buyurdu» [256] diye rivayet etmiştir. [257]

  4. #34
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    Onuncu Hüküm: Ramazan Ayı Hilalinin, Ülkelere Göre Doğuş Yerlerinin Farklı Oluşuna İtibar Edilir Mi?


    Hanefi, Maliki ve Hanbeli'lere göre, ülkelerin doğuş yerlerinin farklı oluşuna itibar edilmez. Bir ülke halkından bir veya daha çok insan Ro mazan ayı hilalini görür ve haber bütün ülkelere ulaşırsa, hepsinin oruç tutması farzdır. Çünkü Resulullah (sav)'ın, «Ramazan hilalini gördüfllı nüz zaman oruç tutunuz. Şevval ayı hilalini gördüğünüz zaman do bayram ediniz» buyruğu, ümmetine umumi bir hitaptır. Bir müslümanın —dünyanın neresinde olursa olsun— Ramazan ayı hilalini görmesi, tüm ümmetin gör*mesi gibidir.

    İmam Şafii (ra)'ye göre ise, Ramazan ayı hilalini her şehir halkının ayrı ayrı görmesi lazımdır. Bir şehir halkının Ramazan hilalini görmesi, di ger şehir halklarına teşmil edilemez. Bu husustaki geniş bilgi fıkıh kitap larında mevcuttur. [258]



    Onbirlnci Hüküm: Hata İle Ramazan Orucunu Bozan Bir Kimsenin Hük*mü Nedir?


    Fakihler, Ramazan ayında oruç tutan bir kimsenin, «güneş battı» ian nıyla orucunu açması veya «şafak atmıştır» zannıyla sahur yemofll yt' meşinden sonra yanıldığı ortaya çıkarsa, onun oruou kaza edip etmey«0*fl! hususunda ihtilaf etmişlerdir.

    Cumhur (Honefi. Maliki. Şafii ve Hanbeli imamlarıfa göre «güneş bat*tı» zannıyla orucunu açan kimse ile. «şafak atmamıştır» zannıyla sahur yemeği yiyen kimsenin orucu sahih değildir. Çünkü oruç tutan kimseden İstenen, fecr-i sadık ile güneşin batışını tesbit etmesidir. Allah (cc)'ın; «(Bütün gece) Fecr(i sadık) olan ak İplik, kara iplikten size seçilinceye ye-yln, için, sonra da geceye kadar orucu tamamlayın» buyruğunda, «güneş batıncaya kadar, orucunuzu tamamlayın» beyanı vardır. Bu emre aykırı hareket, orucun kaza edilmesini icabettirir.

    Zahirî'ler ve Hasan-ı Basrî (ra)'ye göre ise, «güneş battı» zannıyla orucunu açan kimse ile «şafak atmamıştır» zannıyla sahur yemeği yiyen kimsenin orucunu kaza etmesi gerekmez. Çünkü, «...Hata ettikleriniz de İse üstünüze bir vebal yoktur...» (Ahzâb: 5) âyeti ve «Ümmetimin hata, unutma ve zorla yaptıkları şeylerin sorumluluğu yoktur» hadisi, buna de*lâlet eder. Hata yaparak orucunu bozan kimse, unutarak orucunu bozan kimse gibidir. Her ikisine de oruçlarını kaza etmeleri gerekmez.

    Sahih olan, Cumhur'un görüşüdür. Zira kasdedllen; hükmün değil, gü*nahın kalkmasıdır. Hata İle orucunu bozan kimsenin, onu kaza etmesi gerekir. Kefaret lazım değildir. Hata ile adam öldüren kimsenin diyet vermesi gibi, onun da orucunu kaza etmesi lazımdır. Hata ile oruç yiyen kimseyi, unutarak yiyen kimse ile kıyaslamak yanlıştır. Çünkü unutarak orucunu yiyen kimse hususunda acık nass varit olmuştur. Allah (cc), en İyi bilendir. [259]



    Onlklnci Hüküm: Cünüblük, Oruç Tutmaya Engel Midir?


    «...Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın hakkınızda yazdığını isteyin...»

    âyeti, cünüblüğün orucun sıhhatine zarar vermediğine delâlet eder. Çünkü Ramazan ayında, gecenin sonuna kadar yemek, içmek ve cinsî münase*bette bulunmak mubahtır. Bir kimse sabaha doğru cinsî münasebette bu*lunursa ve cünüb olarak sabaha çıkarsa orucu sahihtir. Cünüb olarak sa*baha çıkan adamın orucu sahih olmasaydı Allah (cc), «Orucunuzu ta*mamlayınız» diye emretmezdi. [260]

    Buharı ve Müslim, Hz. Aişe (r. anha)'den: «Resulullah (sav), oruçlu olduğu halde cünüb olarak yatar, daha sonra guslünü yaparak sabah na*mazına giderdi,» diye rivayet etmişlerdir. Yeme, içme ve cinsi münasebet*te bulunmanın yasak olduğu bir vakitte Resulullah (sav)'ın cünüb olduğu görülmektedir. Eğer cünüblük orucu bozsoydı, Resulullah (sav)'ın mutla-1 ka şafaktan önce yıkanması gerekirdi. Bu da göstermektedir ki, cünüblük hiçbir zaman orucun sıhatine zarar vermez. Kişinin yalnız namaz kılmak için. gusletmesi farzdır. [261]



    Onüçüncü Hüküm: Nafile Oruç Tutan Kimse, Orucunu Bozarsa Kaza Et*mesi Farz Mıdır?


    Fakihler, nafile oruç tutan kimsenin, orucunu bozması halinde bilaha*re kaza etmesinin farz olup olmadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir.

    Hanefi mezhebine göre. nafile oruç tutan kimse, orucunu bozarsa da*na sonra kaza etmesi farzdır. Çünkü nafile oruç tutmaya niyet etmekle, tutacağı günü kendisine borç edinmiştir. Orucunu bozmakla, daha önce yaptığı niyete muhalefet ettiğinden, o günü kaza etmesi lazımdır.

    Şafiî ve Hanbeli mezheblerine göre ise, nafile oruç tutan kimse, oru*cunu bozduğu takdirde, kaza etmesi farz değildir. Çünkü nafile oruç tu*tan kimse, orucunu bozup bozmamakta serbesttir.

    Maliki mezhebine göre de, nafile oruç tutan kimse, orucunu bizzat kendi isteğiyle bozarsa, kaza etmesi farzdır. Eğer kendi rızasının dışında*ki sebeplerden orucunu bozarsa, kaza etmesi farz değildir.

    Hanefi mezhebinin delilleri:

    A. «...Sonra geceye kadar orucu tamamlayın» âyeti, bütün oruçlar için umumi bir emirdir. Farz veya nafile oruçlardan birini tutmaya baş*layan insan İçin onu tamamlamak farzdır. Buna göre Ramazan haricinde tutulan nafile oruçlar bozulduğu takdirde, kaza edilmesi farzdır. Rama zan ayı orucundan özürsüz olarak bir gün bozan kimsenin, hem bozduğu gün için daha sonra oruç tutması, hem de İki ay kefaret orucu tutması farzdır.

    B. «Ey iman edenler, Allah'a İtaat edin, Peygamber'e İtaat edin, a-mellerlnlzl boşa çıkarmayın» (Muhammed: 33) âyeti, ikinci delilleridir. Na*file oruç, insanın amellerinden biridir. Bir kimse nafile oruç tutarken onu bozarsa, niyetinden ötürü bir farzı da terketmlş olur. Bu borcu da ancak kaza etmekle ödemiş olur.

    C. Hz. Alşe (r. anha)'dan rivayet edilen, «Hz. Hafsa ile beraber na*file oruç tutmuştuk. Bize beğendiğimiz bazı yiyecekler hediye edildi. Onlorla orucumuzu hemen bozduk. Resulullah (sav) eve gelince, Hz. Hafsa (r. onha) benden önce bozduğumuz orucun hükmünü sordu. Resulullah (sav), «öyleyse ona karşılık olarak bir gün kazaen oruç tutunuz» buyur*du» [262] hadisinden anlaşılıyor ki, nafile oruç tutan kimse orucunu boz*duğu takdirde, kaza etmesi lazımdır.

    Şafii ve Hanbelî mezheblerinin delilleri:

    A. «...İyilik edenlere karşı (da muahezeye) bir yol yoktur...» âyeti, nafile oruç tutan bir kimsenin, orucunu bozduğu takdirde onu kaza etme*sinin farz olmadığına delildir. Çünkü kaza etmek farz olsaydı, onun için bir zorluk olurdu. Halbuki Allah (cc). dinde zorluk ve çetinlik olmadığını buyurmaktadır.

    B. Resulullah (sav)'ın: «Nafile oruç tutan kimse serbesttir. Dilerse orucunu tutmaya devam eder. Dilerse acar (bozar)» [263] hadisidir.

    İmam-ı Azam'ın görüşü, diğerlerine tercih edilir. Çünkü Resulullah (sav), Hz. Aişe (ra) ile, Hz. Hafsa (ra)'ya, bozdukları nafile oruç yerine bilahare birgün oruç tutmalarını emretmiştir. O'nun emri, nafile oruç bo*zulduğu takdirde kaza edilmesinin farz olduğuna dair bir nass'dır. Allah (cc) en iyi bilendir. [264]


    Ondördüncü Hüküm: L'tikâf Nedir Ve Hangi Camilerde Yapılır?


    İmam Şafii'ye göre lügatta i'tikâf, bir kimsenin günah veya sevab ni*yetiyle üzerinde durarak bir şey yapması anlamındadır, «...şimdi putları*nın önünde topogelen bir kavme rast geldiler...» âyeti, bu anlamı te'yid eder.

    Şeriatta i'tikâf; ibâdet niyetiyle Beytullah'ta durmaktır. İ'tikâf eski üm*metlerin şeriatlarında da mevcuttur. Çünkü: «İbrahim İle ismail'e de, «evi*mi —tavaf edenler, (İbâdet kasdıyla orada) kalanlar, rüku ve sücud eyle*yenler (namaz kılanlar) İçin— titizlikle temizleyin» diye kuvvetli emir ver*miştir.» (Bakara: 125), «...Mescidlerde l'tlkâfta (ibâdet niyetiyle) bulun*duğunuz zaman kadınlarınıza (geceleri de) yaklaşmayın...» (Bakara: 18) âyetlerinden anlaşılan, i'tikâf, ibadet niyetiyle camilerde bir müddet durul*masıdır. Allah (cc), i'tikâfın mescidlerde yapılmasını beyan etmektedir.

    Alimler hongl cami ve mescidlerde i'tikâf yapılabileceği hususunda İhtilaf etmişlerdir.

    1. Bazı alimlere göre l'tikâf, yalnız hadiste zikredilen «Mescid-i Ha*ram, Mescid-i Nebevi, Mescid-I Aksa» da yapılabilir. Bunların dışında her*hangi bir mescid veya camide yapılamaz. Çünkü Resulullah (sav), «Ziyaret ve İbadet maksadıyla ancak MesckJ-i Haram, benim bu mescidim (Mea-ekJ-l Nebevi) ve Mescld-I Aksa'ya gidilir» buyurmuştur. Bu görüş, Saki bin Müseyyeb (ra)'in görüşüdür.

    2. Diğer bir kısım alime göre İse i'tikâf, ancak cemaatları çok olan camilerde yapılır. Bu da Ibn-I Mesud (ra)'un görüşüdür. İmam Malik (ra) de bu görüşü kabul etmiştir.

    3. Cumhur'a göre de İ'tikâfın hangi mescldde olursa olsun yapııması caizdir. Çünkü Allah (cc)'ın; «...Mescidlerde l'tlkâfta (İbâdet niyetiyle) bu*lunduğunuz zaman» buyruğu, umumidir. Sahih olan da Cumhur'un görü şüdür. Çünkü âyet, hiç bir cami ve mescidi hususi olarak belirtmemiş*tir [265]

    Ebu Bekir el-Çessâs, bu hususla ilgili olarak şöyle der: «İ'tikâfın an cnk mescidlerde yapılması hususunda bütün selef ittifak etmiştir. İhtilaf konusu olan Itikâfın. hususi veya umumi, mescidlerde mi yapılacağıdır « ..Mescidlerde l'tlkâfta bulunduğunuz zaman...» âyetinin zahiri, bütün ınescidlerde i'tikâfın yapılabileceğini gösteriyor. Çünkü âyette çoğul ola-ınk «mescldler» tabiri kullanılmıştır, «i'tikâf, yalnız belli mescidlerde ya*pılır» diyenlerin âyet veya hadisten kesin delil getirmeleri lazımdır, «l'tikâf, yalnız Peygamber mesçldlerinde-Mescld-l Nebevi, Mescid-I Haram. Met çld-l Aksa- yapılır ve onlara hastır.» İddiasında olanların İse sözlerine İtibar edilmez. Çünkü delilleri yoktur.» [266]

    Kadınlar ise i'tikâfı kendi evlerinde yaparlar. Çünkü onlar, âyetin hük mi) dıştndadırlar.

    Onbeslncl hüküm: i'tikâf müddeti ne kadardır? i'tikâf suretine» o ruo tutmak, o'nun şartlarından mıdır?

    Fakihler, i'tikâfın -süresi konusunda ihtilaf etmişlerdir.

    1. Hanefilere göre, i'tikâfın süresi, en az 1 gün, 1 gece olmalıdır.

    2. İmam Malik (ra)'den rivayet edilen bir görüşe göre ise, i'tlkâfın en az süresi 10 gündür.

    3. Şafii (ra)'ye göre de, i'tikâfta süre bir andır. Süre hususunda sınır yoktur.

    İmam Şafii (ra) ile Ahmed bin Hanbel (ra)'in bir görüşüne göre i'tikâf, oruç tutmadan da yapılır.

    Cumhur (Ebu Hanife (ra), İmam Malik (ra), imam Ahmed bin Hanbel'in (ra) diğer bir görüşüne) göre ise; oruç tutmadan yapılan i'tikâf. sahih de*ğildir. Çünkü Hz. Aişe (ra)'nin rivayet ettiği, Resululloh (sav)'ın; «Oruçsuz itikâf olmaz» [267] ve «i'tikâf yap ve oruç tut» [268] hadisleri buna delildir. Allah (cc), i'tikâfı oruçla beraber anmıştır. Onun bu zikri, i'tikâfın oruçla beraber yapılabileceğine en acık bir işarettir.

    İmam Fahreddin er-Râzi bu hususta şöyle der; «Oruç tutmadan i'tikâf yapmak caizdir. Ancak faziletli olan, i'tlkâfto iken oruçlu olmaktır, imam Şafii (ra) de bu görüştedir. İmam-ı Azam (ra)'a göre. oruç tutmaksızın i'ti*kâf yapmak caiz değildir. İmam Şafiî (ra)"nin delili; «...Siz mescldlerd» İ'tikâfta olduğunuz zaman kadınlarınıza yaklaşmayın...» âyetidir. Çünkü âyette, i'tikâfın orucsuz olduğu görülür. Allah (cc), i'tikâfa giren kimselere kadınlara yaklaşmayı yasaklamıştır.» [269]

    Hanefi fakihleri, i'tikâfı üc kısma ayırmışlardır.

    1. Mendup olan i'tikâftır. Az bir zaman için dahi olsa, i'tikâf niyetiyle mescide girmektir.

    2. Sünnet olan i'tikâftır. Ramazan ayının son on gününü mescidde i'tikâf niyetiyle geçirmektir.

    3. Vacib olan i'tikâftır. Bu da nezir i'tikâfıdır. Onda oruçlu olmak şart*tır. Geniş İzahat fıkıh kitaplarında mevcuttur. [270]



    Ayetlerden Alınacak Dersler


    1. Oruc. bütün ümmetlere, Allah (cc)'ın farz kıldığı bir ibâdettir.

    2. Oruc. ruhu terbiye eden bir medrese gibidir. Nefsi tüm kötülükler*den temizler ve sabretmeye alıştırır.

    3. Allah (cc). Kuranı inzal ettiği Ramazan ayını, oruca tahsis etmiş*tir.

    4. Cenab-ı Hak, kullarına kolaylık olmak üzere, rahmetinden, özürlü kimselere oruçlarını bozma (yeme) ruhsatı vermiştir.

    5. Allah (cc) çizdiği sınırlara, emir ve yasaklarına uymayı ve haddi aşmamayı buyurmuştur. Onlar insanların iyiliği içindir. [271]



    Âyetlerdekı Teşri! Hikmetler


    1. Şüphesiz oruc tutmanın çok büyük faydaları vardır. Gafil ve onhll kimseler, orucun insan hürriyetini kıstığı, vücudunu zayıf düşürdüğü vt» acıktırdığı iddiasındadırlar. Halbuki oruçtaki büyük hikmet ve sinirimi, alimler ve salim akıl sahipleri bilir. Doktorlar da bunu te'yld eder. COnku bir cok hastalığın tedavisinde en iyi ilaç oruçtur. Bir müddet yemek, lorrmk ve diğer beşeri arzulardan Allah (cc)'ın emrine uyarak uzaklaşan kul, vll cuduna istirahat vermiş olur. Burada orucun vücud sağlığı üzerindeki «I kilerinden bahsetmeyeceğiz. O, modern tıp uzmanlarına aittir.

    Büroda yapmak istediğimiz, orucun ruh üzerindeki etkileri ve »flrhly» ediciliğini bilmek ve bildirmektir. Oruc emrindeki amaç budur. Çünkü Al lah (cc). oruc ve diğer ibâdetleri İnsanlarda takvalık melekesinin yor loş mesi ve tabii bir hal alması Icin emretmiştir. Oruç İnsanlarda Allah (no)'ıı kulluk yapmayı, ©mirlerine sımsıkı sarılmayı ve yasaklarından kaçınmayı adet haline getirir. Allah (cc), bir hadis-i kutsi'de buna İşaret edtn «İn san oğlunun yaptoğı hor şey kendisi .oruç tutması ise yalnız benim İçindir Mükafatın» da ancok ben veririm. Çünkü oruç tutan kimse, yoma. Içiım ve diğer bütün beşeri arzularını benim İçin terketmiştir.» [272]

    Allah (cc)'a kulluk yapma ve emirlerine teslim olma şuuru, Ibadnlln en yüksek hedefidir. Belki insanların yaradılış hikmetinin temeli do budur Çünkü Allah (cc) şöyle buyurur: «Biz (kendimizi) kainatın Rabblnt tMlIm etmenizle emrolunmuşuzdur» (En'âm: 71)

    2. Orucun emrediliş hikmeti, nefsi terbiye etmek, sabretmeye nlıştır mak ve Allah (cc) yolunda zorluklara tahammül ettirmektir. Oruç, njlm ve iradeyi kuvvetlendirir. İnsanı, arzu ve isteklerine hâkim yapar. C«n»di ne kul ve şehvetine de esir etmez. Yalnız insanlara basiret ve akıl nuru verir. Elbette arzu ve İsteklerinin esiri olan. midesi ve şehveti İçin yoşıyan insanlar ile nefsine galib gelen ve şehevi arzularına hakim olan in*sanlar bir olmaz. Çünkü Allah (cc)'ın «...Küfredenlerle gelince —ki) onlar (dünyada sadece) zevkü sefa ederler, hayvanların yediği gibi yerler— on*ların yeri de ateştir» (Muhammed: 12) buyruğu buna delildir.

    3. Oruç, insanlarda sevgi ve merhamet gibi duyguların doğmasına sebep olur. Kalbleri yumuşatıp, imanın gereği İyi huyların canlanmasına vasıta olur. Oruç yalnız insanları yemek, içmek ve diğer beşeri arzulardan alıkoymak için farz kılınmamıştır. Belki ruhun güç kaynağı için emredil*miştir. Bu güç kaynağını elde eden insan, müslüman kardeşinin duyduğu gibi duyar. Yardım ederek gözyaşlarını eliyle siler. Kederlerini ortadan kaldırmaya çalışır. Çünkü orucun verdiği terbiye ile insan, açlığın, susuz*luğun ne kadar elem verici olduğunu daha iyi anlar. Şu olay ne kadar ib*ret vericidir: «Hazinelere sahip olduğun halde niçin yemeyip aç duruyor*sun?» diyenlere Hz. Yusuf (as). «Tok olduğum takdirde, açların halini unut*maktan korkuyorum», cevabını verir.

