İSLÂM'DA YÖNETİM NİZAMI

Efdaliyeti (Üstünlüğü) Gerektiren Şartlar

Buraya kadar saydığımız yedi şart "Hilâfet sözleşmesinin" geçerli olabilmesi için Halife adayında aranan şartlardı. Bu yedi şart dışında sözleşmenin geçerliliği için herhangi bir şart yoktur. Kitap ve sünnetçe belirlenmiş diğer şartlar ise ancak efdaliyet (üstünlük) şartlarıdır. Herhangi bir şartın Halife’de mutlaka bulunması gereken bir şart olabilmesi için kesin talep ifade eden bir karine taşıması gerekir. Eğer delil kesin bir talep ifade etmiyorsa in’ikad şartı değil, ancak efdaliyet şartı olabilir.

Bu yedi şart dışında açık ve kesin bir talep içeren bir delile rastlanmamıştır. Ancak kesin talep içermeyen dolayısı ile efdaliyet şartı olan sahih deliller de vardır.

Mesela müctehit olması şart koşulmaz. Zira bu hususta bir nass yoktur. Görevi şer’î hükümleri uygulamak olan Halife’nin içtihat etmesi gerekmez. Bir meselenin hükmünü bir başka müctehide sorabilir. Bir müctehidi taklid edebilir. Ve bu taklide dayanarak hükümleri benimseyebilir. Bu nedenle Halife’nin müctehid olması şart değildir. Bununla birlikte müctehid olması elbette ki dahi iyidir. Müctehid olmasa bile Hilâfet akdi sahihtir

Halife’nin yiğit ve cesur olması, siyasi olaylar ve uygulamalar noktasında fikir ve tedbir sahibi olması hakkında sahih bir hadis bulunmadığından dolayı Halifelik sözleşmesinin yapılması için şart değildir. Ancak Halife tüm bu sayılan özellikleri taşırsa tabi ki tercihe şayan olacaktır.

Halife’nin Kureyş’ten olması meselesi de in’ikad şartlarından değildir. Muaviye’den rivayet edilen hadise gelince dedi ki: Rasul (s.a.v.)'den şunu söylerken işittim: "Bu iş (devlet başkanlığı) Kureyş'de olacaktır. Onlar İslâm’ı dosdoğru uyguladıkça bu konuda onlara kim düşmanlık ederse Allah onu yüz üstü süründürür, rezil eder.” [1]

İbn Ömer'den gelen bir diğer rivayette Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Onlardan iki kişi kaldığı sürece bu iş onlar arasındadır.” [2]

Yönetim işini Kureyş'lilere veren ve Rasulullah (s.a.v.)'e isnadı sahih olan bu ve benzeri hadisler işlerin idaresinin Kureyş'e ait olduğunu haber sigası ile bildiriyorlar. Bu hadislerden hiç biri emir kipi ile gelmemiştir. Haber kipi her ne kadar talep ifade etse de Onu pekiştirecek bir karine ile birleşmedikçe o delile kesin ve bağlayıcı bir talep olarak itibar edilmez. İmamların Kureyş'ten olması konusunda da talebi kesinleştiren hiç bir karine herhangi bir sahih rivayette geçmemiştir. O halde bu tür hadisler ümmet konusundaki farzları değil mendupları belirleyen hadislerdir. Dolayısı ile Kureyş'ten olma şartı da in'ikad şartı değil efdaliyet şartıdır.

Rasulullah (s.a.v.)'den Muaviye kanalı ile rivayet edilen hadiste geçen, "Kim onlara düşmanlık ederse Allah onu yüzüstü süründürür rezil eder" ibaresinin anlamı ise, imama düşmanlık etmeyi yasaklamaktadır. Yoksa "Bu iş Kureyşliler arasındadır" ifadesini destekleyen bir anlamın karinesi değildir. Bu hadis yönetim işinin onlar arasında olacağını açıklayan ve onlara düşmanlık yapmayı nehyeden bir hadistir. Hadisteki Kureyş kelimesi bir sıfat değil isimdir. Usul ilmindeki terminolojide bu tür kullanımlar "lakap" olarak adlandırılır. İsim yani "lakap" mefhumu ile kesin olarak amel edilmez. Çünkü ismin yani lakabın belli bir mefhumu yoktur. Bu sebeple Kureyş ifadesinin nass ile belirtilmesi bu işin Kureyş’ten başkasına verilmeyeceği anlamına gelmez. Rasulullah (s.a.v.)'in "Bu iş Kureyş’tedir", "Bu iş Kureyş’te devam eder" gibi sözleri yöneticiliğin Kureyş’in dışında olamayacağı ya da olması doğru olmaz anlamlarına gelmez. Netice itibarı ile bu tür ibareler yönetimin Kureyş'in dışında olmasına engel değildir. Aksine bu işin başkalarında da olması sahihtir anlamını ifade eder. O halde bu şart, akit şartı değil efdaliyet şartıdır.

Diğer taraftan Rasulullah (s.a.v.) Abdullah b. Revaha, Zeyd b. Harise ve Üsame b. Zeyd'i emir olarak tayin etmiştir. Bunların hiçbiri Kureyşli değildir. Öyleyse Rasulullah (s.a.v.) Kureyş'li olmayanları da emir olarak görevlendirmiştir. Hadiste geçen "el-emr" kelimesi "valayet-i Emir" yani yönetim yetkisi anlamına gelir. Yoksa bu kelime yalnızca Halifelik anlamında kullanılan bir nass değildir. Ayrıca Rasulullah (s.a.v.)'in Kureyşli olmayanları yönetimin başına getirmesi bu işin Kureyşlilere münhasır ve Kureyşlilerin dışındakilerinin Halifeliğini yasaklayıcı olmadığının delilidir. Buna göre hadis-i şerifler; Kureyşlilerden bir kısmının Halifeliğe ehil olduklarını belirtmekle, Halifeliğin yalnızca onlara ait olduğunu ve onların dışında olanlarla Hilâfet sözleşmesinin yapılamayacağını belirtmek maksadıyla değil daha faziletli olduklarını vurgulamak için söylenmiştir.

Aynı şekilde Halife'nin Haşim oğullarından yahut Ali oğullarından olması da Halifelik şartlarından değildir. Zira bu aileler dışındaki kişileri de Nebî (s.a.v.) yönetici olarak tayin etmiştir. Tebük'e giderken Medine' de Muhammed b. Mesleme'yi yerine vali olarak bırakmıştır. Muhammed b. Mesleme ise ne Haşimi'dir ne de Ali oğullarındandır. Yemen'e Muaz b. Cebel'i ve Amr b. As'ı vali yaptı. Bunların her ikisi de Haşim oğullarından veya Ali oğullarından değildi.

Müslümanların ve Ali (r.a.)'ın Haşim oğullarından olmayan Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a bey’atları da kesin delillerle sabittir. Tüm sahabe bu bey’atlar karşısında sükut ettiği gibi, içlerinden biri dahi çıkıp Haşim ya da Ali oğullarından olmadıklarından dolayı bu bey’atlara itiraz etmemiş, bize de böyle bir rivayet ulaşmamıştır. Bu sükut; içlerinde Ali, İbn Abbas ve diğer Haşimoğullarının bulunduğu sahabeler tarafından Haşim ve Ali oğulları dışında olanların da Halife olabileceğine dair bir sahabe icmasıdır. Ancak Ali efendimiz (r.a.) ve Ehli beytin faziletini beyan eden hadisler ise onların faziletine delalet etmektedir. Halifelik akdi için Halife’nin onlardan olmasının şart olduğuna delalet etmemektedir.

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz. Yukarıda işaret edilen yedi şartın dışında Halife’nin belirlenmesinde etken olacak herhangi başka bir şartın bulunduğuna dair bir delile rastlanmamıştır. Şer'an Müslümanlardan istenen Halife adayının Halife olabilmek için bu yedi şartı taşımasıdır. Bu aşamadan sonra Halife adaylarından en efdal olanın seçilmesi istenir. Seçilen kişinin Halifeliği ise ancak kendisinde in'ikad (sözleşme) şartları var ise kesinleşir. Seçilen kişide sözleşme şartları dışında efdaliyet şartlarının da bulunması tercih sebebidir. Ancak efdaliyet şartlarının eksikliği Halifeliği düşürmez.



[1] Buhari, 3239; Daremi, 2409
[2] Buhari, 3240, 6607