Bilmiyorum ki nasıl olacak
Akıl, izan ne vakit halimin insicamına acıyacak
Vicdanım bir ömür mü sızlayacak, sine narlaşıp, umutlar mı solacak
Gönül ne zaman hicranının hasretinden kurtulacak, ruhum huzura kavuşacak


Beni benden alan bir hal var
Sessizliğin yalnızlığına sevk eden hüzün içimi yakar
Dil susar, göz şevksiz bakar, nereye el atsam, bir yaprağa bakıp ağlasam
Hazanın kuşatan efkârıyla yol alıp, ummanın serencamına dalsam ve hıçkırıklar bıraksam


Sen bilmiyordun, susuyordum
Kalbini incitmemek için acıyla sabrediyordum
Her ne söylesen boyun büküyordum, kalbimi nasıl incitiyordun
Kabalığı ve nadanlığı sevmiyordum, gözyaşlarımla yetiniyor, umut besliyordum


Sevmenin ne demek olduğunu biliyordum
Gönül lisanıyla melalini şerh etmeyi diliyordum
Fakat ne yapsam, hangi devaya tutunsam sen istemiyordun
Ben çekiniyordum, masumca bir ümidin nefesinde eriyordum, sabırla bekliyordum


Bilmem ki nasıl bir sürgünün hışmındayım
Prangalara vurulan hissiyatımla yastayım, sanki devasız bir hastayım
Ben sustukça sen sabrıma yükleniyor, kalbimi viran ediyordun, ne kadar sefih görüyordun
Bazen insan olduğumu unutuyor vehmine kapılıyordum, hangi teselliye baş vursam anlamıyordun


Artık çaresiz boyun büküp
Sana olan umudu yitirdim, ne kahır ve ne de isyan ettim
Bahtıma düşen nasibe bel bağladım, her hicran perdesi açılınca ürperdim
Sürgün olan bu sevdanın çilesine bir ömür vakfettim, sineme nakşeden izleri silmedim


Mustafa CİLASUN