TALAK
Allah (s.a.v.) evlenmeyi meşru kıldığı gibi boşanmayı da meşru kılmıştır. Boşanmanın meşruluğu kitap, sünnet ve sahabenin icmaı ile sabittir. Kitaptan delil Yüce Allah'ın şu sözleridir:

"Boşanma ikidir. İyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak." Başka bir delil:

"Ey Nebi! Kadınları boşadığınız zaman onları iddetine göre boşayın."

Sünnete gelince: Ömer İbn Hattab'tan şöyle rivayet olunur: "Rasulullah Hafsa'yı boşadı; sonra onu, geri aldı." Abdullah İbni Ömer şöyle buyurur: "Benim bir hanımım vardı; ben onu seviyordum; ancak babam ondan hoşlanmıyordu. Onu boşamamı istedi. Ben boşamadım. Durumu Rasulullah'a ilettim. O da boşamamı emretti; ben de boşadım." Sahabe, talakın meşruluğu hakkında icma etmiştir.

Boşanma; nikah akdinin çözülmesidir. Yani evlilik bağlarının koparılmasıdır. Boşanmanın caizliği hakkında herhangi bir şer’î illet yoktur. Helal olması ile ilgili olarak gelen; Kur'an'a ve hadise ait nasslar herhangi bir illeti içermemektedirler. Boşanma helaldir; çünkü, Şeriat onu helal kılmıştır. Şeriatın helal kılması dışında boşanmanın herhangi bir nedeni yoktur. Şer'i boşanma üç talakla olur. Birinci talaktan sonra ikinci talakın gerçekleşmesi. Şayet bir talakla boşarsa bir talak geçerli olur. Bu durumda iddet süresi içerisinde yeni bir akde gerek kalmadan erkeğin, karısına dönmesi caizdir. Şayet karısını ikinci bir talak ile boşamışsa, iki talak gerçekleşmiş olur. Bu durumda da yeni bir nikah akdi yapmasına gerek kalmaksızın karısına dönebilir. Her iki durumda da iddet süresi içerisinde karısına dönmediği takdirde bain gerçekleşmiş ve "beynuneti suğra" durumu hasıl olmuş olur. Dolayısıyla yeni bir nikah akdi ve mehir vermeden karısına dönmesi caiz değildir. Bir üçüncü kez karısını boşarsa artık üç talak gerçekleşmiş ve "beynuneti kübra" ile ondan boşanmış olur. Boşadığı kadın, bir başka erkekle evlenmedikçe, aralarında cinsi münasebet vuku bulmadıkça, daha sonra bu koca da kadını boşayıp iddetini doldurmadıkça tekrar evlenmesi caiz olmaz. Allah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

"Talak ikidir. Ondan sonrası ya dönüp iyilikle tutmak veya dönmeyip güzellikle salıvermektir. Onlara verdiğinizden bir şeyi geri almanız sizlere helal değildir. Meğer, erkekle kadın Allah'ın hududunu ikame edemeyeceklerinden korkmuş olalar. Eğer siz de, onların Allah'ın hududunu ikame edemeyeceklerinden korkarsanız, o halde fidye vermelerinde bir vebal yoktur. Bunlar Allah'ın hududur. Onları aşmayın. Kim Allah'ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. Şayet erkek eşini bir daha (ücüncü kez) boşarsa; artık ondan sonra kadın, bir başka kocaya nikahlanıp varıncaya kadar ona helal olmaz. Şayet bu koca da onu boşar ve onlar Allah'ın hududunu ikame edeceklerini zannederlerse tekrar birbirlerine dönmelerinde her ikisi için de bir günah yoktur. Bunlar Allah'ın hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyor." Bu ayetlerde Allah-u Teâla, Müslümanlara nasıl boşanmaları gerektiğini öğretmiş ve şöyle buyurmuştur: "Boşanma ikidir" Sonra onları, karılarını güzellikle ellerinde tutmaları, üzerlerine düşen görevleri yapmaları ile güzellikle salıvermeleri arasında serbest bırakmıştır. Sonra şöyle buyurmuştur:

