Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
1 den 3´e kadar. Toplam 3 Sayfa bulundu

Konu: 13-ekim -2010 çarşamba-takvim

  1. #1
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 21.06.06
    Mesajlar: 1.994
    Teşekkür ve Beğeni

    13-ekim -2010 çarşamba-takvim

    Selamün Aleyküm.

    13
    EKİM
    2010

    --






    Hicrî Kamerî : 5 ZİL-KA'DE 1431




    Hicrî Şemsî : 1388 Rûmî : 30 Eylül 1426 Hızır : 161






    ÇARŞAMBA









    Ankara'nın başkent olması (1923) - Cahit Sıtkı Tarancı'nın vefâtı (1956) - Harp Akademileri Günü







    [ Gündüzün kısalması 3 dak. - Ezânî sâat 2 dakika ileri alınır.] ]


    Kur’ân-ı kerîm okunan eve bereket, iyilik gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar. Hadîs-i şerîf





    AYET

    Âl-i İmrân Sûresi

    Medine döneminde inmiştir. 200 âyettir. Sûre, adını 33. âyette geçen “Âl-i İmrân” tamlamasından almıştır. İmrân, Hz.Mûsâ ile Hz.Hârûn’un babasıdır. Âl-i İmrân, İmrân ailesi demektir.






    1. لَّقَدْ سَمِعَ اللّهُ قَوْلَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ فَقِيرٌ وَنَحْنُ أَغْنِيَاء سَنَكْتُبُ مَا قَالُواْ وَقَتْلَهُمُ الأَنبِيَاء بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُواْ عَذَابَ الْحَرِيقِ
    2. ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللّهَ لَيْسَ بِظَلاَّمٍ لِّلْعَبِيدِ
    3. الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ عَهِدَ إِلَيْنَا أَلاَّ نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىَ يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاءكُمْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
    4. فَإِن كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ جَآؤُوا بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُنِيرِ
    5. كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَما الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ


    81- Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım".
    82- Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
    83- Onlar, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O'na boyun eğmiştir ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir.
    84- De ki: "Allah'a, bize indirilen (Kur'ân)e, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O'na teslim olmuşlarız".
    85- Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.



    BİR HADİS


    İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur. Hadîs-i şerîf



    ~~~




    Allahumme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammed ve ala âlihi ve ashâbihi ve sellim



    DUA




    Allâh'ım! Bizi, bir ân bile olsa nefsimizle baş başa bırakma! Her ânını Senin rızâna uygun olarak geçiren, her adımını nefsi için değil, Senin rızân için atan kullarından eyle! Âmîn... Âmîn... Âmîn...






    BİR SÖZ



    Doğru söz kalbe rahatlık verir. Doğru sözler, gönül tuzağının taneleridir.


    Hz. Mevlâna Muhammed Celaleddin-i Rûmî (k.s.)




    NASİHAT
    Allah, herkese herkesten daha yakındır; bir uzaklık söz konusu ise o insanlara aittir. Uzaklık, cismaniyetle, bedenle, nefis mekanizmasıyla alakalı bir husustur. Şehvet, gazap, öfke, kin, nefret, hırs ve inat... gibi kuvveler uzaklaştırıcı faktörlerdir. Bu açıdan, yakınlık, bu kuvvelerin ifrat ve tefritlerini aşmak, güzel ahlakı yakalamak, Cenâb-ı Allah'ın yarattığı üzere fıtrat-ı asliyeyi korumak, o kaybedilmiş ise ciddi bir gayretle tekrar öze dönmek demektir


    OSMANLIDAN ÇEKİNMEYİN

    Geçmişini kötüleyen, geçmişinden utanan, hatta inkâr eden bizim gibi bir millet az bulunur; belki de hiç yoktur. Birçok farklı kültürdeki, dindeki, dildeki insanları Osmanlı 6 asır nasıl bir arada tutabildi, bunun sırrını araştırmaktadırlar. Eski başkan Clinton ve ondan önceki ve sonraki başkanlar, “Osmanlıdan çok istifade ediyoruz.” demişlerdir. Herkes bizim geçmişimizden, kültürümüzden istifade ederken biz niçin mahrum kalalım?
    Yalnız kapitalist devlet adamları değil, çeşitli siyasi görüşteki birçok devlet adamı hatta komünistler bile Osmanlıdan çok şey öğrenmişler, bunları açıkça da ifade etmişlerdir. Örneğin Emekli Büyükelçi Oğuz Gökmen’in, “Bir Zamanlar Hariciye” kitabında naklettiği Yugoslavya’da görevli iken geçen şu anekdot çok ibretlidir:
    “Birgün, üst düzey protokol ile ava çıkmıştık. Devlet Başkanı Tito bana Osmanlı diye hitap ederek; ‘İyi, iyi ama hiç domuz vuran olmamış, sen de vuramamışsın!’ dedi. Kendisinin vurduğu 3 büyük yaban domuzu karşısında yerde yatıyordu. Bana; ‘Siz Osmanlılar yemezsiniz ama domuz öldürmeyi seversiniz!’ dedi ve arkasından gevrek bir kahkaha attı. Sonra, ‘Sizler için Macaristan’dan özel olarak beslenmiş sülünler getirttik!’ dedi. Gerçekten de öyle imiş. Kendilerinde pek kalmamış, Macarlar yetiştiriyormuş kafeslerde, getirip Kara Yorgi Ormanlarına salıvermişler...
    Tito çok keyifli idi. Bana; ‘Bu sülünler Mohaç’tan kaçmışlar, Osmanlıdan kaçmışlar!’ diyerek latife etmek istedi. Kendisine; ‘Bizler artık Osmanlı değiliz!’ diyecek oldum. Daha tercümeyi beklemeden; ‘Osmanlısınız bre. Osmanlısınız... Ne çekiniyorsun Osmanlıyım demekten!.. Biz bu memlekette 6 milleti bir arada yaşatmayı, yönetmeyi Osmanlıdan öğrendik!’ dedi...”
    Görüyorsunuz, yabancılar bile Osmanlıyız demekten çekindiğimizi biliyorlar...

