Aile mutluluğuna tek çare: "Kur'an ve sünneti hakem yapmak"

Nisâ Sûresi 34. ayeti kerîmeden sonra, 35. âyeti kerîme ile devam ediyoruz. Bugüne kadar evlilik ilişkisine yeterince feminizm gözlükleri ile baktık biraz da Yaradan'ın yol göstericiliğinde iman gözlüklerimiz ile bakalım. Nisâ sûresi 35. âyeti kerîme:

"Eğer aralarının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar düzeltmek isterlerse, Allah aralarını bulmaya onları muvaffak kılar. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir ve her şeyden haberi olandır."

Eğer karı koca meseleyi aralarında çözemedilerse Rabbimiz aileye dışarıdan yardım edilmesini istiyor. Her iki taraftan iki hakem tavsiye edilmiş fakat âlimler "İkisinin de kabul edeceği bir hakem de olabilir." diyorlar.

Rivayete göre, Peygamberimiz (s.a.s) ile Hz. Aişe arasında bir tartışma olur ve Hz. Ebubekir hakem olarak çağrılır. Hz. Peygamber (s.a.v) “Sen mi önce konuşacaksın, ben mi?” diye sorunca, Hz. Aişe “Önce sen konuş fakat hak söyle.” deyiverir.

Bunun üzerine Hz. Ebubekir (r.a) kızına bir tokat atar ve “Ey nefsinin düşmanı! O hakkın dışında hiçbir şey söyler mi?” diyerek çıkışır.

Bunun üzerine Hz. Aişe Peygamberimizin arkasına sığınır. Peygamberimiz “Yâ Ebabekir! Biz seni bunun için çağırmadık ve böyle bir şeyi de senden istemedik.” diyerek hoşnutsuzluğunu belirtir.

Hakemin iki tarafın ailesinden olmasının tavsiye edilmesi, ilk adımda aile sırlarının dışarıya açılmaması ve yakınların onların durumu hakkında zaten fikir sahibi olmaları açısından önemli. Fakat aileden hakem olabilecek özellikte kimseler yoksa dışarıdan birisi de olabilir.

Hz. Ömer (r.a) anlaşamayan bir çiftin arasını bulmak için bir hakem gönderir. Hakem geri döndüğünde "onları barıştıramadığını" söyler. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) hakemi kamçılar ve ona Nisâ sûresindeki 35. âyet-i kerîmeyi hatırlatır:

"Hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah onların arasını bulur."

Bunun üzerine hakem seçilen kişi geri gider, niyetini güzelleştirir. Eşlere şefkat gösterir ve böylece aralarını düzeltir.

Niyetin önemini âyet-i kerîmeden öğreniyoruz. Sözler de çok önemli. Resûlullah efendimiz: "Sözlerde büyü etkisi vardır." buyuruyor.

"Kocamla aramız bozuldu, kayınvalidem büyümü yaptırdı." diye şüphelenen hanımlar öncelikle kimin sözünden ne kadar etkilendiklerine, kimlerin sözleriyle büyülendiklerine bakmalılar. O kayınvalidesinden şüphelenirken belki esas büyüyü sözleri ile onu yönlendiren annesi yapmaktadır.

Kadının annesi ve erkeğin annesi evlatlarına farkında olmadan sürekli hakemlik yapmaktalar. Hakemlikteki en önemli şart iyi niyetle hareket edip aralarını güzelleştirmeye çalışmak olmalı. Kötü niyetle aralarını açacak sözler söylemekte çok büyük vebal.

Sevgili peygamberimiz: "Karı koca arasını bozacak söz söyleyen ateştedir." buyuruyor.

Fakat maalesef ki aileler çoğu zaman evlatlarını yanlış yönlendirmekteler. Gelinin ya da damadın ardından konuşarak evladını kışkırtan kayınvalidelerin sayısı az değil. Kayınvalideler diyorum çünkü çoğunlukta kayınvalideler yapmakta bunu. Kadınlar kaç yaşarsa yaşasın çocuklarının hayatlarına müdahil olmayı severler ve sözle yönlendirmekte de ustadırlar.

Kayınpederler genellikle aile sorunlarına sebep olmazlar. Tam aksi yapıcı olmaya çalışırlar. Tabi istisnalar elbette vardır, aileyi olumsuz etkileyen kayınpederler de vardır fakat biz çoğunluk üzerine konuşuyoruz.

