Yaram çok derin
Ne zaman ellerimi yüreğime koysam
Hicran deryasına kapışıp, sessizliğin sahillerinde ağlasam
Gecenin her lahzasında titreyen yüreğimin tellerinin nidasını bir bir anlatsam
Her hecesini güfte yapsam, gönüllere yazılmış bir besteyle divana çıksam ve bir nebze rahatlasam


Anlatılmıyor
Gönül kitabı ne kadar hazin yazılıyor
Ömür sayfaları yaşarken açılmıyor, ölüm ne kadar fark ettiriyor
Bir seromaniyle defin işleri devam ediyor, nihayet kabrin hasreti bitiyor
Talkın veren imam, ruha sesleniyor, tembihleri sıralıyor, insanlar niye şaşkınlık yaşıyor


Beden toprağa bürünüyor
Kefen ne kadar tene nüfuz ediyor, ibretler başlıyor
Bırakıp giderken, imamlar Kur’an kıraat ederken, sanki başkasına sesleniyor
Keyfiyet ve nefsanîlik bu kadar revaçtayken, mezarlıkta dahi sıfatlar öndeyken ağlayasım geliyor
Be adam edep ya hu diyesim geliyor, hangi imtihandan ve irfandan söz etmem faide kesbe diyor


Yanık bir sevdası vardı
Sabah akşam sayıklardı, hiç anlatmaktan bıkmazdı
Ne vakit söz etse, derinlere gider, sanki başka bir iklimde yaşardı
Hasreti ne kadar acıydı, hüzün sokaklarında hancıydı, ne vakit yalnız kalsa büyük sancıydı
Olur, olmaz vakitte kapıyı çalar, mahcup bir eda ile gözlerime bakar, adeta medet uman sızıydı


Dinlerdim, sabrederdim
Elimi ayağımı işten çeker, samimiyet gösterirdim
Sevdasına derin bir hürmet besler, gıpta ile halimin sefilliğine gülerdim
O kadar kitap okurdu ki, hangi suali sorsak muhakkak bir ve birkaç cevabı olurdu, hiç yüksünmezdi
Ve fakat çileyle barışık yaşamayı, ince hastalığına rağmen şikayette bulunmamayı başarırdı, kahretmezdi


Mustafa CİLASUN