Diyor ki Sayın Cilasun Ağabey;



”Yazmaktan maksadım şimdiye kadar gönül hücremde hapsolan duygularımın
dostlarla paylaşım esasına dayanmaktadır.”








Eğer beyan bir anahtarsa
O anahtarla açılan ışıktan görülen dünyanın adı gönüldür
Her kelamın kıymeti onun gönül ile irtibatı ölçüsündedir bu bir hakikattir
Bence dil ve dudaktan ifade edilen şeyler sadece gönül beyanının bir gölgesinden ibarettir


Ne var ki hak kelamının
Bir izdüşümü sayılan gönül dilini de ancak ona açık duranlar anlar
Mantık muhakeme üslup meani mecaz teşbih istiare gibi esaslar söze derinlik katar
Her biri ayrı süsleme sanatı sayılan hüsn-ü ta’lil türünden unsurların bedii bir derinliğe katkısıdır

Aksine vicdan mekanızmasına
Mal edilmemiş gönül diliyle seslendirilmemiş ve hal şivasiyle
Renklendirilmemiş bütün söz ve beyanlar ne kadar yıldızlı olurlarsa olsunlar
Yinede ruhlar üzerinde mütemadi tesir icra edemezler insanın iç dünyası her zaman açık bulunmalıdır

Çünkü her vakit mamur mabetler gibi
Pırıl pırıl arş-ı rahmete açık ve hep O’nunla münasebet içinde bulunmalı
Zira gönül gözleri kapalı ruhu bedeni ve cismani ihtirasların baskısı altında bir şey edeceği yoktur
Hayatlarını her faslında O’nu görüyor gibi davrananO’nun tarafından görülüyor olduğuna inanır

Kendi özünden habersiz
Mahiyetindeki derinliklere karşı bigae hak’la münasebetlerinde
Gerilerin gerisinde birisi oturup kalkıp bülbüller gibi şakısadil döküp çevresine
Destanvari şeyler sunsa da kat’iyen hiçbir gönüle giremez hiç kimse üzerinde müessir olamaz

Bugüne kadar ruh ve gönülden
Yükselmeyen ve insan ledünniyatına ulaşamayan kuru bilgiler
Veya söz ebelikleri heva ve hevesleri şahlandıran dil ve akıl oyunlarıyla birşeyler
Yaptıklarını sananlar kendilerini avutmuş başkalarınıda aldatmışlardır sinede ses ve soluk olamamışlardır


Mustafa CİLASUN