Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 5 Toplam 10 Sayfadan BirinciBirinci ... 34567 ... SonuncuSonuncu
41 den 50´e kadar. Toplam 98 Sayfa bulundu

Konu: Hanım sahabelerin yolunda; saliha hanımlar olmak,yuvamızı cennete çevirmek için.....

  1. #41
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.03.13
    Mesajlar: 173
    Teşekkür ve Beğeni

    Alıntı hicranfarukyavuz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    rabbim yuvalarınızı cennetten köşe haline getirsin,huzursuz yuvalara huzur versin çocuklarınızı size bağışlasın inşaALLAH... (amin)
    allahım senide yuvanda çok mutlu etsin hayırlı nur topu gibi bebiş nasip etsin canım

  2. #42
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.03.13
    Mesajlar: 173
    Teşekkür ve Beğeni

    kızlar bugün pazartesi, netten okumuştum pazartesinin faziletini... ben dua etmeye gidiyorum. bugün günahlarınızın affı için, rızık için dua etmeyi unutmayın

  3. #43
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 27.09.12
    Mesajlar: 2.760
    Teşekkür ve Beğeni

    bizleride kat dualarına canım bende niyetliyim ALLAH KABUL EDERSE...
    Eve gidince dualarımı yapacam inşallah....

  4. #44
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.03.13
    Mesajlar: 173
    Teşekkür ve Beğeni

    hepinizi katıcam tatlım allah kabul etsin allaha emanet

  5. #45
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 27.09.12
    Mesajlar: 2.760
    Teşekkür ve Beğeni

    amin canım sende YAVRUNDA ALLAHA emanet

  6. #46
    Kıdemli Moderator
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 14.09.07
    Yer: Şehr-i DONDURMA
    Mesajlar: 30.882
    Teşekkür ve Beğeni

    Değerli kardeşlerimiz...
    Konu önemli ve güzel...
    İnşallah hayırlara vesile olur herkes için...
    Kısaca 1-2 konuya değinip, geniş zamanda daha etraflıca yazma imkanım olur inşallah...

    Cennet anaların ayakları altındadır buyuruyor Sevgili Peygamberimiz...
    Kadın önce ANNEDİR...
    Dolayısıyla evlerimizi cennete çevirmek önce annelere-eşlere düşüyor...
    Bizler istersek dünyada da bir nevi cenneti yaşayabiliriz...
    Orası da evimizdir inşallah...

    Saliha kadın eğitimin başlangıcında önemli yer tutar...
    Çocuk eğitimi ailede başlar...
    Çocuk eğitimi ana-kucağında hatta ana rahminde hatta evlenmeden önce başlar...

    ....

    Tekrar değineceğim...
    Selam ve DUA ile...

  7. #47
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 27.09.12
    Mesajlar: 2.760
    Teşekkür ve Beğeni

    saygıdeğer abimiz bekliyoruz katkılarınızı... merakla hemde...

  8. #48
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 27.09.12
    Mesajlar: 2.760
    Teşekkür ve Beğeni

