Sayfa 10 Toplam 12 Sayfadan BirinciBirinci ... 89101112 SonuncuSonuncu
91 den 100´e kadar. Toplam 114 Sayfa bulundu
Like Tree3Kişi Beğendi

Konu: ** OSMANLI'dan SÖZLER /OSMANLI'ya SÖZLER **

  1. #91
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Yaş: 43
    Mesajlar: 6.969
    Blog Mesajları : 1

    HAZAR’DA BÜYÜK OYUN VE OSMANLI’NIN DON-VOLGA PROJESİ


    AB-D’nin Asya’daki çıkarlarının sürekliliği açısından 11 Eylül 2001 olayları sonrasında Afganistan’da istikrarın sağlanması ve bu istikrarı sağlayacak rejimin Amerikan güdümünde olması önemliydi. Askeri operasyon sonucunda Afganistan işgal edilecek Pakistan ve Özbekistan’a yerleştirilecek ABD ve İngiliz askeri varlığı Ortadoğu’daki gibi kalıcı olacaktı, Ancak daha sonra Bush yönetiminin ilk dört yılında ipleri elinde bulunduran yeni haçlı ekip Afganistan’da bu amaca ulaşmadan Irak savaşını başlattı. Irak savaşı sonuç itibarıyla İran’ı güçlendirdi ve bölgedeki dengeleri İran lehine değiştirdi. Neticede Amerika Afganistan’ı ve genel olarak Hazar bölgesi politikalarını bırakarak vaktini sadece İran’ın işine yarayacak şekilde Irak’ta harcamış oldu.
    Bu, Obama ile iktidardaki güçlerini pekiştiren dış politika uygulayıcılarının arzu ettiği neticeydi. Şimdi Obama ile birlikte Amerika yeniden jeo-stratejik rekabetin merkezi olan Hazar Denizi havzasına dönüyor. ‘Büyük Oyun’ tıpkı eskisi gibi Atlantik güçleriyle, Asya güç merkezleri arasında oynanıyor. Bunlara ilaveten Türkiye, İran gibi bölgesel güçler, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan gibi mahalli güçler var.
    Enerji denetimi için en uygun bölge AF-PAK
    Amerika’nın yeni Asya stratejisinde odak noktası Afganistan ve Pakistan (Af-Pak) . Her iki ülke de Çin’le ortak sınıra sahip. Afganistan, Çin’le doğal gaz zengini Türkmenistan arasında bulunuyor. Amerika Çin’i teğet geçerek Türkmen doğal gazını Afganistan ve Pakistan üzerinden denize ulaştırmak istiyordu. Şu anda AB-D ve diğer güçler arasında sergilenen Büyük Satrançta Asya’da ki enerjiyi ele geçirme yönünde bölgesel güçlerin sergilediği oldukça büyük oyunlar mevcut. Açıkça belirtmeliyiz ki Asya’da her şey fazlasıyla toz duman, kim kiminle müttefik belli değil. Amerika Çin’le birlikte Rusya’ya mı karşı, yoksa Rusya Şanghay Beşlisi adı altında Çin’le birlikte Amerika’ya mı?

    Geçen yazılarımızda da belirttiğimiz gibi Asya enerji havzalarının denetimi kimin eline geçerse Asya’nın denetimi de onun eline geçer. Hadiseye birde bu boyutu ile bakacak olursak hem Atlantik ötesinden gelen emperyal güç merkezi ile hem de Asya’da yer alan özellikle Çin ve Rusya merkezli emperyalist güç merkezlerinin ortak hedefinde bu bölgeleri sömürmek vardır. AB-D emperyalizminin her türlü uygulanma alanı konumuna gelmiş İslam coğrafyasının yer aldığı ve büyük bir alanı kapsayan Asya coğrafyasında bütün bu emperyalist odaklardan ayrı bir güç merkezi konumunda Türkiye gibi tarihi bağlarından gelen üstünlüğü elinde tutan bir güç’ün bu planları altüst edecek bir şekilde bu projelere müdahalesi elbette ki Asya’nın yeniden öz’üne döndürülmesinde büyük önem arz ediyor. Kaldı ki, İslam ile Asya’da sömürülmeye çalışılan merkezler hiçbir zaman birbirinden ayrılmamıştır.

    İran ve Rusya İşbirliği - Hazar Bölgesinde sergilen Oyun!

    Hazar bölgesi tarihin her döneminde çeşitli stratejik oyunların sergilendiği bir alan olmuştur. İran, Soğuk Savaş döneminde tanzim edilen ve o dönemin kendi özgü koşullarının ürünü olan adını İslam koyduğu rejimini muhafaza etmekte bugün güçlük çekiyor. Halk desteğini son seçimlerde de görüldüğü kadarı ile yitiren Tahran, bir taraftan ABD’nin daha baskıcı davranmasını engellemeye ve bunun için AB ülkeleri ile uyumlu politikalar izlemeye çalışıyor, diğer taraftan Rusya Federasyonu ile ahenkli bir Kafkas politikası takip ederek, bölgesel gelişmelerin Moskova-Tahran mihverinde şekillenmesine gayret gösteriyor.
    Rejimin adını İslâm koyan, ama Müslümanlar için ne Çeçenistan ne Kıbrıs’ta ne de Bosna’da bir şey yapmayan Tahran, Türkiye ve Azerbaycan konusundaki kaygıları nedeniyle Karabağ başta olmak üzere bütün bölgesel ihtilâflarda Ermenistan’ı destekliyor. (Çin ve İran ile Şanghay çerçevesinde gelişen ilişkiler son Doğu Türkistan soykırımında da göze çarpmış İran’ın bu soykırıma karşı sessizliği çeşitli çevrelerde dillendirilmiştir.)

    Bunu yaparken de giriştiği bu hamlelerinde tamamı ile tarihi Rus ve İran stratejisine uygun hareket eden İran ile Rusya arasında sürdürülen bu tarihi ittifakın nerelere ulaştığını göstermemiz açısından aşağıda Azeri internet sitesi 1News.az’dan alıntıladığımız satırlara dikkatinizi çekmek istiyorum. Azeri haber sitesi 1News.az'a konuşan askeri uzman Üzeyir Caferov, “ Rusya'nın Ermenistan'daki askeri üssüne silah sevkiyatının İran üzerinden yaptığını belirtti. Caferov, "Rusya iki güzergah üzerinden Ermenistan'a silah gönderiyor. Biri Hazar denizi, diğeri ise Kazakistan, Tacikistan ve İran üzerinden. Azerbaycan'ın İran ile görüşmelerinde bu konuyu gündeme getirmesi lazım diye düşünüyorum. İran, Rusya için Ermenistan'a silah göndermek açısından tek ülke. Rusya İran üzerinden Ermenistan'daki Gümrü askeri üssüne silah dahil gereken her şeyi gönderiyor. Daha sonra da bu sevkiyat ayrılıkçı Dağlık Karabağ yönetiminin eline geçiyor." Dedi.

    İran’ın çoğunluğu Şii olan Azerilerin yerine tamamen Hıristiyan olan Ermenileri desteklemesinin tek nedeni var o da belirttiğimiz tarihi Rus-İran stratejik ittifakının ana gayesini oluşturuyor. Bu gaye Türkiye’yi öncelikle Hazar’a sokmamak ve ASYA-Türkistan ile Anadolu’nun bağlantısını kesmek ile Sünni dünyayı birbirinden koparmaktan başka bir şey değil. Bu strateji Safevi devletinden beri devam etmekte olup bugünlere uzayan şekli ile İran ile Rusya’nın Hazar ve Kafkas bölgesinde uyguladığı tek gayesine dönüşmüş durumdadır.
    Söz konusu işbirliği projeleri İran’ı bu coğrafyada güçlendirse de, bu durum Rusya açısından bölgede Türkiye’nin ve batının dengelenmesi bakımından önem taşıyor.Bu bağlamda İran’ın Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri ile Güney Türkistan’da yoğun propaganda faaliyetleri de yürüterek, Rusya’nın stratejik ortağı olarak, Türkiye’nin konumunu ve işlevini üstlenmeye çalıştığı da görülüyor.Yani bölgede Türkiye’yi etkisizleştirmek

    Osmanlı’nın Hazar siyaseti ve Don Volga Kanal Projesi

    Osmanlı, kuruluşundan itibaren Avrupa ve Balkanlara yüklenmiştir. Bunun sebepleri oldukça fazla olup en önemlilerinden biri ise, Hıristiyan medeniyetinin Asya-İslam coğrafyasına sömürgeci yayılışını durdurmak olarak açıklayabiliriz. Yani bir nevi Doğuyu Batı eşkıya’larından korumak ve kollamak.
    Bunun yanında Osmanlı Asya coğrafyasına da akınlar düzenleyerek o bölgeleri tam olarak denetimi altına almak istemiş fakat bu yönde attığı her adım yine İran ve özellikle Rusya gibi bazı devletlerin engel teşkil edici politikaları ile sekteye uğramıştır. Özellikle yukarıda da belirttiğimiz gibi İran Osmanlı ilişkileri her dönemde İran’ın Osmanlı içerisinde çıkardığı fitne-fesatlar yüzünden gerilimli ve savaşlar şeklinde seyretmiştir. İran’ın Osmanlıya olan düşmanlığı her dönem olduğu gibi Sünni ve İslam dünyasında ki hâkimiyetini kırıcı yönde olmuş ve özellikle bugün sergilenen Hazar merkezli büyük oyun gibi o tarihte de aynı şekilde İslam dışı merkezler ile İran işbirliği süregelmiştir.

    İşte Osmanlı’nın bu Asya hedefi için, şimdi bile dâhice görünen muazzam bir plan yapılmıştı. Okyanus'un sert dalgalarına dayanamayan Osmanlı donanmasının Orta Asya'ya uzanması için tek yol, Türklerin aslında pek de yabancı olmadığı bir yol idi; Hazar Denizi...
    Hazar Denizi'ne donanma indirmek için ise iki yol gözüküyordu; ya İran ile şiddetli savaşlara girip Hazar Denizi kıyılarına dek ilerlenecekti, ya da Karadeniz ile Hazar Denizi bir kanal vasıtası ile birleştirilecekti. Saray, bu garip proje ile çalkalanıyordu, nihayet devrin sultanı emri verdi; Hazar ve Karadeniz, Don ile Volga nehirlerinin bir kanal vasıtasıyla birleştirilmesiyle birbirine bağlanacaktı. Avusturya ile 8 yıllık bir barış anlaşması imzalandı, Don Nehrine binlerce asker ve işçi sevk ediliyordu. Eski yurda, yani Orta Asya'ya ulaşıp Rusya ve İran’ın bölgede ki emelleri ile oyunlarının kökünü kazımak, artık akıllardaki en büyük ideal idi.
    Ancak, projenin 3’te 1'i bittiği sıralarda, Rus ordusu Astrahan'a saldırdı. Aynı sıralarda İnebahtı'da Osmanlı donanmasının neredeyse tamamının imha edilmesi, bu projeyi başından beri baltalamaya çalışan Kırım Hanı'na gün doğuracaktı.
    Bu proje, Osmanlı'nın en elverişli döneminde gündeme gelmiş, ancak bir takım olumsuzluklar yüzünden devamı getirilememişti. Büyük bir insan potansiyeline sahip ve ilerleyen asırlarda önemi artacak olan petrole sahip Asya diyarına sefer düzenleyemememiz, ilerleyen dönemlerde Osmanlı gibi büyük bir devletin başını daha da ağrıtacaktı. Zira birkaç asır sonra devletin patronu olacak olan Enver Paşa, Asya hayali için on binlerce Osmanlı askerini Sarıkamış'ta şehit verecekti.
    ******
    Osmanlının Don-Volga kanal projesi tamamlanamamış olsa da özellikle bir devre vurulan mührün tarihi bir üstünlüğün işareti olarak bugünlere uzayan süreçte Batı ve bölgede ki zıt-düşman emperyalist merkezlere verilmiş en güzel cevaptır. Bunun uygulanabilirliği tartışılabilir ancak Tarihi rol, stratejik üstünlük veya bölgesel bir güç gibi kelimelerin Türkiye için dillendirildiği bir dönemde bu kelimelerin havada kalmaması için hiç değilse Don-Volga gibi büyük planları üretebilen bir Türkiye’nin şu dönemde Büyük Asya satrancında ki taşları yerinden oynatması gerekiyor.Bunun için de Hıristiyan merkezlerin ürettiği Nabucco –Mavi Akım vs. yerine Don –Volga gibi bizim üreteceğimiz büyük projelere muhakkak ihtiyaç vardır.

    Baran Dergisi 137.sayı'dan



  2. #92
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Yaş: 43
    Mesajlar: 6.969
    Blog Mesajları : 1

    BİLİM TARİHİ'NDE OSMANLI'NIN ADI YOK MU?


    Gülçin Şenel

    Üstad Necip Fazıl'ın hafızalarımıza kazınan harika mısraı: "İnanmıyorum bana öğretilen tarihe!"

    Meğer ki inanıyormuşuz... Nasıl mı?

    Osmanlı tarihi araştırmalarında genellikle Osmanlı'nın büyük hükümdarlarından, fatihlerinden, büyük sanatkarlarından, mimari ve estetik eserlerinden bahsedilir. Ama her nedense, Osmanlı'nın ilmî çalışmalarından bahseden çok az araştırma vardır. Hatta tam tersine, yobazca bir tavırla ilmin teknik gelişmelerine, (mesela matbaa) karşı çıkışlarıyla hatırlarız Osmanlıyı. Bu intiba bizde öyle yer etmiştir ki, eğitim hayatımız boyunca edindiğimiz yanlış veya eksik bilgilerin öyle tesiri altındayızdır ki, bu "teferruat" üzerine sanki psikolojik bir "ket vurma" yaşarız. Çünkü "Osmanlı'da ilmî çalışmalara önem verilmemiştir" gibi bir ön kabule sahibizdir.


    Doğrusunu söylemek gerekirse, bu satırların yazarı da böyle bir ön kabule sahib olduğunu, "Osmanlılar ve Bilim" isimli kitabı görünce farketti. Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu bu kitabında, farkında olmadan sahib olduğumuz bu yanlış intibayı bertaraf etmeye çalışıyor. Kendisiyle yaptığımız kısa bir sohbette, bu önyargının sebeblerini özetle şöyle sıraladı:

    "Birkaç sebeb sayabiliriz. Herşeyden önce son dönem Osmanlı aydınlarının ideolojik yaklaşımının bunda büyük bir tesiri olmuştur. Adnan Adıvar gibi bir ilim adamı bile, Osmanlı'yı yobazlıkla suçlayabilmiştir. Başka bir sebeb de kaynaklara ulaşmada yaşanılan sıkıntılardır. Tabii bir de, tarih araştırmalarında dönem dönem belli mevzulara yoğunlaşmışlardır araştırmacılar. Osmanlılar'da "bilim" mevzuuna ise 1980'lerden sonra sıra gelebildi."

    “Osmanlılar ve Bilim” kitabı, İhsanoğlu’nun bu konuda yıllardan beri sürdürdüğü araştırmaların bir kısım sonuçlarını bir araya getiriyor. Yeni kaynaklara dayalı, yeni tespitleri ortaya koyan beş makale ile onların fikir ve metot çerçevesini çizen bir girişten meydana geliyor. Çalışmada özellikle Osmanlı klasik dönemine ait veriler değerlendiriliyor. Referanslarını birinci kaynaklardan alan makalelerde, Fatih külliyesi medreselerinden Endülüs menşeli bilim adamlarının Osmanlı bilimine, tıbba, astronomiye, matematiğe, topçuluk sahasına katkılarına, Osmanlıların Avrupa’da gelişen yeni tekniklerle temaslarından modern bilimlerin Türkiye’ye girişine kadar geniş bir konu yelpazesi inceleniyor.

    Bu önemli meselenin gündeme gelmesine katkısı olur ümidiyle, geçtiğimiz günlerde okuduğumuz ve yazarıyla bir vesileyle görüşme imkanı bulduğumuz bu kitabtan ilgimizi çeken bölümleri sizlerle de paylaşmak istedik.

