Sen kızdıkça höykürüyorsun
Ve işte o zaman neyi söyleyeceğini hesaplamıyorsun
Ve hatta ne sukutu tanıyorsun ve ne de vicdanın sesine kulak veriyorsun
Sanıyorsun ki her şey düzelecek ve dilediğin biçimde hissiyatın şekillenecek

Hayır, yazık ki yanılıyorsun
Ne bir hal bırakıyorsun ve ne de izandan kalan hazzı
Muhabbet adına anılanı, kalbin hüzün içinde mağduriyeti yaşamasını
Şayet kızmak ve hırçınlık içinde konuşmak, nitelik olsaydı cehalet anılmazdı

Bir bak etrafına ve eşkâline
Sanki bir gaspiyersin, gönlün sesinden azade bir nefsin
Hani kızgınlık şey tadandı, sükûnet tefekkür için bir sanattı ne kaldı
Ayrılık tohumları her yanımdaydı o an senden ve nefesinden kurtulmak vardı

Şimdi nereye baksam hüzün
Heveslerim ve şevkim dalından hoyratça kopartılmış üzüm
Ey karagözlüm, edebin yozluğunda nefes alan sözlüm, hani ağlayan göz
Hani ahde vefa, hani cefalar üzerine kavilleştiğimiz sabırda tutkun sevdamız

Yalan dersen hükmediyorsun
Şayet yanlış dersen, tefekkür ve savunma bağışlıyorsun
Çünkü sen rahmetin ikliminde nefesinle tevdi edilen müddeti yaşıyorsun
Ve ne kadar biliyorsun, şahadeti niçin tehir ediyorsun ve bir yargıç oluyorsun

Ne zaman zanlar aşkla anıldı
Söyler misin sevgiden hangi nefesler horlanarak dışlandı
Düşünmek kime kaldı, işte o an ve unutulan zaman vuslatla anlamlıydı
Ölümün tınısı, mezarın sırrı, aşkın harı ve kalbin sevdasında koklanan narı anla

Şimdi yaşarken öldüren sensin
Gülmeye hasret bırakan densizliğin sanki cehennem azabı
Ey sessizliğimde gönderdiğim niyaz, ha ne olur umutlarım için yaşat
Hasretin bedeli bu kadar elim olmamalı, bilmem ki şevk neden halden uzaklaşmalı

Gelin artık sessiz çığlık duyulsun
Ve bir nida olarak muhabbetli kalplere akarak sorgulasın
Hamiyetin letafetiyle, suhuletin ebediliğiyle kalbi hicranımı aşkla ansın
Ve geriye ne kalmışsa, musalla taşı anlatsın ve iki satırlık sürur Böyle anlamlaşsın


Mustafa CİLASUN