İnanmalıydım, o vakit kalbi bir nazardın
Ülfeti sunan cenahtın, edebi kuşanan candın, naiflik içinde soluyan bir heyecandın
Demek ki samimiyet bu kadar net ve halis bir ikametgahmış dedim ve sana yakınlaştım
Nihayetinde meramını anlayacaktım ve derd-i gamında yol alıp yoksa bir deva mı olacaktım



An sahneleşerek vaktinde perdelerini açıyordu
Ne kadar merak yetisi varsa, zihnime ve sineme hucum ediyordu, fasıla başlıyordu
Ürkek bir tavır içindeydin, hayli çekingen biriydin, gözlerimden niyet-i asliyemi okuyordun
Suallerle derinliğin ikliminde nefeslendirdin, mazi ve ati için fevkalade eminlik sunuyordun



Yavaş yavaş bir sığlığı iliklerimde yaşadım
Oysa sen yılların hor ve hakir gördüğü nisaydın, imkanları ellerinden hoyratça alınandın
Sanki nazdın, sazendenin hicranıydın, mızrabın dem bulduğu sedasıydın hala anlaşılmadın
Neydi aklın ve vicdanın derd-i gamı, anlama muhtaç maslahatı dinmeyen sancı ve korkuları



Ne kadar suçlanırsan, o kadar masumsun sen
Toprağın bereketi, başağın ağıdısın elhak bu hakikati sabırla ve kanaatle nefeslensen
Yüreğimde dinmeyen sızıyı aşk ve şevkin süruruyla görsen evet, suçlu olduğumu söylesen
Hukukun ne demek olduğunu sabır ilminde gösterip burukluğun acısını kalbim için dilesen



İman akidedir, kalbi sesiyle ulvi bir tastiktir
“La” derken, illallah'ı beyan ederken, zalimliğin ne demek olduğunu bilmek beyanıdır
Safsata ve kandırmaca lafazanlığı onun lahzasında bulunmamaktır, aşk ki bir gül-i nihaldir
Sevgi, muhabbetin sadakat ve vefanın feyzi esinidir, aldatan bizzat sahtekarlar kimin eridir



Mustafa CİLASUN