"Şayet erkek eşini bir daha (ücüncü kez) boşarsa; artık ondan sonra kadın, başka bir kocaya nikahlanıp varıncaya kadar ona helal olmaz." Yani daha önce boşadığı iki boşamanın dışında bir üçücü defa daha boşarsa karısı bir başkası ile evlenmedikçe karısına tekrar dönmesi helal olmaz. Ardından aytin devamında şöyle buyurmaktadır:

"...Şayet bu koca da onu boşar ve onlar Allah'ın hududunu ikame edeceklerini zannederlerse tekrar birbirlerine dönmelerinde her ikisi için de bir günah yoktur." Yani ikinci kocası da kadını boşarsa birinci kocanın yeni bir nikah akdi ve mehir ile karısına tekrar dönmesi helal olur. “onu boşarsa” kelimesinin faili ayette yer alan en yakın faile aittir. Buna göre ayetteki fail; "bir başka kocaya" kelimesidir, yani ikinci kocadır. "Tekrar dönerlerse" kelimesinin faili ise ilk kocadır. Yani eşlerden her birinin evlilikle arkadaşına dönmesinde bir engel yoktur. Tüm bu açıklamalara göre erkek kadın üzerinde üç talak hakkına sahiptir. İlk iki talak sonucu karısına tekrar dönebilir. Ancak üçüncü talaktan sonra, karısı bir başka erkekle evlenip ardından da boşanmadıkça tekrar dönemez.

Boşanma hakkı, erkeğe ait bir haktır. Kadının böyle bir hakkı yoktur. Çünkü, kadının sahibi erkektir. Talakın neden erkeğin yetkisinde olduğunun nedeni yüce Allah'ın bunu böylece belirlemiş olmasıdır. Şeriatta bunun illeti yoktur; illetlendirilemez de. Evet, evlenmede ve boşanmada, evlilik hayatının başlangıcında, dilediğini seçmekte yani erkeğin kadını, kadının da erkeği seçme konusunuda her ikisi de eşit seviyede seçim hakkına sahiptirler. Her ikisi de sevdiği kimse ile evlenebilmekte ve istemediği kimse ile de evlenmemekte tamamen serbesttirler. Ama, ne zaman ki fiilen akid gerçekleşirse ailenin liderliği erkeğe verilir; erkek, evin idaresinde söz sahibi olan kişi olur. Elbetteki bu durumda talak hakkının erkeğin elinde olması da kaçınılmaz bir durum haline gelecektir. Çünkü erkek ailenin reisidir, evin tüm sorumlulukları kocanın üzerindedir. Evlilik bağını çözme yetkisinin de yalnızca erkeğin elinde olması gereklidir. Yetki sorumluluk ölçüsünde olduğuna göre erkek ve kadının aralarını ayırma hakkı da gücü elinde bulunduran kimseye ait olacaktır. Bu durum, bir vakıa tesbitidir. Şer'i hüküm için, bir illet değildir. Çünkü, şer'i bir hükmün illetinin de şer'i nasslarda yer alan şer'i bir illet olması gerekir.

Boşama hakkının yalnızca erkeğin elinde bulunması, kadının boşanma isteğinde bulunamayacağı, ayrılıkla ilgili konuları konuşamayacağı anlamına gelmemektedir. Bununla vurgulanmak istenen husus, herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, hiçbir durum ve şartla kayıtlı olmaksızın asıl ve mutlak olarak boşama hakının erkeğe ait bir hak olduğudur. Hatta, bir sebep olmaksızın da boşayabilir. Fakat, kadın da kendisini boşayabilir. Şeriatın işaret ettiği muayyen durumlarda kendisi ile erkek arasında ayrılık konuları gündeme gelebilir. Aşağıdaki hallerin vuku bulması durumunda şeriat kadının nikah akdini feshetmesini mübah kılmıştır:

1. Erkek, boşama hakkını kadının eline bıraktığı zaman. Bu durumdaki bir kadın yalnızca kendisinin sahip olduğu hak gereğince kendisini boşayabilir ve şöyle der: "Ben kendimi kocam falandan boşadım" veya kocasının yüzüne hitaben; "kendimi senden boşadım" Ancak kadın şunları söyleyemez: "seni boşadım", "sen boşsun." Çünkü boşanma işlemi, erkek üzerinde değil kadın üzerinde gerçekleşmektedir. Boşanma olayı kadın tarafından gerçekleşmiş olsa dahi bu durum değişmez. Erkeğin boşama hakkını kadına vermesi caizdir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) bu hususta eşlerini serbest bırakmıştır. Bu konuda Sahabe de icma etmiştir.