Kadınların yanlış yönlendirmelerinde en önemli etki, kız ve erkek annelerine göre değişmekte. Kendi kocasına saygı duymayan ve yöneticiliğini kabul etmeyen pek çok anne, oğlunun karısı tarafından saygı görmesini bekler, evladının kılıbık olmasından, gelinin ağzına bakmasından da korkar. Tamamen bir çifte standart vardır bu konuda.

Oğlu karısını çok severse, karısının emrine girer ve ailesini unutur, diye de endişelendikleri için gelinin arkasından konuşarak, oğlunun gözünden karısının değerini düşürmeye çalışan kayınvalideler var maalesef. Bu noktada erkeğin uyanık olması ve annesinin sözlerini dikkate almaması lâzım. Kadın kıskançlığına kurban olmamak için. Tabi gelinin de akıllı davranıp kayınvalide ile güzel geçinmeye çalışması da önemli.

Kız annelerinin çoğu da kızlarının kocaları tarafından ezilmesinden endişe ederler, bu yüzden de kızlarını kocaları üzerinde otorite olabilmeleri için yönlendirirler. Evde kızlarının sözü geçmezse onların ezildiklerini düşünürler. Ayrıca kızı kocasının sözünü dinlediğinde, kızı üzerinde kendi otoritesinin de sarsılacağının ve yeterince annelik edemeyeceğinin planını yapan kadınlarda var.

Bunlar kötü niyetli adımlar. Bir de iyi niyetli adımlar var. Mesela erkeğin ailesinden "Aman oğlum, çocukların var, sus, hep alttan al, idare et, karının söylediklerini yapıver." diyenler de oluyor. Bir erkeğin boşanmamak için evde hep alttan almasını ve idareyi kadına vermesini tavsiye etmek doğru bir hakemlik midir? Değildir elbette. O zaman hakemlikte bir ölçü olması lazım. Ölçü de tabii ki Allah ve Resûlü' nün sözleri olmalı.

Nisâ sûresi 59. âyet-i kerîmede Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Allaha itaat edin, Resûlüne itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de... Herhangi bir şey hakkında çekişirseniz (anlaşamazsanız) eğer gerçekten Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu, Allah'a ve Resûlüne arz edin. (Kur'an ve sünnetle halledin.) Bu (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir."

Bu âyet-i kerîme ile herhangi bir şeyde- karı koca sorunları ya da başka sorunlar da olur- anlaşmazlığa düştüğümüz zaman önce âyet-i kerîme ve hadis-i şerîflere bakarak çözüm bulmamız, Allah ve Resulüne itaat etmemiz ve müslüman idarecilere (Ulü'l-emre) de itaat etmemiz emredilmekte. "Ulül- emr kelimesi geniş kapsamlıdır; müslümanların herhangi bir işinin başında olan her yöneticiye şamildir." diyor âlimler. Din âlimleri ve ülke yöneticileri ulü-emrin başında gelirler. Hadis-i şerîfe göre: "Emrettiği şey günah olmadığı sürece, bir müslümanın, hoşlansın veya hoşlanmasın, yöneticinin emirlerine itaat etmesi gerekir."
Günümüzde özgürlük ateşi ile kışkırtılan insanlara en ağır gelen kelimedir itaat.

Nisâ sûresi 34. ayet-i kerîme ve Nisâ 35. âyet-i kerîmeye birlikte baktığımızda karı koca bir sorun olduğunda önce kendi aralarında çözmeye çalışsınlar, olmadı hakemle sorun giderilmeye çalışılsın. Nîsa 59. Âyet-i kerîmeyi de göz önüne aldığımızda karı koca da hakem de sorunu çözerken önce Allah'ın kitabına ve Resûlünün sözlerine bakacak, sorun çözülmediyse din âliminden yardım alacak. Burada hakeme de itaat gerekli. Yine toplumumuzda çok yapılan bir yanlış var. Sorunu olan gider bir hocaya danışır; fakat işine gelmezse kendi canının istediğini yapar.

Tekrar aileler konusuna dönecek olursak, aileler evlatlarına hakemlik yaparken içlerinden geldiği gibi değil, Allah ve Resûlunün sözlerini göz önüne alarak hakemlik yapmak zorundalar yoksa vebal altındadırlar. Ayrıca evlatlarına iyilik edeyim derken kötülük ederler. Kadına, evde kocasına söz geçirmesi için huysuzluk yapmasını söylemek ya da erkeğe, karısı karşısında hep susmasını, karısının evde emir olmasına izin vermesini öğütlemek Allah ve Rasûlünün ölçülerine uymaz.

Aslında farkında olmadan hakemlik çok yapıyoruz. Biz dert anlatmayı, paylaşmayı seven bir toplumuz. Akrabalarımız, komşularımız, arkadaşlarımız bize aile sorunlarını anlatırlar ve biz de onlara "şöyle yapsaydın, böyle yapsaydın" derken tek taraflı hakemlik yapmış oluruz. Burada iyi niyetimiz ve doğru ölçüleri kullanmamız (âyet-i kerîme ve hadis-i şerîfler) çok önemli. Çünkü ağzımızdan çıkacak her cümle sıkıntılarına çözüm arayan insan için çok önemli olacaktır. Bir ailenin huzursuzluk yaşamasına ya da dağılmasına sebep olursak büyük bir vebal altında kalırız.

Günümüzde aile danışmanlarının da yaptığı aslında hakemlik. Psikolog ya da danışmanlara giderken de ölçüsü Allah ve Resûlü olan insanları seçmek gerekir. Freud'la, eşitlik ve feministlik teraneleriyle yardım etmeye çalışanlardan fayda yerine zarar görebiliriz.

Yazıyı ölçüsü doğru, akıllı bir annenin kızına nasihatleri ile bitirmek istiyorum.

Ümâme bint-i Hâris, kızı Ünâs’ı evlendirirken ona şöyle nasihat etmiştir:

“Bak yavrum! Bir kimseye nasihat ve tavsiye, eğer o kimsenin edebine, terbiyesine, asâletine ve haysiyetine bakılarak terk edilecek olsaydı, benim de şimdi sana bu tavsiyelerde bulunmama ihtiyaç olmazdı. Lâkin tavsiye, bilene hatırlatma, bilmeyene anlatıp öğretme demektir. Bundan dolayı da herkes için faydalıdır.

Kızım! Eğer bir kız, ana-babasının servet ve zenginliğinden dolayı kocaya muhtaç olmasaydı, senin herkesten ziyâde müstağnî olman lâzım gelirdi. Fakat öyle olmayıp erkekler bizim için yaratıldığı gibi biz de onlar için yaratılmışızdır.

Kızım! Sen ana-babanın evinden, büyüyüp yürüdüğün yuvadan çıkıp, bilmediğin ve şimdiye kadar alışmadığın bir kişinin evine gidiyorsun.

O hâlde kocanın rızâsını gözetip hizmetçisi gibi kendisine itaat eyle ki, o da sana kul-köle olsun, seni sevsin ve hoşnut olman için elinden gelen her şeyi yapsın.
Sana şimdi on şey söyleyeceğim. Bunları ezberle ve gereğince hareket et ki, kocanla güzel geçinmeye muvaffak olasın:
1. Sana yiyecek ve giyecek her ne getirirse onu cân u gönülden kabul etmelisin.
2. Emrettiği şeyleri yapmalı, yasaklayıp yapma dediği şeyleri de yapmamalısın. Sözünü dinleyip kendisine itaat etmelisin.
3. Üstünü-başını ve evini temiz tutmaya dikkat etmelisin.
4. Görüldüğünde veya kokusu alındığında hoşlanılmayan şeylerden kaçınmalısın ki, kendinden iğrendirip kocanın gözünden düşmeyesin.
5. Kocanın uyuyacağı, yemek yiyeceği vakitleri iyi tâkip etmelisin. Yani bunları hangi vakitte yapmayı alışkanlık hâline getirmişse, o vakitleri gözetip yemeğini ve yatağını hazır etmelisin. Zîrâ açlık insanı ateşlendirir, uykusuzluk da öfkelendirir.
6. Kocanın malını muhâfaza edip israf ve teleften korumalısın.
7. Kocanın îtibârını gözetip onun akrabâ-yı taallukâtına hürmet etmelisin.
8. Hiçbir şeyde ona isyan ve muhâlefet etmemelisin.
9. Âile sırrını kimseye ifşâ etmemelisin. Eğer emrine isyan edersen kendine kin bağlatırsın, sırrını ifşâ edersen gadr u cefâsından emin olamazsın.
10. Kızım, sakın ola ki kocan kederli iken yanında ferah ve neşeli durmayasın, onun ferah ve neşeli vaktinde de keder göstermeyesin!”