    Mükemmel Çocuk Yetiştirmenin Üç Altın Kuralı
    BAŞLIK DİKKATİNİZİ ÇEKTİ ve yazıyı okumaya başladınız değil mi? İstediğim de buydu zaten. Yoksa ne mükemmel çocuk yetiştirmenin sadece birkaç kuralı vardır ve hatta ne de mükemmel çocuğun tarifi. Ama maalesef orada burada buna benzer başlıklarla yazılmış “mucizevi” reçeteler okuruz sık sık.
    Sağlam bir dünya görüşü olmayan Batı medeniyetinin zavallı pedagog ve psikologları dipsiz kuyuya ipsiz inerek ortalama on yılda bir değişen fikirlerle ana-babalara yeni yeni reçeteler sunarlar. Hepsini de “Doğrusu budur, böyle davranın, çocuğunuz mükemmel yetişsin” diye pazarlarlar hep.
    Freud’dan hayli etkilenen 68 kuşağının eğitimcileri “Çocuğu serbest bırakın, her istediğini yapsın, hevesi kalmasın, hiç azarlamayın, sadece sevgi verin” diye diye günümüzün serseri ruhlu, sabırsız, sorumsuz ve ahlaksız neslini yetiştirdiler elbirliği ile. Şimdilerde ise daha farklı sesler yükseliyor o taraflardan: “Çocuğa beklentilerinizi ve görevlerini söyleyin, hata yaparsa ceza verin, hatta hafifçe dövebilirsiniz bile.”
    Biz Müslümanlar ise Kur’an ve hadisler ışığında nasıl çocuk yetiştirmek gerektiğini aslında biliyor olmamız gerekirken, maalesef bu kaynaklara da yüz çevirdiğimiz için “iki cami arasında bînamaz” kalmış durumdayız uzun zamandır. Ve en dindar ailelerden bile “Çocuğumuza nasıl davranalım?” soruları yükseliyor.
    Ben de üç çocuk babası olduğumdan, son zamanlarda çocuk eğitimine dair ipuçları toplamakla meşgulüm. İşte bu yazıda çocuk yetiştirmekte dikkat etmemiz gereken bazı temel prensipleri aktarmaya çalışacağım.
    Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez
    Önce kendinizi düzeltin. Kendini ıslah etmeyen başkasını hiç ıslah edemez tabii ki. İfsat eder hatta iyilik zannıyla.
    Bir aile tanıyorum. Çocukları pırıl pırıl, ahlâklı gençler olarak yetiştiler. Özel bir çocuk yetiştirme eğitimi almadıklarını biliyorum.
    Evlerine misafir olduğum bir gün “Nasıl böyle mükemmel çocuklar yetiştirdiniz” diyecek oldum. Ama demedim. Zira o kadar açıktı ki her şey.
    Baba samimi ve tutarlı bir dindar, anne şefkatli ve temiz huylu bir fedakar. Evleri sade döşenmiş bir “dershane” gibi. TV genellikle kapalı. Sohbetler Allah için. Yalan yok, dedikodu yok. Nasıl çocuklar çıkabilirdi ki böyle bir evden zaten?
    “Armut dibine düşer”, “üzüm üzüme baka baka kararır”, “anasına bak kızını al” sözleri boşuna söylenmemiş tabii ki.
    Bir psikiyatrist olduğumdan, bana sık sık çocuklarını getirir aileler. “Bu çocuk bir garip davranıyor nedense? Bir tedavi etseniz.” Hiç istisnası yok gibidir; “odama çocuk girer ve çıkar ama aile girer ve kalır.” Hemen daima ailededir esas problem. Anne-babanın bir yığın hataları, kompleksleri, hatta psikiyatrik rahatsızlıkları vardır. Ama onlar bunları görmez, çocuktaki problemleri öne sürerler. Sanki o çocuk o evde yetişmemiştir de, uzaydan gelmiştir. “O kadar da gayret ettik ki, neden böyle oldu bu çocuk bilmem?” havası vardır genellikle. Ama biz aileyi terapiye alırız. Çocuk da toparlar ardından doğal olarak.