2. Erkekte cinsi ilişkiye engel olan; erkeklik uzvunun kısa olması, er bezlerinin ezilmiş veya çıkarılmış olması gibi bir hastalığın bulunması. Eğer kadında bu türden hastalıklar yoksa nikahın feshedilmesi talebinde bulunabilir. Hakim, erkekte bu türden bir rahatsızlığın varlığını tesbit ederse erkeğe bir yıl süre verir. Bir yıllık süre içerisinde değişiklik olmazsa kadının isteği doğrultusunda nikah akti feshedilir. Rivayet edilir ki İbnu el Münzir bir kadınla evlenir, kendisi hünsadır. Ömer: “Ona haber verdin mi?” der. El-Münzir: “Hayır.” Ömer: “Ona haber ver ve onu serbest bırak.” Yine rivayet edildiğine göre Ömer uzvun küçük olması nedeniyle birleşme yapamayan kimseye bir yıl süre tayin etmiştir. Şayet kocanın erkeklik organı kesikse, erkek felçli ise kadın dilediğini yapmakta serbesttir. Bu durumdaki bir kadına beklemesi için süre tanınmaz. Çünkü erkeğin cinsi ilişkide bulunmasından ümit kesilmiştir, beklemenin bir anlamı yoktur.

3. Şayet kadın, izdivaçtan önce veya sonra erkeğin; cüzzam, alacalık ileti, zührevi (frengi) hastalıklar ve verem gibi zarara uğramadan bir arada bulunmaları mümkün olmayan türden hastalıklardan birisine yakalandığını görürse veya bu hastalıklar ortaya çıkarsa; mahkemeye giderek kacasından ayrılma isteğinde bulunabilir. Mahkeme tarafından erkekte bu hastalıkların bulunduğu tesbit edilir ve belli bir müddet içerisinde erkeğin bu hastalıklardan kurtulması da imkansızsa kadının isteği yerine getirilir. Bu durumda ki bir kadın evliliği devam ettirip ettirmemekte tamamen serbesttir. Kadının tercihi devamlıdır; zamana bağlı değildir. Muvatta'da şöyle yazar: İmam Malik Said ibni Müseyyeb'in şöyle dediğini bildirir: "Kendisinde delilik veya zararlı bir hastalık bulunan bir erkekle evlenen bir kadın, dilerse evliliğini devam ettirir, dilerse ondan ayrılır." “Bir erkek, bir kadınla evlense, erkek hasta veya deli olursa kadın serbesttir. İsterse boşanır, isterse bekler."

4. Nikah akdinden sonra erkek delirirse, aralarını ayırması için kadın mahkemeye müracaat edebilir. Kâdı, bu istemi bir yıl bekletebilir. Şayet delilik, bu müddet içinde gitmezse ve kadın da ayrılmakta ısrar ederse, yukarıdaki Muvatta hadisi gereğince kâdı onları ayırır.

5. Erkek, uzak veya yakın bir yere gidip kaybolur, kendisinden de haber alınamazsa ve bu arada kadın nafaka temininde güçlük çekerse, bütün arama çabalarından sonra kadın boşanma talebinde bulunabilir. Bunu Rasulullah (s.a.v.)'ın bir kadının eşine şöyle demesinden anlıyoruz: "Ya benim karnımı doyur ya da beni ayır." Bu hadise göre kadının karnını doyuramaması ayrılmak için bir illet sayılmaktadır..