    ÇOCUĞUNUZA İSİMLER
    Erkek : Harun - Kız : Gülfidan

    Yemek :

    Paça Çorbası, Ispanaklı börek, Ayran, Meyva

  2. #2
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 21.06.06
    Mesajlar: 1.994
    Teşekkür ve Beğeni

    BİR KISSA



    Sen gülleri akıttın uğrunda yanan
    Beş milyonun gönlüne Ya Rasul
    Ben kalbimi yardım
    Damarlarımdan kanımı akıttım Ey Nebi
    Güllerin solmasın tertemiz goncaların kana bulanmasın
    Avuçlarında insanlığa adanmış taptaze bir bahar saklı
    Selamla dönmekte yine yeryüzünde en yüce sevdalar

    Nefesini duyacaktım sanki Ya Resul, bir soluk alsan
    Ellerini tutacaktım sanki Ey Nebi, ellerini bir uzatsan
    Selamlarını getirmiştim mazlum ve masum kardeşlerimin
    Önünden geçerken üç saniye üç asır gibi geldi
    Duydum aldığını getirdiğim selamları, söz yerine geldi

    Nasıl dünya huşu ve edeple geçmekte önünden Ya Resul
    Sen her zamanki gibi yine mütevazi, yine şefkatlisin Ey Nebi
    Bir yanına almışsın dünyanın en cömert kalplisini
    Mağara arkadaşın olmuştu hicret ederken şehirlerin en Medenisine
    Bir damla yaş süzülmüştü yüzünden
    Ayak parmağını ısıran yılanın sancısında

    Mağara arkadaşınla dünyada eleleydin
    Kabirde de aynı Ya Resul
    Hemen yanında da yürürken yeri titreten biri vardı Ey Nebi
    Önce Ömer idi adı, Seni tanımadan evvel Sana cephe almıştı
    Ve bir gün Ömer müslüman oldu
    Her şey meydanlarda açıkça söylendi
    Artık Ömer, Faruk olmuştu hicrette kılıcına sarılmıştı

    Varsa karısını dul, çocuklarını yetim bırakmayan isteyen
    İşte gidiyorum, tek başıma hicret ediyorum ben
    Bir gün elbet döneceğiz doğup yaşadığımız bu topraklara
    Medine de büyüyüp olgunlaşacak yücelecek bu sevda diyordu

    Giderken Ali’yi çağırmıştın
    Bu akşam sen kalacaksın
    Benim yatağımda sen yatacaksın demiştin
    O çocukların ilkiydi, yüreği tertemizdi
    Şimdi o peygamberler peygamberinin vekiliydi
    Güzelliklerden ruhları uzak kalanlar aldanacaktı
    Peygamber evine zorla girdiklerinde
    Senin yerinde Ali’yi bulacaklardı
    Ne büyük bir devletti Ali için
    Peygamber yatağında yatmak
    Ne bulunmaz bir servetti
    Seni örten yorganda sabahlamak
    Ve ne paha biçilmez hazineydi
    Başına koyduğun yastığa baş koymak
    Yerden bir avuç toprak alıp
    Savurmuştun kapıdan çıkarken yeryüzüne
    Dönüp de arkana bile bakmadan
    Doğduğun topraklara veda ettin.
    Gidişin güzelliklerle geri dönmenin
    Çağlar ötesi muştusuydu sanki
    Hüzünler bile giderken hüzünlendi kahrından
    Ağladı günlerce arkandan Ya Resul
    Kederler yasa boğuldu gözyaşlarını döktü
    Bulutlar kahrından unuttular
    Rahmet yüklü yağmurlara gebe olduğunu

