بســــــــــم الله الرحمن الرحيــــــــــم


RESULULLAH’I SEVMEK

Mevlüd Yada Kutlu Doğum Haftası
Faaliyetleri Adı Altında

BİDAT VE HURAFELER İHDAS ETMEK DEĞİLDİR

Resulullah’ın Vahiyle Şekillenen
Yaşam Tarzı Olan

SÜNNETİNİ İHYA EDİP
HAYATIN TAMAMINA HAKİM KILMAKTIR


Allah ve Resul’ünü herşeyden çok sevmek onlara imanın gereği olarak taleb edilmiştir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur:

النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ
“Nebi, mü’minlere kendi nefislerinden/ canlarından daha evlâdır / önceliklidir..”1

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi kendinize veli edinmeyin. İçinizden kim onları kendisine veli edinirse işte onlar zalimdirler.
De ki: Eğer Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, Resul’ünden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise artık Allah’ın (Azab) emri gelinceye kadar bekleyin.! Allah fasık topluluğu hidayete erdirmez.”2

Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem de şöyle buyurmuştur:

لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
“Sizden biriniz beni annesinden-babasından, çoluk-çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.”3

ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلاَوَةَ الإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا، وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ لِلَّهِ، وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذ َفَ فِي النَّارِ
“Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Resul’ünü, (bu ikisinden başka) her şeyden fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek. ”4

Ebu Rezin el-‘Ukaylî: "Ey Allah'ın Resulü, İman Nasıl olur?" diye sorunca Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem buyurdular ki :
أن يكون الله ورسوله أحب إليك مما سواهما وأن تقذف في النار أحب إليك من أن تشرك بالله وأن تحب ذا الرحم لا تحبه إلا لله قال فإذا فعلت ذلك فقد دخل حب الإيمان في قلبك كما دخل حب الشراب في قلب الظمآن في اليوم الصائف
" .-Allah ve Resul’ünün sana her şeyden daha çok sevimli olmasıdır. -Ateşe atılmanın, sana şirke düşmekten daha sevimli olmasıdır. -Akrabanı sadece Allah için sevmendir. Bunları yaparsan; yaz günü susamış kişinin kalbine içecek sevgisinin girmesi gibi iman sevgisi kalbine girer."5

Ömer Radıyallahu Anhu, Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’e dedi ki; ‘Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin.’ Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem de şöyle buyurmuştur:
لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك
“Nefsim elinde olana yemin olsun ki; Ben sana nefsinden daha sevgili olmadıkca olmaz.” Bunun üzerine Ömer Radıyallau Anhu dedi ki; ‘Allah’a yemin olsun ki şu an sen bana nefsimden daha sevimlisin.’ Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem de şöyle buyurmuştur: الآن يا عمر “İşte şimdi oldu Ya Ömer.”6

Görüldüğü gibi bu ayetler ve hadislerde Resulullah’ı sevmek açıkca imanın gereği görülmüş ve taleb edilmiştir. Fakat taleb edilen bu - حب Hubb / “sevgi” ne demektir? Neyi gerektirir? Alameti nedir? Ne yaparsan gerçekten sevmiş olursun?.. Bu husus netleşmez ise, “sevgi” sadece boş bir söz olur. “Kuru kuruya kurbanın olayım” kabilinden süslü söz olur.!..

Ragıb El-Isfehani, El-Müfredât’ında yukarıdaki naslarda geçen حب- أحب – محبة – استحاب kelimelerini şu şekilde izah etmektedir;

أحببت فلانا -- “Falancayı sevdim” demek “kalbimi onun sevgisine hedef yaptım” demektir.
محبة -- “Muhabbet / sevgi” İyi gördüğün yada zannettiğin şeyi istemektir. Ancak muhabbet / sevgi ‘istemek’ten daha kapsamlıdır. Her muhabbet istemektir, fakat her istemek muhabbet değildir.
Allahu Teala’nın şu; إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ -- “Küfrü imandan daha çok severlerse” sözü ise; “Küfrü imana tercih ederlerse” demektir.
الإستحاب -- hakikatı ise; insanın bir şeyde onu sevecek bir şey aramasıdır. Bu fiilin على harfi ceri ile geçişli kılınması ona “tercih etmek” manasını kazandırır.
Yüce Allah’ın kulu sevmesi, onu nimetle donatmasıdır. Kulun Allah’ı sevmesi ise, O’nun katında kurtuluşu istemesidir.
Sevmek; sevdiği yerde kalmaktır.”7

Bu izahatlardan da anlaşılacağı gibi “sevmek”:
-Kalbin bir noktaya / hususa karar kılması, odaklaşması, sabit kalmasıdır.
-Sevgi kalbin halini belirler; yönünü, istikametini, kıblesini belirler.

Bundan dolayı mü’min bir kişi için asıl sevgi Allah’a olur. Zira Allah’ı sevmesi O’na iman etmesidir. Allah’a iman etmeyen Allah’ı sevmiş olamaz. Allah’ı sevmeyen O’na iman etmiş olamaz. Mü’minin kalbine yerleşmiş, kök salmış, sabit olmuş, onun yönelişini, bakış açısını, ölçüsünü belirleyen tek sevgi Allah sevgisidir. Kişinin Allah’ı sevmesindeki gayesi de O’nun kendisini sevmesidir. Yani O’nun lütuflarına nail olmaktır.
Gayelerin gayesi olan Allah’ın sevgisine ulaşmanın tek yolunun Resul’üne tabi olmak olduğunu bize bizzat Allahu Teala şöyle bildirmiştir:

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
“De ki: Eğer Allâh'ı seviyorsanız bana tâbi olun; ki Allâh sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir.
De ki: ‘Allah'a ve resule itaat edin.’ Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri sevmez.”8

Görüldüğü gibi Allah’ı gerçekten sevmiş olmak ve bu sevgideki gaye olan Allah’ın sevgisine mazhar olmak sadece ve sadece Allah’ın gönderdiği Resul’e / Elçiye tabi olmak ile mümkündür. Resul’e tabi olmak ise; ona vahiyle gelen risalete yani Kur’an’a ve Sünnet’e tabi olmaktır, sımsıkı sarılmaktır. Kur’an’a ve Sünnet’teki hükümleri, talepleri, esas almaktır, ihya etmektir, yani yaşanır kılmaktır. Başka bir ifade ile hakim kılmaktır.. Zira hayatın dışına itilmiş, terk edilmiş olan Kur’an ve Sünnet sadece okumak, ezberlemek ve kendilerine övgüler düzmek ile ihya edilmiş olmaz.
Kur’an’ı ve Sünnet’i hayatın dışına itmek, Allah ve Resul’üne itaatsızlıktır ve bu küfrün ta kendisidir. Allahu Teala kafirleri sevmeyeceğini açıkca belirtmiştir. Yukarıda geçen ayeti kerimeler de gösteriyor ki; hem laikliği savunup hem de Allah ve Resul’ünü sevdiğini söyleyenler ne kadar samimiyetsiz ve ne kadar sahtekârdırlar.!..
Resulullah’ı sevmek de Allahu Teala’nın emri olduğu için, gayelerin gayesi olan Allah’ın sevgisine mazhar olmak içindir. Bu gayeyi gerçekleştirecek olan Resulullah sevgisi nasıl olur? Ne yaparsak Resulullah’ı sevmiş oluruz?!. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem, kendisini sevmenin yolu ve tezahürünü şöyle açıklıyor:

َمَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ أَحَبَّنِي ‏.‏ وَمَنْ أَحَبَّنِي كَانَ مَعِي فِي الْجَنَّةِ
“Kim benim sünnetimi ihya ederse beni sevmiş olur.Beni seven de cennette benimle beraber olur.”9

Sünnet, Lügatta; “takip edilen yol”, “taklid edilen örnek davranış, gidişat” demektir.
Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in risalet kapsamındaki söz, fiil ve takririne / onayına, yaşam tarzına da sünnet denir.
Buna göre Resulullah’ın sünneti;
-Kendisine inen vahya tabi olmaktı
-Allah’ın indirdiği Kur’an’ı Kerim’i ahlak edinmekti
-Allah’ın indirdikleri ile adaletle yönetmekti
-Allah Yolunda إعلإ كلمة الله “Allah’ın kelimesi’nin / sözünün en yüce / hakim olması için cihad etmekti

Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem, bu Sünnetini ömrünün son anına kadar tavizsiz sürdürmüştür. Ne var ki günümüzde onun bu temiz sünneti hayattan tard edilmiştir. Nitekim;
-Allahu Teala’nın kelimesi / sözü adeta geçmez olmuştur.. Bu vahim durum müslümanım diyen fert ve toplulukları rahatsız etmez olmuştur.
-Müslüman olduğunu, ümmeti olduğunu söyleyen fert ve topluluklar Resulullah’ın müekked sünneti, aynı zamanda farz olan إعلإ كلمة الله “Allah’ın Kelimesi’nin / sözünün en yüce olması / hakim olması” davasının ameli yönü olan cihadı terk etmişlerdir.
-Müslümanım diyen fert ve topluluklar nezdind ne hazin ki Resulullah’ın ahlâkı model olmaktan çıkmıştır.
-Allahu Teala’nın indirdikleri ile yönetim sünneti “laiklik” denilen tağutluk ile hayattan kovulmuş ve yasaklanmıştır.
-Önce Nübüvvet minhacı / yöntemi üzerinde bıraktığı Raşidi Hilafet terk edilmiş sonra da Hilafet ortadan kaldırılmıştır.
-Allahu Teala’nın aziz Dini İslam geldiği ilk günlerinde olduğu gibi tekrar “garib” duruma düşürülmüştür.

O halde Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimizi sevdiğini söyleyen, ona sevgilerini izhar etmek adına çeşitli faaliyetler yapanlar, bu vehameti hiç dikkate alıyorlar mı?.
Onun hayattan kovulmuş Sünnetini ihya etmek adına ne yapıyorlar?!. O faaliyetlerin hangisinde bu vahim durumlar gündem konusu oluyor?!.
Yapılan; sadece içeriklerinde bolca şirk bulaşığı olan sözlerin olduğu şiirler, naatler, mersiyeler, methiyeler, mevlidler, ilahiler ve gazeller okumaktır. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in yasaklamasına rağmen şahsını haddi aşan şekillerde övgüler düzmektir, nutuklar atmaktır, edebiyat yapmaktır. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bu tür övgüleri şöyle yasaklamıştır:

لا تُطْرُونِي كَمَا أَطْرَتْ النَّصَارَى عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ عَلَيْهِ السَّلام فَإِنَّمَا أَنَا عَبْدُ اللَّهِ فَقُولُوا عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ
"Hakkımda, Hıristiyanların Meryem Oğlu İsa Aleyhisselam'a yaptıkları gibi aşırı övgülerde bulunmayın. Şurası muhakkak ki ben Allah’ın kuluyum. Benim için 'Allah'ın kulu ve elçisi' deyin."10

Daha vahim olanı ise; Resulullah’ı sevmek adına, onun nefret ettiği ve şiddetle yasaklayıp sakındırdığı bidat ve hurafeler icad edilmesidir.
Bilindiği gibi bidat; Resulullah’ın getirdiği risaletten olmadığı halde sonradan dine ait bir hususmuş gibi algılanan her ibadet, tören, amel, davranış ve anlayıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz bidatten şu şekilde sakındırmıştır:

أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ خَيْرَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللَّهِ وَخَيْرُ الْهُدَى هُدَى مُحَمَّدٍ وَشَرُّ الأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا وَكُلُّ بِدْعَةٍ ضَلالَةٌ
“Sözün hayırlısı Allah’ın Kitabı’dır. Hidayetin /Anayolun hayırlısı Muhammed’in hidayetidir / yoludur. İşlerin şerlisi, (Din adına) sonradan ortaya çıkartılanlardır. Her bidat dalalettir.”11

وَكُلُّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ وَكُلُّ بِدْعَةٍ ضَلالَةٌ وَكُلُّ ضَلالَةٍ فِي النَّارِ
“(Din adına) Her ihdas edilen / sonradan ortaya konulan bidattır. Her bidat dalâlettir. Her dalalet ateştedir.”12

وَمَنْ عَمِلَ عَمَلا لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ
“Kim bizim emrimize / risaletimize dayanmayan bir iş yaparsa, o red olunur.”13

مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ فِيهِ فَهُوَ رَدٌّ
“Kim bizim bu (risalet) işimizde olmayan bir şeyi ihdas ederse / sonradan ortaya koyarsa, o red olunur.”14

مَنْ أَحْيَا سُنَّةً مِنْ سُنَّتِي قَدْ أُمِيتَتْ بَعْدِي فَإِنَّ لَهُ مِنْ الأَجْرِ مِثْلَ أَجْرِ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ النَّاسِ لا يَنْقُصُ مِنْ أُجُورِ النَّاسِ شَيْئًا وَمَنْ ابْتَدَعَ بِدْعَةً فَإِنَّ عَلَيْهِ مِثْلَ إِثْمِ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ النَّاسِ لا يَنْقُصُ مِنْ آثَامِ النَّاسِ شَيْئًا
“Kim benden sonra ölmüş bir sünnetimi ihya ederse; onunla amel eden insanların ecirlerinden bir şey eksilmeksizin ona da aynı ecir verilir. Kim bir bidat icad ederse, onunla amel eden kimselerin günahlarından bir şey eksilmeksizin ona da aynı günah verilir.”15

Resulullah’ı sevmek adına;
-Mevlüd / Doğum Günü kutlamalarını hem de Dinin bir cüzüymüş gibi ibadet havasında organize etmek bidat değil de nedir?!.
-Kutsal günler ve haftalar ilan etmek bidat değil de nedir?!.
-Bu organizasyonlar esnasında “Resulullah” mefhumunun içini boşaltıp, risaletsiz, şeriatsız, davasız ve davetsiz, devletsiz, siyasetsiz, cihadsız, işlevsiz efsanevi tarihi sevgili büyük bir şahsiyet konumuna düşürmek Resulullah’ı sevmek midir?!.
Elbetteki Resulullah’ı sevmek bu değildir.. Böylesi bir sevgi; Kitap’ta da Sünnet’te de de Sahabelerin icmasında yoktur.. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in zamanında ve sonrasında Sahabeler Radıyallahu Anhum hiç mevlüd merasimi yapmışlar mı?!. Yoksa onlar Resulullah’ı sevmiyorlar mıydı?!. Şüphesiz ki sahabeler Resulullah’ı gerçekten çok seviyorlardı. Fakat onlar;
-süslü laflar ederek, gazel okuyarak değil de Resulullah’ı ve davasını bütün varlıklarını feda etmek pahasına destekleyerek Resulullah’a sevgilerini izhar ediyorlardı
-kuru kuruya kurbanın olayım demiyorlar, gerektiğinde Resulullah’ın bir işareti üzerine Allah yolunda tereddütsüz kurban oluyorlardı
-herhangi bir soru ve sorun karşısında Allah’ın Resul’üne baş vuruyorlardı
-aldıkları cevap, hüküm ve çözüme tam teslimiyetle teslim oluyorlardı
-“Allah ve Resulü bilir”, “Allah ve Resulü doğru söyler” derlerdi.

Evet sahabelerin sevdiği gibi sevmektir gerçek Resulullah sevgisi. Resulullah’ı sevmek;
-onun risaletine tabi olarak onu model edinmek ve onun vahiyle şekillenen yaşam tarzı olan Sünnetini ihya etmektir
-başka bir ifade ile Kitap ve Sünnet ile inşa olunan İslami hayatı tekrar hayata hakim kılmaktır
-mesela Anayasa Meselesi, Kürt Meselesi, küresel ekenomik kriz, gibi sorunlar karşısında çözüm için sadece Kur’an ve Sünnet’e başvurmaktır
-hayattan kovulması ile yine garip duruma düşmüş olan İslam’ı dava edinmektir
-bu gariblik döneminde, bu zor dönemde kınayanın kınamasına ve zalimin zulmüne aldırmadan Resulullah’ın sünnetini tekrar ihya etmektir.
İşte bu davanın gariblerine müjdeler olduğunu Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle bildirmiştir:

إِنَّ الدِّينَ بَدَأَ غَرِيبًا وَيَرْجِعُ غَرِيبًا فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ الَّذِينَ يُصْلِحُونَ مَا أَفْسَدَ النَّاسُ مِنْ بَعْدِي مِنْ سُنَّتِي
“Din garib başladı, yine garib olarak geri gelecektir. O gariblere müjdeler olsun! Onlar ki; benden sonra insanların sünnetimden ifsad ettiği hususları ıslah ederler.”16

-Resulullah’ı sevmek, Allahu Teala’nın şu emrini seve seve yerine getirmeye çalışmaktır:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
“Allah ve melekleri Nebi’yi destekliyorlar. Ey iman edenler! Siz de onu (davasını) destekleyin ve (onun örnekliğine) tam bir bağlılıkla bağlanıp teslim olun.”17

Allahu Teala’nın bu emri, oturup salavât tesbihi çekmekle yerine getirilmiş olmaz. Sahabelerin yaptığı gibi Nebi’nin davasına omuz vermektir. Zira bu ayette emr edilen salavât okumak değildir. Resulullah’ın ismi anılınca yine onun öğrettiği salavâttan birisini söylemek taleb edilmiştir. Ancak bu, gün boyunca yüzlerce, binlerce salavât getirmek için, salavât hatimleri yapmak, salavât tesbihleri çekmek demek değildir.!..
Allahu Teala’nın bize yönelik Nebi’ye destek verme ve teslim olma emri; günümüzde onun getirmiş olduğu risaletini tebliğ etmek, tatbik etmek ve bütün aleme taşımak davasına destek vermektir. Bu davada bugün öncelikle odaklaşılacak husus; Allahu Teala’nın vaadi ve Resulü’nün müjdesi olan, Sünneti Nebi’yi tekrar ihya ederek yaşama döndürecek olan, yani İslamî hayatı tekrar hayatın her alanında başlatacak olan Raşidî Hilafetin kurulmasıdır. İşte bu davaya bir hizip, cemaat taassubu olmaksızın ihlas ve ihsan ile çalışmak Resulullah’ı gerçekten sevmektir..
Allahu Teala’nın vaadi şöyledir:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri halife (güç ve iktidar sahibi) kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halife kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini hakim kılacağına, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar Bana kulluk eder ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.”18

Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in müjdesi şöyledir:

تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ
"Nübüvvet Allah'ın dilediğince aranızda kalacaktır. Allah onu kaldırmayı dilediği zaman kaldırır. Sonra nübüvvet yöntemi üzerinde bulunan hilâfet olur. Allah'ın bulunmasını dilediği kadar kalır. Sonra ısırıcı melikler dönemi gelir. Allah'ın bulunmasını dilediği kadar bulunur. Allah kaldırmayı dilediği zaman onu kaldırır. sonra zorba iktidarlar gelir. Allah'ın dilediği kadar kalırlar. Allah dilediği zaman onu da kaldırır. Sonra nübüvvet yöntemi üzere HİLÂFET gelir. Sonra sustu."19

______________

1-Ahzab:6
2- Tevbe:23-24
3- Buhari, Sahih, İman, 2/8
4- Buhari, Sahih, İman,2/9
5- Taberâni, Müsned Eş-Şâmeyeyn ;385
6- Aynî, Umdetü'l-Kârî,1/144
7- Ragıb El-Isfehani, El-Müfredât - حب maddesi
8- Ali İmran:31-32
9- Tirmizi, Sünen, İlim, 39/16
10- Buhari; 3189 Ahmed, Müsned; 149
11- Müslim;1435
12- Sünen Nesâi;1560
13- Buhari
14- Buhari; 2499
15- İbn Mace; 206
16- Tirmizi; 2554
17- Ahzab: 56
18- Nur: 55
19- Ahmed, Müsned;1768

AHMED KILICKAYA
www.islamiyontem.net