6. Koca, zengin olmasına rağmen kadının nafakasını karşılamaktan imtina ederse, kadın da hangi yoldan olursa olsun erkeğin malına ulaşmaya imkan bulamazsa, kadının boşanma talebinde bulunma hakkı vardır. Bu durumda kâdı, bekletmeksizin kadının talebini hemen yerine getirmelidir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Hanımın senin ailendendir. (Bakmakla yükümlü olduğun kimseler arasında yer alır) Der ki: Ya benim karnımı doyur ya da beni ayır." Ömer (r.a.) hanımlarından uzaklaşan erkekler hakkında yazdığı bir yazıda onlara; karılarının nafakalarını karşılamalarını aksi takdirde boşamalarını emretti. Sahabe bu durumu bildiği ve buna karşı çıkmadığı için bu hususta aynı zamanda sahabenin icmaı da vardır.

7. İki eş arasında çetin çatışma, anlaşmazlık çıkarsa kadının boşanma talebinde bulunma hakkı vardır. Bu durumda kâdı’nın, hem erkeğin hem de kadının ailesinden bir hakem tayin etmesi gerekir. Aile meclisi her iki tarafın da şikayetlerini dinler; aralarını ıslah etmek için gayret sarfeder. Aralarının bulunması mümkün olmazsa bu meclis uygun gördüğü bir şekilde aralarını ayırır. Bu konuda Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Şayet aralarındaki tartışmadan korkarsanız, kadın tarafından bir hakem, erkek tarafından bir hakem seçiniz. Şayet, ikisi sulh isterlerse Allah aralarını uzlaştırır."

Yakarıda saydığımız durumların ilkinde şeriat kadına kendini boşama hakkını, diğerlerinde ise boşanma talebinde bulunma hakkını vermiştir. Bu durumlar incelendiği zaman Şari’nin kadına, evlilik hayatında eşinin arkadaşı olarak baktığı görülmektedir. Evde olan tüm sıkıntılar, dertler hem kadını hem erkeği ilgilendirir. Evde, kadının karşılaştığı bir sıkıntı söz konusu olursa bundan kurutulabilme hakkına sahip olması, dolayısıyla evlilik bağını çözmesi kaçınılmazdır. Mutlu bir evlilik yaşantısının gerçekleşememesi durumunda Şari, kadını, erkeği beklemeye mecbur tutmamıştır. Mutlu bir evlilik hayatının veya düzenli cinsi ilişkilerin imkansız olduğu durumlarda Şari, nikah aktini feshetmesini kadına mübah kılmıştır.

Bundan anlaşılıyor ki, Allah (c.c.) boşanmayı erkeğin eline vermiştir. Çünkü o, kadına karşı güçlüdür ve bir bütün olarak evinden sorumludur. Mutsuz bir evliliğin devam etmemesi için kadın ise nikahı bozma hakkına sahiptir. Mutluluk ve sükunet yeri olan ev mutsuzluk ve geçimsizlik yeri olmasın.

Boşanmanın meşru oluşunun illeti konusunda şer'i nassların herhangi bir illet belirtmediğini söyledik. Lakin talakın meşruluğu, evlilik açısından talakın meşruluk keyfiyeti ve neleri gerektirdiği hakkında birtakım açıklamalar yapmak mümkündür. Evlenme gerçeğine bakıldığı zaman, bu işin aile kurumunu oluşturmak ve bu ailede mutlu bir aile ortamını sağlamak için var olduğunu görürüz. Oluşturulan evlilik hayatında mutluluğu tehdid eden bir durum söz konusu olursa ve bu durum evlilik hayatını çekilmez bir seviyeye getirmişse, karı kacadan her birinin evlilik hayatını sona erdiren bir yola başvurmaları kaçınılmazdır. Tarafların birbirlerinden hoşlanmamalarına rağmen veya birinin diğerinden hoşlanmamasına evlilik bağının devam etmesi doğru değildir. İşte bunun için Allah (c.c.), boşanmayı meşru kılmış ve şöyle demiştir:

"Boşanma ikidir; iyilikle tutmak veya güzellikle terk etmek." Böylece evdeki çekişme kalkıp gidecek, insanlar arasındaki mutluluk devam edecektir. Tarafların huylarının uyuşmaması veya evlilik hayatlarını bozacak bir durum hasıl olursa, evde mutlu bir aile ortamının tekrar oluşturulabilmesi için birinin diğerine bir fırsat tanıması gereklidir. Zira İslâm sadece şikayetlenmeyi, homurdanmayı ve hoşlanmamayı boşanma için yeterli sebep olarak kabul etmemektedir. Bilakis her ikisine de birbirlerine karşı iyilikle davranmalarını emrediyor. Sonucunda bir başka hayra neden olabileceği umuduyla hoşlanılmayan bazı hususlara tahammül etmeye teşvik ediyor. Bu hususta yüce Allah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

"Onlara iyilikle muamele edin, şayet hoşlanmazsanız bir şeyde Allah çok hayır yaratmıştır." Allah (c.c.) erkeklere kadınların geçimsizliklerine karşı boşanmadan daha hafif yöntemleri kullanmalarını emrederek şöyle buyurmaktadır:

"Geçimsizlik yapmasından korktuğunuz kadınlara nasihat edin; onları yatakta yalnız bırakın ve onları dövün."

Bu ayette belirtildiği üzere, evli çiftler arasında söz konusu olan sorunu boşanmaya yol açmadan çözmek üzere kadının geçimsizliğini gidermek için, yumuşak olan ve olmayan bir takım yolların kullanmasını erkeğe emretmektedir. Şayet, iyilikle muamele ve diğer şiddetli vesileler fayda vermiyor, hoşnutsuzluk ve kırgınlık artıyorsa, münakaşa çetin bir hal alıyorsa, buna rağmen İslâm ikinci çare olarak boşanmayı getirmiyor; durumu her ikisinin ehlinden kişilerle halletmeyi, aralarının ıslah edilmesini emrediyor:

"Şayet ikisinin arasındaki şikaktan (tartışmadan) korkuyorsanız, bir hakem kadının, bir hakem de erkeğin ehlinden seçin. Şayet hayır dilerlerse Allah aralarını yumuşatır. Allah Alim ve Habirdir."

Hakem tayin edilmesine rağmen aralarındaki hoşnutsuzluk giderilemiyorsa, tüm girişimlere rağmen evlilik hayatının devam etmesine hiçbir imkan kalmamış demektir. Çünkü aralarında ancak boşanma ile çözülebilecek psikolojik sorunun varlığı söz konsudur. Belki başka mutlu eşler bulurlar, belki de bu düğüm boşanma ile çözüme kavuşur. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Şayet ikisi ayrılırlarsa Allah onlara genişlik verir. Allah Vasi ve Hakimdir."

Ancak boşanmada da ikisine bir fırsat tanınmaktadır. Bu boşanma kesin bir ayrılık değildir. Zira birinci veya ikinci boşanma olayından sonra karı-kocanın nefislerinde evlilik hayatına tekrar dönme yönünde bir istek bulunabilir. Bu nedenle birinci boşanmadan sonra taraflar ikinci defa birbirlerine dönmek isteyebilirler. Yine ikinci boşanmadan sonra bir üçüncü defa daha birbirlerine dönmek isteyebilirler. Buradan hareketle şeriatın talakı üç defa ile sınırlandırdığını ve bunu Yüce Allah (s.a.v.)'ın ayette şöylece belirttiğini görmekteyiz:

"Talak iki defadır; iyilikle tutma ve güzellikle bırakma." Ta ki eşlerin tekrar birbirlerine dönebilmelerine, nefislerinde olanı terketmelerine imkan tanınmış olsun. Göğüslerde yerleşik bir halde bulunan Allah korkusuna dönebilsinler. Evlilik hayatında elde ettikleri tecrübeleri belki bir kez daha kullanabilirler. Böylece daha önceden bir türlü elde edemedikleri mutlu bir evlilik hayatını yeniden yakalama fırsatını bulabilirler. Bu nedenle İslâm’ın, birinci ve ikinci boşamadan sonra erkeğin karısına tekrar dönmesini mübah kıldığını görmekteyiz. Aynı zamanda eşlere, bu arada meseleyi daha ciddi bir şekilde ele almalarını gerektirecek düşünme fırsatını vermiş oluyor. Zira boşanma olayında ara zamanlar üç hayız dönemi ile yani yaklaşık üç aylık bir süre ile sınırlıdır. Bu süre içerisinde boşadığı kadının nafakasını temin etmek, barındırmak erkeğin üzerine vaciptir. Erkek, iddetini tamalayıncaya kadar kadının evinen dışarı çıkmasını yasaklar. Bu yasaklama, kalplerin tekrar birbirlerine ısınması, nefislerin sıkıntıdan arınmasını sağlamak içindir. Böylece onların birbirlerine tekrar dönmeleri, yepyeni temiz bir hayatın başlaması için bir yol bulunmuş olur. Bu konuda Kur'an'da çok açık ve net tavsiyeler yer almaktadır:

"Şayet, kadınlarınızı boşarsanız ve müddetleri biterse, onları iyilikle tutun veya iyilikle bırakın. Haddi aşarak zorla tutmayın. Kim böyle yaparsa nefsine zulüm etmiştir."

Bütün bu yollar ve çareler etkin olmazsa, birinci ve ikinci boşanmadan sonra bir üçüncüsü gerçekleşirse artık işler iyice çıkmaza girmiş, çüzümsüzleşmiş, aralarındaki düşmanlık, anlaşmazlık iyice kökleşmiş demektir. Artık bu durumdan sonra tekrar geri dönmenin bir anlamı yoktur. Dolayısıyla kesin ayrılığın gerçekleşmesi ve yeni bir hayatın başlatılması kaçınılmazdır. Başarısız denemelerden sonra yeni bir deneme yapmaya gerek yoktur. Bu nedenledir ki üçüncüsü kesin boşanmadır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Onu boşarsa, başka bir erkekle evlenmedikçe onunla evlenemez." Bu ayete göre üçüncü boşamadan sonra erkeğin karısına tekrar dönebilmesi şarta bağlanmış bulunmaktadır. Bu şarta göre kadın, bir başka erkekle evlenip onunla gerdeğe girmek mecburiyetindedir.

"Ta ki sen onun balcağızından o da senin balcağızından tadıncaya kadar hayır" şeklinde rivayet edilen hadiste olduğu gibi evliliğin tam anlamıyla gerçekleşmiş olması şarttır. Boşanan kadın bir başka erkekle doğal bir evlilik tecrübesi yaşarsa ve bu ikinci evlilikte de rahatı ve huzuru bulamazsa, ardından da kadın ile ikinci koca arasında ayrılık söz konusu olursa kadının birinci kocasıyla tekrar evlenebilmesi imkanı ortaya çıkar. Çünkü kadın, bir başka erkekle evlilik hayatını yaşamış ancak anlaşamadıkları için evlilikleri ayrılıkla son bulmuştur. Bu durumda ister döner isterse devam eder. Şari, üç talak ile boşandıktan sonra evlendiği ikinci kocadan da boşanan kadının ilk kocasına dönmesini mübah kılmakta ve şöyle buyurmaktadır:

"Şayet erkek eşini bir daha (ücüncü kez) boşarsa; artık ondan sonra kadın, başka bir kocaya nikahlanıp varıncaya kadar ona helal olmaz." Aynı ayette bu ifadeden sonra hemen şu ifade yer almaktadır: "Eğer onu boşarsa" yani ikinci koca da boşarsa: "her ikisi için de bir günah yoktur" yani birinci koca ile ikinci defa evlendiği erkekten boşanan kadın için bir günah yoktur. "tekrar birbirlerine dönmelerinde" yani her birinin dönmesinde.

Buraya kadar anlattıklarımız boşanmanın teşrii niteliğini göstermektedir. Böylece boşanma ve boşanma olayının nasıl gerçekleşebileceği hususundaki teşrii hükümler ve bundan kaynaklanan hikmetler ortaya çıkmış bulunmaktadır. Zira evlilik hayatını dikkatlice inceleyen kimse bunun, mutlu bir evliliği tesis etmek için var olduğunu görecektir. Evlilik hayatını başlatan bireyler bu mutluluğu kaybettiklerinde ve tekrar kazanmalarından da ümit kesildiğinde artık ayrılık kaçınılmaz bir hal alır. Bu nedenle Allah (s.a.v.)’ın koyduğu şeriat, açıkladığımız şekilde boşanma hükmüne yer vermektedir.