    O yüzden “önce kendimize bakalım” diyorum.
    Temel güvenli olmalı
    Bir evin en önemli kısmı temeli olduğu gibi, bir çocuğun ruhsal gelişiminde en önemli dönem de ilk yıllardır. Çocuğun zekasının % 80’ i ilk 7-8 yılda geliştiği gibi, kişilik de büyük ölçüde bu dönemde oturur. Hele ilk 2 yıl çok önemlidir ve “temel güven duygusu”nun oluştuğu dönemdir.
    Bu dönemde çocuğun en önemli ihtiyacı sürekli ve tutarlı bir sevgidir. En yıpratıcı şey ise “anne figürü”nün sürekli değişmesidir. Çocuğunuz isterse bir bakıcı tarafından büyütülsün, yeter ki süreklilik olsun. Sürekli değişen kişilerce bakılan bebeklerde ileri yıllarda çevreye güvensizlik, içe kapanma gibi özellikler gelişebilir. Sebebini anlayamadığımız bağımlılık, hırçınlık, şüphecilik gibi karakter özelliklerinin temeli o ilk yıllardaki “hatırlayamadığımız hatıralar”dır genellikle.
    Nitekim Filipinlerde yapılan bir saha araştırması, ilk yaşlarında mutlak ilgi ve sevgi ile yetişen çocukların ileride çok daha huzurlu insanlar olduklarını göstermiştir.
    Çocuğunuzun bilinçli olmadığı o ilk yıllar aslında bilinçaltı’nın şekillendiği en önemli yıllardır, unutmayın.
    Cennetteki gazoz nehirleri
    Çocuğa hayatın, ölümün, varlığın anlamına dair temel bilgileri verin.
    Çocuğunuz 3-5 yaşından itibaren çevresinin ve dünyanın farkına vardığında ve “neden, nasıl” soruları başladığında sizden her konuda, özellikle de varlığın ve ölümün anlamına dair açıklamalar isteyecektir. “Anne sen de ölecek misin? Ölünce ne olur? Baba, Allah nerdedir?” gibi sorular peş peşe gelir bu dönemden itibaren. Siz de cevap verin tüm sorularına, onun anlayacağı dilde. Unutmayın, öğrenmeye hazır olmasalar sormazlar zaten. “Bu yaşta Allah’ı, ölümü, ahireti anlatmak erken” deyip kaçamak cevap veren ailelerin çocuklarında çok çeşitli ve sebepsiz korkular görülebilir. Cevabı alınamamış her soru o minik beyinlerde kıvrım kıvrım şüphe ve problemler doğurabilir.
    Hiç unutmam, küçüklüğümde anneme sormuştum:
    - “Anne biz ölünce ne olacağız?”
    - “Cennete gideceğiz yavrum.”
    - “Tamam da, ondan sonra ne olacak? Yani Cennette ne kadar yaşayacağız?”
    Annem “bu çocuk bu yaşta sonsuzluktan anlamaz her halde; uzun bir zaman söyleyeyim de rahat etsin” diye düşünmüş olsa gerek ki,
    - “1000 yıl yaşayacağız yavrum” demişti.
    O kadar üzülmüştüm ki.
    “İster 10 yıl, ister 1000 yıl, sonuçta yok olacaksak ne anlamı var? Ben sonsuzluk istiyorum, yok olmak istemiyorum” demişti o küçücük zihnim bile. Siz anlatın çocuklarınıza bildiklerinizi. Allah’ı, Kur’an’ı, ahireti. Özellikle de melekleri unutmayın. Kendilerini koruyan, kollayan, her yerde bulunan görünmez varlıklara inanmak, “öcülerden”, çizgi filmlerdeki hayali canavarlardan korkan ruhlarına ilaç gibi gelecektir.
    Peygamberimizin ve İslam büyüklerinin hayatını anlatmak da çok önemlidir. Zira büyüyen bir fidan gibi olan çocuk ruhu kendisine örnek alacağı mükemmel kişiler arar. Siz o zatları çocuğunuzun hayallerine ideal olarak kazımazsanız, çocuğunuz “Pokemon eğiticisi” veya “Zeyna” gibi olmayı kendine ideal seçebilir.
    Ancak dini eğitim verirken abartılı bir zorlamaya kaçmamak da şarttır.
    Çocuğa onun hoşuna gidecek örneklerle bezeli biçim
    *****
    Babam beni anlar mı?
    Çocuğun seviyesine inin. Unutmayın ki, o erişkin olmadı ama siz çocuk oldunuz. Onun yaşlarında neler yaşadığınızı, hissettiğinizi hatırlayıp ona daha iyi yaklaşabilirsiniz. Yoksa çocuğunuz sizi “anlamadığı bir dilden konuşan yabancı bir rehber” gibi görebilir.
    Bunun en sık rastladığım bir örneği, his ve fikirlerini paylaşmayan çocuklardır. Çocuk bir yığın sorun yaşamakta, içini şüphe ve korkular kemirmektedir ama ailesine hiçbir şey anlatmamaktadır. Çünkü anne-babanın tüm yaptığı, “evladım, bir derdin varsa anlat” demekten ibarettir. Oysa çocuk “Onlar büyük ve olgun. Benim korkularımı anlamazlar her halde.” diye düşünebilir ve hislerini paylaşmaz.
    Okula gitmek istemeyen bir çocuk getirilmişti bana. Ailesine hiçbir sebep söylemiyordu. Ben çocuğa önce, onun yaşında iken okulla ilgili yaşadığım kendi tedirginliklerimi anlattım. Karanlık okul yolu, çocuk kaçıran çingene söylentileri vs. derken çocuk, “saçmalama amca, ben onlardan korkmuyorum, sadece bir arkadaşım beni dövüyor” deyiverdi. Sebep anlaşılmıştı.
    Siz de zaman zaman kendinizi onun yerine koyun, kendi çocukluğunuzu da hatırlayıp neler hissettiğini tahmin etmeye çalışın ve mümkün mertebe onun dilinden konuşarak duygularını paylaşın. Siz bir adım atarsanız o koşarak gelecektir.
    Siz onu anlamaya çalışmazsanız o sizi nasıl anlasın?
    “Dar daire”ye vakit ayırın.
    “Yata yata büyüyen” karpuz bile bakım ister.
    Sizin vasıtanızla dünyaya getirilmiş ve her şeyi öğrenmeye muhtaç, nazik, hassas o masum yavruların günde 1-2 saat ilginize hakkı yok mudur? “Meyvenin 4. meselesi”nde geçen “dar daire”lerin en ehemmiyetli olanlarından biri aile değil midir? Falan futbolcunun ayakkabı numarasını bilip kendi çocuğununkini bilmemek, Başbakan’ın konuşmalarında hastalık işaretleri ararken kendi çocuğunun sözlerini yarım kulakla dinlemek komik kaçmıyor mu? Hatta sevgili Metin Karabaşoğlu’nun bir yazısında dediği gibi, soru soran çocuğuna “lütfen beni rahatsız etme, kitap yazıyorum” demek bile (işin içinde hizmet olsa dahi) hata değil midir?
    Mumlardan örnek vermeyin lütfen, güneş dibine de ışık veriyor.
    Şefkat damarını yanlış yerde kullanmayın.
    Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. “Aman çocuk zahmete girmesin, aman üzülmesin, ağlamasın” diye diye onu davranışlarında tümden serbest bırakmak, ona iyilik değil kötülük etmektir.
    Meselâ okul çağına gelen çocuğa namaz kılmayı öğretmek, 10 yaşında ise namaz kılmazsa cezalandırmak dinimizde var. Kaçımız yapıyoruz acaba, merak ediyorum.
    “Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun” mealindeki ayet nazil olduğunda sahabeler Resulullah’a asm sormuşlar:
    “Ya Resulullah, biz Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından sakınarak kendimizi ateşten koruyabiliriz. Ama aile ve çocuklarımızı nasıl koruruz?”
    “Allah’ın size emrettiklerini siz de onlara emredin, Allah’ın size yasakladıklarını siz de onlara yasaklayın” buyurmuşlar.
    Özellikle bazı hanımların, kendileri örtülü oldukları halde kızlarını süslü ve açık kıyafetlerle büyüttüklerini, kendileri umumi yerlerde denize girmedikleri halde çocuklarını “daha küçük o” diye plajlara saldıklarını çok görüyoruz. Küçüklüğünde tesettür ve iffet konusunda sağlam temel kuramamış bu çocukların ileride nasıl bir çizgide yaşayacakları muhakkak ki şüphelidir.
    Böyle davranan ailelerin bazıları da “biz de küçükken böyleydik, sonra toparlandık” derler. Ne kadar toparlanmışlardır acaba? Ya da daha sağlam bir terbiye almış olsalardı kim bilir nasıl olabilirlerdi?
    Unutmayın ki eğitimin temel prensibi doğruları yapmaktır, tüm yanlışları denemek değil.
    Bir çok aileden de ahlakı bozucu yayın yapan tv’leri kendileri seyretmemekle beraber çocuklarına yasaklayamadıkları şikayeti duyarım. Sebep çocuğun sevdiği dizi için ağlayıp sızlanmasıdır çoklukla. “Ben Ruhsar’ı çok seviyorum.”
    Bakın; çocuk ağlar, sızlar her zaman. Sizi test eder hep. Geri adım attınız mı da, o konu “kazanılmış hak” olur artık. Oysa çocukların ruhsal yapıları psikoloji tabiriyle “plastiktir”. Siz sağlam durursanız çocuk kendini size uydurur, merak etmeyin. Kaldı ki bugün birkaç saat ağlamasın derken, ileride hem onun hem kendinizin pişmanlıkla yıllarca ağlamasına zemin hazırlamış olursunuz.
    Eşinizle tutarlı olun.
    En kötü ruhsal hastalık olan şizofreninin oluşma sebeplerinden biri de anne-babanın çocuğa verdiği mesajlar arasında tutarsızlık olmasıdır. Aynı konuda biri bir şey söyler, diğeri başka şey. Aynı olayda biri bir türlü davranır, diğeri başka türlü. Sonuç: Zihin bölünmesidir. O yüzden eşler önce kendi aralarında konuşup belli prensiplerde anlaşmalıdırlar. Çocuk hangi durumda nasıl bir tavırla karşılaşacağını bilmelidir.
    Buradan da hissedilir ki, aslında iyi çocuk yetiştirmek için önce uyumlu bir evlilik yapmak lazımdır.
    Vazifenizi yapın, Allah’ın vazifesine karışmayın.
    Malesef çoğumuz çocuklarımıza verdiğimiz emeğin karşılığını nerdeyse zorla alma hevesindeyiz. “İlla ki şöyle olmalısın.” Aslında unutmamak lazım ki, o çocuk bizim malımız değildir. Biz sadece ona hizmetle görevlendirilmişiz.
    Eğer üstümüze düşeni layıkıyla yapmışsak ötesi Allah’ın takdiridir. Aksi halde aşırı zorlamalar ters tepebilir ve çocuğun iyice zıt bir çizgiye girmesine yol açabilir. Biz de gereksiz derecede strese girip iyice yanlış davranmaya başlarız. “Ben sana bildiğimce doğruları gösterdim, artık seçim senin” demek lazımdır, hele ergenlik çağında.
    Zaten bizim tüm bu önerdiklerimiz sadece sebeplerdir. Biz Allah rızası ve çocuğumuzun iyiliği için bu sebeplere elimizden geldiğince müracaat ederiz ama sonucuna karışmayız. Zira Allah isterse Peygamber çocuğu hayırsız olabileceği gibi, öksüz-yetim kalmış, hatta Firavun’un sarayında büyümüş çocuklar da en büyük Peygamberler olabilir.
    O yüzden son olarak diyorum ki:
    Çocuklarınız için dua edin.…


  9. #49
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 27.09.12
    Mesajlar: 2.760
    Teşekkür ve Beğeni

    üstteki yazıyı çok beğendim bi yerde okumuştum paylaşayım dedim.... bi de doğan cüceloğlu nu çok beğenirim bu konuda..
    bir konuşmasında çocuklarınızla konuşurken onların boyuna kadar eğilin demişti.... onlar kadar olun ki sizi dinlesinler, siz size yukardan bakan koca insanları dinlermiydiniz sadece korkardınız.. demişti çok hoşuma gitmişti..

  10. #50
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 27.09.12
    Mesajlar: 2.760
    Teşekkür ve Beğeni

    Kocaya hizmet ibadettir







    Bir hanımın gönül rızasıyla kocasına hizmet etmesi meleklerin tebrik edeceği bir ibadettir...

    Bir gün Efendimiz Sav kalkıyor, kızı Fatıma'nın evine geliyor. Eve girdiğinde görüyor ki, Fatıma Validemiz oturmuş elinde beyinin elbisenin söküğünü dikiyor. Ayağıyla da Hz. Hasan'ın beşiğini sallıyor, ağzıyla da Kur'ân-ı Kerim okuyor. Bu haldeyken Efendimiz Sav, içeri girinci hemen Fatıma Validemiz, "Buyur Babacağım" diye ayağa kalkıyor.

    Ama Efendimiz Sav, "Kalkma kızım, otur otur" diyor, ısrar ediyor, ama Fatıma Valedimiz ayağa kalkıyor. Efendimiz Sav, buna rağmen, "Keşke otursaydın" diye ısrar edince, Fatıma Validemiz de merak ediyor: "Babacığım, sen gelirsin de ben sana ayağa kalkmaz olur muyum? Niye otursaydım ki?"

    Efendimiz Sav, Fatıma'nın oturma sebebini şöyle anlatır: "Kızım, hanımlar çok bahtiyardırlar, mesutturlar, kazançlıdırlar. Ben kapıdan içeri girdiğim zaman buranın meleklerle dolu olduğunu gördüm.

    "Babacığım, bu kadar melek niçin gelmiş buraya?"

    Herbirisi de bir başka sebepten gelmişti senin evine. Sen elinle kocanın elbisesinin yırtığını dikiyorsun, hizmet ediyorsun, işte meleklerin bir kısmı senin kocana hizmet edişinden dolayı gelmişlerdi. Bir hanımın gönül rızasıyla kocasına hizmet etmesi meleklerin tebrik edeceği bir ibadettir.

    Diğer bir kısmı da elinle kocanın elbisesini dikerken, ayağınla da oğlunun beşiğini sallıyordun. Bir hanımın çocuğuna bakması, isteyerek, severek, şefkatle, sevgiyle hizmet etmesi meleklerin gelip seyredebileceği bir hizmettir. Meleklerin bir kısmı da oğlun Hasan'ın beşiğini salladığın için gelmişlerdi.

    Diğer bir kısmı da, sen ağzınla da boş durmuyor, Kur'ân-ı Kerim okuyordun. İşte büyük bir kısmı da senin okuduğun Kur'ân-ı Kerimi dinlemek için gelmişlerdi" diyor ve ilave ediyor:

    Kızım, hanımlar çok şanslıdırlar. Eğer niyetlerini düzeltirlerse, eğer duygularını düzeltirlerse, eğer bu saydığım hizmetleri şuurla, ibadet kasdıyla yaparlarsa, onların yaptığı bütün işler ibadet yerine geçer.

    Bir hanımefendi İslâm şuuruyla hayatına bakarsa, zengin bir din kültürüyle hayatını zinetlendirirse, kendi dünyasını İslâmî ölçülerle böyle güzelleştirirse bu hanımın ev hizmeti de ibadettir. Daha doğrusu hanımların Cennete gitmeleri beylere nisbetle daha öncelikli, daha kolaydır. Bu da hanımlar için çok sevindirici, memnuniyet verici bir müjdedir...




    alıntı

Sayfa 5 Toplam 10 Sayfadan BirinciBirinci ... 34567 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Şükredin ki Bir Derdiniz Var
    Konu Sahibi smyyes Forum Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 12-02-2012, 01:03
  2. bu yılki umre fiyatları hakkında bilgisi olan varmı?
    Konu Sahibi tevbekarım Forum Görüş- Öneri- İstek
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 16-06-2011, 15:27
  3. Duâ Ayni Duâ, Ama Okuyan Ağiz...
    Konu Sahibi sehadet27 Forum Dini Hikayeler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 26-03-2008, 22:21

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •