Her geçen vakit
İçme işleyen ibret yakarışların çığlığıydı sanki
Bilmediğim, şerhine malik olmadığım deruni bir nidanın sedası vardı
Ne kadar yakındı, nefsi telakkilerime ne kadar uzaktı, ruhun enginliğine nazardı


Gün batarken
Melal suskun bir vaziyette dalarken
Ten ürperir, hissiyat bereketlenir, gözyaşları yavaşça inerken
Aşkın kalbe inşirah vadeden serinliği, sevdanın izanımda firkatleştiği aşikârken


Hala neyin hesabını yapıyorum
En çok düşündüğüm ve zikrettiğime köle olmayı
Varlık adına hırsa kapılmayı, hiçliği miskinlik saymayı, ukalalık yapmayı
Kimseye bırakmıyorum, her mevzunun içine dalıyorum, utanmayı beceremiyorum


Yürek, kalp aynı değil mi?
Hangisi beyne kan pompalar, hangisi irfan yolunu açar
Vicdan niçin iradeye bakar, pasif hale getirildiğinde niçin içim yanar
Ruhun kitabından kim anlar, nasıl bir vuslatın sevdasıyla, bir gün aşk kapımı çalar


Ceylanın ah u zarı var
Zavallı ne kadar da melül melül bakar
Kırılmış ayağın, vaktini bekleyen kaygının, sancısı kim anlar
Nasıl bir insicamın pençelerinde olacaktır av, her belanın bir esrarı hikmettir yar


Bazen gönlüme küserim
Karşımda ki muhatabın üzülmemesi için dilimi büzerim
En nihayetinde feragat etmeyi, fedakârlıkta direnmeyi hakikat bilirim
Zafiyetlerin ne kadar zillet olduğuna kanaat getirenim, azimeti her zaman severim


Din gönül eğlendirmek için değildir
Bahanelere kurban edilen akait ve ziyan olan ameller kimindir
Efendimizin muhabbet ve emanetleri ne kadar kalbinin müstesna yerindedir
Rahmet ve mağfiret her can içindir, müddeti nefes olan insan mizana bedelli kalptir



Mustafa CİLASUN