    Ölüm bile kendi cenazesine ağlamamıştı
    Bugüne kadar
    Görmemişti yeryüzü böyle bir acımasızlığı
    Bugüne dek
    Dayanabilir miydi buna insanlardaki bu yürek
    Elbette dayanacaklardı çünkü sen farklıydın
    Alemlere rahmettin dostlarına sabretmeyi öğrettin
    Zulümleri güllerle yok ettin
    Çileleri sabırla tükettin
    Ve dönmüştün bir gün dostlarınla hep beraber
    Büyük bir zaferle kan dökmeden
    Şehirlerin anası olan canım Mekke’ye

    Bir beyaz gülle gelmiştim huzuruna
    Çok uzaklardan Ya Resul
    Buram buram kokun geldi kabrinin önünden geçerken
    Gülün gül kokan gül kokularının üstüne Ey Nebi
    Tertemiz yüreğinden güller yürüdü üzerime
    Gül yağdı vadilere, gül yağdı ormanlara
    Gül yağdı Mekke’ye, gül yağdı Medine’ye
    Gül yağdı Şam’a, gül yağdı Vatanıma
    Gül yağdı İstanbul’a, gül yağdı Bursa’ma
    Ve güller yağdı ömrümüzün baharına ve yazına Ya Resul
    Gül koktu tomurcuk tomurcuk her kelime ve her hece
    Ve bundan böyle hep gül kokacak Ya Resul
    Her doğan gündüz ve her gelen gece...



    Bediüzzaman'dan VECİZE SÖZLER.

    Şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise; hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir. Lem'alar - 331


    .


    Hakikat Damlaları
    Laubali arkadaşlar ve gayr-i ciddi ortamlar insan için en büyük tehlike sayılmalıdır





    BAHŞİŞ

    Yaşlı adam delikanlının cebine birşeyler bırakırken; “Allah senden razı olsun evlâdım. Bu ihtiyarı yeniden doğmuş gibi sevindirdin. Şu ufak hediyemi alırsan, daha da sevindireceksin!” dedi.
    Delikanlı, yapmış olduğu iyiliğin makbule geçeceğini daha işin başındayken biliyordu. Yol kenarında ağlayan 4-5 yaşlarındaki çocuğun kaybolduğunu anlamış ve onun nereden geldiğini soruşturduktan sonra, bir taksiye bindirip evine getirmişti.
    Fakat delikanlı, aradığı evi bulduğunda büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Yol boyunca hayalinde canlandırdığı yüzme havuzlu ve uydu antenli villanın yerine, karşısında derme çatma bir gecekondu duruyordu. Üstelik kapıyı da çocuğun dedesi açmış ve torununa hasretle sarıldıktan sonra, cebine birkaç kuruş bırakmıştı.
    Delikanlı, sohbet sırasında çocuğun anne ve babasının kaza sonucunda vefât ettiğini öğrenmiş ve yaşlı adamın bir ara ağlamasından istifade ederek cebine konulanları kontrol etmeyi becermişti. Üç-beş tane bozuk para, koskoca ceket cebinin köşesini bile doldurmuyordu. Evin hâline bakılırsa, yaşlı adam oldukça fakirdi. Ama hiç olmazsa taksi parasını karşılayacak kadar bir bahşiş veremez miydi insan?
    Delikanlının yüklü bir hediyeyle “yolunu bulma” hayalleri yıkılmış ve içinde bir şeyler kıpırdanmaya başlamıştı. Anlaşılan tahammül edilemeyecek derecede cimri bir ihtiyar ile karşı karşıyaydı ve ona mutlaka bir ders vermesi gerekiyordu. Yaşlı adamın yüzüne dik dik bakarken cebindeki bozuklukları avuçladı ve çocuğun ayakları dibine fırlatarak; “Git de kendine oyuncak al ufaklık! Böylelikle cömertlik nedir öğrenmiş olursun!” dedi.
    Yavrucak paraları topladığında, delikanlının gözleri yerinden çıkacak gibi oldu. Çünkü, çocuğun küçük avuçlarında, dört-beş tane altın lira parıldıyordu... Cüneyd Süâvi (Hayatın İçinden)

  3. #3
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 21.06.06
    Mesajlar: 1.994
    Teşekkür ve Beğeni


    EV İÇİN - EVDEKİ TEHLİKELER


    Evinizi yangına karşı muhafâza için, elektrikli âletlere veyâ yanıcı maddelere çok dikkat etmek lazımdır. Bunları şöyle sıralayabilirliz:
     Gaz ve elektrik kaçıran fırın,
     Prizde unutulmuş ütü,
     Benzin cinsinden temizleyici,
     Unutulmuş yanar sigara,
     Çok tel sarılmış elektrik sigortası,
     Toprak hattı olmayan prizler,
     Yanık bırakılmış elektrik sobası,
     Gaz kaçıran tüplü şofben,
     Elektrik kaçıran çamaşır makinası,
     Açık unutulmuş televizyon,
     Yanar hâlde bırakılan şofben,
     Kâğıt veyâ plastikten abajurlar,
     Yanar hâlde bırakılmış mum,
     Elektrik kaçıran diğer cihazlar.







Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •