iyi bir eş nasıl olunur- 1-


-Bir Hocaefendinin, kızına bu mevzuda iki mektubu-
( BİRİNCİ MEKTUP )
……………………..
Şimdi mevzua gelelim. Benden soruyorsun: “İyi bir zevce olmak istiyorum, nasıl bir kadın olmalıyım? Neler yapmalı; neler yapmamalıyım?” diyorsun. Madem ki sordun, ben de cevap vermeğe çalışayım.
Kızım, İslâmî prensiplere bağlılık ve sadakat göstermeden iyi bir insan olmaya da imkan yoktur, iyi bir zevc ve iyi bir zevce de.. Çünkü İslâm dini her hususta olduğu gibi, bu hususta da hakikî bir rehberdir. İslâm dininin iki mühim kaynağı olan Kur’an ve hadis, bu mevzuda da kıyamete kadar beşeriyete rehberlik ederler.
Kadının en mühim iki vazifesi:1 – Erkeğini mesut etmek;2 – Çocuklarını iyi yetiştirmektir.
Kadının bu iki vazifesi de mühim olmakla beraber, birincisi daha mühimdir. Kadın, erkeğine karşı vazifelerini yerine getirdikten sonra sıra çocuğuna gelir. Erkek hiçbir zaman ikinci sıraya düşürülmemeli, çocuğa karşı olan vazifelere öncelik verilerek, erkeğe karşı olan vazifelerde ihmal ve kusur gösterilmemelidir. Bu, yaradılış programına ters düştüğü için, normal bir erkek, kadının böyle davranışını kabullenemez. Kocasına karşı ve çocuklarına karşı bu vazifelerini ehemmiyet sırasına uyarak yapan; yani öncelikle erkeğini kendinden memnun etmeyi ihmal etmeden, sıhhatli, terbiyeli, imanlı, istikametli evlat yetiştirmeğe çalışan evli bir kadın, en mühim vazifelerinden ikisini yapmış olur.
Evli bir kadının tabii ki, başka vazifeleri de vardır. Kocasına hayırlı ve meşru her işinde yardımcı ve destek olmak, o­nun akrabalarına da hürmette kusur etmemek, diğer vazifeleri arasındadır. Kadın, erkeğin en buhranlı günlerinde de o­na yardımını ve desteğini devam ettirecek; o­na yük olmamağa, sıkıntı vermemeğe; aksine, o­nun yükünü ve sıkıntısını hafifletmeğe çalışacaktır. Kocasının yapmak istediği hayırlı işlerde o­nun cesaret ve azmini kırmayacak; aksine o­nu cesaretlendirmeğe ve azmini pekiştirmeğe çalışacaktır. Kocasına güvenemediği hallerde bile, bunu asla açığa vurmayacak ve o­na inanmış görünecektir. Çünkü, kocasına karşı itimatsızlığını belli etmenin o­na hiçbir faydası yoktur. Kadın, hayatını birleştirdiği erkekle yollarını ayırmamağa çalışacaktır. Mümkün olduğu kadar o­nu anlamağa, o­nun ideallerini, alâkalarını, hislerini, zevklerini paylaşmağa ve o­ndan kopmamağa çalışacaktır. Böyle yapmadığı takdirde, o­nların hayat arkadaşlıklarındaki birliktelikleri gittikçe birbirlerinden uzaklaşma haline girer ve bu uzaklaşmaya karşı tedbirleri zamanında kadın almazsa, aralarındaki birliktelik, kopmağa kadar gidebilir. Bu husus, bilhassa ihtiyarlıkta kendini daha acı bir şekilde gösterir. İhtiyarlık yaşına gelinceye kadar, kocasını anlamağa, o­nunla müşterek hayatlarını paylaşmağa çalışmamış olan evli bir kadın, ihtiyarlıkta yalnız kaldığını biraz da hayretle görür; işin fecaatını o zaman anlar ama, iş işten de geçmiş olur..
Kadın, erkeğin sinirlendiği anlarda da çok dikkatli olmalıdır. Aksi halde, her sinirlenme anında erkek karısından biraz daha uzaklaşabilir ve aralarındaki beraberlik en sonunda bir kopma noktasına kadar gelebilir.
Evli bir kadının dikkat etmesi icap eden diğer bir husus ta şudur: Bütün erkekler pasaklı kadınlardan nefret ederler; hatta en pasaklı, en pis erkekler için bile bu böyledir. O halde, kadın daima temiz, tertipli ve daima çiçek gibi olmalıdır.
Yaradılışları icabı erkek, kadının zekasına, bilgisine, tecrübesine de ihtiyaç duyabilir. Hatta iki cihan serveri Peygamberimiz(SAV) en büyük mürşid vasfında bir insan olduğu halde, vahiyle kendisine bildirilmemiş mevzularda ashabı ile istişare etmiş, bazen zevcelerinin fikrini aldığı da olmuştur. Zevcelerinden Hz.Hatice validemizin ilk vahiy geldikten sonra ve Hz.Ümmü Seleme validemizin Hudeybiye Müsalahasında Peygamberimiz(SAV)’e fikrî desteği buna misal olarak verilebilir. Ancak, kadın kocasına herhangi bir mevzuda fikir ve tavsiyede bulunurken de o­na hürmetin dışına çıkmamalı, o­na itimatsızlık göstermemeli o­na nasihat vermek tavrına girmemeğe dikkat etmelidir; çünkü erkekler zevcelerinden nasihat almaktan hiç hoşlanmazlar.
Kadın, kocasını kendisinden memnun edebilmek ve o­nun rızasını kazanabilmek için, bütün meşru isteklerini zamanında ve harfiyen yapmağa ve o­nu kızdıran şeyleri de yapmamağa çalışmalıdır. O­na inanmalı, güvenmeli, hayırlı ve faydalı işlerde o­na şevk, enerji ve gayret kaynağı olabilmelidir. Bu şekilde hareket etmemesi sebebiyle, hem kendisi hem de kocası için evliliği, aslında küçük manevî bir cennet olabilecekken manevî bir cehennem haline getiren kadınların sayısı hiç de az değildir.
Birçok kadının, evlilikte mutluluğu elde edememesinin temelinde, kocalarına değer vermemeleri bulunmaktadır. Halbuki koca, kadının hem cenneti hem de cehennemi olabilir. O­nun meşru dairede rızasını alabilirse, bunun yanında Allah(CC)’a kulluk vazifelerini de yapıyorsa, kadın cenneti kazanabilmekte; kocasının meşru şekilde rızasını alamayan kadın ise, âhirette kurtuluşu elde edememektedir. Bu sebeple kadın kocasına, hem ebedî cenneti kazanmasına hem de cehennemde yanmasına vesile olabilecek bir kişi nazarıyla bakarak, icap eden ehemmiyeti vermelidir.
Resulullah(SAV)’in bu mevzuda bize ne söylediğine dair birkaç hadisi hatırlayalım:
1 – “Kadın ya malı, ya güzelliği, ya soyu, ya da dini için alınır. Siz dindar olanını tercih edin.”
Bu hadisteki “dindar” kelimesinin, güzel ahlâk, itaat gibi erkeği mesut edebilecek tüm kadınlık vasıf-larını da içine aldığını belirtmekte fayda vardır.
2 - “Kadın kocasının malını korumalı ve çocuğuna şefkat beslemelidir.”
3-“Kadınlar kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunmamalı ve ‘ Şimdiye kadar senden ne gördüm ki?’ dememelidir.”
4 –“Kocasının isteği hilafına, o­nun yatağına girmeyen kadına melekler lanet ederler.”
5 –“İyi kadın, kocasına karşı itaatli, çocuklarına karşı şefkatli olandır.”
6 – “Kadının fenası, kötü huylu olanıdır.”
Yukarıda bazılarından hatırlatmalarda bulunduğumuz hadislerle Peygamberimiz(SAV), bize hayırlı bir kadının tarifini yapmaktadır. Peygamberimizin(SAV)’in takdirle bahsettiği kadınlardan olmak isteyenler, bu hadislerdeki ölçülerle kendilerini ölçüp tartmalıdırlar.
Saliha kadının özelliklerinden bahsettiği diğer bir hadis-i şeriflerinde ise, Peygamberimiz (SAV) şöyle demektedir:
“Saliha kadın, kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindirir, kocasının meşru isteklerini yerine getirir ve onun gıyabında hem malını hem de namusunu muhafaza eder.”
Acaba gerçekten kaç kadın vardır ki, kocası o­nun yüzüne baktığında mesut ve bahtiyar olsun? Bütün kederlerini unutsun? Kendini sanki başka bir âlemdeymiş gibi görsün? Evet, evli her kadın elini vicdanına koymalı ve Peygamberimizin(SAV) ‘in “saliha kadın” tarifine ne kadar uyduğunu kendi kendisine sormalıdır
Sahabeden Ümmü Süleym validemizden bahseden bir hadis te, “İyi Bir Zevce Nasıl Olunur?” sorusunun cevabı ile alâkalıdır.
Buharî’deki bu hadis şöyledir:
“Ebu Talha’nın ağır hasta olan oğlu, kendisi evde yokken ölmüştü. Ümmü Süleym, çocuğun öldüğünü görünce o­nu gasledip kefenledi. Ebu Talha gelince, ‘Oğlan nasıldır?’ diye sordu. Ümmü Süleym; `Çocuğun ıstırabı sakin-leşti, istirahat ettiğini zannediyorum.’ dedi. Ümmü Süleym ev halkına: `Sakın Ebu Talha’ya oğlunun öldüğünü söylemeyin, ta ki ben söyleyinceye kadar’ diyerek sıkı tenbihatta bulundu. Sonra kocasının yemeğini getirdi. Ebu Talha yemeğini yedi. Ümmü Süleym o vakte kadar yapmadığı tuvaletini yapıp, süslenip zevcesine göründü. Beraberce yattılar. Sabah olunca, Ebu Talha gusledip evden çıkmak istediği sırada Ümmü Süleym, Ebu Talha’ya çocuğun öldüğünü bildirdi. Ebu Talha mescide gidip, Hz.Peygamber (SAV) ile namaz kıldı. Sonra da o gece evinde olan bitenleri anlattı. Resûlullah(SAV) de; ‘Cenab-ı Hak bu gecenizi mübarek kılsın.’ buyurdu.”
İşte benim güzel kızım! Sen de kendini bir mihenge vur bakalım; Ümmü Süleym’in taşıdığı imanın, kocasına karşı muhabbetin, hürmetin acaba ne kadarını gösterebilirsin? Ümmü Süleym, İslâm kadınına verilebilecek örneklerden sadece bir tanesidir.
Evet, İslâm kadınının hayatında, kocasının böyle bir yeri vardır. Kocası o­nun için, Allah(CC)’ın rızasını kazanıp ebedî âhiret saadetini elde edebilmesinin bir vesilesidir. İslâm kadınının kocasıyla evlilik hayatındaki bütün hal ve tavırlarının temelinde bu iman, bu şuur, bu şevk, bu gayret bulunur. İslâm kadını için kocasının emri, Allah’ın emridir; çünkü Allah o­na, kocasına itaati emretmiştir. Kocasına itaati bu manâda anlayıp yaşamayana Allah(CC), dünyada da âhirette de saadet nimetini tattırmaz. Bu iman, idrak ve yaşayış içindeki İslâm kadını, erkeğini katiyen üzmez, o­na karşı benlik davası gütmez, her meselede kendi isteklerini kabul ettirmeğe çalışmaz, o­nu ikinci plana itmez. Erkeğinin isteklerini kendi isteklerine üstün tutarak yaşar. Çünkü Allah(CC) böyle emretmiştir; Allah(CC)’ın rızasını ve ebedî cennet saadetini kazanabilmesi buna bağlıdır. Fani dünyada, kocasının isteklerine karşı kendi isteklerini kabul ettirmek için direnmesinin, geçimsizlik, huysuzluk, isyan hallerine girmesinin o­na dünyada da âhirette de faydası olmadıktan başka, çok büyük zararı olabileceğini düşünür. Görenek belasıyla, kocasına fuzulî masraflar yüklemez, o­nun yükünü arttırmak yerine, hafifletmeğe çalışır. Kocasını mesut ve kendisinden razı edebilmek için, meşru dairede her şeyi yapar.
Bu hususta o­nun rehberi: Kur’andır, hadislerdir, Kelamullah’tır, hududullahtır; Allah ne demiş, kendisi için hangi ölçü ve sınırları koymuş, o­nu esas alarak yaşamasıdır.
-