İçtimai yapımızda insanın arasıra kendisini meşru şeylerden alıkoymasının insanın kendisi için çok büyük tesiri vardır. Nice kimseler vardır ki fakr-u zaruret ve ihtiyaç içinde yüzerler.
Ve bunların yanı başında niceleri de vardır ki, onlar da nimetler içinde yüzerler. Ama bu nimet içinde yüzenlerin onlardan haberi yoktur. Bu haberi olmama durumu ise alt tabaka ile üst tabaka arasında ciddi müsademe meydana getirecektir. Bir topluluk içinde zengininde hiss-i semahat yoksa, fakirinde alt tabaka da da şayet, kanaat hissi yoksa, istiğnâ hissi yoksa, fazilet hissi yoksa, Allah’a tevekkül hissi yoksa, o içtimâi yapı içinde müsademe durmayacak, çarpışma durmayacaktır ve bu korkunç vuruşmanın önünü hiçbir silahla alamayacaksınız.
Binaenaleyh faziletli bir topluluk, “Medine-i Fazıla” ile anlatılan ve ütopya içerisinde kendisine yer verilen faziletli topluluk, -pratikte- zengini hiss-i semahatla meşbû’ bulunan bir topluluktur. Fakiri de hiss-i tevekkül, kanaat ve istiğnâ hissiyle meşbû’ bulunan bir topluluktur. Binaenaleyh Ramazan-ı Şerif bu mevzuda da bizim his ve heyecanlarımızı tahrik eder. Biz bizim gibi olmayanları görme imkanı buluruz. Fakirleri görme imkanını buluruz. Aleyhissalatü vesselamın sözünü hatırlarız. “Kendisi tokken komşusu aç ise o bizden değildir.” tehdidini hatırlarız. Yani “O topluluk Hazreti Muhammed’in cemaati değildir.” tehdidini hatırlarız.
Oruç tutmakla açlığın ne demek olduğunu, susuzluğun ne demek olduğunu, gündüz akşama kadar çalıştıktan sonra yiyecek, içecek bir şey bulamamanın, tenâvül edecek bir şey bulamamanın ne demek olduğunu o sürette hatırlarız.

ALINTIDIR.