    Osmanlılar ve "Bilim"

    İhsanoğlu, "Osmanlı Bilimi"nin tarifini şöyle yapıyor:

    "Osmanlı Devleti'nin onüçüncü asrın son yılında kurulmasıyla, İslam bilim tarihinde yeni bir dönemin başladığını görüyoruz. Bu devletin zamanında ve hakimiyet kurduğu topraklarda yapılan bilim faaliyetlerine Osmanlı Bilimi demek, kendine has bir tanımlama manasına gelmez. Çünkü Osmanlı sıfatı, Emevi, Abbasi, Safevi sıfatları ile aynı referansı taşımaktadır. Hepsi de İslam tarihinin belirli bir dönemini ve coğrafyasını sınırlamaktadır. Bilimin dili de Osmanlı Türkçesi yanında Arapça ve Farsça olmuştu. Tabiatıyla Osmanlı döneminde de daha önceki dönemlerde olduğu gibi bu bilime katkıda bulunan bilim adamlarının bazıları gayri müslimdi. Bütün bu sebeblerden dolayı İslam biliminin Osmanlı devleti döneminde ve onun hakim olduğu coğrafyada gelişen bölümüne Osmanlı Bilimi demekteyiz." (s. 20)

    Osmanlılarda ilmî çalışmaları da inceleyen Ekmeleddin İhsanoğlu "Astronomi" örneğinden yola çıkarak, Osmanlı ilim adamlarının çalışmalarından şöyle bahsediyor:

    "Osmanlıların modern astromi konsept ve teorileri ile ilk temasları, tesbit edebildiğimiz kadarıyla 1660'lı yıllarda Fransız astronomu Durret'nin zîcinin (ıÜüzîc. yıldızların yerlerini ve hareketlerini göstermek için hazırlanan cetvel.) tercümesiyle olmuştur. Onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda Batı coğrafya literatürünün Osmanlıcaya tercüme edilmesiyle devam eden bu temaslar, onsekizinci yüzyılın ikinci yarısında yine Fransız zîclerinin tercümesiyle devam etmiştir. Teknik planda ve dar çevrelerin ilgi alanı için yapılmış olan bu çalışmaların dışında Müteferrika, Katib Çelebi'nin Cihannüma adlı eserine yaptığı ek ve Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname adlı eseri ile modern astronominin yeni kaynaklarını geniş okuyucu kitlelerine maletmeye başlamışlardır. 1830'lara gelindiği zaman, Mühendishanenin eğitim programını modernleştirme çalışmaları neticesinde yeni astonomi bilgi ve kaynakları oldukça detaylı bir şekilde Osmanlı eğitim sistemine Başhoca İshak efendi'nin katkılarıyla girmiş bulunmaktadır. (...) Türk bilim tarihinin kaynakları taranırken dikkatlerden kaçmış ve hakkında fazla bilgi bulunmayan bir eser de, aslında Zigetvar'lı olup İstanbul'da yerleşen Tezkireci Köse İbrahim Efendi'nin "Secencel el-Eflak fi Gayret el-İdrak" adıyla çevirdiği, Fransız Kardinal Richeliue'nin başmüneccimi olan Noel Durret'nin zîcinin tercümesidir. Osmanlı bilim literatüründe bu eser, Kopernik Sistemi'nden bahseden ilk eserdir ve bu sistemi tasvir eden ilk diyagramı kapsamaktadır." (s. 165)

    Osmanlıların yeni ilmî ve teknik gelişmelere kapalı kaldığı düşünülen, Batı’nın Rönesans devrine dair yorumlarda da, yanlış bir temayül göze çarpıyor. İhsanoğlu, Osmanlılar'ın kendilerini hala batıdan üstün gördükleri ve gerçekten öyle oldukları için, bu dönemde batının ilmi ve teknik çalışmalarına ilgi göstermediklerinden bahsederken, "haberleri vardı fakat 'ihtiyaçları' yoktu" vurgusunu yapıyor:

    "Onyedinci yüzyılın ortalarında Osmanlılar kendilerinin Batı dünyasından üstün olduklarını düşünüyorlardı. Bundan başka ilmî potansiyel ve kurumlara sahib oldukları için, yani ilmî ve kültürel yönden ihtiyaçlarını karşılama konusunda kendi kendilerine yettiklerinden dolayı, Batı bilimini kendileri için gerekli görmemişlerdi. Ancak bu durum, Osmanlıların batıdaki ilmi gelişmelerden uzak veya habersiz olduklarını göstermemektedir. (...) Osmanlılar batıdaki gelişmeleri büyük bir zaman fasılası olmadan takib edebilmekteydiler. Osmanlı astronomları geniş ve zengin bir tecrübeye sahib olduklarından dolayı ve Müslüman astronomların ortaçağda astronomiye yaptıkları büyük katkılarından haberdar oldukları için bu Avrupa bilimini hemen değil, ancak kendi ilimlerine uyması halinde kabul ediyorlardı. Kopernik'in helyosantrik teorisinin Avrupa'da dalgalanmalar oluşturduğu bir sırada Osmanlı astronomu Tezkireci Köse İbrahim Efendi bu teorinin temel kavramlarını sadece teknik bir detay seviyesinde ele almıştır. Zira jeosantrik sistemden helyosantrik sisteme geçişle vuku bulan koordinat değişikliğinin pratik hesablamalar bakımından bir tesiri olmamıştır." (s. 219-220)

    Osmanlı Medreseleri ile Batı Üniversiteleri

    Ekmeleddin İhsanoğlu kitabında, ilginç bir noktaya da parmak basıyor. "Fatih külliyeleri ne değildi!" başlıklı makalesinde, tarih yazıcılığı üzerine bir tenkid ve değerlendirme yapıyor:

    "Osmanlı medeniyeti tarihi konusunda yaptığımız araştırmalar sırasında, değerli ilim adamlarımızın Fatih medreseleri ile ilgili o yıllarda yazdıklarına baktığımızda, konunun önemine yakışır ilgilinin gösterildiğini, ancak yapılan çalışmaların çok geniş kapsamlı olması sebebiyle, Fatih medreseleri ve özellikle onların kuruluşu ile ilgili kısımların derinlemesine incelenmediğini, konunun araştırılması gereken bazı temel taraflarının hala ele alınmadığını, yeni soruların sorulup cevablar alınmadığını gördük. Biz bu makalemizde elde mevcut Fatih devri kaynaklarında veya sonraki ona yakın dönemden bize ulaşan kaynaklarda bulunmayan hususların, bu çalışmalarda o döneme aitmiş gibi ileri sürüldüğünü göstermeye çalışacağız. (...) Bu karışıklıktan da nasibini alan Fatih medreseleri, değişik bilim dallarında eğitim yapan ve farklı formasyonu olan meslek sahiblerini yetiştiren fakültelerden oluşan üniversiteye benzetilmiştir. Böylece Fatih Külliyesi medreseleri imajı: Dini ilimler, edebiyat, hukuk, fen ve tıb fakültelerinden oluşan bir üniversite haline gelmiştir. Ayrıca ulemadan vezir Mahmud Paşa, Molla hüsrev ve Ali Kuşçu tarafından hazırlanıp padişahın tasdikinden sonra uygulamaya başlanan bu "üniversitenin" "ders programı" ile kendine has bir kanununun bulunduğu ileri sürülmüştür. Hatta bir zamanlar Türk Üniversitelerine has "ordinaryüs profesörlük" ucubesinin bile sahn medreselerinde mukabil ve muadili bulunmaya çalışılmıştır. Bugünkü mesleki anlayış ve akademik alışkanlıklarıyla bu konulara eğilenler, esasen her bakımdan çok uzaklarda kalan bu konunun, maalesef daha zor anlaşılır bir hale gelmesine sebeb olmuşlardır." (s. 48-49)

    Kendisiyle görüşmemizde bu meselenin üzerinde niçin durduğunu sorduğumuz İhsanoğlu bize, "iki farklı medeniyetin, iki farklı kurumunun birbirinin aynıymış gibi yarıştırılmasının abes olduğunu" söyleyerek, tarih yazıcılığında genellikle düşülen bu yanlışı düzeltmek ihtiyacı duyduğunu söyledi. Rivayetlerin veya kaynakların, Fatih Medreselerini illa Batılı Üniversitelere benzetme çabasıyla, yanlış yorumlandığını düşünüyor: "Medreseler kendi dönemlerinde dünyanın en iyi eğitim veren kurumlarıydı, bu ayrı; ama bu modeli bambaşka bir işleyişe sahib üniversitelere benzetmek de dünyanın en saçma işi!.."

    Osmanlı İlim Adamı Portresi: Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

    Kitabta ilgimizi çeken bir diğer bahis de, Osmanlı ilim adamı potresine misal olarak Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinden bahsedilmesiydi. İhsanoğlu'na göre, İbrahim Hakkı, hem aydın kesime hitab eden bir uslubu, hem de halka hitab eden bir uslubu aynı eser içinde muhafaza ediyordu. Yani normalde ilim adamlarının literatür dilinin halk tarafından anlaşılmasının beklenmemesine rağmen, İbrahim Hakkı, halk tarafından da çok okunan bir ilim adaydı.

    Bunun sebeblerini hala anlaşılamadığını söyleyen İhsanoğlu, “Osmanlı ilim adamı portresi” çizilirken bu hususun da üzerinde durulması gerektiğini söylüyor.

    İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetnamesi'nde, hem yeni astronomik bilgilere yer vermiş, hem de bu meseleleri İslam düşünce geleneğinin ele aldığı biçimiyle incelemiştir.

    Orijinallikten Taklide

    Sonuç olarak Osmanlı ilimi deyince, bununla kasdedilenin, İslâm medeniyetlerinin ilim geleneğinin sürdürülmesi demek olduğunu anlamamız gerekiyor. Bilim tarihini batı merkezli olarak düşünme alışkanlığımız sebebiyle, Osmanlı İlim tarihini bu sürecin içinde bir yerlere oturtamıyoruz. Halbuki İslâm medeniyetlerinin ilim tarihini bir bütün olarak düşünmeye ve incelemeye başladığımız zaman Osmanlı ilminin de bu sürecin bir devamı olduğunu göreceğiz. İslâm medeniyetlerinin ilim geleneği, “hikmet müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır” mealindeki Allah Resulü sözüne sımsıkı bağlı olarak gelişmiştir. Dolayısıyla müslümanların başka medeniyetlerden edindikleri bilgiler, kuru taklid şeklinde değil, “alma ve maletme” şeklinde gerçekleşmiştir.

    Osmanlılar ne zaman ki, bu gelenekten ve süreçten koparak, (Tanzimat), batıdaki ilmî ve teknik sahalardaki gelişmelere ayak uydurmaya çalışmış ve orijinalliği bir kenara bırakıp “taklid” sürecine girmiştir; işte Osmanlı ilimi dediğimiz şey de o zaman sona ermiştir.

    İhsanoğlu bu taklid sürecine girişi şöyle özetliyor:

    “Osmanlıların batı bilim ve teknolojisiyle temasları ihtiyaçları ölçüsünde ve selektif bir şekilde başlayarak, uzun bir süre bu şekilde devam etmiş, daha sonra Osmanlıların kendi bilim geleneklerini terkederek, kalkınma ve ilerlemenin ancak batı bilim ve teknolojisiyle mümkün olacağı şeklinde yaklaşımlara dönüşmüştür.” (s. 43)



    Kaynak: Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlılar ve Bilim, Nesil Yayıncılık.



  3. #93
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Yaş: 43
    Mesajlar: 6.969
    Blog Mesajları : 1

    Mahmut Hoca Efendi Son Osmanlı'nın cenazesinde


    2. Abdülhamit'in torunu Ertuğrul Osman'ın cenazesine geniş bir yelpazeden katılım vardı. İsmailağa cemaati de oradaydı. Osmanlı Padişahlarından 2. Abdülhamit'in İstanbul'da vefat eden torunu Ertuğrul Osman'ın Sultan Ahmet Camii'nde kılınan cenaze namazına İsmailağa Cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu da katıldı.















  4. #94
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Yaş: 43
    Mesajlar: 6.969
    Blog Mesajları : 1

    Esad: Osmanlı Suriye'de emperyalist değildi!
    Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, ''Osmanlı Devleti'nin Suriye'de emperyalist olmadığını'' belirtti.
    Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, ''Osmanlı Devleti'nin Suriye'de emperyalist olmadığını'' belirtti.
    Pazartesi, 16 Kasım 2009 12:15


    Dünya Bülteni / Haber Merkezi

    Merkezi Ankara'da bulunan Avrasya Yazarlar Birliği ile Suriye Arap Yazarlar Birliği tarafından Lazkıye'de 11-12 Kasımda düzenlenen "Türklerin Gözüyle Araplar" konulu sempozyumuna mesaj gönderen Esad, "Osmanlı İmparatorluğu Suriye'de emperyalist değildi. Eğer emperyalist olsaydı dört yüz sene bu topraklarda kalamazdı" ifadelerine yer verdi.

    Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkanı Yrd. Doç. Dr. Yakup Deliömeroğlu, Lazkıye'de yapılan sempozyumun her bakımdan faydalı geçtiğini, özellikle Devlet Başkanı Esad'ın toplantıya gönderdiği mesajdan Türk katılımcıların çok etkilendiğini söyledi.

    Deliömeroğlu, yaptığı açıklamada, Türk tarihi üzerinde uzun yıllardan beri planlı bir karartma dönemi yaşandığını, ancak tarihi gerçeklerin devlet başkanları seviyesinde dile getirilmesinin son derece önemli olduğunu vurguladı.

    Lazkıye valisi ve diğer şehir yöneticilerinin yoğun ilgi gösterdiği toplantıya Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan'ın da katılmasının büyük bir memnuniyet havasını yarattığını belirten Deliömeroğlu, sempozyumla ilgili şu bilgileri verdi:
    ''Türklerin Gözüyle Araplar konulu toplantımızda, tarihten günümüze Türk kültür ve edebiyatında Araplara bakış, değişik konularda hazırlanan tebliğlerle ele alındı.

    Toplantımızın Türkiye-Suriye ilişkilerinin artarak gelişen bir dönemde yapılmış olması daha da anlamlı olmuştur. İki dost ülke halklarının birbirlerini daha iyi tanımalarını, varsa olumsuz algıların bertaraf edilmesi için çalışmalara hazırlık oluşturacak değerli bilgiler ortaya konulmuştur.

    Lazkıye toplantımız, Arap Yazarlar Birliği ile iki yıl içerisinde gerçekleştirdiğimiz dördüncü ortak faaliyettir. Bu süre içerisinde Türk şiir antolojisinin Suriye'de yayınlanmış olması, ayrıca memnuniyet verici bir gelişmedir.''

    Toplantıda, ''Türklerde Arap İmajı'' konusunda bir konuşma yapan Arap Yazarlar Birliği Genel Başkanı Dr. Hüseyin Cuma da Türkiye-Suriye ilişkilerinin yakılığına vurgu yaparak, "Biz bir millet, iki devletiz" dedi.

    Toplantıda Ali Akbaş ''Türk Edebiyatında Araplar'', Murat Sözer ''Türkiye Türklerinde Yaygın Arap İmgeleri'', Dursun Kuveloğlu ''Türk Basınında Arap İmgesi'', Arslan Küçükyıldız ''Türk Sinemasında Araplar'', Vehbi Başer ''Türkler Arasında Araplara Yönelik Muhabbetin Dinsel Kaynakları'', Ömer Kayır da ''İslam Toplumlarının Birbirlerine Bakışı ve Türkler Arapları Nasıl Görüyor?'' konularında tebliğler sundu.

    Avrasya Yazarlar Birliği ile Suriye Arap Yazarlar Birliği tarafından başlatılan toplantıların ikincisi, Şubat ayında Şanlıurfa'da ''Arapların Gözünde Türkler'' konulu sempozyumla devam edecek.

  5. #95
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.08
    Yer: Antalya
    Yaş: 24
    Mesajlar: 4.041




    *Eğer Padişah Ben İsem, Size Emrediyorum. Gelip Ordunun Başına Geçin. Eğer Padişah Siz İseniz, Gelip Devletinizi Düşmanlara Karşı Savunun.

    * İmparatorunuza Söyleyin. Şimdi ki Osmanlı Padişahı Öncekilere Benzemez. Benim Gücümün Ulaştığı Yerlere, Sizin İmparatorunuzun Hayalleri Bile Ulaşamaz.

    * Ya Ben Bizans'ı Alırım; Ya da Bizans Beni.

    * Fatih Olmasaydım Ulubatlı Hasan Olmak İsterdim

    * Yapmak İstediğimi Sakalımın Bir Teli Bile Bilseydi, Sakalımın O Telini Hemen Koparır ve Yakardım

    * Bu Dünya Ölümlüdür. Her Fani Gibi Bende Ölümü Tadacağım.

    * Dünya Devleti Ebedi Değildir. Fani Cihanda Hiç Kimse de Ölümsüz Değildir. İnsanların Dünyada Nefesleri Sayılıdır ve Ölümsüzlük Kapısı Kapalıdır.

    * Hayatım Boyunca ALLAH'ın Emirlerinden Dışarı Çıkmadım. ALLAH'ın Rızasını Kazanmak İçin Uğraştım. Tek Gayem Bu İdi.


    FATİH SULTAN MUHAMMED HAN

  6. #96
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Yaş: 43
    Mesajlar: 6.969
    Blog Mesajları : 1



  7. #97
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Yaş: 43
    Mesajlar: 6.969
    Blog Mesajları : 1

    Osmanlı Padişahlarının Mezarları

    Anadolu Haber
    Haçlılar ve işbirlikçileri eli ile müzeye çevirilen Ayasofya ortaya çıkarılan hristiyan sembollerle tam bir puthane halene getirildi.Ne zaman camii olacağını beklerken bu tarihi mirasımızı bekleyen 5 osmanlı padişahı olduğunu biliyormusunuz?
    1-I. Osman Gazi Hân: Bursa'da Osman Gazi Türbesi'nde.
    2- Orhan Gazi Hân: Bursa'da Orhan Gazi Türbesi'nde.
    3-I. Murat Hân: Bursa Çekirge'de kendi türbesinde.
    4-I.Bayezit Hân: Bursa'da Bayezit Hân Türbesi'nde.
    5-I.Mehmet Hân: Bursa Yeşil Türbe'de.
    6-II.Murat Hân: Bursa Muradiye semtinde.
    7-II.Mehmet Hân: Fatih'te Fatih Camii bahçesindeki türbesinde.
    8-I.Selim Hân: Yavuz Selim Camii bahçesindeki türbesinde.
    9-I.Süleyman Hân: Süleymaniye Camii bahçesindeki türbesinde.
    10-II.Bayezit Hân: Bayezıtta Bayezit Camii bahçesindeki türbesinde.
    11-II.Selim Hân: Ayasofya Camii ön bahçesindeki türbesinde.
    12-III.Murat Hân: Ayasofya Camii ön bahçesindeki türbesinde.
    13-III.Mehmet Hân: Ayasofya Camii bahçesindeki türbesinde.
    14-I.Ahmet Hân: Sultanahmet Camii yanındaki türbesinde.
    15-I.Mustafa Hân: Ayasofya Camii önündeki türbesinde.
    16-II.Osman Hân: Sultanahmet Camii yanındaki türbesinde.
    17-IV.Murat Hân: Sultanahmet Camii yanındaki türbesinde.
    18-İbrâhim Hân: Ayasofya Camii bitişiğindeki türbesinde.
    19-IV.Mehmet Hân: Yeni Camii arkasında Turhan Valide Sultân Türbesinde
    20-II.Süleyman Hân: Süleymaniye Camii bahçesindeki Kanunî Türbesi'nde.
    21-II.Ahmet Hân: Süleymaniye Camii bahçesindeki Kanuni Türbesi'nde.
    22-II.Mustafa Hân: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi'nde.
    23-III.Ahmet Hân: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi'nde.
    24-I.Mahmut Hân: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi'nde.
    25-III.Osman Hân: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi'nde.
    26-III.Mustafa Hân: Lâleli Camii önündeki türbesinde.
    27-I.Abdülhamit Hân: Bahçekapı'da Hamidiye Türbesi'nde.
    28-III.Selim Hân: Lâleli Camii önündeki türbesinde.
    29-IV.Mustafa Hân: Bahçekapı'da Hamidiye Türbesi'nde.
    30-II.Mahmut Hân: Çemberlitaş'taki kendi türbesinde.
    31-I.Abdülmecit Hân: Yavuz Selim Camii bahçesindeki türbesinde.
    32-I.Abdülaziz Hân: Çemberllitaş'taki Sultan II. Mahmut Hân Türbesi'nde.
    33-V.Murat Hân: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi'nde.
    34-II.Abdülhamit Hân: Çemberlitaş'ta Sultan II. Mahmut Hân Türbesi'nde.
    35-Reşat Hân: Eyüp'te Sultan Reşat Hân Türbesi'nde. 36-Vahidettin Hân: Şam'da Sultan Selim Camii kabristanındadır.
    Konu mürmüdük tarafından (02-02-2010 Saat 02:36 ) değiştirilmiştir.

  8. #98
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.09
    Yaş: 43
    Mesajlar: 6.969
    Blog Mesajları : 1

    OSMANLI, İSLAMIN KILICIYDI...

    El Cezire: Osmanlı'nın torunlarını bekliyoruz


    06 Temmuz 2010
    El Cezire televizyonunun internet sitesinde Salih Sunusi imzasıyla yayımlanan yazıda Türkiye'de eksen kaymasının yaşanmadığı belirtilirken, bölgenin 'Osmanlı devletinin torunlarını tekrar beklediği' vurgusu yapıldı.

    El Cezire'de yayımlanan bir makalede, "Türkiye bulunduğu coğrafyada kendine ait bir rol üstlenmek istiyor" diye yazıldı.

    El Cezire televizyonunun internet sitesinde Salih Sunusi imzasıyla yayımlanan yazıda, Türkiye'de eksen kaymasının yaşanmadığı, "Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada kendi etkinliğini artırmak, doğu ve güneydeki komşularıyla ilişkilerini güvence altına alarak batıya tam yönelmek istediği" kaydedildi.

    Libya'da öğretim üyesi olan Sunusi yazısında, Türkiye'nin doğudaki komşusu İran'la olan ilişkilerinin çok eskiye dayandığı vurgulayarak "Türkler batıyla ilişkilerinde sorun yaşadığı zaman güneydeki komşuları Araplarla, doğudaki komşusu İran ve kuzeydoğudaki komşusu Rusya ile ilişkilerini geliştirirler" ifadesini kullandı.

    Osmanlı devletinin yıkılmasına ve İran'da Şahın devrilmesine rağmen Türklerin doğudaki komşusunu ihmal etmediği kaydedilen makalede, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin tarihi ilişkiler olduğu ve iki ülkenin doğu sınırının Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla çizildiği anımsatıldı.

    Yazar, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin ilerlemesine ihtiyaç olduğunu vurgularken, "yakınlaşmanın bölgenin yararına" olduğunu vurguladı.

    Sunusi, makalesinde şu yorumda bulundu:

    "Türkiye'de bir eksen kayması yoktur, Türkiye'nin bölgedeki rolü daha etkin hale gelmiştir. Bazıları bu rolün Türkiye'ye kaptırılmasından rahatsızlık duyarak, Türkiye'nin Araplara ve İran'a yakınlaştığını söylüyor. Türkiye bu ülkelerle yüzyıllardır içli dışlıdır. Türkiye tarihi birikimi ile tecrübeli bir ülke, neyin iyi neyin kötü olduğunu çok iyi biliyor. Türkiye yeniden tarihi tecrübesiyle doğuya, batıya, güneye, kuzeye diplomatik ataklarla açılmak istiyor."

    "OSMANLI TORUNLARINI BEKLİYORLAR"

    Yüzyıllardır fakir Müslüman Afrika ülkelerinin yeraltı ve yerüstü kaynaklarınını batılılar tarafından sömürüldüğü belirtilen yazıda, "Bölge halkı, Osmanlı devletinin torunlarının tekrar bölgeye gelerek onları sömürge devletlerinin elinden kurtaracağına inanıyor" denildi.

    "Türkler Çaldıran savaşıyla Doğu, Ortadoğu ve Afrika'nın belli bölgelerini kendi kontrolleri altına alarak buralara huzur, güven ve refah getirmişlerdir" denilen makalede "Türkler, fethettikleri yerlerdeki yeraltı ve yerüstü kaynaklara dokunmamışlardır, bilakis, bu bölgelerde ciddi manada imar faaliyetlerinde bulunmuşlar" ifadelerine yer verildi.

    Osmanlı devleti farklı milletlere mensup insanlara ev sahipliği yaparak sınırlarını genişlettiği kaydedilen makalede, semavi dinlerin hamiliğini üstlenen Osmanlı devletinin, ülkedeki farklı dinlere mensup vatandaşlarına dini özgürlük tanıyarak ibadetlerinde serbest bıraktığı vurgulandı.

    Türkler fethettikleri yerlere sömürmek amacıyla girmediği için halklar tarafından kabul gördüğü kaydedilen yazıda, "Afrikada, Ortadoğuda ve Doğudaki halklar, Türklerin
    tekrar bu bölgelere dönmelerini arzuluyor" denildi.


  9. #99
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 07.07.08
    Yer: Antalya
    Yaş: 24
    Mesajlar: 4.041

    türklerin o bölgelere dönmeleri bekleniyor diyor son paragrafta ... aslında yazının altında yatan gerçekler biraz daha farklı gibi...
    tşkler abi.

  10. #100
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 06.07.10
    Yer: Tek Türkiye
    Mesajlar: 10




    [CENTER][CENTER]
    *Eğer Padişah Ben İsem, Size Emrediyorum. Gelip Ordunun Başına Geçin. Eğer Padişah Siz İseniz, Gelip Devletinizi Düşmanlara Karşı Savunun.

    * İmparatorunuza Söyleyin. Şimdi ki Osmanlı Padişahı Öncekilere Benzemez. Benim Gücümün Ulaştığı Yerlere, Sizin İmparatorunuzun Hayalleri Bile Ulaşamaz.

    * Ya Ben Bizans'ı Alırım; Ya da Bizans Beni.

    * Fatih Olmasaydım Ulubatlı Hasan Olmak İsterdim

    * Yapmak İstediğimi Sakalımın Bir Teli Bile Bilseydi, Sakalımın O Telini Hemen Koparır ve Yakardım

    * Bu Dünya Ölümlüdür. Her Fani Gibi Bende Ölümü Tadacağım.

    * Dünya Devleti Ebedi Değildir. Fani Cihanda Hiç Kimse de Ölümsüz Değildir. İnsanların Dünyada Nefesleri Sayılıdır ve Ölümsüzlük Kapısı Kapalıdır.

    * Hayatım Boyunca ALLAH'ın Emirlerinden Dışarı Çıkmadım. ALLAH'ın Rızasını Kazanmak İçin Uğraştım. Tek Gayem Bu İdi.


    FATİH SULTAN MUHAMMED HAN


    Kurban olurum sana atam , Ekleyene teşekkürler

Benzer Konular

  1. Sözler
    Konu Sahibi cennet yolcusu Forum Güzel Sözler
    Cevaplar: 41
    Son Mesaj: 21-01-2008, 00:35
  2. HİKMETLİ SÖZLER
    Konu Sahibi yakal Forum Peygamberimiz Hz. Muhammed ( sav )
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 29-08-2007, 14:11
  3. Sözler
    Konu Sahibi baltefsiri Forum Güzel Sözler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 24-12-2006, 11:46
  4. ..sözler..
    Konu Sahibi gul_sevgiliye Forum Güzel Sözler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15-12-2006, 21:58
  5. SÖZLER...
    Konu Sahibi SevNur Forum Güzel Sözler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 31-08-2006, 17:17

İşaretlemeler

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •