Tasvirde hata olmasın inşaAllah, insanın temaşa edebildiği maddi alemi (bir diğer ifade ile dünyevi hayatı) bir asansör kabinine benzetebiliriz. Farz edebiliriz ki hepimiz, tüm insanlar, gezegenler, yıldızlar bir asansörün içindeyiz. Yıldızlar asansörün üst kısmındaki küçük led lambalar olsun; güneş ise asansörü aydınlatan floresan lamba…Asansörün içindeki insan olarak bize öyle bir akıl verilmiş ki asansörün içindeki tüm mükemmel cihazları, led lambaları, floresan lambayı, yerdeki harika dokunmuş halıyı vb görebiliyor ve ne kadar harika bir sanat eseri olduğunu kavrayabiliyoruz; hepsi mükemmeller. Öte yandan biliyoruz ki bu asansör bir zamanlar yoktu; aynen bizim de bir zamanlar olmadığımız gibi. Akl-ı selim ve duru bir vicdanla değerlendirdiğimizde bu asansörün kendi kendine olmuş, yahut bir yerden gelivermiş olabileceğini düşünmeyiz. Bilakis, bu muhteşem sanat eserinin Noksansız Bir Sanatkarı olması gerektiğine hükmederiz. Ve yine akl-ı selimimize ve vicdanımıza hitap eden ve bize O Yüce Sanatkarı tanıtan Peygamberleri ve Kutsal Kitapları görünce, okuyunca inanır ve iman ederiz. Allahu Teala, imandan ayırmasın bizleri.
Peki, asansörü aklına sığdırabilen bizler için asansörün dışında da bir paralel evren olabileceğine inanmak zor mu? Bilakis, akl-ı selim bunda şaşılacak bir şey olmadığını ve hatta öyle olması gerektiğini kabul eder. Asansörü yapmaya muktedir olan o asansörü içine alan binayı da inşa etmeye muktedirdir. Hem hiç bir asansör boş yere yapılmaz ki; her asansörün bir amacı, bir görevi vardır. Asansörler binalarda insanları üst katlara veya aşağı katlara taşımak için yapılırlar. Aynen dünyamız gibi!… Demek bir yerde bir asansör varsa bir bina da olması gerekir. Ortada bir bina olmasa tek başına bir asansörün hiçbir anlamı olmaz. Asansör binayı gerektirir; aynen dünyanın Ahiret yurdunu gerektirdiği gibi… Dünya hayatını bir asansöre benzettiğimizde Ahiret yurdu da asansörün çevresindeki büyük binadır. Asansörün içindeyken, asansörün içinde yer aldığı binayı göremediğimiz gibi; dünyadayken de Ahiret yurdunu göremeyiz; temaşa ve hatta tahayyül dahi edemeyiz. Kutsal Kitabımız Kur’an’da bize bildirildiği kadarını ancak hayal edebiliriz.
Asansörler insanları yukarı ve aşağı götürmeye yarar dedik. Peki bu nasıl olur? Bunun olması için asansördeki kişinin yukarı veya aşağı butonlarına basması gerekir. Peki, insan yukarı tuşuna bastığında asansör de onu yukarı çıkardığında, insan diyebilir mi ki “yukarıya  ben çıktım”? Tabii ki hayır. Zira insan bunu yapmaya muktedir değildir. İnsan sadece yukarı yahut aşağı tuşuna basmayı tercih eder. Hayatımızda yaptığımız sayısız tercihler aslında asansörde yukarı veya aşağı butonlarına basmaktan ibarettir. Tercihimizi hayat geçiren ise Allahu Teala’dır. Asansörü belli kurallarla işleyecek şekilde yaratan Allah, tercihlerimize göre sonuçlarını dilerse vücuda getirir. Salih amellerimiz bizi yukarı taşır, yukarı demek Cennet alemi demektir. Ne kadar çok salih amel işler isek, Allahu Teala’nın rızasını ne kadar çok kazanırsak kendimizi o kadar yukarıya taşırız. Yukarılarda hava temizdir, ferahtır. Asansör üst katlara çıktıkça asansörün içi de güzelleşir, ferah ve temiz bir hava gelir. Peki ya tersini yaparsak, yani kötülükler işlersek, nefsimize zulmedersek, Allah’ın kendi nefsimizin hayrına koyduğu emir ve yasaklara uymazsak ne olur? Asansör aşağı inmeye başlar, çünkü aşağı yönlü oklara basmışızdır. Aşağısı ise sıcak, isli, pis bir mekandır. Asansör aşağı indikçe asansörün içi ısınır, havasızlaşır, bunalırız ve çekilmez bir hal alır. Aynen günahlarımızın yaşadığımız hayatı gitgide daha yaşanılmaz ve huzursuz bir hale getirdiği gibi. Buradan anlıyoruz ki, Ahiret aleminde iyilik isteyen ve üst katlarda yer almak isteyen kişi, salih ameller işleyerek aslında bu dünyasını da mamur eder. Öte yandan, Ahiret yurduna çalışmayan ve şuursuzca yaşayan kişi hem kendini aşağı katlara iterken hem de bu dünyada nefsine zulmederek bu dünyasını da yaşanmaz hale getirir.
Allah’ın yakınlığını kazanmak isteyen insan hayırlı ameller işleyerek asansörde üst katlara çıkmaya gayret etmelidir. Cenab-ı Hak, hoşnutluğunu kazanmak için gayret eden kullarına yakınlığını ihsan eder. Bu ihsan ile o kullar asansörün içinde iken dışını (yani gaybi alemi) temaşa edebilirler. O aleme dair bilgi ve görgüye erişebilirler (Allah’ın izin verdiği ölçüde). Cenab-ı Hakk’ın yakınlığına en ileri düzeyde kavuşan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) olmuştur. Miraç hadisesi, bir nevi Kendisi’nin asansörün içinden alınıp paralel evrenlerden geçerek Cenab-ı Allah’ın huzuruna erişmesi olarak izah edilebilir. Efendimiz (s.a.v.), o anda Allah (c.c.) ile perdesiz olarak görüşebilme şerefine nail olmuştur. Bizim için erişilmez olan bu mertebeye ne kadar yakın olabilirsek bizim için o kadar kıymetlidir. O zaman hayırlı ve salih ameller ile Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmalıyız. Kazandıkça kalb gözümüz açılacak (evelAllah) ve gaybi alemlerin güzelliği aklımıza sığabilecektir inşaAllah.
Bu asansörün bir özelliği de şudur ki, kapının ne zaman açılacağını biz belirlemiyoruz ve asla bilemeyiz. Kapının açılması asansörden çıkmak vaktinin geldiğine işarettir, yani ölüme; ya da Mevlana Hz’lerinin ifadesi ile Sevgili’ye kavuşmaya, yani Ahiret aleminde yeniden doğmaya. Kapının ne zaman açılacağını Allahu Teala takdir eder. Biz kesin olarak inanırız ki, mü’min kulları için Allah, inişli çıkışlı dünya hayatımızda kapıyı geldiğimiz gelebileceğimiz en yüksek noktada açar. Rabbimiz’in sonsuz merhameti ile buna inanır ve Rabbimiz’e ümit bağlarız. İnsan kapının ne zaman açılacağını bilemediği için hep salih ameller işleyerek yukarılara çıkmaya gayret etmeli, her anını İslam’a uydurmaya gayret ederek aşağılarda gezinirken kapının açılıverme tehlikesinden kendini muhafaza etmeye gayret etmelidir. İnsan hep teyakkuzda olmalıdır. Zira bu öyle bir asansördür ki yıllarca gayret edip çıkıverdiğiniz bir kattan, bir kötü söz, bir kırılan kalp veya bir kibir anında son sürat dibe vurabilirsiniz. İnsan, o sebeple asla ameline güvenmemeli, her zaman Allah’a dua dua yalvarmalı, istiğfar etmeli ve böyle günahlardan Allah’a sığınmalıdır. Salih ameli isteten ve işleten de O’dur. Allahu Teala birçok yanlış veya günahkar düşüncemizin amele dönüşmesini sonsuz merhameti ile engellediği gibi, birçok kere de bizi salih amellere sevk eyler; kalbimize o salih amelleri ilham eyler de biz gafiller kendimiz yaptık, ettik; kendimiz akıl ettik zannederiz. Rabbimizin şanı da merhameti de pek yücedir.

Peki intiharı nasıl yorumlayacağız? İntihar eden kişi asansörün ipini kesmiş demektir. İpi kesilen bir asansör o anda hangi katta olursa olsun büyük bir hızla yere çakılır. Yere çakılmasının verdiği şiddetli acı ile birlikte kapı da patlamanın etkisi ile açılır ve kişi kendini bir anda Cehennemin dibinde bulur. Allahu Teala böyle bir sondan korusun hepimizi, böyle yanılgıya düşen kardeşlerimize de merhamet eylesin. O’nun her şeye gücü yeter. O, her şeyi hakkı ile bilen ve takdir edendir.

Peki diyorlar ki; dünyada günah içinde yaşadığı halde sefahat süren, refah içinde yaşayanlar var. Madem asansör aşağı indikçe içerisi ısınmalı bu nasıl oluyor? Bu da şuna benzer: İnsana sıcak önceleri iyi gelir; sıcak önceleri biraz hoşluk verir, insanı uyuşturup, kendinden geçirir hatta. Sonradan sonraya sıcaklık arttıkça rahatsız olmaya, terlemeye başlar, en sonunda ise kavrulur. Asansörde aşağı katlara inmenin etkisi de buna benzer. Önceleri günahlar keyifli gelir, insanın hoşuna gider. İyice günaha bulanmaya başlayınca ise kavurucu ve boğucu bir hal alır. Allah muhafaza böyle bir anda asansörün kapısı açılıverirse varılacak o yer ne kötü yerdir.

Bahadır Haktan
19.12.2012