    4. Oruç. insanların kalbine Allah (ca)'ın korku ve murakabesini yer*leştirerek, nefsi kötülüklerden temizler, insanı bütün kötülük ve haramlar*dan uzaklaştırır. Oruç ibadetinin esas gayesi, özellikle insanı takvalık mer*tebesine ulaştırmaktır. Çünkü Allah (cc), oruç farzının hikmetini anarken, elem duymak, acıkmak veya sıhhat bulmak için değil, «Ta ki konmasınız» diye buyurmuştur.

    Takva, ancak oruç gibi bir İbâdetin meyvesidir. Çünkü oruç, nefsi Allah (ac)'ın hududlarında durmaya ve insan fıtratındaki mubah beşeri arzuları yalnız O'nun emrine uymak için, O'ndan mükafat beklemeye ha*zırlar.

    Bu yazdıklarımız oruç tutmanın büyük gayelerinin neler olduğunu gös*termektedir. Allah (cc), her şeyi en iyi bilendir. [273]

  5. #35
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    10. DERS İSLAM'DA SAVAŞIN MEŞRUİYETİ


    190 — Size harb açanlarla, Allah yolunda sizde doğuşun (Müdafaa, harbi yapın) Ancak aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki Allah, aşırı gidenleri sev*mez.

    191 — Onlan (size harb açanları) nerede yakalarsanız öldürün, on*ları, sizi çıkardıktan yerden (Mekke'den) çıkarın. Fitne katilden beterdir. Onlar Mescld-j Haram yanında, orada sizinle döğüşünceye kadar (yani döğüşmedlkçe) sizde orada kendileriyle döğüşmeyin. Fakot (orada) sizi öldürürlerse sizde onları öldürün. Kafirlerin cezası böyled/r.

    192 — Bununla beraber (muharebeden) vazgeçerlerse (siz de bıra*kın), şüphesiz ki Allah, çok yartıgayıcı, hakkıyla esirgeyicidir.

    193 — Fitne (den eser) kalmayıncaya, dinde (şunun bunun değil) yal*nız Allanın (dini diye tanılmış) oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçer*lerse artık zalimlerden başkasına hiç bir husumet yoktur.

    194 — Haram ay, haram aya bedeldir. Hürmetler karşılıklıdır. Onun İçin kim sizin üzerinize saldırırsa siz de, tıbkı onların üstünüze saldırdık*ları gibi, ona saldırın. (Fakat daima) AKahtan korkun ve bilin ki şüphesiz Allah takva sahipleriyle beraberdir.

    195 — Allah yolunda mallarınızı harcayın. Kendinizi tehlikeye atma yın. (Dalma da) İyilik edin. Allah, muhakkak İyilik edenleri sever.



    Ayetlerin Lafzi Tahlili


    (Segrftümûhüm): Lugatta segif kelimesi, tut*mak, idrak etmek ve zafer kazanmak anlamındadır.

    (Et-fltnetü): Lügatta fitne kelimesi, bir şeyi tecrübe etmek ve denemek anlamındadır.

    (Vel hurumâtü kısâsun): Dinde yapılması

    yasak şeyleri yapma anlamındaki hurumat, hürmet kelimesinin çoğuludur. Kısas İse, misilleme manasınadır.

    (Ettehlüketi): Tehlike kelimesi, yok olma anlamındadır.

    (El-muhsinîne): Muhsinln kelimesi,

    mutîsin kelimesinin çoğuludur ve kendisinden başkasıno en güzel şekil*de menfaat verenler anlamındadır. [274]



    Ayetlerin İcmali Manaları


    Allah (cc), icmâlen şöyle buyuruyor: «Ey müminler, tevhid davasının yükselmesi ve İslâmın yeryüzüne hâkim olması için, sizinle savaşan kafir*lerle harb ediniz. Yalnız savaşta çocukları, kadınları, çok yaşlı ihtiyarları, savaşa gücü yetmeyen aciz, zayıf, çaresiz kişi ve hastalan öldürmeyiniz. Çünkü Allah (cc), zulüm ve düşmanlığı sevmez.

    Müşrik kâfirleri nerede görür ve karşılaşırsanız öldürünüz. Mekke ha-rlminde bulunmaları, sizi onları öldürmekten alıkoymasın. Sizi .asıl belde*niz Mekke'den —zulüm yaparak ve dininizden dolayı düşman oldukları İçin— çıkardıkları gibi, siz de onları o mukaddes yerden çıkarınız. Mümin*lere her türlü azabı uygulamak, İslâm'dan nefret ettirmek, asıl vatanların*dan uzaklaştırmak ve mallarına el koymak, öldürmekten daha da çirkindir

    Ey müminler, onlar Mescid-i Haram'da iken, size saldırıncaya kadar öldürmeyiniz, eğer saldınnarsa, onlara teslim olmayınız ve öldürünüz. Çün*kü savaşı başlatan zalimdir, savunan ise günahkâr değildir. Onlar size düşmanlıktan vazgeçerlerse, sizde saldırmayınız. Çünkü Allah (cc), hak*kıyla bağışlayan ve esirgeyendir.

    Daha sonra Allah (cc, savaşın asıl gayesinin ne olduğunu bildirerek kâfirlerle savaşma emrini te'kit etmiş ve «Siz onlarla —galip gellncey», din yalnız Allah (cc) için oluncaya, ibadet ve taat putlara değil, yalnız O'na yapılıncaya kadar— savaşarak öldürünüz», buyurmuştur.

    Onlar, sizinle savaşı bırakarak dininize girerlerse öldürmeyiniz. Zira sizin için ancak zalimleri öldürmek uygundur. Allah (cc), müşriklerin mut-lümanlara eziyet yapmakta israr ettiklerini ve yaptıklarının adam öldürmek*ten daha çirkin olduğunu haber vererek, «Haram ay, haram ay karşılığıdır, Ona hürmet etmemek, hürmet etmemekle karşılanır» buyurmuştur. Yani «Onlar haram aylara saygısızlık yaparak size saldırırlarsa, sizde haram aylarda onlara karşı müdafaya geçin» demektir.

    Ey müminler, haram ayda dininizin müdafası ve tevhid davasının yü*celmesi için zarurete düşerseniz, sizde onlarla savaşınız, misliyle karşılık veriniz. Allah (cc)'tan sakınınız ve zulüm yapmayınız. Allah (cc)'ın muhak*kak muttakileri sevdiğini biliniz. Bedenen cihad yapma emrinden sonra malla cihad yapmayı emreden Allah (cc); «Malınızı Allah (cc)'ın dinine yardım ve Hakkın müdafası için sarfedinlz. Cimrilik yaparsanız, düşmana fırsat vermiş ve helak olmuş olursunuz. İyilik yapınız. Çünkü Allah (cc). İyilik yapanları sever» buyurmuştur. [275]



    Ayetlerin Nüzul Sebebleri


    A. ibn-i Abbas (ra)'ın rivayetidir: «Hudeybiye anlaşması yılı. müşrik*ler Resulullah (sav)'ın. Beytullah'ta umre yapmasına engel oldular. Bir yıl sonra ise müşriklerle Resulullah (sav) arasında. Beytullah'ı ziyaret için anlaşma yapıldı. Resulullah (sav)'ta Hudeybiye'de kurbanını keserek dön*dü. Resulullah (sav), Hudeybiye anlaşmasında Beytullah'ı ziyaret için ta*yin edilen seneyle ilgili hazırlık yaparken sahabiler. Kureyşilerin anlaşma metnini ihlal ederek saldıracaklarından korktular. Çünkü sahabiler. haram ayda savaşmayı sevmiyorlardı. Bunun üzerine, «Size harb açanlarla, Allah (cc) yolunda, sizde döğüşün» âyeti nazil oldu.» [276]

    B. Müşrikler. Resulullah (sav)'a «Bizimle haram ayda savaşmaktan men mi edildin?» deyince O da, «Evet» buyurdu. Haram ayda müslüman-ların hazırlıksız olduklarını bilen müşrikler, o ayda savaşmaya hazırlandı*lar. Bunun üzerine, «Haram ay, horam aya bedeldir» âyeti nazil oldu. [277]

    C. İbn-i Abbas (ra)'tan: ««Haram ay, haram aya bedeldir» âyeti. Re*sulullah (sav), umresini hicretin 7. yılında kaza yaptıktan sonra nazil oldu. Çünkü Hudeybiye anlaşması, hicretin 6. senesi Zilkade ayında yapılmıştı. Kureyş müşrikleri tarafından Beytullah'a girmesi engellenen Resulullah (sav), Medine'ye geri dönmüştü. Bunun üzerine Allah (cc), ertesi sene muhakkak Mekke'ye giderek umre yapacağını Peygamber efendimize vaat etti» [278] rivayeti yapılmıştır.

    D. İbn-i Cerir et-Taberi. Eşlem Ebu İmrâne (ra)'den şu rivayeti yap*mıştır: «Biz. Kostantaniyye (İstanbul)'daki orduda bulunuyorduk. Akabe bin Âmir (ra) Mısır'daki ordunun başında, Feddâlet bin Ubeyd (ra) de, Şam'*daki ordunun başında bulunuyordu. Karşımıza çıkan büyük Rum ordusu*na karşı hemen muharebe düzeni aldığımızda, bir müslüman Rum ordu*suna saldırarak aralarına girdi. Bu sırada müslümanlar bağırarak, «Sübhanallah! şu adam kendini tehlikeye attı. Halbuki Allah (cc). «...Kendinizi tehlikeye atmayın...» buyurmaktadır» dediler. Resulullah (sav)'ın sancak*tarı, Ebu Eyyub el-Ensari (ra) ayağa kalkarak bizlere hitaben, «Bu âyeti, öyle mi anlıyorsunuz? Bizler Resulullah (sav)'tan gizlice kendi aramızda, «Malımız cok sarfedildi. Halbuki Allah (cc). islâmı yüceltmiş, taraftarlarını çoğaltmıştır. Artık malımızın başında bulunarak çalışsak ve çoğaltsak» derdik. Bunun üzerine Allah (cc) yanlış düşündüğümüzü ikaz için. «Aliah, yolunda mallarınızı harcayın. Kendinizi tehlikeye atmayın...» âyetini inzal buyurdular. Çünkü asıl tehlike, malın başında bulunup, savaşı terketmek-tir.» dedi. Ebu Eyyub el-Ensari (ra). eceliyle ölünceye kadar savaşı bırak*mamıştır.» [279]



    Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler


    Birinci incelik: Kur'anın bir çok yerinde kıtal ve cihad kelimeleri, se-bilillah kelimesiyle beraber anılmıştır. Bu birlikte anış, savaşın asıl ama*cının, servete ulaşmak, yiğitliğini ortaya koymak, diktatörlüğünü göster*mek veya yeryüzünde mutlak bir saltanat kurmak değil, ilâ-ı Kelimetullah (Allah (cc) isminin yüceltilmesi) olduğuna işaret içindir.

    Bu büyük amacı Resulullah (sav), «İlâ-ı Kelimetullah için savaşan kimse, yalnız Allah (cc) için cihad etmiştir» [280] hadisiyle bizlere açıklu mıştır.

    İkinci incelik: Zemahşeri: «Fitne, katilden beterdir...» âyetinde litne kelimesinden murat, mihnet (Allah (cc)'ın imtihan için verdiği belaj'tlr Kİ İnsanlar onunla azab çeker ve o, öldürmekten daha beterdir. Bir filozofa, «İnsana ölümden daha ağır gelen bir şey var mıdır?» diye soruldu. O'da «Evet, ölümü istemeye vesile olan bela, ölümden daha ağırdır,» dedi Mihnetten maksat, müslümanların Mekke'den zorla, herşeyleri ellerinden alınarak, müşrikler tarafından çıkartılmalarıdır,» [281] der.

    Üçüncü, dördüncü ve beşinci incelik: Arap dili ve edebiyatıyla ilgili ol duğundan yazılmamıştır.

    Altıncı incelik: Allah (cc) katında, hiçbir şeyle değeri ölçulemeyen on faziletli ibâdet, cihad'dır. Zira Allah Resulü (sav): «Cenab-ı Hakk yolunda cihad yapan kimse, gündüzlerini oruç. gecelerini namaz ve kıraatle geçiren —ki bir an ibâdetten uzak olmayan— kimseden daha faziletlidir.» [282] buyurmuştur.

    Abdullah bin Mübarek (ra), Fudayl bin iyad (ra)a gönderdiği mektupta şu beyitleri yazar: «Ey haremeyn'de İbadet eden, eğer bize bakıp görse*niz, ibâdetinizle avunduğunuzu yakinen bilirsiniz, yüzünüzün hatları göz-lerininden akan kanlı yaşlar ile kına gibi kırmızı olursa, bizim göğsümüz*de clhad meydanında aldığımız yaraların kanıyla kına gibi kırmızı olur». Mektubu okuyunca gözleri yaşaran Fudayl bin iyad; «Abdullah bin Mü*barek (ra), doğru yazmış, nasihati ile bizleri irşad etti» [283] der. [284]



    Ayetlerdeki Şer'i Hükümler

    Birinci Hüküm: Cihad, Müslümanlara Ne Zaman Farz Kılındı?


    Savaşın, müslümanlar için hicretten önce sakıncalı olduğunda alim*ler İttifak etmişlerdir. Zira bu hususta Kur'an'da bir çok nass'lar vardır.

    «...Sen yine onların suçundan geç, aldırış etme. Şüphe yok ki Allah, İyilik edenleri sever.» (Mâide: 13)

    «...Sen (kötülüğü) en güzel (haslet ne ise) onunla önle. O zaman (gö*rürsün ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile sanki yakın dost (un olmuş) olur». (Fussilet: 34)

    «...Eğer yüz çevirirlerse artık sana düşen (vazife) ancak tebliğdir. Al*lah kullarını layıkıyla görücüdür». (Âli İmrân: 20)

    «(Habibim) iman edenlere söyle: Allanın günlerinin (çatıp geleceği)ni ümit etmeyenlerin (ezalarına) aldırış etmesinler. Çünkü (Allah) herhangi bir kavme (ancak) kazanmakta olduklartyla mukabele eder» (Câsiye: 14)

    «O çok esirgeyen Allah'ın has kullan, ki onlor yeryüzünde vefakar ve tevazu İle yürürler. Kendilerine beyinsizler (hoşa gitmeyecek) lafları attığı zaman «selam (etle) de (yip geçerler).» (Furkân: 63) âyetleri ve benzeri âyetler, daha cok müminlerin, düşmanları ile savaşmalarının yasak oldu*ğuna delalet eder. Zaten; «(Evvelce) kendilerine (ellerinizi muharebeden) çekin, dosdoğru namazı kılın, zekatı verin, denilen kimselere bakmaz mı*sın? Şimdi onların üzerine muharebe yazılınca (farzedllince) içlerinden bir zümre insan(dan başka bir şey olmayan düşmanlardan) Allah'tan korkar gibi, hatta daha şiddetli bir korku İle korkuyorlar...» (Nisa: 77) âyeti de. Ooıkca müslümanların savaş yapmaktan men edildiğini göstermektedir.

    Ibn-l Cerir et-Taberî, bu hususla ilgili olarak İbn-i Abbas (ra)tan: «Ab-tlurrahman bin Avf (ra) ve arkadaşları Resulullaha (sav) gelerek, «Ya Re-»ulullah (sav), müşrik iken aziz ve zengin, iman ettikten sonra zelil ve fa-Mr olduk,» deyince, O, «Ben affetmekle emrolundum. Siz müşriklerle sa*yışmayınız» buyurdular. Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra, müş-nklnrle savaş yapma emri gelince bir çok kişi savaşmaktan çekindi. Bu*nun üzerine Cenab-ı Hakk, «(Evvelce) kendilerine «ellerinizi (muharebe-ılin) çekin, namazı dosdoğru kılın, zekatı verin» denilen kimselere bak*ındı mısın? Şimdi onların üzerine muharebe yazılınca (farzedilince) içlerin*dim bir zümre, insanlardan Allahtan korkar gibi, hatta daha siddstll bir korku İle korkuyorlar...» (Nisa: 77) âyetini inzal buyurdular» [285] diye rlva-ynt etmiştir. Bu âyetin başlangıcı, savaşın Mekke devrinde yasaklandığını ımcak Medine'ye hicretten sonra izin verildiğini, savaştan korkarak kaçan kimselerin yanlış yolda olduklarını gösteriyor..

    Islâmın ilk yıllarında savaş yapmanın yasak oluşundaki hikmeti va »nlmplerini şöyle özetleyebiliriz :

    A. Müslümanlar Mekke'de iken azınlıktaydılar ve mahsur idiler. Güç İmi ve kudretleri de yoktu. Müşriklerle aralarında olabilecek bir savaşta yuh olma ihtimalleri daha çoktu. Halbuki Allah (cc) onların çoğalmnmnı v» kendilerine her hususta yardımcı olacak insanların bulunacağını rllln misil. Emin bir yerde deflet haline gelmelerini de arzu etmişti. Medine'ye tın rnt ettlkden sonra oradaki müslümanların yardımlarıyla hem güç ka nmdılar, hem de sayıları arttı. İşte o zaman müminlerin, müşriklerle tavaf yııpmasına Allah (cc) izin verdi.

    B. Asıl gaye, müminleri, Allah (cc)'ın emrini tutmaya ve büyük kıı ınundan (Resulullah)'ın idaresine saygılı olmaya alıştırmaktı. Çünkü Arnp hır onhiliyet devrinde kahramanlığa ve zulüm karşısında çok rahatlıkla karşılık vermeye alışkındılar.

    Onların eza ve cefaya dayanmalarını, büyük komutanın emri altına yitmeye alıştırılmalarını, cahiliyet devrinde aldıkları lüzumsuz, fnldnul/ ıılılok anlayışlarının silinerek insana yakışır, hakimiyet, sabır ve metanet uilıl güzel hasletlerle bezenerek onları tabiat haline getirmelerini Allah (i'f)'ın İradesi, islâm gibi büyük bir dava İçin hazırlamıştır.

    C. Arapların yaradılışları ve yaşadıkları çevrede, gururlanma ve kah*ramanlık duygulan yüksek seviyede idi. Müslümanlar arasında 3-5 kişiye bedel bir çok yiğit ve kahraman olmasına rağmen, onlardan gelen eza ve cefaya karşı sabrediyor,. «İslâm'a ve müslümanlara zarar gelmesin» di*yorlardı. Müslümanların eza ve cefalara karşı sabretmeleri, müşriklerin gururlarını kırıyor, kalblerinl de islâma çekiyordu. Nitekim onların Haşim-oğulları çevresini ablukaya almaları sırasında bu durum müşahade edildi. Çünkü müşrik Kureyşliler, Resulullah (sav)'ı himayeden vazgeçirmek mak*sadıyla Haşimoğullarını muhasara ettiler. O zaman islâma hiç inanmayan müşrikler dahi. yaradılışlarındaki gurur ve kahramanlık duyguları galeyana geldiğinden daha önce muhasara hususunda aralarında yaptıkları sözleş*meyi yırtıp attılar. Böylece muhasara sona erdi.

    D. Müslümanlar Mekke'de iken babaları ve yakınlarıyla aynı binalar*da yaşıyorlardı. Yakınları müşrikler, onları daima dinlerinden döndürmek İçin akla ve hayale gelmeyen eza ve cefalar uyguluyorlardı. Eğer müslü*manlara, onlarla savaşma İzni verilseydi, her evde ayrı ayrı savaş mey*dana gelir ve kan akardı. Halbuki islâmın davet metodunda aynı çatı altın*da yaşayanlar arasında kan dökme yoktur. Hicret emri ile Mekke'den Medine'ye hicret gerçekleşince baba evladından, kardeş kardeşinden ay*rıldı. O zaman müşriklerle savaşma izni müslümanlara verildi. [286]



    İkinci Hüküm: Savaşı Meşru Kılan İlk Âyet Hangisidir?


    Selef, savaşı meşru kılan ilk âyetin hangisi olduğunda ihtilâf etmiş*lerdin. Bu hususta Rebi bin Enes (ra)'ten şu rivayet yapılmıştır: «Size harb açanlarla Allah yolunda, siz de döğüşün...» (Bakara: 190) âyeti, savaş konusunda nazil olan İlk âyettir. Çünkü o Medine'de nazil olmuştur. Re*sulullah (sav), müslümanlara saldıranlar ile savaşır, islâma ve müslüman*lara dokunmayanlara da dokunmazdı»

    Sahabilerden Hz. Ebubekir (ra), Hz. İbn-i Abbas (ra) ve Hz. Said bin Cübeyr (ra)'in de bulunduğu bir cemaatten, «Kendileriyle mukatele edilen*lere uğradıkları o zulümden dolayı (bil mukabele harbe) izin verildi. Şüp*hesiz ki Allah, onlara yardım etmeye elbette kemaliyle kadirdir» (Hacc: 39) âyetinin, savaş hakkında nazil olan ilk âyet olduğu rivayet edilmiş*tir.

    Ebu Bekir İbnü'l-Arabî; «Sahih olan, savaş hakkında ilk nazil olan â-yetin, Hacc suresinin 39. âyeti oluşudur. Daha sonra Bakara suresinin 190, âyeti nazil oldu. Savaşa Allah (cc) önce izin verdi, daha sonra farz kıldı. Savaşa izin veren âyet Mekki, farz kılan âyet ise Medeni'dlr» [287] der. [288]



    Üçüncü Hüküm: Mekke Hariminde Savaşmak, Mubah Mıdır?


    «...Onlar Mescidi Haram yanında, orada sizini» döğüşünceye kadar (yani döğüşmedikçe) sizde orada kendileriyle döğüşmeyin...» âyeti, sava*şın Mekke hariminde yapılmasını yasaklar Müşrikler, Mescid-i Haramda savaşmaya başlarlarsa şerlerinden korunmak için müslümanlar müdafaa savaşına başlarlar. Âyete göre kafirler saldırmaksızın Mekke hariminde savaşa başlamamız caiz değildir. Buna göre âyetin hükmü neshedilme-miştir.

    Mücâhid bununla İlgili olarak: «...Fakat (orada) sizi öldürürlerse »İz*de onları öldürün» âyetine göre, Mekke hariminde kesinlikle savaş yapıl*maz. Diğer bir müşrik orada size saldırır, döğüşmek isterse elbette ona teslim olmak değil, nefis müdafası İçin döğüşmek farzdır» [289] der.

    Katadeden ise şu rivayet yapılmıştır: «...Onlar Mescid-I Haram ya*nında, orada sizinle döğüşünceye kadar (yani dönüşmedikçe) sizde orada kendileriyle döğüşmeyin...» âyeti, Tevbe süresindeki, «Dokunulması), ho*ram olan aylar çıktığı zaman artık o müşrikleri, onları nerede bulursan» öldürün...» (Tevbe: 5) âyeti İle neshedildi.» [290]

    Allâme. Kurtubî de «Alimler, «...Onlgr Mescid-i Haram yanında silini* döğüşünceye kadar...» (Bakara: 191) âyetinin hükmü hususunda İki gö*rüşe ayrılmışlardır. Bi( guruba göre, âyetin hükmü neshedilmlştlr. Dlfler guruba göre ise, hükmü neshedilmeyen, ifadesi sarih bir âyettir» demek*tedir.

    Mücahid, «Âyet, hükmü neshedilmeyen, ifadesi sarih bir âyettir, Mm cid-i Haramda bir kimsenin döğüşmesl haramdır. Müşrikler tarafından orada döğüş başlatılırsa, elbette onlara döğüşte karşılık vermek, müslü-mantarın hakkıdır» derken, Tavus da bu görüşe katılır. Ayetin açık nastı da Mücahid'in görüşünü teyid etmektedir. Sahih olan da İkinci görüştür. Imam-ı Azam Ebu Hanife (ra) ve arkadaşları da bu görüştedirler.

    Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'de, Ibn-i Abbas (ra)'tan; «Mekke fet-hedildiği gün halka hitaben Resulullah (sav), «Ey müslümanlar, şüpheli!

    Allah (cc) gökleri ve yeri yarattığı günden bugüne kadar. Mekke harimin-de kan dökmeyi haram kılmıştır. Benden önceki ve sonraki kişiler İçin kan dökmek, haramdır. Ancak bugün bir müddet bana Mekke harimlnde sa*vaşmak helal kılınmıştır. Şimdi ise Mekke fethedilmiştir. Kıyamet gününe kadar da burada kan dökmek haramdır.» buyurdu.» diye rivayet edilen ha*dis de bu âyetin hükmünün cari Olduğuna ve neshedilmedlğine delâlet eder» [291] der. [292]



    Latif Bîr Münazara


    Ebu Bekir İbnü'l-Arabî: «Bir cuma günü Mescld-i AksaauKi uuu nrv~ be medresesinde Kadı Zencani'nin derslerini dinliyorduk. Blrara İçeriye güzel bakışlı, sırtında eski kaftan bulunan bir zat, alimler gibi selam ve*rerek girdi ve dershanenin ön ktsmına geçerek oturdu. Bunun üzerine Ka*dı Zencani, «Gelen misafirimizi tanımak istiyoruz» deymce o. «Dün hırsız*lar tarafından soyuton bir kişty-rm. Asıl maksadım, Mescid-i Aksa harimine gelmektir. Gerçek hüviyetimi sorarsanız Sağan şehri İlim taliblllerindenim,» dedi. Kadı Zencanî hemen ilim adamlarına sarartan adet üzere bu .zata. «Öldürülecek bir kâfir, Mescid-i Harama sığınırsa arada iken öldürülür mü?» diye sordu. O da «Öldürülmez» fetvasını verince,, Zencarçj «Deliliniz nedir?» dedi. O. «Mescidi Haram yanında, orada sîzinle d&güsünceye kadar, siz de orada kendileriyle döğüşmeyin...» âyetidir. Ayette, «Tükâ-tilühüm» (siz onlarla döğüşmeyin) fifli. «velâ taktHûrttim» (siz anlar) öl*dürmeyiniz) şeklinde kurralar tarafından okunmuştur. Eğer âfet. «mala taktilûhüm» şeklinde okunursa, onların Mescid-i Haramda öldürütemeye-ceklerine dair açık bir nass, velâ tükâtüûhüm (siz onlarla döğüşmeyin) şeklinde okunursa müslürnanların döğüşmemeleri tein bir uyarı olur. Çün*kü ölüme sebep olan döğüşmeyi Allah (cc)'ın yasak etmesi, acıkca öldür*me fiilini yasak ettiğine delildir» dedi.

    Şafii ve Maliki mezhebinden olmadığı halde, onların delillerini kendi delilleri edinerek itiraz eden Kadı Zencani. «Okuduğunuz âyetin hükmü. «...O müşrikleri nerede bulursanız öldürün...» (Tevbe: 5) âyetiyle neshe-dilmiştir» dedi. Bunun üzerine Soğanlı misafir alim, «itirazınız kadılık ma*kamına ve ilmine layık değildir. Çünkü müşriklerin görüldüğü her yerde öldürülmesini emreden lafzı ve manası umumi bir âyeti delil getiriyorsu*nuz. Benim delil getirdiğim âyet ise. yalnız Mescid-i Harama mahsus bir âyettir Hic bir alim, umumu İfade eden âyetlerin, hususi bir hükmü İfade eden âyetleri neshettiğini söylememiştir ve doğru da değildir» dedi. Bunun üzerine Kadı Zencani sükut etti.» [293] der.

    İbnü'l-Arabi ise: «Mescid-i Haramda {öldürmeye vesile olan) döğüş yapmanın haram olduğu Kur'an ve hadiste sabittir. Mescid-i Harama sığı*nan bir kafiri orada öldürmek caiz değildir. Yalnız sucu kadı tarafından tesbit edilmiş bîr zâni veya katil sonradan oraya sığınırsa şer'i hat, cı-karılamadığı veya kendisi çıkmadığı takdirde orada icra edilir. Eğer orada döğüşen kafir ise, Kur'an nassına göre hemen orada öldürülür,» demek*tedir. [294]



    Dördüncü Hüküm: "Haddi Tecavüz" Den Maksat Nedir?


    Allah (cc), "...Aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki Allah, aşırı giden leri sevmez." âyetiyle "aşırı gitmeyi yasaklamıştır.Haddi tecavü zü bir kaç noktadan inceleyebiliriz

    A. Hosan-ı Basri (ra)'nin dediği gibi insanın burnunu, kulağını ve du*dağını kesmek, kadınları, çocukları, savaş gücü olmayan yaşlı ve sakatlar İle gayr-i müslim din adamlarını öldürmek, meyve ve sebze bahcelorinl yakmak, sebepsiz yere hayvanlarını kesmek veya katletmek, gibi huşun lar âyetteki, «aşırı gitme»nin kapsamı içindedir. Bu saydıklarımıza Mut lım'in Beridete'den rivayet ettiği. «Allah (cc)a inanmayan, kafir olan her şahısla doğuşunuz, savaşınız. Kaddarlık yapmayınız. İnsanların kulak, bu*run ve dudaklarını, çocukları, kilise ve havralarda ibadet eden rahipleri öldürmeyiniz» [295] hadfei de işaret eder. Buhari ve Müslim'in ibn-i Ömor (ra)'den rivayet ettikleri diğer bir hadiste şöyledir: «Bir savaşta öldürülmüş bir kadın cesedi bulundu. Bunun üzerine Resulullah (sav) kadın ve çocuk*ların öldürülmesini yasakladı.» [296]

    B. Bazı alimler de, Mügâtil (ra)'den; «Âyette «aşırı gitmeyin» »mrln den maksat, «müşrikler ile savaşa ilk başlayan siz olmayınız» demektir.» diye rivayet etmişlerdir.

    C. Bir kısım alimler de Said bin Cübeyr (ra) ve Ebu'l Aliye (ra)'den «Âyette «aşırı gitmeyin» buyruğundan maksat, sizinle döğüşmeyen İle döğüşmemenizdlr» diye rivayet etmişlerdir.

    Kurtubi İse bununla ilgili olarak şöyle der: «Arap dili ve edebiyatına göre «gâtele» fiili, iki kişi arasında karşılıklı döğüşmeye denir. Âyetteki bu tabirden, döğüşün, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, kilise ve havralardakl din adamları ile yapılmayacağı anlaşılır, öyleyse savaşta bunlar öldürüle*mez. Halife Hz. Ebu Bekir (ra) bu hususu, Şam'a gönderdiği Yezid bin ebi Süfyan (ra)'a da tavsiyede bulunmuştur. Yalnız bunlar, savaşta, savaşçı*larına yardımda bulunurlarsa o zaman öldürülebilirler.

    Alimler bu konuyu altı kısma ayırmışlardır.

    1. Kadınlar, savaşırsa elbette öldürülürler. Çünkü Allah (cc) umumi bir ifade ile, «Size harb açanlarla, Allah yolunda siz de doğuşun...» buyur*muştur.

    2. Savaşta çocuklar mükellef olmadıklarından öldürülemezler. Çünkü çocukları öldürmenin yasak olduğuna dair nass vardır.

    3. Savaşta goyr-i müslim din adamları öldürülmez. Köle de edinilmez. Çünkü Hz. Ebu Bekir (ra), «Onları kendi hallerine terkediniz» demiştir.

    4. Savaşta yandaşlarına yardım eden ve müslümanlara zarar veren sakatlar öldürülür. Yardım etmezlerse kendi hallerine bırakılır.

    5. İmam Malik (ra)'e göre kendi yandaşlarına fiilen yardım eden çok yaşlı erkekler öldürülür. Yoksa öldürülmezler. Cumhurun görüşü budur.

    6. Müşriklerin ücretle çalıştırdıkları işçiler ile çiftçiler de savaşta öl*dürülmezler. Zira Hz. Ömer (ra), «Siz müşriklerin çocukları, ücretli işçileri ve çiftçileri -kj savaşta karşımıza dikilmezler- hususunda Allah (cc)'tan sakınınız» dedi.» [297]



    Ayetlerden Alınacak Dersler


    1- Savaş yalnız dinin hakimiyeti ve ilâ'ı kelimetullah İçin yapılır.

    2- Allah (cc). düşmanlığı, zulmü ve haddi tecavüzü sevmez.

    3- Müşriklerin mü'minleri dinlerinden döndürmek için yaptıkları eza ve cefalar, öldürmek gibidir.

    4- Savaşta kadınlar, çocuklar, hastalar ve savaş gücü olmayan kimseler öldürülmez.

    5- Cihad, müşriklerin eza. cefa, fitne ve fesatlıklarını gidermek, tebliğ ve davet görevinin yapılmasını temin etmek içindir.

    6- Allah (cc) yolunda mal ve canıyla cihad yapmayı terketmek, in*sanın helakine sebep olur. [298]



    Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler


    İnsanlık tarihiyle başlayan hak-batıl mücadelesi, kryamete kadar de*vam edecektir. Rahat ve huzur içinde yaşamak isteyen her kavim, düş*manları tarafından yapılacak bir saldırıya karşı azami derecede hazır ol*malıdır. Çünkü dünyada ancak kuvvetliler yaşıyor ve konuşabiliyor. Allah (cc)'ın insanlığa gönderdiği emniyet, İstikrar ve dilediği yaşama biçimi olan islâm dini, beşeriyeti topyekün hidayete çağırır. Kendi sancağı altın*da toplanmalarına önem verir ve yaşamalarını ister.

    İslâmın yücelmesi, ilâ-ı kelimetullah davası ve islâmın tüm kavimlere ulaştırılması için Allah (cc)'ın seçtiği ümmet, İslâm ümmetidir.

    islâm dininin beşerlyyete yayılmasına ve islâm akidesinin yücelmesi*ne mani olmak isteyenleri uzaklaştırmak ve yeryüzünü şerlerinden koru*mak lazımdır. Ki halk. din hürriyeti ve iman etmek konusunda emniyet İçinde olsun. Bundan dolayı Allah (cc), «Fitneden (eser) kalmayıncaya din de yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın» âyetiyle islâmın da*vetine mani olan bütün kuvvetlerin bertaraf edilmesi için kafirlerle cihad yapmayı emretmiştir. [299]

  6. #36
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    11. DERS HACC VE UMRE YAPMA


    196 — Haccı da Umreyi de Allah için tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeple bunlardan) altkonursanız o halde kolayınıza gelen kurban(ı gön*derin. Bununla berober) kurban yerine (Minaya) varıncaya kadar başları*nızı tıraş etmeyin. Artık içinizden kim hasta olur, yahut başından bir ezi*yeti bulunursa ona oruçtan, ya sadakadan, ya da kurbandan (biriyle) fid*ye (vacip olur). Emin olduğunuz vakit İse kim hacca kadar Umre ile faide-lenmek (sevaba girmek) isterse kolayına gelen bir kurban(ı kesmek vaclb olur). Fakat (onu) bulamazsa hacc günlerinden (ihramlı olarak) üç, dön*düğünüz vakit yedi gün olmak üzere oruç tutmak (vacib olur ki) bunlar tam on (gün eder). Bu ailesi (ikametgahı) Mescid-i Haramda bulunmayanlara aittir. Allahtan korkun ve bilin ki Allah, cezası cidden çetin olandır.

    197 — Hacc (ayları) bilinen aylardır. İşte kim onlarda (o aylarda) haccı (kendine) farz eder (ihrama girer)'se artık haccda kadına yaklaş*mak, günah yapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah, onu bilir. Bir de (hacc seferinize yetecek miktarda) azıklarım. Muhakkak ki azığın en hayırlısı (dilenmekten, insanlara yük olmaktan) kaçınmaktır. Ey kamil akıl sahipleri, benden korkun.

    198 — (Hacc mevsiminde ticaretle) Rabbinizden rızık iste istemeniz*de bir günah yoktur. Arafatta (orada vakfe'den sonra seller gibi) boşanıp (elbirlik) aktığınız zoman «meş'ari haram»in yanında Allah'ı zikredin. O size nasıl hidayet ettiyse sizde onu öylece anın. (Bilirsiniz ya) siz bundan evvel gerçek sapıklardandınız.

    199 — Sonra insanların (elbirlik) döndüğü yerden sizde dönün. Allah'*tan (günahlarınızı) mağfiret (buyurmasını) isteyin. Şüphesiz ki Allah çok yarlığayıcı, hakkıyla esirgeyicidir.

    200 — Menâslkinizi (hacca art ibadetlerinizi) bitirince (cahiliyette) atalarınızı (böbürlenerek) andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Al*lah'ı anın. Artık o insanlardan kimi «Ey Rabbimiz bize (nasibimizi) dünya*da ver» der ki onun ahiretten nasibi yoktur.

    201 — Kimi de «Ey Rabbimiz bize dünyada da iyi hal ver, ahirette de İyi hal ver ve bizi o ateş (cehennem) azabından koru» der.

    202 — işte onların (o her iki kısmın haccda) kazandıklarından (na-sib)lerl vardır. Allah, hesabı cok çabuk görendir.

    203 — Bir de sayılı günlerde Allah'ı zikredin, (tekbir alın). Kim iki günde (Mino'dan dönmek için) acele ederse üstüne günah yoktur. Kim de geri kalırsa ona da günah yoktur. (Fakat bu) takva sahibi Için(dir). Allah-

    bilin ki muhakkak (hepiniz) ancak ona (varıp) toplanacak-



    Ayetlerin Lafzi Tahlili


    (Uhsırtüm): Lügatta alıkonma anlamındadır. Ll-Itınu'l Arap yazarı, kitabında. «Hacc ibadeti sırasında ihrama girdikten iımro hacc ibadetlerini yapmaya hastalık veya herhangi bir durumun en» ytıl olmasına «ihsâr» denir,» der.

    (El hedyi): Beytullah'a hediye olmak üzere kesilen ve benzeri hayvan anlamındadır.

    (Mahlllehü): Mahille, kurban kesilen yer anlamındadır, Bu ym Mekke harimi veya ihsârlı kişinin mahsur kaldığı yerdir.

    (Nusukin): Çoğul bir kelimedir. Hacc ibadetlerine ve orada kesilen kurbana denir.

    (Refese) Kadınlar hakkında konuşulan çirkin «öz vi- kodına yaklaşma anlamındadır.

    (Füsûga): Lügatta günahlar, şeriatta ise Allah (OC)'O ölmekten uzaklaşma manasınadır.

    (Cidale): Düşmanlık ve tartışmak anlamındadır (Ezzâdi): Yolculuk azığı, kumanyası manasınadır,

    (Cünohün): Günah manasınadır.

    (Efadtüm): Lügatta cok akma, âyette ise suyun ookoo Hhıfi ult'i insanların Müzdelife'ye doğru gidişlerine denir

    (Arefâtin): Hacıların Mekke dışında vakfe İçin dur« yere denir.

    (Elnwsarllhcır6ml): Müzdellfede bir küçük de*ğin İsmidir. Ki hacc imamı, o gece onun üzerinde durur.

    (Menâslkeküm): Çoğul bir kelime olan Menâslk, hac*ca mahsus İbadetler anlamındadır.

    (Haıâgln): Pay, hisse manasınadır. [300]



    Ayetlerin İcmali Manaları


    Allah (cc)ı hacca mahsus ibadetlerin en iyi şekilde, tam ve rızasına uygun olarak yapılmasını müminlere emretmiştir. Hacc için ihrama giren kimsenin hastalık veya düşman tarafından menâslkinj tam yapmasına en*gel olunursa, ondan dolayı, da ihramdan çıkmak isterse, çıkması için du*rumuna göre bir deve. sığır veya koyunu kurban olarak kesmesi lazım*dır.

    Allah (cc), belirtilen yerde farz olan kurban kesilinceye kadar tıraş olma ve elbise giymeyi kesinlikle yasaklamıştır. Yalnız bedeni hastalığı, ihramlı durmasına mani olacak bir baş rahatsızlığı veya vücuduna eziyet veren bir derdi olan kimse, başını tıraş eder ve onun fidye vermesi lazım*dır. Bu fidye miktarı ise, üç gün oruç tutmak veya bir koyun kesmek veya altı fakirin herbirine birer ölçek so' (buğday karşılığı hurma, kuru üzüm veya arpa) vermek olmalıdır.

    Hacc aylarında umre yapan bir kimse, umrede ihram giyme müdde-tlnce koku sürer veya hanımıyla cinsi münasebette bulunursa, Allah (cc)'o şükür için bir koyun kurban eder. Kurban kesmeye gücü yetmeyen veya bulamayan kimse, üç günü haceda ihrama girdiği günlerde, yedi günü de ülkesine döndüğünde olmak üzere on gün, oruç tutar. Bu hüküm Mekke ehil dışındaki İnsanlara mahsustur. Onların kurban kesmesi farz değildir.

    Daha sonra hacc aylarını (şevval, zilkade, zilhicce ayından on gün) beyan eden Allah (cc), hacc yapan kimsenin bütün geleneklerden, kadın*dan, güzel koku sürünmekten ve llh gibi şeylerden uzaklaşmasını emre*der. Zira hacc yapan kimse yalnız Allah (cc)'ın rızasını talep İçin Ona yönelir. Kadından hertürlü menfaatlenmeyi terkeder. Diğer günah şeyleri de bırakır. Kendisini Allah (cc)'a yaklaştıracak salih ameller işleyerek ahl-ret azığı hazırlar.

    Daha sonra hacc günlerinde para kazanmanın mahzurlu olmadığını hatta ibadet olduğunu haber vermektedir. Çünkü halk, hacc ibadetinin eda edildiği günlerde yapılan dünya işlerinin günah olduğunu zannediyor*du. Allah (cc). yaptıkları ibadetlerde ihlaslı oldukları takdirde, para kazan*manın günah olmadığını ve onun da Allah (cc)'ın bir fazlı olduğunu on*lara bildirdi.

    Allah (cc), Arafattan döndükten sonra. «Meşârü'l Haram» dağı ve çevresinde kendisini tekbir ve telbiye İle anmalarını müminlere emretmiş*tir. Onların yegane nimet olan iman için Allah (cc)'a şükretmeleri gerekir. Hocan menâsiklni bitiren müminlerin baba. anne ve diğer sevdiklerini çok andıkları gibi Allah (cc)'ı da çokça zikretmeleri lazımdır.

    Ibn-i Abbas (ra)'dan şöyle rivayet edilmiştir: «Oahlliyet dönemindeki (ince mevsimi toplantılarında müşrikler, babalarının yaptıklarını iftiharla Konuşurlardı. Mesela: Babam çok hanedandır. Yani herkese yediren, yar*dımda bulunan hatta cinayet işlemediği halde, katillerin diyetini verendir. Ilımlar babalarısın yaptığından başkasını da konuşmazlardı. Bunun üze-ılne Allah (cc), «Menâsiklnizi bitirince, atalarınızı andığınız gibi, hatta da*lın kuvvetli bir anışla Allah'ı anın» buyurdu.» [301]



    Hacc Âyetlerinin, Daha Önceki Âyetlerle Münasebeti


    Hacc meselelerinin oruç mevzuundan sonra anılmasının hikmeti n«-tllr? Bu soruyu şöyle cevaplqndırabillriz: Haccın yapıldığı aylar, hemen oruç ayının arkasından gelir. İkisinin arasına döğüş ve savaşla İlgili mev-ıııları bildiren âyetlerin gelişi, haram aylar, ihram, Mescid-i Haram II* Halli şer'î hükümlerin açıklanması içindir.

    Resulullah (sav), umre yapmayı arzu ediyordu. Nitekim Mekke'ye mü*teveccihen yola çıkan Resulullah (sav)'ın umre yapmasına müşrikler Hu-ılnyblye denilen yerde engel oldular. Bunun üzerine Resulullah (sav) İle müşrikler arasında, içinde ertesi sene umre yapacaklarına dair bir mad-ılonln bulunduğu Hudeybiye anlaşması yapıldı, ikinci yıl kazaya kalan umresini yapmak için Resulullah (sav)'ın teşebbüste bulunması üzerine »ııhabiler, müşriklerin bir önceki yıl yaptıkları anlaşmayı bozacaklarından korktular.

    Bunun üzerine Allah (cc), döğüşme ve savaş âyetlerini inzal buyur*du Daha sonra da haccın hükümlerini tamamlayıcı âyetlerini ikmal ede*rek tebliğ etti. Allah (cc) en iyi bilendir.[302]



    Âyetlerin Nüzul Sebebleri


    A. Ka'b bin Ücrete (ra)'nin: «İhramda bulunduğumda beni rahatsız eden basımdaki egzema hastalığı yüzünden Resulullah (sav)tn yanına gittim. Bana «Başındaki egzamanın seni rahatsız ettiğini görüyorum. Kur*banlık bir koyun bulamaz mısın?» deyince, «Hayır» dedim. Resulullah (sav), «öyleyse sen saclarını kestir. Fidye olarak üc gün oruç tut veya altı faki*rin her birisine birer ölçek buğday veya kıymetinde hurma, üzüm, arpa ver» buyurdu. Bunun üzerine: «...Artık içinizden kim hasta olur, yahut başından bir eziyeti bulunursa ona oruçtan ya sadakadan ya da kurban*dan (biriyle) fidye (vacip olur)...» âyeti nazil oldu. Bu âyet, hassaten bana, umumi olarak ta size nazil oldu» [303] rivayetidir.

    B. İbn-i Abbas (ra)'ın rivayetidir: «Hacca gelirken azık getirmeyen ve halktan yiyecek şeyler isteyen Yemen halkı, «Bizler tevekkül ehliyiz» der*lerdi, işte bunun üzerine, «..Birde (Hacc seferinize yetecek miktarda) a-zıklanın. Muhakkak ki azığın en hayırlısı (dilenmekten, insanlara yük ol*maktan) kaçınmaktır...» âyeti nazil oldu.» [304]

    C. Hz. Aişe (ra)'nln: «Kureyşliler İle dinlerine uyanlar, Kurban bay*ramı, orefesinde Müzdelifede vakfe yaparlar ve bu yaptıklarına da, «din*lerine şiddetle bağlılık» ismini verirlerdi. Diğer Arap kabileleri de aynı gün vakfelerini Arafatta yaparlardı, islâm gelince, Allah Resulü (sav), Arafata gitmeyi ve orada vakfe yapmayı emretti. Sonra da müslümanların oradan akın akın Müzdelife'ye gelmelerini, «Sonra İnsanların (elblrlik) döndüğü yerden sizde dönün» âyetiyle emretti» [305] rivayetidir. [306]



    Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler


    Birinci İncelik: «El hedyü» kelimesi, Hacc veya Umre yapan kimse*nin gereksiz yere Mekke halkına hediye ettiği hayvan anlamındadır. Bu âyette ise, umre veya hacc yapan bir kimsenin, bir. vacibi terketmesi, mahzurlu bir şeyi yapması veya İhrama girdiği halde düşman korkusuyla mahsur kalarak hacc ve umre ibadetini yapmayan kimsenin ihramdan çıkmak istemesi ile temettü haca [307] yapanlar için kesmesj vacib olan hayvana «el hedyü» denir.

    Mekkeye girdikten hemen sonra, Safa ile Merve arasında sa'y yapar ve tıraş olarak ihramdan çıkar. Arafe günü veya birgün evvel, bu defa yalnız hacc niyetiyle ihrama girerse haccını yapar, bu şekilde yapılan hacca denir.

    İkinci incelik: Ayette, «Hacc ve umreyi tam yapın» emrinden murat, her İkisinde farz, vacib ve sünnetlerinin zahiren riyasız ve ihlas İle yapıl*masıdır. Şair şöyle der: «Aslı haram olan matla hacc yaparsanız, hacc yapmış sayılmazsınız. Belki seni oraya ulaştıran vasıtan hacc yapmıştır. Allah (cc), yalnız kendi için yapılanı kabul eder. Beytullatı'ı her ziyaret «denin sevab kazandığı sanılmasın».

    üçüncü ve dördüncü incelik: Arap dili ve edebiyatıyla ilgili olduğun*dan yazılmamıştır.

    Beşinci İncelik: Kureyşliler Mesctd-i Haramdan çıkmayarak, «Biz dl-Oer insanlar gibi değiliz. Allah (cc)'a ibadet ehli ve hareminin sakinleriyiz. Ondan dolayı buradan çıkmayız» derlerdi. Diğer insanlar ise Mekke harl-mlnin dışında Arafatta vakfe yapar, sonra da akın akın dönerlerdi. Allah (cc), halkın vakfe yaptığı yerde, Kureyşlilerin de vakfe yapmasını, vakfe*den sonra ise diğer insanlar gibi akın akın dönmelerini «Sonra insanların (•Ibh-lik) döndüğü yerden siz de dönün...» âyetiyle emretti. Bu incelik İbn-i Kuteybe'nin görüşüdür.

    Altıncı İncelik: «Hacc (ayları) bilinen aylardır, işte kim onlarda (o aylarda) haca (kendisine) farzeder (ihrama glrerjse artık hacc da kadına yaklaşmak, günah yapmak, kavga etmek yoktur...» âyetinde hacc kelim» ■İnin zamirle değil, bizzat üç defa tekrar edilmesinden maksat şudur: Bl rlnclsiyle haccın zamanı, ikincisiyle haccın menâsikleri, üçüncüsüyle de haccın yapıldığı yer ve zaman kastedilmiştir, ikinci ve üçüncü hacc keli*meleri zamirle ifade edilmiş olsaydı, bu anlamları taşıyamazdı. Ayette ka*dına yaklaşmak, günah yapmak ve kavga yapmak ifadeleri; kadına yak*laşmayın, günah işlemeyin ve kavga yapmayın ifadelerinden yasaklama hususunda daha tesirlidir. [308]



    Ayetlerdeki Şer’i Hükümler

    Birinci Hüküm: Umre, Hacc Gibi Farz Mıdır?


    Alimler, umrenin hacc gibi farz olup olmadığı hususunda İhtilaf etmişlerdir.

    Şafiî (ra) ve Hanbeli'lere göre, hacc yapan kimse için. umre yapmak tarzdır. Hacc mevsimi dışında yapılan umre ise sünnettir. Bu görüş Ali bin Ebu Talib (ra), ibn-i Ömer (ra) ve İbn-i Abbas (ra)'tan rivayet edilmiştir.

    Maliki ve Hanefilere göre ise. umre yapmak sünnettir. Bu görüş Ibn-l Mesud (ra) ve Cabir bin Abdullah (raftan rivayet edilmiştir.

    Şafiî ve Hanbelilerin delilleri:

    Bir çok delillerini özetleyerek aktarıyoruz.

    1. «Haca da umreyi de Allah için tam yapın...» âyetinde «tam yapın» ifadesi, umrenin hacc gibi farz olduğuna işarettir.

    2. «Resulullah (sav), sahabilere, «Yanında kurban keseceği bir hay*vanı bulunan kimse, hacc ve umreye birlikte niyet etsin ve yapsın» bu*yurdu» [309] hadisidir.

    3. Resulullah (sav)'tan rivayet edilen, «Kıyamet gününe kadar umreyi hacca dahil ettim» [310] hadisidir.

    - Maliki vâ Hanefîler'in delilleri:

    Maliki ve Hanefiler aşağıda naklettiğimiz âyet ve hadislere daya*narak sünnet olduğu görüşündedirler.

    1. «...Ona bir yol bulabilenlerin Beyti hacc (ve ziyaret) etmesi Allanın İnsanlar üzerine bir hakkıdır...* (Âl'i İmrân: 97}

    «İnsanlar içinde haca İlan et. Gerek yaya, gerek uzak yoldan gelerek arık develer üstünde (süvari) olarak sana gelsinler» (Hacc: 27) âyetleri, haccın farz olduğuna delalet ettiği haide umre İsmi zikrediimemiştir. Umre de hacc gibi farz olsaydı, adının geçmesi gerekirdi.

    2. İslâmın esaslarını bildiren hadislerde umrenin anılmaması, farz ol*madığına işarettir. Umre hüküm bakımından da haccdan farklıdır.

    3. Resuluilah (sav)'tan rivayet edilen: «Hacc cihattır. Umre ise Allah (cc)'a taattir.» [311] hadisidir.

    4. Cabir bin Abdullah (ra) tan rivayet edilen; «Resulullah IsavJ'a ge*len bir kimse «Umre farz mıdır?» diye sorunca O'da «Hayır, farz değildir. Yalnız umre yaparsanız sizin için hayırlı olur» buyurdu» [312] hadisidir.

    5. Şafiilerin delilleri olan âyet ve hadisler, umre yapmaya başlayan kimsenin daha sonraki durumuna işaret eder. Yani umre yapmaya niyet etmeyen kimse için, onu yapmak farz değildir. Yalnız umre niyetiyle ihrama giren kimsenin, onun menasikini tam olarak yapması farzdır. Çünkü, «Haca da, umreyi de Allah İçin tam yapın...» âyetinde, «tam yapın» em*ri, başlanmış bir umreyi tam yapmayı bildirmektedir. Başlanan bir umre*nin tamamlanması hususunda alimler ittifak etmişlerdir. Allâme Şevkâni bu hususta; «Başlanmış bir umrenin tamamlanmasının farz olduğunu ka-bui edon görüş, her ne kadar hadis değilse de, umumi olarak hadislerin mealinden alınmıştır. Umre ile İlgili delillerin biraraya toplanrfıası bakımın*dan bu görüşün mutlaka kabul edilmesi lazımdır. Bilhassa Cabir bin Ab*dullah (ra)'tan rivayet edilen hadis de, umrenin farz olmadığına delalet eder. Bunun için umre'nin farz olduğuna delalet eden haber ve hadislerin, o'nun bizzat farz değil, başlandıktan sonra tamamlanmasının farz olduğu şeklinde yorumlanması lazımdır. Çünkü onun farz olduğuna dair açık bir hüküm yoktur» [313] der. [314]



    İkinci Hüküm: «İhsâr», Hastalık Ve Düşmanı Kapsar Mı?


    Alimler, ihsârın sebepleri İle ihramda olan kişinin hacc veya umresini yapamadığı takdirde, ihramdan çıkmasını mubah kılan nedenler hususun*da ihtilaf etmişlerdir.

    Maliki, Şafii ve Hanbelilere göre, «ihsâr»ın sebebi, yalnız düşmandır. Çünkü, «...Fakat (herhangi bir sebeple bunlardan) alıkoyursanız o halde kolayınıza geten kurbanfı gönderin)...» âyeti, Resulullah (sav) ve arka*daşlarının Hudeybiye'de İhramh oldukları halde, Mekke müşrikleri tara*fından alıkonulmaları hususunda nazil olmuştur. Âyetin nüzul sebebi ve tarihi gösteriyor ki, «İhsâr» yalnız düşmanların engellemesinden doğar. Abdullah Ibni Abbas (ra) da bu görüştedir.

    Hanefilere göre ise hacc veya umre yapan kimsenin, Mekke'ye girme*sine engei olan düşman, hastalık, baskın, azığın eiden çıkması, bineğin kaybolması ve kadın mahreminin yolda Ölmesi gibi sebeplere İhsar denir. «Fakat (her hangi sebeple bunlardan) atıkonursanız o halde kolayınıza gelen kurban(ı gönderin)... âyetinin zahiri ihsâra delildir. Âyette «alıkon-ma» ifadesinin Arap dili ve edebiyatında karşılığı ihsâr kelimesidir. Çünkü Arap dilinde ihsâr, hastalıktan dolayı evde mahsur kalmaya denir, öyley*se İhsâr, düşmanla olduğu kadar, hastalık ve benzeri engellerle de ola*bilir. Bu görüşü teyid eden, İbn-i Mesud (ra)'un verdiği fetvadır: «Mekke yolunda bulunan bir hacc kafilesinde, bir kişiyi yılan zehirlemişti. İbn-i Mesud'a bunun hükmünün ne olduğu sorulduğunda, «Zehirlenen şahsın yanında kurban edeceği bir hayvan var mı?» dedi. On'ar «Evet» de*yince, «Öyleyse kurbanlık hayvanını kesip ihramdan çıksın» dedi.» İbn-i Mesud (ra) Arap olmakla beraber Arap dili ve edebiyatını herkesten daha iyi biliyor ve peygamberimizin yanından hiç ayrılmıyordu. Bundan dolayı hadisleri herkesten çok iyi biliyordu. [315]

    Şafii, Maliki ve Hanbelilere göre ise şüphesiz âyetteki, a...Emin oldu*ğunuz vakit...» tabirinden anlaşılan, yalnız hastalığın değil düşmanın rn-sana mani olmasıdır. Eğer hastalık ihsârm sebeplerinden olsaydı Allah (cc}'tn «Emin olduğunuz vakit» tabiri yerine, «Siz iyileştiğiniz vakit» ifade*sini buyurması gerekirdi.

    îbn-i Abbas (ra)'ın, «Yalnız düşman İnsanı alıkor» ifadesi de, onların görüşünü teyid eder. Zira o, âyetlerin manasını herkesten daha çok biliyor*du.

    İmam-ı Azam (ra)'ın görüşü tercih edilir. Onun görüşü âyetin zahirine ve «zorlaştırmaymız, kolaylaştırın^» emrine daha uygundur. Çünkü has*talığı şiddetlenen, parasını kaybeden veya bineğini yitiren kimse, hacc veya umrenin menâsikini yapabilir mi? Bizim bu tercîhfmiz, Müfessirlerin Şeyhi fbn-i Cerir et-Taberi'nin de tercihidir. Zira o, tefsirinde şöyle der: «Fakat alıkonursanız o halde kolayınıza gelen kurban(ı gönderin)...» âye*tini en iyi tevil eden. sizleri Beytullaha gitmekten alıkoyanın, düşman kor*kusu, hastalık ve diğer engeller olduğudur Âyette «alıkonma» dan mak*sat, yalnız düşman engeli anlaşıtsoydı, Allah (cc), «olıkonma» anlamın*daki «ihsâr» kelimesi yerine, hapsetme anlamındaki «hasır» tabirini bu*yururlardı.» [316]

    Buharı ve Müslim'de, Hz. Aişe (radden: «Resulullah (sav), Abdulmut-talib oğlu Zübey'rin kızı Dubâe'nln yanına gitti. O, «Hasta olduğum hal*de hacc yapmak istiyorum. Ne dersiniz?» deyince Resulullah (sav), «Has*talığının oğırlaştığı yerde bir kurban keserek ihramdan çıkarım diyerek hacca niyet ediniz» buyurdu,» hadisi, hastalığın menâsik yapmazdan önce ihramdan çıkmayı mubah kılan sebeplerden olduğuna delalet eder. [317]



    Üçüncü Hüküm: Umre Veya Hacc Niyetiyle İhrame Giren Kimsenin, Menâsikinl Yerinde Yapması Engellendiği Zaman, İhramdan Çıkmak İste*diği Takdirde Ne Yapması Lazımdır? Kurban Kestiği Takdirde Nerede Kese*cektir?


    «...Fakat (herhangi bir sebeple bunlardan) alı konursanız, o halde ko*layınıza gelen kurbanfj gönderin)...» âyeti, ihramlı olduğu halde Beytul-lah'a gitmesi engellenen kimsenin, bulunduğu yerde veya Mekke'de kur*banını kestirdikten sonra İhramdan çıkmasına açıkça delalet eder.

    Kesilecek kurbanın deve, sığır veya koyun olması lazımdır. Sığır veya devenin kesilmesi daha faziletlidir. Cumhurun görüşü de budur. ibn-i Ö-mer (ra) den de şöyle rivayet edilmiştir: «Kesilecek kurban yalnız deve ve sığır olmalıdır. Koyun kurban yapılamaz». Sahih olan, cumhurun görü*şüdür.

    «İhsâr» kurbanının nerede kesileceği hususunda fakihler, bir kaç görü*şe ayrılmışlardır. Şafiî, Maliki ve Hanbeli'lere göre, insan nerede alıkonul-muşsa kurbanını orada keser. Kestiği yerin Mekke harlmi veya dışı olma*sı farketmez.

    İmam-ı Azam (ra)'a göreyse hacc veya umre niyetiyle ihrama giren kimse, Mekke'ye gitmesine engel ofunduğu takdirde kurbanını, bulunduğu yerde değil, ancak Mekke'ye göndererek kestirir. Çünkü Allah (cc), «...Sonra varacakları (kurban edrfecekleri) yer Beyti atlyka müntehidir» (Hacc: 33} buyurmuştur.

    İbn-i Abbas (ra) bu hususta: «Hacc veya umre niyetiyle ihrama giren kimsenin, Mekke'ye gitmesine engel olunursa, kurbanını gücü yeterse Mekke'ye gönderip kestirmesi vaciptir. Gücü yetmezse alıkonulduğu yer*de keser» der.

    İmam Fahreddin er-Râzî de: «Alimler arasında bu görüş ayrılığı âyet*te «el mahillü» kelimesinin tefsirinden kaynaklanmaktadır. İmam Şafii (ra)'ye göre o kelimeden maksat, ihramdan çıkma zamanıdır, fmam-ı Azam Ebu Hanife (ra)'ye göre de, o kelime, bir yer ismidir» [318] demektedir.

    Bu meselede Şafii, Maliki ve Hanbeliler'in görüşü tercih edilir. Müş*rikler tarafından Hudeybiye'de umre yapması engellenen Resulullah (sav) kurbanını orada keserek ihramdan çıktı. Halbuki orası Mekke harimi de*ğildi. İşte Resulullah (sav)ın bu fiili hadisi, İhsâr kurbanının Mekke hari*mi veya dışında kesileceğini gösterir. «...Kab«y« ulaşmış bir kurbanlık olmak üzere bunu içinizden adalet sahibi İki adam hüküm (ve takdir) ede*cektir...» (Maide: 95), «...Sonra varacakları (kurban edilecekleri) yer Beyt-t atiyko müntehidir...» (Hacc: 33) âyetleri, hacc ve umredeki ceza kurbanlarının Meke hariminde kesilmesine İşaret ediyorlarsa da Allöme Şevkânİ'nin dediği gibi, Mekke'ye emniyetle girebilmesi mümkün olan insanlar hakkındadır. İhsârlı kimsenin ise zaten Mekke harimine girmesi mümkün değildir. [319]



    Dördüncü Hüküm: Temettü Haccı Yapan Kimse, Kurban Bulamazsa Ne Yapar?


    «...Kim hacca kadar umre İle faldelsnmek İsterse kolayına gelen bir kurban(ı kesmek vacib olur)...» âyeti, Temeddü haccı yapan kimsenin bir kurban kesmesinin vacib olduğuna işarettir/ Kurban edecek hayvan bu*lamayan veya gücü olmayan kimse hacc da üç gün, döndükten sonra da yedi gün olmak üzere on gün oruç tular.

  7. #37
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    Fakihter, haccda üc gün tutulacak oruç hususunda ihtilaf etmişlerdir. Imam-ı Azam (ra)'a göre kişi bu orucu, hacc aylarında tutar. Yani umre*sini bitirdikten sonra hacc için ihrama girmeden önce orucunu tutar. Fa*ziletli olan. Zilhicce, ayının 7,8,9. günleri tutulmasıdır. İmam Şafiî (ra)'ye göre ise kişi bu orucu yalnız hacc niyetiyle ihrama girdiği günden bay*rama kadar ki zamanda tutar. Zira Allah (cc), «...Hacc günlerinde {fhramlı olarak) üç gün... oruç tutmak (vacib olur)» buyurmuştur. Bu âyet, hacc niyetiyle ihrama girdikten sonra oruç tutmanın gerekli olduğunu gösteri*yor. Ancak Kurban bayramı günlerinde oruç tutmak haramdır. Müstahab olan, hacca İhram niyetiyle girip arefe gününden önce tutmaktır.

    Bazı alimler üç günlük orucu bayramdan önce tutamayan kimsenin, bayramın 2,3,4. günlerinde tutabileceğini söylerler. Zira Hz. Aişe (ra) ile İbn-İ Ömer (ra)'den rivayet edilen: «Resulullah (sav) Kurban bayramının 2.3,4. günlerinde, temeddü haccı yapıpta kurban kesmeye gücü yetmeyen veya bulamayan şahısların dışında hiç kimsenin, oruç tutmasına müsaade etmezdi» [320] hadiste buna işaret eder.

    Şafiiler ile Hanefiler arasındaki ihtilafın kaynağı, âyetteki «haccta üç gün» ifadesinin tefsiridir. Hanefiler, «hoccta üç gün» ifadesinden mak*sat, hac aylan. Şafiiler ise bundan murat, ihrama girdiği günlerdir, der*ler. Bu iki görüşü de kabul eden bazı şahabı ve tabiinden zatlar vardır.

    Fakihlerin ihtilaf ettikleri bir konu da, hacctan döndükten sonra, tu*tulacak orucun vakti hususudur.

    Şafiiler yedi gün olarak tutulacak orucun vakti hususunda, «Ülkesine dönüp ailesine kavuştuktan sonradır» derler. Zira Allah (cc), «...Döndügünüz vakH yedi gün olmak üzere oruç tutmak {vacib olur)» buyurmakta*dır.

    Hanbeliler İse, «Yedi günlük oruç, yolda da tutulabilir. Ülkesine ve ailesine kavuştuktan sonra tutmak şart değildir» demektedirler.

    Hanefiler de, «âyetteki «döndüğünüz vakit» ifadesi, hacc menâsikinfn bitiminden sonraki vakittir. Yani haccını bitiren kimse, yedi gün oruç tu*tabilir,» diyorlar. Bu mesele de Malikiferin görüşü, Hanefller gibidir.

    Allâme Şevkânİ. bununla ilgili olarak: «Şafiilerln görüşü daha'tercihe şayandır» der. Zira"İbn-İ Ömer (ra)'den rivayet edilen: «Kurban bulamayan veya gücü yetmeyen kimse, haccda üc gün. ailesine döndükten sonra da yedi gün oruç tutsun.» [321] hadisi ile İbn-İ Abbas (ra)'dan rivayet edilen: «Yedi günlük orucu ülkenize gittikten sonra tutunuz» [322] hadisi, Şaflile-rin görüşünü teyid eder. [323]



    Beşinci Hüküm: Temeddü Haccı İçin Kesilen Kurban, Hangi Şartlarda Vacibtir?


    Alimlere göre temeddü haocı yapan kimsenin kurban kesebîlmesi için beş şartı yerine getirmesi lazımdır:

    1. Bir kimse umreyi, hacctan Önce yapmalıdır. Eğer önce hacc daha sonra umre yaparsa, bu yapılan temeddü haccı olmaz.

    2. Kişinin umresini, hac aylarında (Şevval, Zilkade, Zilhicce) yapması lazımdır.

    3. Müslümanın; haccı, umre yaptığı yıl eda etmesi lazımdır. Zira Allah (cc), «...Emin olduğunuz vakit tee kim hacc'a kadar umre ile faidelenmek (sevaba girmek) İsterse, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek vacib olur)»

    buyurmuştur.

    4. Haac yapan kimse, Mekke'li olmamalıdır. Zira Allah (cc) «...Bu ailesi (ikametgahı) Mescid-Î Haramda bulunmayanlara aittir» buyurmuştur.

    5. Hacc için ihrama girmeyi mutlaka Mekke içinde yapmalıdır. Eğer Mekke'den çıkıp ülkesine ait olan Mikat'da İhrama girerse, kurban kes*mesi vacib değildir. [324]

    Malikilere göre temeddü haccında kurban kesilmesin^yaçib kılan şart*lar şunlardır:

    1. Hacc ve umreyi, aynı yolculuk, aynı sene ve hacö aylarında yap*mak.

    2. Umreyi, haccdan önce eda etmek.

    3. Umreyi bitirdikten sonra hacca niyetlenmek.

    4. Umre ve haca kendisi için yapıyorsa kendisi için, başkası namına yapıyorsa her kişini de (umre ve haca da), vekil olduğu şahıs İçin yap*ması lazımdır.

    5. Temeddü hocanı yapan kimse, Mekkeli olmamalıdır. [325]



    Altıncı Hüküm: Ailesi, Mesctd-i Haramda Bulunmayanlar Kimlerdir?


    «...Ailesi, (İkametgahı) Mescld-i Haram'da bulunmayanlara aittir. âyeti, Mekke halkının temeddü haca yapamayacağına işaret eder. Ibn-i Abbas İra) ve İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) de bu görüştedirler.

    İmam Malik (ra), İmam Şafii (ra) ve İmam Ahmed bin Hanbel (ra)'e göre, Mekkelİler kerahetsiz olarak Temeddü haccı yapabilir. Onlartn kur*ban kesmesi veya yerine oruç tutması lazım değildir. [326]



    Yedinci Hüküm: Hacc Aylan, Hangi Aylardır?


    Alimler, «Hacc (aylan), bilinen aylardır» âyetinde, ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik (ra)'e göre hacc ayları, Şevval, Zilkade ayları ile Zilhicce'nln tümüdür, tbn-i Mesud (ra). Ata (ra) ve Mücahid (ra) de bu görüştedirler.

    İmam Şafii ve İmam Ahmed bin Hanbel (ra)'e göre ise Şevval. Zilka*de aylan ile Zilhicce ayından on gündür, ibn-i Abbas (rol, 5a'bi (rQ) ve Neheî (ra) bu görüştedirler. Umre ise yılın tüm aylarında yapılabilir.

    Atlâme Şevkâni bu hususta şöyle der: «Alimler arasında hacc ayla*rıyla ilgili ihtilafın faydası, hacc menâsikinin kurban bayramının 1. günün*den sonra yapılması sırasında görülür. Alimlerden hangisi, «Zilhicce ayı*nın tamamı da, hac ayıdır» derse, bayramın 1. gününden sonra yapılan hacc menâsikinin tehir edilmesi hususunda kurban kesilmesi vacib de*ğildir.

    Alimlerden biri de, «Zilhicce ayının İlk on günü, hacc zamanıdır» der-se, bayramın 1. gününden sonra yapılan hacc menâslkl tehir edildiğinden, kurban kesmek vacibtir.» [327]



    Sekizinci Hüküm: Hacc Aylarından Önce, Hacc İçin İhrama Girmek Caiz Midir?


    Fakihler, hacc aylarından önce, hacc için İhrama giren kimsenin ih*ramının sahih olup olmadığı hususunda İhtilafa düşmüşlerdir.

    1. İbn-i Abbas (ra)'ın: «Hacc sünnetlerinden birisi de, hacc aylarında ihrama girmektir» rivayetidir.

    2. İmam Şafiî (ra)'ye göre, hacc aylarından önce hacc için ihrama giren kimsenin yapacağı hacc menâsikf, hacc yerine değil, umre yerine geçer. Vakit girmeden kılınan namazın, vakit namazı değil, nafile namaz sayılacağı gibi.

    3. İmam Ahmed bin Hanbel (ra)'e göre ise, hacc aylarından önce hacc için ihrama girmek her ne kadar caiz İse de, mekruhtur.

    4. İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra)'ye göre de, senenin tümünde hacc için ihrama girilir. İmam Malik (ra)'in meşhur olan görüşü de budur. Zira Allah (cc). «Sana yeni doğan aylan sorarlar. De ki: O, İnsanların faldesl Icin bir de hacc için vakit ölçüleridir» (Bakara: 189) buyurmuştur. Senenin tümünde umre yapıldığı gibi, yılın tamamında da hacc için ihrama gfrilir. Yalnız umre menâsiki, yıl içinde tamamlandıktan sonra umre bitmiş olur. Hacc vakti ise. Kurban bayramının 1,2,3. günüdür. Çünkü haccm en bü*yük rüknü, Arefe vokfesidlr. Araf© vakfesinin zamanı da, Arefe günü sabah namazı ile başlar.

    Allâme Kurtubî şöyle der: «Şafii (ra)'nin göruşu aaha sahihtir. Çün*kü İmam-ı Azam (ra) ile İmam Malik (ra)'İn okudukları âyetin hükmü umu*midir. Hacc aylarıyla ilgili âyet ise, hacc hükümlerini bildiren âyetlerden biridir. Usul-ü fıkıh ilmi kurallarına göre. hususi hükümleri ifade eden âyetler, kendi mevzularında umumilik ifade eden âyetlere tercih edilir. Şev*kâni de İmam Şafii (ra)'nin görüşünü tercih ederek kabul etmiştir. Çünkü Şafiî (rcı)'nin görüşü, âyetin zahirine daha uygundur.» [328]



    Dokuzuncu Hüküm: İhramlı İken Neleri Yapmak, Haramdır?


    Allah (cc) ihrama giren kimseye, bir çok şeyleri yasaklamıştır. Bun*ların bazıları âyet ile, bazıları da hadis İle sabittir. İcmali olarak buraya «| aktarıyoruz.

    1. Ailesiyle cinsi münasebette bulunmak, öpmek, şehvetle sarılmak veya el tutmak ve cinsi münasebetle İlgili sözleri konuşmak

    2. İbadete mani günahları yapmak,

    3. Arkadaşlarına ve halka her türlü düşmanlığı yapmak ve onlarla tar*tışmak. Bunları Allah (cc), «...Hacc da kadına yaklaşmak, günah yapmak, kavga etmek yoktur» âyetiyle yasaklamıştır. Buharı sahihinde Ebu Hürey-> re (ra)'den: «Resulullah (sav), «Hacc yaparken kadına yaklaşmayan ve günah İşlemeyen kimse, annesinden yeni doğmuş gibi günahlarından temizlenerek döner» buyurdu,» rivayetini yapmıştır.

    İhramlı kimsenin koku sürmesi, dikişli elbise giymesi, tırnaklarını kes*mesi, saçlarını kısaltması veya saçlarını tıraş etmesi, kadınların yüzlerini örtmesi veya eldiven giyinmesi gibi şeyler sünnet (hodis)'le haram kılın -. mıştır. Geniş izahat fıkıh kitaplarında görülebilir. [329]



    Onuncu Hüküm: Arafatta «Vakfe» Yapmanın Hükmü Nedir? Ne Zaman Baslar?


    Alimler Arafatta vakfe yapmanın, haccın en büyük rüknü olduğunda Icma etmişlerdir. Çünkü Resulullah (sav): «Hacc, arefedir. Bir kimse Ara*fat'a arefe gününü Kurban bayramına bağlayan gece giderse vakfe yapma vaktine kavuşmuştur» [330] buyuruyor.

    Cumhur'a göre Arafatta vakfe yapma zamanı, zilhicce ayının 9. günü

    Öğle vaktinin girişi ile başlar, Onuncu güne bağlayan gecenin şafak vak*tine kadar devam eder. Bir kimse, bu süre içinde vakfe yaparsa, vazifesini yapmış olur. Yalnız gündüz vakfe yapan kimsenin, vakfesini akşam na*mazının vakti girinceye kadar uzatması vacibtir. Vakfesini gece yaparsa uzatması vacib değildir.

    İmam Malik (ra): «Güneş batmadan Arafattan ayrılan kimsenin, haccı sahih değildir. Ertesi sene mutlaka hacc yapması farzdır,» der.

    Kurtubi ise: «Cumhur, güneş batmadan önce Arafattan ayrılıp tekrar aynı yere dönmeyen kimse için neyin vacib olacağı hususunda İhtilaf et*mişlerdir.

    İmam Şafii (ra). İmam Ahmed bin Hanbel (ra) ve İmam-t Azam Ebu Hanife (ra)'ye göre, güneş batmadan önce Arafattan ayrılıp tekrar aynı yere dönmeyen kimsenin bir kurban kesmesi vacibtir.

    İmam Malik (ra)'e göre de, o kimse, ertesi sene yeniden hacc madır. Ve kurbanım do o zaman kesmelidlr» [331] demektedir. [332]

  8. #38
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    12. DERS HARAM AYLARDA, DÜŞMANLA SAVAŞMA


    216 — (Ey müminler, tob'an) sizin hoşunuza gitmediği holde, uhde*nize kıtal (düşmanlarla savaş) yazıldı, (farzedildi). Olur ki bir şey hoşunu*za gitmezken o sizin için hayırlı olur. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o da hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

    217 — Sana haram olan o .ayı, ondaki muharebeyi sorarlar. De ki: «Onda (o ayda) muharebe etmek büyük (günah)dır, (İnsanları) Allah yo*lundan men etmek, onu inkar etmek, (ziyaretçilerin) Mescid-i Harama git*melerine mani olmak, O'nun halkını oradan çıkarmak ise Allah katında da*ha büyük (günah)tır. Fitne katilden de beterdir. Kafirler, güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmalarında devam edecekler*dir. İçinizden kim dininden döner de o kafir olarak ölürse onların (o gibi*lerin) yaptığı (iyi) işler dünyada, ahlrette de boşa gitmiştir. Onlar, o ateşin (cehennemin) arkadaştandır. Onlar oroda (bir daho çıkmamak üzere) ebe*di kalıcıdırlar.

    218 — Hakikat, iman edenler, bir de Allah yolunda (yurtlarından) hic*ret edip savaşanlar (yok mu?) İşte onlar Allahrn rahmetini umarlar. Allah (müminleri) hakkıyla yarlığayıcı, (onları) cidden esirgeyicidir.



    Ayetlerin Lafzi Tahlili


    (Kürhün): Çirkin ve nefret edilen şey ile meşakkat

    (Eşşehril harami): Düşmanla savaşın yasaklan*dığı ay anlamındadır. Âyette kastedilen. Receb ayıdır. Cahiliyet devrinde Recep ayına sağır ay denirdi. Çünkü aralarında yaptıkları savaşı dahi o ayda bırakırlardı. Hatta silah sesi dahi duyulmazdı.

    (Saddün): Herhangi bir şeyi engelleme, yasaklama anlamındadır.

    (El fitnetü): Lügatta fitne kelimesi, imtihan ve tec*rübe etmek manasınadır. Âyette fitne kelimesi, müslümanların zihinlerine dinleri hususunda şüphe sokma veya dinlerinden dönmeleri için azap ve işkence yapma manasınadır,

    (Yertedfd): Riddet kelimesi, küfre dönme manasınadır. Dönene de mürted denir.

    (Habhad): Bozulma ve iptal edilme manasınadır

    (Hâcerû): Lügatta hicreî kelimesi, göc etmek ve terketmek anlamındadır. Şeriatta hicret kelimesi, islâm dinine yardım için Allah (cc) yolunda aile ve vatanını terketmektir.

    Râgıb el-İsfahani: «Hicret kelimesi, Darü'l Küfürden. Darü'l İmana git*mek anlamındadır» [333] der.

    (Ve câhedû): Lügatta cihad kelimesi, tam guc sar-

    fetme manasınadır. Şeriaatta ise düşmanla savaşmaya denir. Cihad'ta Al*lah (cc)'ın dinine yardım için mal ve canı sarfetme vardır

    (Yercûne): Lügatta rica kelimesi, faydalı bir şeyin meydana gelmesini arzu etme anlamındadır.

    (Gafûrürrahim): «Allah (cc), müminleri hakkıy*la yarlığayıcı, (onları) cidden esirgeyicidir» manasınadır[334]



    Âyetlerin İcmali Manaları


    Allah (cc), icmali olarak buyurur: «Ey müminler, müşriklerle savaş maktan tabiatınız gereği nefret ediyorsunuz. Savaş, insana güc gelmesine, mal ve canı helak etmesine rağmen size farz kılınmıştır.

    Nefislerinize ağır gelen ve çirkin gördüğünüz çok şeyler vardır ki, hakkınızda daha hayırlı ve daha menfaatlidir. Sevdiğiniz ve arzu ettiğiniz çok şeylerde daha zararlı ve korkunç hadiselere vesile olabilir. Allah (cc), gerçekten sizin için hayırlı ve şerli olanı bilir. Öyleyse farz kılınan savaş*maktan çekinmeyiniz ve nefret etmeyiniz. Çünkü onda şimdi ve gelecekte sizin için faydalar vardır.

    Ey Muhammed (sav), arkadaşların senden haram ayda savaşmanın helal olup olmadığını soracaklar. Onlara de ki: Gerçekte savaş, büyük ve zor bir iştir. Müşriklerin sizi, Mescid-i Harama gitmeye ve yolunda yurü-meye mani olmaları ve vatanınız Haram belde (Mekke)den çıkarmaları, Allah (cc) katında günah bakımından, onları savaşarak öldürmenizden da*ha büyüktür. Halbuki onların dininizden dolayı eza ve cefa vermeleri, Al*lah (cc) katında sizin onları haram ayda öldürmenizden daha büyüktür. Çünkü onlar, dinden çıkarmak için daha çirkin ve feci şeyler yapmışlardır. Sonra Allah (cc) müşriklerin gücü yetse, müminleri dinlerinden çıkarmak, döndürmek için her türlü fitne, eza ve cefaya devam edeceklerini haber vermiştir. Müşrikler küfürlerinden, hife ve zulümlerinden kesinlikle ayrıl*mazlar. Sizden her kim müşriklerin eza ve cefalarına dayanamayarak veya yaptıkları yalan vaatlere inananarok dininden dönerse, işlediği amellerin hepsi zayi olduğu gibi, Cehennem ateşinde de yanacağını bilsin. Çünkü o kişi, sapık, batıl bir davete icabet etmiştir.

    Daha sonra Allah (cc), Resulullah (sav) ile hicret eden ve kafirler kar*şısında direnç göstererek Allah (cc)'ın rahmet ve ikramım ümit eden mü*minlerin, elbette kendisinin rahmet ve fazlına kavuşmaya layık olduklarını haber vermiştir. Zira Allah (cc) için bütün mal ve canlarını feda eden mü*minler, dünyada saadete, ahirette Cennet ve Çemalullaha kavuşmaya la*yıktırlar. [335]



    Ayetlerin Nüzul Sebebleri


    Abdullah bin Abbas (ra)'tan varit olan rivayete göre; Resulullah (sav), Cemaziyelohir ayında, Abdullah bin Çahş (ra) kumandasında bir seriyye (müfreze)'yi Kureyşlileri gözetlemek ve haber almak için sahil yoluna (Batn-ı Nahle) gönderdi. Onlar Hicaz yoluna doğru yürüdüler. Seriyye Batn-ı Nahle denilen yere geldiği zaman, ticaret eşyası taşıyan bir Kureyş kervanına rastladı. Başlarında Amr bin Abdullah el-Hadrami olmak üzere üç kişi vardı. Abdullah bin Cahş (ra) seriyyesi, Amr bin Abdullah el-Hadrami'yi öldürdü. İki kişiyi esir etti. Kervanı da ganimet olarak aldı. On*lar, Cemaziyelahir ayının son günü olduğunu sanıyorlardı. Halbuki Arap-lorır, hürmet gösterdikleri haram aylardan birisi olan Recep ayının ilk gü*nü imiş. Seriyye, kervan ve esirlerle birlikte Resulullah (sav)'ın huzuruna geldiği zaman, Peygamber (sav) efendimiz, kervan ve esirlere dokunulma*dan bir yerde alıkonulmasını ve Allah (cc)"tan gelecek vohyln beklenme*sini istedi. Çünkü Kureyşlİ kafirler, «Muhammed (sav) ve arkadaşları, ha*ram ayları helal ettiler. O aylarda kan döktüler, mal aldılar, adam esir ettil&r» diyorlardı. Seriyyedeki müslümonlar, yaptıklarından duydukları piş*manlıkla, «andolsun ki tevbe ettik. Tevbemizin kabul edildiğine dair bir âyet gelinceye kadar Mescid-i Nebevi'den çıkmayacağız» dediler, Bunun

    üzerine: «Sana haram olan o ayı, Ondaki muharebeyi sorarlar. De ki: On*da (o ayda) muharebe etmek büyük (günöh)tır. (insanları) Allah yolundan men etmek, onu inkar etmek, (ziyaretçilerin) Mescid-i Haram'a gitmelerine mani olmak, O'nun halkını oradan çıkarmak İse Allah katında daha bü*yük (günah)tır» âyeti nazil oldu. Bu âyetin nüzulünden sonra Resululfah (sav), kervan ve esirleri aldı ve dağıttı. [336]



    Âyetlerin Tefsirindekı İncelikler


    Birinci İncelik: Arap dili ve edebiyatıyla ilgili olduğundan alınmamış*tır.

    İkinci İncelik: Müfessir Hasan: «Siz, dünyada eza ve cefa veren şey*leri çirkin ve kötü görmeyiniz. Siz, çirkin ve kötü gördüğünüz bir cok şey*leri yapmakla kurtulursunuz. Sevdiğiniz bir cok şeyler helakinize sebep olabilir. Şair Ebu Said ed-Darirİ, bir şiirinde şöyle der: «Sakındığınız ve çirkin gördüğünüz bir çok şeyler, sizin razı olacağınız ve beğeneceğiniz şeylere vesile olur. Çünkü sevilen şeyler gözle görülmez, gizlidir. Sevil*meyen ve çirkin olan şeyler ise acıktır» [337] demektedir.

    Üçüncü incelik: Tabiatıyla size çirkin, kötü ve ağır gelen bir çok şey*ler, Allah (cc)'ııi hüküm ve takdirine razı olmağa aykırı değildir. Çünkü hasta kimse, gelecekte kendisini tedavi edeceğine inandığı ilaçlan, sev*mese ve nefret etse dahi alır.

    Dördüncü İncelik: Müşrikler, haram ayda insan öldürmeyi büyük gü*nah sayıyorlardı. Halbuki onlar dinin yayılmasına engel olma, müminlerin dinlerinden dönmeleri için eza ve cefa yapma, yalan ve iftirada bulunma gibi daha büyük, kötü ve çirkin şeyler yapıyorlardı. Bu hususu bir şair şöyle dile getirir: «Siz, haram ayda İnsan öldürmeyi büyük günah sayıyor*sunuz. Akıllı bir kişi, yaptıklarınızı görse, daha büyük günah olduğuna hükmeder. Muhammed (sav)'in dininin yayılmasına mani olmanızı ve ona İnanmamanızı Allah (cc). görüyor ve biliyor. Allah (cc)'a secde eden kimse kalmaması için Mescid-i Haram haikını çıkarıyorsunuz. Haram ayda bizi insan öldürmekle kınarsanız, islâma göre bunun sakıncası yoktur. İslâmin yayılmasına engel olanlar, huzursuzluk ve fitne çıkaranlar ancak haddi tecavüz eden kafirler ile islâma tahammül edemeyen müşriklerdir.» [338]

    Beşinci İncelik: Zemahşeri'ye göre, âyetteki, «...Şayet kafirlerin güç leri yetse...» tabiri, kafirlerin gücünün yetmeyeceğine işarettir. [339]

    Altıncı incelik: Âyetteki, «...İşte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar...»

    İfadesinde bir incelik vardır. Hiç kimse kendi yaptığı amele değil, Allah (cc)'ın rahmetine güvenmelidir. Bu hususu Resulullah (sav) ne güzel be*yan eder: «Sizden hiç kimsenin ameli, onu Cennete sokmaz» buyuran Resulullah (sav)'a, sahabiler, «Ya Resulallöh (sav), sizi de mi götürmeye*cek?» demeleri üzerine, O,'«Evet, beni de götürmeyecek. Yalnız Allah (cc) kendi fazlından rahmetiyle beni dünyada da, ahirette de kapsamıştır,» buyurur.

    Katade'den varit olan bir rivayete göre sahabiler, ümmetin en seçkin*leridir. Allah (çc) onları rica (Allahtan ümit edenler) ehli kılmıştır. Çünkü bir kimse, herhangi bir şeyi, ümit ederse ümit ettiğini arar. Her kim de korkarsa korktuğu şeyden kaçar. [340]



    Ayetlerdeki Şer'! Hükümler

    Birinci Hüküm: Haram Aylarda Savaşmak, Mubah Mıdır?


    «Sana haram olan o ayı, ondaki muharebeyi sorarlar...» âyeti, haram aylarda savaşın haram olduğuna delâlet eder. Müfessirler âyetteki «ha*ram» hükmünün neshedilip edilmediği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Mü*fessir Ata, bu âyetin hükmünün neshedilmediğini yemin ederek söyler.

    Taberİ bu hususta: «Ata, bana, Mekke harimi ve haram aylarda insan*ların savaşmasının haram oiduğunu yemin ederek söylerdf. Yalnız din düş*manları, müslümanlara saldırdığı vakit, Mekke harimi ve haram aylar ol*masına bakılmaz, nefsi müdafa yapılır» [341] der.

    Cumhurun delili

    Cumhura göre bu âyetin hükmü, «...O müşrikleri, onları nerede bulur*sanız öldürün...» (Tevbe: 5) ve «...Müşrikler sizinle nasıl topyekün harb-ederlerse siz de onlarla topyekün harb edin...» (Tevbe: 36) âyetleriyle nes-hedilmiştir. Said bin el-Müseyyeb (ra)'e, «Müslümanların, müşrikleri haram aylarda öldürmesi doğru mudur?» diye sorulunca O, «Evet» diye cevaplan*dırırdı.

    Şüphesiz Resulullah (sav), Huneyn'de Havazin kabilesiyle, Taif'te So-kif kabilesiyle savaşırken, Ebu Amir kumandasındaki bir orduyu da, Utâz kabilesi müşrikleriyle savaşmaya göndermiştir. Eğer haram aylarda, savaş haram olsaydı, Resulullah (sav) savaşır mıydı? O"nun savaşması ve asker göndermesi, bu âyet hükmünün neshedildiğini gösterir.

    İbnü'l-Arabi şöyle der: «Sahih olan şudur: Bu âyet, müşriklerin haram aylarda yapılan savaşın büyük günah olduğu inanışlarını reddediyor. Zira Allah (cc), «...(İnsanları) Allah yolundan menetmek, onu inkar etmek, (zi*yaretçilerin) Mescid-i Harama gitmelerine mani olmak, O'nun halkını ora*dan çıkarmak İse ABah katında daha büyük (günah)tır.» buyurmuştur. Bu âyet, müşriklerin yaptıklarının., haram aylarda adam öldürmekten daha bü*yük günah olduğunu göstermektedir. Ey müşrikler, yaptıklarınızı haram ay*larda yaparsanız, sizinle savaşmak o aylarda farz olur.» [342]



    İkinci Hüküm: Rlddet (İslâm'dan Dönme), İnsanın Amelini Yok Eder Mi?


    «...İçinizden kim dininden döner de o, kâfir olarak ölürse onların (o gibilerin) yaptığı (iyi) İşler dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir» âyetine göre, riddet insanın ibâdet ve amellerini yok eder.

    Alimlerin ihtilafı, mürtedin ameli, riddetle mi yoksa küfür üzere Ölürse mi yok olacağı hususundadır.

    İmam Ebu Hanife (ra) ve İmam Malik (ra)'e göre, mürted olarak öten kimsenin ameli yok olur. imam Şafii (ra)'ye göre İse amelin yok olması, riddetle değil, küfür üzere ölmekledir.

    İmam Şafii (ra)'nin delili:

    «...İçinizden kim dininden döner de o, kafir olarak ölürse...» âyetinde küfrün ölümle birlikte anılması, mürted amelinin ancak küfür üzere Ölmesi İle yok olacağıno işarettir.

    İmam Malik (ra) ve Ebu Hanife (ra)'nin delilleri:

    «(Andolsun ki (hobibim) sana da, senden evvelki (peygamberlere de (şu) vahyolunmuştur. Eğer (bilfarz Allah'a) ortak tanırsan, celalim hakkı İçin (bütün) amel (ve hereketjin boşa gider...» (Zümer: 65) ve «...kim ima*nı tanımayıp kafir olursa herhalde bütün yaptığı boşuna gitmiştir...» (Mâide: 5) âyetleri delilimizdir. Çünkü bu âyetler, açıkça küfrün insanın amelini yok edeceğini ifade eder. Yani -Allah müstümanlart korusun- bir kimse şaşırarak veya bilerek kendisini küfre götürecek bir söz söyler veya ha*rekette bulunursa, açıkça dinden çıkar. O zamana kadar yaptığı tüm iba*detler, boşa gider.

    Mezhep İmamları arasındaki bu Ihttlafm sebebi şudur: Hacc yapan bir müstüman, İrtidat ettikten bir müddet sonra tekrar müslüman olursa, kişi*nin hacctnı iade edip etmeyeceği hususudur.

    İmam Malik (ra) ve Imam-ı Azam (ra)'a göre o kimse, haccınt iade eder. Çünkü riddet amellerini -birisi de hacctır- yok etmiştir.

    imam Şafiî (ra)'ye göre ise, o kimse haccını İade etmez. Çünkü Irti-dattan önce hacc yapmıştır. İrtidat ise, mürtedin amelini küfür üzere ölür*se yok eder. Küfür üzere ölmezse amellerini -umulur ki tekrar iman ede*bilir- yok etmez.

    İbnu'l-Arabî: sMüfessirlerimlze göre, «Andolsun ki (habiblm) sana da, senden evvelki (peygamber)lere de (şu) vahyolunmuştur: Eğer (bilfarz Al*lah'a) ortak tanırsan, celalim hakkı İçin (bütün) amel (ve hareketlerdin boşa gider» {Zümer: 65} âyetinde hitap, her ne kadar Resulullah (sav)'a yapılmış ise de. amaç ümmete hitaptır. Zira Resulullah (sav) hakkında rid*det mümkün değildir. Ancak, «...İçinizden kim dininden döner de o. kâfir olarak ölürse...» âyeti, küfür üzere Ölen adamın amelinin yok olması tçin, mürted olması lazım geldiğini gösterir. Amelin şirk ile yok edilmesine ise diğer bir âyet işaret eder. Bu iki âyet, başka başka manaları ifade ettiği gibi, herbfri kendine has birer hükmü beyan eder» der.

    Nasla/ın zahiri, kesinlikle amel ve ibadetlerin irtidat İte yok olacağına İşaret eder. Tercih edilen, Maliki ve Hanefi'nin görüşüdür. [343]



    Âyetlerden Alınacak Dersler


    1. Hakkın zafere ulaşması ve dinin aziz olması Icin, insanların hoşu*na gitmese de savaşmak elzemdir.

    2. Müminlerin cihadı terketmeleri doğru değildir. Çünkü cihadda şe-hadet ve zafer vardır.

    3. Müslümanların islâmı yaşamalarına ve tebliğ etmelerine mani ol*mak ve âyetleri inkar etmek, haram ayda savaşmaktan daha büyük gü*nahtır.

    4. Müşriklerin müstümanlarla savaşmasındaki amaç, çeşitli yol ve ve-silerle onları tekrar küfre götürmektir.

    5. İslâm'dan dönmek, insanın amel ve ibadetini yok ettiği gibi ahiret-te de ebedi olorak'yanmasma sebeptir. [344]

  9. #39
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    13. DERS KUMAR VE İÇKİNİN HARAM EDİLİŞİ


    219-220 — Sana İçkiyi ve kumarı sorarlar. De kir «Onlarda hem bü*yük günah, hem insanlar için faideler vardır. Günahları ise faidelerfnden daha büyüktür.» (Yine) sana hangi şeyi nafaka vereceklerini sorarlar. De ki: «İhtiyacınızdan artanı (verin)». Allah size böylece âyetlerini (pek güzel) açıklar. Olur ki dünya hususunda da, ahiret işinde de iyice düşünürsünüz. Bir de sana yetimleri sorarlar. De ki: «Onları yarar ve İyi bir hale getirmek hayırlıdır. Şayet kendileriyle birarada yaşarsanız onlar sizin kardeşleriniz-dir. Allah (yetimlerin) salahına çalışanlarla (onların mal ve halinde) fesat (ve fenalık) yapanları bilir. Eğer Allah dileseydi sîzi muhakkak zahmete sokardı. Şüphesiz Allah mutlak galiptir. Tam hüküm ve hikmet sahibidir.

    kumar ve içkinin haram edilişi



    Ayetlerin Lâfzi Tahlili


    (El hamri): Lügatta hamr kelimesi, hurma ve üzüm şırasından yapılan sarhoş edici içki anlamındadır. Zeccac'a göre hamr, aklın üstünü kapatan şeye denir.

    (Elmey»îri); Lügatta meysir kelimesi, kumar manasınadır.

    (İsmün): Lügatta isim kelimesi, günah anlamındadır.

    (El afve): Lügatta afv kelimesi, ihtiyaç fazlası şey ma-

    (Eğneteküm): Eğnete kelimesi, zorluk ve meşakkat manasınadır.

    (Azizün): Allah (cc)'ın isimlerinden biridîr. Yani Allah (cc) İçin hiçbir zorluk yoktur. Allah (cç)'tn yapacağına hiç bir şey mani olamaz.

    (Hakimün): Allah (cc)'ın İsimlerinden birisi olan Hakim, dilediği şekilde tasarruf sahibi anlamındadır. [345]



    Ayetlerin İcmali Manaları


    Allah (cc), Resulullah (sav)'a hitaben şöyle buyurur; «Ey Muhammed (sav), içki ve kumar hükmünü soran sahabitere de ki: İçki içilmesi ve ku*mar oynanmasında büyük günah olduğu gibi meşakkatli bir menfaatte vardır. Zararları, menfaatlerinden daha çoktur. Çünkü İçki İçilmesi yüzün*den aklın çalışamaz hale gelmesi, malın elden çıkması, özellikle vücudun tahrib olması, kumarda ise; aile hayatının yıkılması, ibadet yapmaya engel olması, düşmanlığa vesile oluşu gibi büyük zararları, onun az menfaati ile karşılaştırıldığında, zararının ne kadar büyük olduğu görülür.

    Ey Muhammed (sav), sahabiler sana mallarından ne kadarını Allah (cc) yolunda harcayacaklarını, ne kadarını da kendilerine alıkoyacakları*nı sorarlar. Onlara de ki: «İnfakı kolay olan ve ailenizin ihtiyaç fazlasından

    infak ediniz. Allah (cc)'ın hikmeti, sizin icın menfaatli ve zararlı olanın be-yan edilmesini gerektirir. O sizi hayra ve saadete sevkedecek şeylerin a-çıklanmasını istemiştir. Ki dünya fani, ahiret İse bakidir. Akıllı adam, ahi-reti dünyaya tercih eder.»

    Ey Muhammed (sav), sahabiler sana yetimlerin mallarını kendi mal*larına katarak mı, yoksa katmayarak mı çalıştırabileceklerini soracaklar. Onlara de ki: «Vetfmlerin mallarını düzgün bir şekilde çalıştırmak, uzak durmaktan daha iyidir. Yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarsanız, onlar sizin din kardeşlerinizde. Zaten kardeş kendisi İçin sevdiğini, onun için de sevmelidir. Allah (cc) sizi her zaman kontrol ettiği gibi, bütün ha*re ketlerin izden de haberdardır. O, sizlerden kimin bozguncu, kimin düzel*tici olduğunu en iyi bilendir.

    Yetimlerin mallarını, kendi mallarınıza kattığınız .zaman, onlarınkini ye*meyiniz. Allah (cc), dileseydi sizi meşakkat ve zorluklara atabilirdi. Fakat Allah fcc), size rahmet ederek kolaylık yaratmıştır. Çünkü Allah (cc), aziz*dir. Hiç kimse, yaptıklarına ve yapacaklarına mani olamadığı gibi, hüküm*lerinden dilediğini, dilediği şekilde beyan' eder.» [346]



    Âyetlerin Nüzul Sebebleri


    1. imam Ahmed bin Hanbel (ra), Ebu Davud (ra) ve Tirmizî (ra)'nin Ömer bin Hattab (ra)'dan rivayetidir: «Benim {Hz. Ömer), «Yarabbi, bize içki hususunda doyurucu bir haber beyan et. Şüphesiz o, malı ve aklı gö*türür» duam üzerine, «Sana içkiyi ve kumarı sorarlar...» âyeti nazil oldu. Âyet nazil olduğunda beni çağırarak okudular. Ben yine, «Atlahım, bize içki hususunda doyurucu bir haber beyan et» duam üzerine. «Ey İman edenler, siz sarhoş iken namaza yaklaşmayınız...» (Nisa: 43) âyeti nazil oldu. Beni tekrar çağırarak nazil olan âyeti okudular. Ben yine, «Allahım, bize içki hususunda doyurucu bir haber beyan et» diye dua ettim. Bunun üzerine, «Ey İman edenler, içki kumar (tapınmaya mahsus) dikil taşlar, fal okları, ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun İçin bunlar* dan kaçının ki muradına eresinfz» (Mâide: 90) ve «Şeytan İçkide ve kumar*da ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Alfanı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vazgeçtiniz değlJ mi? (Maide: 91) âyetleri nazil oldu. Beni tekrar çağırıp nazil olan âyetleri okumaya başladılar. «Siz vazgeçtiniz değil mi?» cümlesine gelince ben, «Ya Rabbi biz vazgeçtik, vazgeçtik» dedim.»

    2. İbn-i Cerir et-Taberi'nin İbn-i Abbas (ra)'tan: «Yetimin malına, ru«-düne erişinceye kadar, o en güzel olanından başka bir surette yaklaşmayın...» (En'âm: 152), «Gerçek, yetimlerin mallarını haksız (ve haram) ola*rak yiyenler karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe (Cehenneme) gireceklerdir» (Nisa: 10) âyetleri nazil olunca yanında yetim bulunduran müslümanlar, yiyecek ve içecek Irkini, yetimlerin kinden ayır*dılar. Hatta kendi yiyeceklerinden de onların yemesi için bir miktar ayır*dılar. Kendilerine zor gelen bu durumun aydınlanmasını Resulullah (sav)'-tan istediler.-Bunun üzerine Allah (cc): «Bir de şano yetimleri sorarlar De ki: Onları yarar ve iyi bir hale getirmek hayırlıdır. Şayet kendileriyle bir crada yaşarsanız onlar sizin İçin kardeşlerinizdir...» âyetini inzal bu*yurdu. Bundan sonra müslümanlar, yetimlerle birlikte yemek yediler ve içtiler» [347] rivayetidir. [348]



    Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler


    Birinci İncelik: Allah (cc). içki hakkında tedrici olarak 4 âyet inzal buyurmuştur. «Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de içki ve güzel bir rızık edinirsiniz...» (Nahl: 67) âyeti, Mekke'de nazil oldu. İslâmın ilk devrelerinde zaten müsiümanlar içki içiyorlardı. Ve helaldi. Sonra Me*dine'de: «Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De Vi: Onfarda hem büyük gü*nah, hem insanlar için faideter vardır...» âyeti nazil olunca sahabilerden bir kısmı, âyette «onlarda büyük günah vardır» emrine uyarak içki ve kumarı terkettiler. Diğer bir kısmı ise âyette «onlarda insanlar için faide-ler vardır» emrine ittiba ederek, içkiye devam ettiler.

    Daha Sonra bir gün Abdurrahman bin Avı (ra), sahabileri davet ede*rek bir ziyafet verdi. Ziyafette çokça yemek yendi ve İçki içildi. Akşam namazı vakti olunca, içlerinden birini Seçerek namaz kılmaya başladılar. İmam olan kimse, namazda zammı sure olarak. «(Hobibim) de: Ey kafir*ler, ben sizin taptığınıza tapmam» (Kâfirun: 1-2) âyetini «Ben sizin tap*tıklarınıza tcparım» şeklinde okudu. Bunun üzerine, «Ey (man edenler siz sarhoşken ne söyleyeceğiniz bitinceye ve cünüp İken de -yolcu olma*nız müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın...» (Nisa: 43) âyeti nazil oldu. Böylece namaz vakitleri İçki içmek yasaklandı. Bir kısım müslümanlar ise, yatsı namazından sonra içki İçmeye devam ettiler.

    Bundan sonra sahabi Atban bin Mâlik (ra), bir deve başını kızartarak içlerinde Saad bin Ebi Vakkas (ra)'ın da bulunduğu bir cemaati davet etti. Davette yemek yemeye ve İçki İçilmeye başlandı. İçkiniri tesiriyle kar-iı şılıklı şiirler söylemeye başladılar. Şiir söyleyenlerden biri, kabilesini öven, onları hicveden bir kaside söylemeye başlayfnca, bir ensarlı devenin çene kemiğini alarak Saad bin Ebi Vakkas'm basına vurdu ve kan akıttı. O'da başının kanı ile Resulullah (sav}'a giderek şikayette bulundu. Bunun üze*rine: «Ey İman edenler, içki, kumar, dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır...)» (Mâide: 90) âyeti nazil oldu. [349]

    İkinci İncelik: İçkinin tedrici emirlerle haram kılınmasında cok ince ve derin hikmetler vardır. Cahillyet devrinde Araplar, içkiye alışkındılar. İçki hayatlarının bir parçası gibiydi. Eğer bir emirle yasaklansaydı, onlara cok zor gelirdi. Hatta yasaklama emrine uymazlardı. Hz. Aişe (ra}'nin; ' «Önce Kur'an'ın uzun bir suresinde Cennet veXehennemİ bildiren âyetler geldi. İslâmi kabul edenler, islâmi esaslara iyice alıştıktan sonra helal ve haramı bildiren âyetler gelmeye başladı. Eğer içki hususunda da başlangıç*ta, «içkiyi İçmeyin» emri nazil olsaydı, onlar «içkiyi katiyyen bırakmayız» diyeceklerdi» dediği gibi, istâmın sosyal hastalıkları nasıl tedavi ettiği a-Cikca görülür. Çünkü içki hususunda nazil olan 1. âyette, halkı ondan nefret ettirme, 2. âyette mala ve bedene verdiğf büyük zararlar ve az menfaati mukayese etme ve nefret ettirme, 3. âyette, namaz vakitlerinde içki icifmeme yasağı ve namaza yaklaştırmama. 4. âyette de kesin olarak haram kılma yoluna gidildi. [350]

    Üçüncü İncelik: İçki, aklı götürdüğü gibi, malı da elden clkarır. Halbuki âyette nicln, «içkide menfaat vardır» deniliyor? Bu soruyu şöyle cevap*landırabiliriz: Âyetteki, «menfaatlar» tabirinden maksat, maddi menfaat-lardır. Zira onlar, içkiyi yüksek fiatla satarak büyük para kazanıyorlardı.' Kumar ile de oyun bilmeyenlerin elinden rahatlıkla paralarını alırlardı. Allah (cc) gerek içki, gerekse kumarda menfaati zikretmesi ortak nokta*dır. İkisinde de menfaat, maddidir. Kumar oynayanların bir krsmı kazanır, bir kısmı ise kaybeder. İçki ticaretini yapanlar, büyük kazançlar elde et*seler de. onu alıp içenler, satanlardan kat kat fazladır. Allah (cc), âyetin*de icmâlen şöyle der: Onda her nekadar az bir menfaat varsa da, onun İçilmesi ve satılmasıyla kazanılan günahlar, menfaatından pek çoktur.

    Altâme Kurtubi, bu hususta şöyle diyor: «İçkideki menfaatler ticaretin*deki karlardır. Çünkü Araplar, Şam bölgesinden cok ucuza aldıkları İçkiyi, Hicaz bölgesine getirerek fahiş fiyatla satarlardı. Çoğu kez içkiye alışan*lar, flata aldırış etmeksizin onu alırlar. Hatta çocuklarının tek gıdalarını oluşturan süt keçilerini satarak, İçki alma yoluna giderlerdi. Buna ben*zer olaylar zarr.anımızda da pek çoktur.» [351]

    Dördüncü İncelik: İnsanın en değerli varlığı aklıdır. İçki içerek. İnsani duygulardan uzaklaşan insan, hayvan mertebesine İner. Bundan dolayı Allah (cc), İçkiyi haram etmiştir. Hatta içkiye «kötülüklerin anası» İsmi dahi verilmiştir. Nesâi, Hz. Osman (ra)'dan şöyle rivayet eder:. «İçkiden kaçınınız. Çünkü o bütün kötülüklerin anasıdır. Önceki ümmetlerden birin*de çok ibadet eden bir adam vardı. Onu yoldan çıkarmak isteyen azgın, sapık bir kadın, cariyesini göndererek, «Şahit yapmak İstiyorum, yanıma gelsin» dedi. O kimse, cariye İle birlikte sapık kadının evine girdi. Cariye, kadının yanına varıncaya kadar geçtikierj tüm kapıları kilitledi. Kadının yanına gelen o kimse, onun çok süslenmiş olarak oturduğunu gördü. Kadın ona «Sent şahitlik için değil, benimle cinsi münasebette bulunma, bu şa*raptan bir kase içme veya.şu çocuğu öldürme fiillerinden birini yapmanız için çağırdım» dedi. Bunların içinde en hafif olarak şarap İçmeği gören o kimse, «Bana bir kase şarap verin» dedi. Onlar bir kase şarabı verdikten sonra, o kimse sarhoş oluncaya kadar şarap içmeye devam etti. Bundan sonra kadınla cinsi münasebette bulundu. Çocuğu da öldürdü. Öyleyse siz içkiden kaçınınız..Çünkü Allah (cc)'a yemin ederim ki İman ile İçki bi-rarada olmaz. Birisi ctkar, diğeri o zaman girer. Yani iman çıkar, içki kalır.» [352]

    Besinci incelik: İçki içmeye karar veren ve nefsine haram kılan Kays [353] bin Asım el-Minkarî (ra), içkinin kötülüklerini bir şiirinde şöyle anlatır: «İçkinin hiç bir hususta iyiliğini görmedik. Çünkü ondaki hususiyet, en uy*sal insanı dahi azgınlaşttrmoktır. Allah {CC)'a yemin ederim ki, o, hiç bir hastalığı iyiieştirmez. İçen kimsenin iç yapısını hemen ortaya çıkarır ve onu halka rezit eder. İçki bir çok büyük felaketlere vesile olur.»

    Altıncı İncelik: Arapların cahiüyet devrinde oynadıkları kuman Ze-mahşeri şöyle dile getirir: «Arapların fincan şeklinde, son üç tanesi ha*riç diğerlerinin üzerinde pay miktarı yazılı, 1. aletin pay, 2. aletin İkiz, 3. aletin rahip (kontrol), A. aletin dördüncü, 5. aletin nafiz, 6. aletin müsbil, 7. aletin mualla, 8. aletin menin, 9. aletin sefih ve 10. aletin elvağd İsmiyle anılan 10 tane kumar aletleri vardır. Bunları bir torbaya koyduktan sonra, güvendikleri adil bir kimseye verirlerdi. O kfmse, torbayı karıştırdıktan son*ra kumar aletlerinden onların her birisine birer tane verir, aletlerin üzer*lerinde pay miktarları yazılı olduğundan, herkes hakkına razı olurdu. His*selerine pay çıkanlar, bunları yemeyerek fakirlere dağıtır ve bununla do iftihar ederlerdi. Oyuna katılmayanlar da hakir görülerek horla nırlardı.» [354]



    Ayetlerdeki Şer’i Hükümler:


    Bîrincî Hüküm: «Sana Içkfyl Ve Kumarı Sorarlar...* Âyeti, İçkinin Haram Olduğuna Delalet «Der Mi?


    Bazı alimlere göre, «Sana İçkiyi ve kuman sorarlar. Da ki: Onlarda hem büyük günah, hem İnsanlar İçin faldeler vardır. Günahları ise falde-lerinden daha büyüktür...» âyeti, içkinin haram olduğuna delalet eder. Zi*ra Allah {cc} âyette. «De W: Onlarda hem büyük günah... vardır» ifadesini anmıştır. Halbuki Cenab-ı Hak, «De ki: Rabfaim oncak hayasızlıkları, onla*rın açığım, gizlisini bununla beraber (her türlü) günah"... haram etmiştir» (A'raf: 33} öyetiyle günah işlemeyi haram kılmıştır. Bu görüş Kadı Ebu Yo'la'nındtr.

    Cumhur/a göre ise bu âyet, içkinin haram olduğuna değil, çirkin ve kötü bir şey olduğuna işarettir. Çünkü sahabller, bu âyetin nüzûlundan sonra da içki İçmişlerdir. Eğer içkinin haram olduğunu bu âyetten saha-biler anlasaydılar, kesinlikle içki İçmezlerdi. Bu âyetin hükmü, Mâide su*resinin 90. âyetiyle neshedilmiştir. Bu görüş, Mücahid (ra), Katâde (ro) ve Mukâti (ra)'İndir. Sahih olan da budur.

    Kurtubl, bununla ilgili olarak: «Bu âyette, yalnız içkiyi yerme vardır. Onun haram edilmesi, «Ey İman edenler, İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır...» (Mâlde: 90) âyetiyledir. Ço*ğu müfessir bu görüştedir» [355] der. [356]



    İkinci Hüküm: «Hamr (Şarap)» Nedir? Her Müskfr (Sarhoş Edici Şey)'e Hamr Denir Mi?


    Hamr'in tarifi hususunda alimler iki görüşe ayrılmışlardır.

    İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra)'ye göre, yalnız üzüm şırasından yapılan sarhoş edici içkiye hamr denir. Üzüm dışındaki şeylerden yapılan sarhoş edici içkiye ise hamr değil, nebiz (sarhoş edici bir madde) denir. Bu gö*rüş, Küfe alimleri. Neheî, Sevrî ve Ibn-i Ebi Leyla'nındır.

    İmam Malik (ra), İmam Şafii (ra) ve İmam Ahmed bin Hanbel (ra)'e göreyse hamr; hurma, üzüm, arpa ve diğer herhangi bir maddeden yapı*lırsa yapılsın, sarhoş edici şeylere denir. Bu görüşte bütün muhaddis ve Hicaz alimlerinin görüşüdür.

    Küfe alimleri ve İmam-ı Azam'ın delilleri:

    Küfe alimleri ve Ebu Hanife (ra). hurma ve üzüm dışında, diğer mey*ve ve arpalardan yapılan şıraya, hamr (şarap) denilmediğini lügat ve ha*disle Isbat ederler.

    Lügattan delilleri: Ebu'l Esved ed-Düeli; «Sen hamr (şarap) içmeyi bırak, onu Hind içsin» şiirinde, hamr'İ yalnız üzümden yapılan sarhoş edici içki anlamında kullanmıştır.

    Sünnet (hadis)'ten delilleri: Ebu Said el-Hudri (ra)'den varit olan ri*vayete göre, Resulullah (sav) yanına gelen bir sarhoş kişiye, «Hamr mi içtiniz? div'd sorunca o, «Allah (cc) ve Resulü (sav), onu haram ettikten sonra içmedim» dedi. «Öyleyse ne içtiniz?» buyuran Resulullah-(sav)'a «Üzüm, hurma ve-diğer meyvaların karışık şıralarından İçtim» cevabını verdi. Peygamber Efendimiz (sav), onları da haram kıldı. [357] Bu hadisten anlaşılan, o sarhoşun, Resulullah (sav)'ın huzurunda karışık şıraya hamr ismini vermediğidir. Öyleyse hamr, yalnız üzüm şırasından yapılan İçkiye denir.

    İmam Malik (ra), İmam Şafii (ra), İmam Hanbelİ (ra) ve Hicaz alimle*rinin delilleri:

    Bunların, her sarhoş edici şeyin hamr olduğuna dair delilleri aşağı*dadır :

    1. Ibn-i Ömer (ra)'dan varit olan rivayete,göre; Resulullah (sav): «Her sarhoş edici şey, hamr (şarap)dır ve her sarhoş edici şeyde haramdır*»; buyurdu. [358]

    2. Ebu Hüreyre (ra)'nin rivayet ettiği hadistir: «Resulullah (sav), ü-züm ve hurma ağaçlarına İşaret ederek, «Hamr, bunlardan yaptlır» buyur-uU» [359]

    3. Enes (ra)'den: «Resuiuilah (sav), «Hamr, haram kılınmıştır. Üzüm*den yapılan hamr, bizim ülkemizde azdır. Bizim ülkemizin hamr'i İse, taze ve kurutulmuş hurmadan yapılır» buyurdu.» [360] diye rivayet ediien ha*distir.

    4. Ibn-i.Ömer (ra)'den varit olan diğer bir rivayete göre de, Resulul*lah (sav); «Haram kılınan hamr, üzüm, buğday, hurma, arpa ve darıdan yapılır. Aklı örten (çalışamaz hale getiren) her şeye hamr denir» buyur*du. [361]

    5. Ümme Seleme (ra) annemizin; «Resulullah (sav), her sarhoş edici şeyi yasaklamıştır» [362] rivayetidir.

    Bunlar, görüşlerini hadislerle isbat ettikleri gibi, lügatle de isbat e-derler. Çünkü lügatta hamr, bir şeyi örtme anlamındadır. Sarhoş edici şey*lere de hamr denmesi, aklı örttüğü, yani üstü Örtülü şeyin görülmediği gibi, içkifi bir kişinin geçici bir zaman da olsa aklını çalışamaz hale getirdiği içindir. Üzüm, arpa, hurma, buğday ve dan gibi şıralar, hamr gibi aklı Ör*terler. Sarhoş edici madde neden yapılırsa yapılsın, hamr olduğu kesindir.

    İmam Fohreddin er-Râzî bu hususta; «Yapılan tüm izahlar, şıraların hamr gibi sarhoş edici olduklarını ortaya çıkarıyor. Lügatçıların tahkikine, nakledilen hadislerde i]ave edilirse bütün şıraların hamr gibi yasak edildiği açıkça görülür» [363] der.

    Birinci ve ikinci gurubun delilleri incelendiğinde, ikinci gurubunki ter*cih edilir, öyleyse hamr, haram olduğu gibi, her sarhoş edici şey de hamr'-dır ve haramdır. Hz. Ömer (ra) de bu görüştedir. Sahabiler hamr'in haram olduğunu duyunca, ondan bütün şıraların haram edildiğini anladılar. Çün*kü Arap dili ve edebiyatını-herkesten İyi bildikleri gibi, Allah (cc)'ın âyette*ki maksadını da herkesten iyi arılıyorlardı. Sarhoş edici şeyin haram oldu*ğu hadisle de sabittir. Enes bin Malik (ra)'den: «Şarabın haram kılındığı gün -Onu duymamıştık- Ebu Talha (ra)'nın evinde içki içen arkadaşlara şakilik yapıyordum. Hurma şırasından yapılmış içkiyi dağıtırken, dışarı*dan gelen bir kimse, «Siz hamr hakkında nazij olan âyeti duymadınız mı?» dediği zaman evde bulunan topluluğun hepsi içkilerini dökerek, kaselerini kırarak orayı terkettiler.» diye rivayet edilen tarihi olay, İçkilerin neden yapılırsa yapılsın, kesinlikle horam olduğunu gösteriyor. [364]



    Üçüncü Hüküm: Hangi Kumar Çeşitleri Haramdır?


    Bütün islâm alimleri, her türlü kumarın kesinlikle haram olduğuna hükmederler. Çünkü Allah (cc), «Sana İçkiyi ve kuman sorarlar. De kt: On*lar da büyük günah... vardır» âyetiyle haram kılmıştır Hangi oyun olursa olsun, bir kısmı .kazanırken, büyük bir kısmı da zarara girmektedir. Bu oyunlar tavla, satranç, kağıt veya herhangi bir oyun aletiyle olsun hepsi haramdır. Hatta oynanan oyun, bir bardak çay karşılığı da olsa, yine ha*ramdır. Zira islâm'da haram olan bir şeyde İstisnai bir durum söz konu*su olamaz. İslâm'a göre kumar türleri içersine hangi maksatla satılırsa sa*tılsın tüm piyango biletleri, at yarışlarında atların İsmiyle çekilen biletler, spor kulüpleri namına doldurulan kağıtlar girer ve bunlar aynen kumar hükmündedir. Bunlarda kumar da olduğu gibi kazanan çok az, kaybeden sayılamayacak kadar çoktur. Geniş, izahat fskıh kitaplarında vardır. [365]



    Âyetlerdeki Teşriî Hikmetler


    Allah (cc), İnsan aklına, mâlına ve aile hayatına büyük zarar verdiğin*den içkiyi kesinlikle haram kılmıştır. Herşeyden önce İçki, insanın aklını tahrib ederek, yeme, yatma ve konuşmasını anormalleştirir. Sindirim sis*temini ve Kan dolaşımını etkiler. Çoğu kez içki, kendisine alışanların ani ölümüne neden olur. Bu husustaki geniş İzahat elbette modern tababet*te mevcuttur. Hatta bazı Alman doktorları, kendi devlet adamlarına, «Siz meyhane ve İçki fabrikalarının yarışını kapatınız. Bizde hastane ve hapis*hanelerin yarısının kapacağına teminat verelim» demişler. İçkinin zarar ve kötülüklerini, «İçki, kötülüklerin onasıdtr* hadis) ne güzel İzah eder.

    Kumarın zararları da, İçkinin zararlarından az değildir. Zira o, oyna*yanlar arasına kin, düşmanlık sokar. Halkı tembelliğe, başıboş gezmeğe, yorulmadan ve çalışmadan para kazanmaya alıştırır. Namaz kılmak ve zikir yapmaktan alıkor. Aile hayatını yıkar. Onun vasıtasıyla çoğu zengin aile*ler, fakir düşer. Kumara alışanların para ve servetlerini kaybetmelerinden dolayı intihar ettikleri de görülür. Gün geçtikçe içki ve kumarın zarar*larının ne kadar çok olduğu açıkça müşahede edilmektedir. Halbuki bu tecrübelere bakmaksızın herkesin içki ve kumarı, «Şaytan İçkide ve ku*marda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan alıkoymak ister. Artık siz vazgeçtiniz değil mi?» (Mâide: 91) âyetine baka*rak terketmesi gerekir. Her müslümana düşen vazife budur. [366]

  10. #40
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 30.03.08
    Yer: Karaman- Gurbet olan ALMANYA
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.911

    14. DERS MÜŞRİK KADIN VE ERKEKLERLE EVLENME


    221 — (Ey müminler) Allah'a eş tanıyan kadınlarla (müşriklerle), on*lara İmana gelinceye kadar evlenmeyin, İman eden bir cariye, müşrik bir kadından -bu, sizin hoşunuza gitse de- elbet daha hayırlıdır. Müşrik erkek-lere de, onlar iman edinceye kadar, (mü'mfn kadınları) nikahlamayın. Mü'-mln bir kul, müşrikten- o sizin hoşunuza gitse de- elbette hayırlıdır. On*lar sizi cehenneme çağırırlar. Allah İse, kendi iradesiyle, cennete ve mağ*firete çağırır. O, insanlara âyetlerini apaçık söyler. Tâ ki İyice düşünüp İbret alsınlar.



    Ayetin Lafzı Tahlili


    (Tenklhül müşrlkâtl): lAllah'a eş tanıyan kadınlarla evlenmeyiniz.» Lügatta, hiçbir semavî dini olmayan, putla*ra tapan kadına müşrike, erkeğe müşrik denir.

    (Emetün mü'mînetün}; Emet kelimesi, cariye anlamındadır. Mü'mine kelimesi ise, islâmı kabul eden kadın ma nasınadır. [367]



    Âyetin İcmali Manası


    Allah (cc), icmâlen şöyle buyurur: «Ey müminler, müşrik kadınlarla, Allah (ccj'a ve ahiret gününe inanıncaya kadar evlenmeyiniz. Sizin için Allah (cc)'a ve Resulü (sav)'ne İnanan bir cariye —malr, mevkisi ve güzel*liğiyle hoşunuza giden— müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Siz kadın*larınızı müşrik erkeklere Allah (cc} ve Rasulüne (sav) inanıncaya kadar nikahlamayınız. Sizin hür kadınlarınızı, mü'min bir köleyle evlendirmeniz .-serveti ve mevkisi hoşunuza giden- hür bir müşrikle evlendirmenizden dona hayırlıdır. Çünkü evlenmeleri haram olan müşrik erkek ve kadınlar, sizi cehennem ateşine götürecek bir yola davet ediyorlar. Allah (cc) ise sizi cennete götürecek bir yola davet ediyor ve halka kendi yolunun cen*net yolu olduğunu gösteriyor. Ki onlar güzel ile çirkini, hayır ile şerri bir*birinden ayırt edebilmeyi düşünsünler. [368]



    Âyetin Nüzul Sebebleri


    1. Mirsat bin Ebi Mirsat (ra), hicretten sonra Muhacirlerin Mekke'de kalan ailelerini Medine'ye getiriyordu. O'nun cahiliyet devrinde «Enak» İsimli müşrik bir kadınla ilişkisi vardı. Mirsat, Mekke'ye geldiğinde- kadın, «Benimle kalmaz mısınız?» dedi. Mirsat kadına, «Ne yapıyorsunuz? İslâm, seni bana haram kıldı» deyince, o da, «öyleyse benimle evlen» dedi. Mir*sat, Rasulullah (sav)'a gidip sorduktan sonra evlenebiliriz» diye cevap verdi. Bunun üzerine, bu âyet nazil oldu. [369]

    2. İbn-i Abbas (ro)'ın rivayetidir: «Abdullah bin Revaha (ra)'ntn zenci bir cariyesi vardı. Kızarak ona bir tokat attı, fakat korktu. Resulülloh (savj'a giderek durumu anlattı. Resülullah (sav), o cariyenin kim olduğunu sorun*ca, «oruç tutan, abdest alan, namaz kılan, Allah (cc)'a ve sana inanan bir kadındır» dedi. Resulullah (sav) «O cariye, mu'minedir» deyince Ab*dullah, «Seni hak yol ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, onu azat edip evleneceğim» dedi. Bİlahere Abdullah bin Revaha (ra). o mü'mine cariye ile evlendi. Bunun üzerine bazı müslümanlar, O'nun bu cariye ile evlenmesini ayıpladılar. Çünkü onlar müşrik kadınları güzellik, soyluluk, zen*ginlik gibi vasıflara önerek almak (evlenmek) istiyorlardı. İşte bunun üze*rine, bu âyet nazil oldu.» [370]



    Âyetin Tefsirindeki İncelikler


    Birinci İncelik: Âyette, «nikâh» kelimesinden maksat, cinsî münasebet değil evlenmedir.

    İkinci incelik: «...İman ederi bir cariye, müşrik bir kadından -bu sizin hoşunuza gitse de- elbette daha hayırlıdır» âyetinde, evlenme konusunda dikkat edilecek şeylere çok ince bir işaret vardır. Evlenmede en dikkat edilecek şey, kadının güzelliği, soyluluğu ve zenginliği değil, güzel huy-luluğu ve dindar oluşudur. Nitekim Rasulullah (sav} bir hadisinde: «Siz ka*dınları güzelliği için almayınız. Güzellik onları gurura ve şımarıklığa sev-kedebillr. Malları için de evlenmeyiniz. Çünkü servetleri, onları size karşı isyan ettirebilir. Siz dindar kadınlarla evleniniz. Dindar zenci bir cariye, güzellik ve servet sahibi bir kadından daha hayırlıdır,» buyurmuştur. [371]

    Üçüncü ve dördüncü incelikler: Arap dili ve edebiyatıyla ilgili oldu*ğundan alınmamıştır. [372]



    Ayetteki Şer’i Hükümler


    Birinci Hüküm : Kitap Ehli (Yahudi Ve Hristlyan) Kadınlarla Evlenmek Haram Mıdır?


    «(Ey müminler) Allah'a eş tanıyan kadınlarla (müşriklerle), onlar ima*na gelinceye kadar evlenmeyin» âyeti, puta ve ateşe tapan kadınlarla ev*lenmenin haram olduğuna delalet eder. Kitap ehil kadinfarla evlenmek ise, caizdir. Zira Allah (cc): «Bugün size bütün İyi ve temiz (nimetler) helal kılındı. Kendilerine ki top verilenlerin yiyeceği sizin İçin helal olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlar için helaldir. Namuskar, zinaya sapmamış, gizli dostlar »dinmemiş (İnsanlar) halinde (yaşamanız şartıyla) mü'mlnlerden hür ve İffetli kadınlarla, kendilerine sizden evvel kitap verilenlerden yine hür ve İffetli hanımlar dahi, siz onların mehillerini verip (nikah ed) ince (siz© helaldir)...» (Mâide: 5) buyurmuştur. Bu âyete göre. kitap ehli ka*dınlardan iffetli ve namuslu olanlarla evlenmek mubahtır. Cumhur ve ehl-i sünnet'in dört mezheb imamı bu görüştedir.

    İbn-i Ömer (ra) ise, kitap ehli kadınlarla evlenmeye haram demiştir. Çünkü bir müslümanm, hrlstiyon ve yahudi bir kadınla evlenip evleneme-yeceği sorulduğunda «Allah (cc), müşrik kadınlarla evlenmeyi haram kıl*mıştır. Bir kadının Hz. İsa veya Hz. Meryem'in Rab olduğuna İnanarak söy*lediklerinden daha büyük bir şirk tasavvur edemiyorum» demiştir.

    Cumhur'un (Ebu Hafifte (ra), ŞafK (ro), Maliki (ro), ve Hanbeli (ra) delilleri:

    A. Müşrik kelimesi, kitap ehlini kapsamaz. Çünkü Allah (cc) «Ehl-i kitaptan olan kafirler de, (Allah'a eş koşan) müşriklerde size Rabblnİzden birkaç hayır indirilmesini İstemezler» (Bakara: 105), «Kitaplılardan ve müş*riklerden küfredenler...» âyetleriyle buna işaret eder. Bu iki âyette, müş*rikler ve kitap ehli ayrı ayrı zikredilmiştir. Bu da göstermektedir ki, ikisi bir değildir.

    B. Cumhur, selefin kitap ehli kadınlarla evlenmeyi mubah görmelerini delil getirirler. Çünkü onlar, Asr-ı Saadete bizden daha yakındılar, Arap dili ve edebiyatı ile hadisleri bizden daha iyi biliyorlardı.

    Katâde (ra)'ye göre, «Ey müminler Allah'a eş tanıyan kadınlarla, on-lur imana gelinceye kadar evlenmeyin...* âyetinden maksat, okuyup amel edecekleri hiçbir semavi kitapları olmayan müşrik Arap kadınlarıdır. [373]

    Hammâd'dan şöyle rivayet edilmiştir: «Ben, İbrahim en-Nehâî'ye, «Hristiyan ve yahudi bir kadınla evlenmek mubah mıdır? diye sordum. «Ev*lenilir» cevabını alınca tekrar, «Allah (cc) müşrik kadınla evlenmeyiniz bu-yurmamış mıdır?» dedim. O'da «Âyette «müşrik» kadından maksat, puta ve ateşe tapan kadınlardır» dedi.[374]

    C. Cumhur'a göre Bakara süresindeki, «Allah'a eş tanıyan kadınlarla, onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin...» âyetin. Mâ ide süresindeki, «...Namuskar,. zinaya sapmamış ve gizil dostlar da edinmemiş (İnsanlar) halinde (yaşamanız şartıyla) mü'mlnlerden hür ve İffetti kadınlarla kendi*lerine sizden evvel kitap verilenlerden yine hür ve iffetli kadınlar dahi siz onların mehillerini ver(İp nikah edjlnce (stze helaldir)...» (5. âyet) âyeti neshetmesi caiz değildir. Çünkü Bakara suresi 221. âyeti, Medine'de nazil olan âyetlerdendir. M aide suresi 5. âyeti ise nikah mevzuunda daha sonra nazil olmuştur. Nesh kuralında son gelen âyet, bir önceki âyetin hükmü*nü nesheder.:

    D. Hz. Ömer (ra), bir yahudi kadınla evlenen Huzeyfetü'l Yemanî'ye yazdığı mektupta, evlendiği kadını boşamasını tavsiye etti. O, Hz. Ömer (ra)'e yazdığı cevabı mektupta «Eğer yahudi bir kadınla evlenmek haram ise, boşayayım» dedi. Hz. Ömer (ra), O'nun mektubuna verdiği cevapta şöyle dedi: «Onlarla evlenmek haram değildir. Endişem, sizin iffetfl olma*yan kadınlarla evlenmenizdîr. Çünkü Allah (cc), kltapehli kadınlarla evlen*meyi ancak İffetti olmak, yani kimseyle zina yapmayan veya gizli ilişkisi olmayan kadın olmak şartıyla mubah kılmıştır.» [375]

    Hz. Ömer (ra)'in, Huzeyfetü'I Yemani'ye (ra) yazdığı mektuptan, müs-İümanların evlilik hususunda cok dikkatli ve ihtiyatlı olmalarını tavsiye ettiğini görüyoruz. Yoksa mektuptan, kitap ehlj bir kadınla evlenmenin haram olduğu anlaşılmaz.

    E. Abdurrahman bin Avf (ra)'ın rivayet ettiği hadise göre, Resulutlah (sav), mecusiler hakkında; «Siz onlarla yaptığınız işlerde, kitap ehli ile yaptığınız işlerdeki gibi hareket ediniz. Yalnız mecusilerin kadınlarıyla evlenmeyiniz ve kestikleri hayvanların etlerini yemeyiniz» buyurdu. [376]

    Kitap ehli kadınlarla nikah caiz olmasaydı, naklettiğimiz hadiste, Re-sulullah (sav), mesusi kadınlarla evlenmeyi yasakladığı gibi, kitap ehil kadınlarla da evlenmeyi yasaklardı.

    Taberi, bu hususta şöyle der: «Tefsirler içinde bu ayetin en güzel tef*sirini Katâde aşağıdaki şekilde yapmıştır: «Allah (cc)'ın, «Siz müşrik ka*dınlarla evlenmeyiniz» âyetinden murat, kitap ehli olmayan müşrik kadın*lardır. Âyetin hükmü diğer '"ir âyetle neshedilmemiştir. Çünkü kitap ehli kadınlar tabirine dahil değildir. Allah (cc) kitap ehli kadınların, «...Ken-dllterlne sizden evvel kitap verilenlerden yine hür ve iffetli kadınlar dahi, siz onların mehirlerinf ver(İp nikah ed)İnce (size helaldir)...» âyetiyle, mü'-mlnlerle evlenmesini helal kılmıştır. Hz. Ömer (ra) de, «Müslüman bir er*kek, hrlstiyan bir kadınla evlenebilir. Hiçbir zaman hristiyan bir erkek, müslüman bir kadınla evlenemez» buyurdu. Yalnız Hz. Ömer (ra)'in saha-bilerden Talha (ra) ve Huzeyfe (ra)'nin, yahudi ve hristiyan kadınlarla ev*lenmelerini çirkin görmesi ve onları boşamasını istemesi, onlara halkın bu hususta uymamaları içindir. Eğer Hz. Ömer (ra), onların kitap ehli ka*dınlarla evlenmelerini çirkin görmeseydi, müslümanların çoğu onlara uyarak kitap ehli kadınlarla evlenir, müslüman kadınlarla evlenmeyi terke-derdi.» [377]



    İkinci Hüküm: Müslüman Kadınlarla, Evlenmeleri Haram Olan Müşrikler Kimlerdir?


    «...Müşrik erkeklere de, onlar İman edinceye kadar, (mü'mfn kadın*ları) nikahlamayın» âyeti, müşrik bir erkeğin, müslüman bir kadınla ev*lenmesini kesinlikle haram kılar. Âyette «müşrik» kelimesinden murat, İs*lâm dinine girmeyen, putperest, mecusi, yahudi, hrlstiyan ve mürtedlerdfr. Bunların hepsi de âyette de görüldüğü gibi kesinlikle haramdır. Bunun hikmeti de İslâmın izzet ve şerefinin herşeyin üstünde olmasıdır. Hiçbir şey, İsfâmın üstüne çıkamaz.

    Müslüman bir erkeğin, yahudi ve hrlstiyan bir kadınla evlenmesi he*lal olduğu halde, hristiyan veya yahudi bir erkeğin, müslüman bir kadınla evlenmesi kesin olarak haramdır. Çünkü Allah (cc} «Onlar sizi cehenneme çağırırlar...» âyetiyle bunu beyan etmiştir. Yani onlar, sizi küfre davet e-der, küfür İse cehennem ateşine atılmaya sebeptir. İslama göre erkeğin, kadın üzerinde mutlaka bir hakimiyeti vardır. Bu nedenle evlendiği kimse, mü'mine kadını dinini terketmeye zorlayarak kendi dinine sokabilir. Doğan çocukları babası hristiyan, musevî veya purperest yapabilir. Çünkü çocuk*lar, babanın yanında terbiye olmuştur. Bu da çocuğun ateşe girmesine vesile olur. Diğer taraftan müslüman bir erkek, Hz. İsa ve Hz. Musa'ya inandığı gibi onlara inzal olan İncil ve Tevrat'a da İnanır. Erkeğin müslü*man olması, hristiyan veya yahudi kansına eza ve cefa yapmasına mani*dir. Çünkü o, karısının inandığı peygamberlere de inanır. Hiç bir dinî ihti*lafları, eza ve cefaya sebep olmaz. Ama Kur'an'a ve Resululfah (sav)'a İnanmayan bir gayr-i müslim erkek, dininden dolayı her zaman karısına işkence yapar ve dinini hafife alır.

    Halep'te iken, İslâm hukukunu küçük düşürmek kastıyla, «Müslüman erkek, hristiyan bir kadınla evlenebilir de. bir hristiyan erkek, neden müs*lüman bir kadınla evlenemez?» diye soran gayr-i müslim bir talebeye, «Biz müslümanlar, peygamberiniz Hz. İsa'ya ve kitabınız İncil'e İnanıyo*ruz. Eğer sizde peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e ve kitabımız Kur'-an'o irfanırsanız, kızlarımızla evlenebilirsiniz» dedim. Talebe şaşkına dö*nerek yanımdan ayrıldı. [378]



    Ayetten Alınacak Dersler


    1. Semavi kitaplara İnanmayan ve puta tapan bir kadınla evlenmek haramdır.

    2. Gayr-ı müslimlerin, müslüman kadınlarla evlenmeleri haramdır.

    3. Müslüman bir erkeğin, hristiyon veya yahudi bir kadınla evlenme*si, doğacak çocuğa dini bir zarar gelmemek şartıyla helaldir.

    4. İnsanlar arasında üstünlük yalnız dinledir. Müslüman bir erkek, her zaman gayr-i müslim bir erkekten, müslüman bir kadında gayr-i müslim bir kadından üstündür.

    5. Gayr-i müslim bir erkek, evlendiği takdirde mümine bir kadını her zaman kâfir yapmaya çalışır. Bunun İçin mü'mine bir kadının, gayr-İ müs*lim bir erkekle evlilik yapması haramdır. [379]

Benzer Konular

  1. Tefsir dersleri
    Konu Sahibi _YUSUF_ Forum Kur'an Tefsiri
    Cevaplar: 215
    Son Mesaj: 22-09-2013, 18:51
  2. Cübbeli Ahmet Hoca Tefsir Dersleri
    Konu Sahibi Dizayn Forum İlahiler ve Ezgiler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 17-04-2012, 22:19
  3. NAMAZ dersleri
    Konu Sahibi ismaile Forum Namaz
    Cevaplar: 19
    Son Mesaj: 22-10-2009, 01:27
  4. Hayat Dersleri
    Konu Sahibi effsane Forum Nasihatler
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 03-08-2009, 16:50
  5. HALIS AYDEMIR TEFSIR DERSLERI
    Konu Sahibi Semih17 Forum Kur'an Tefsiri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27-03-2007, 19:07

İşaretlemeler

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •