BİRİNCİ AKABE BİATI

Nihayet ikinci hacc mevsimi geldiğinde Medine ehlinden oniki kişi panayıra geldiler. Onlar ve Nebî (sas) Akabe'de buluştular. Resulullah (sas)'e biat ettiler. Bu, Birinci Akabe biatıydı. Onlar bu biatla; “Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina yapmamak, çocuklarını öldürmemek, iftira etmemek, herhangi bir iyilik hususunda ona âsi olmamak” hususunda Resulullah'a biatta bulundular. Buna karşılık Resulullah da onlara, eğer ahidlerinde/sözlerinde dururlarsa Cennet olduğunu eğer bu sözlerinden bir şeyi örtbas ederlerse işlerinin Allah'a ait olduğu, dilerse azab dilerse af edeceğini vaad etti. Onlar biatı yaptıktan sonra hacc mevsimi sona erince Medine'ye geri döndüler.

İSLAM DEVLETİ

MEDİNE'DE DAVET

İbn İshak dedi ki: “Medine’den gelen topluluk ayrıldıktan sonra, Allah Rasulü onlarla birlikte Mus’ab b. Umeyr’i gönderdi. Ve ona onlara Kur’an okumasını, İslâm’ı öğretmesini ve onları dinde fakih kılmasını emretti. Mus’ab, Medine’de “okutucu” olarak isimlendirildi. O, Es’ad b. Zürare’nin evine geldi. Mus'ab (ra), insanların evlerine, kabilelerine gidiyor onları İslâm'a davet ediyor, onlara Kur'an okuyordu. Bir ve iki kişi müslüman olunca, İslâm açığa çıktı. Ve İslâm, Evsullah'ın evleri dışında Ensar'ın bütün evlerinde yayıldı. O Evsullah denilen kabile ise şunlardır : Hatme, Vâil ve Vakıfdır.

Mus'ab (ra), onlara Kur'an okuyor ve öğretiyordu. Mus'ab (ra), onlarla Cuma namazı kılmak için kendisine izin vermesi için Resulullah'a mektub yazdı. Resulullah (sas), ona izin verdi ve yazdı ki:

"Yahudilerin Cumartesi (haftalık tatilleri) hazırlıklarına başladıkları gün (yani Cuma günü) güneş tepe noktasından eğilmeye başladığında müslümanlara topluca iki rekat namaz kıldır ve onlara hutbe oku."

Mus'ab b. Umeyr (ra), Sa'd b. Hayseme'nin evinde 12 kişilik bir cemaat halinde Cuma namazı kıldırdı. "Onlar için o gün koyundan başka bir kurbanlık yoktu." Nitekim o, İslâm'da ilk Cuma namazı kıldırandı.

Mus'ab (ra), Medine'de insanlara gidip onları İslâm'a davet etmek ve onlara İslâm'ı öğretmekte devam ediyordu. Ve bir gün Es'ad b. Zurâre, Mus'ab b. Ümeyr ile Benî Abdul-Eşhel ve Benî Zafer’in bölgelerini kastederek yola çıktılar. Sa'd b. Muaz, Es'ad b. Zürâre'nin teyzesinin oğluydu. Onunla birlikte Benî Zafer'in bahçelerinden bir bahçeye girdi. O bahçe Bi'r-ı Merak denilen bir su kuyusunun yanındaydı. O ikisi bahçeye girip oturdular. Eslem kabilesinden bir gurup da onların yanlarında toplandılar.

O zaman Sa'd b. Muaz ve Useyd b. Hudayr, Benî Abdil Eşhel'den olan kavimlerinin efendisi idiler. Her ikisi de kavminin dini üzere müşrik idiler. Bu olayı işittikleri zaman Sa'd b. Muaz, Useyd b. Hudayr'e dedi ki: "Ben karışmam, bölgemize zayıflarımızı ifsad etmek için gelmiş olan o iki kişiye git ve onları men et ki bize gelmesinler. Çünkü bilindiği gibi şayet Es'ad b. Zürâre akrabam olmasaydı senin yerine onu ben kovardım. O, benim teyzemin oğludur. Ona karşı gelmeye kendimde cesaret bulamıyorum."

Bunun üzerine Useyd b. Hudayr mızrağını aldı sonra onlara gitti. Es'ad b. Zürâre onu görünce Mus'ab b. Umeyr'e şöyle dedi: "İşte bu, kavminin efendisidir, sana gelmektedir. Onun hakkında doğru olanı yerine getir." Mus'ab dedi ki: "Eğer oturursa onunla konuşurum." Useyd, söverek önlerinde durdu ve şöyle dedi: "Sizi bize getiren nedir ki zayıflarımızı ifsad ediyorsunuz? Eğer sağ kalmaya ihtiyacınız varsa bizden ayrılıp gidiniz." Bu sırada Mus'ab ona dedi ki: "Oturup da dinlemez misin? Eğer razı olursan kabul edersin, hoşuna gitmezse bırakırsın." Useyd, "Haklısın" dedi. Sonra mızrağını yere saplayıp onların yanına oturdu. Böylece Mus'ab ona İslâm'dan bahsetti, Kur'an okudu.

(Her ikisinden rivayet edildiğine göre), onlar dediler ki: "Vallahi, yüzünün aydınlığından ve yumuşamasından dolayı o konuşmadan önce yüzünden müslüman olduğunu anladık." Sonra o; "Bu ne güzel bir sözmüş! Bu dine girmek istediğiniz zaman ne yaparsınız?" dedi. Onlar da ona şöyle dediler: "Gusledersin, paklanırsın (temizlenirsin), elbiseni de temizlersin, sonra iki rekat namaz kılarsın." Bunun üzerine o da kalktı, gusül abdesti aldı, elbiselerini temizledi, Hak şahadetiyle şahadet getirdi, iki rekat namaz kıldı, sonra onlara şöyle dedi: "Arkamda bir adam var ki, eğer o size tâbi olursa onun kavminden hiç bir kimse ondan ayrılmaz. Ve onu şimdi size göndereceğim. O, Sa'd b. Muaz'dır." Sonra mızrağını aldı, Sa'd ve kavminin yanına gitti. Onlar meclislerinde oturmakta idiler.

Sa'd b. Muaz dönüşünde ona baktığı zaman şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, Useyd sizin yanınızdan gittiği yüzden başka bir yüzle size gelmiştir." O meclise (toplantı yerine) geldiğinde Sa'd ona dedi ki: "Ne yaptın?" O da dedi ki: "O iki adamla konuştum, vallahi onlarda bir sakınca görmedim. Ben onları nehyettim. Onlar istediğinizi yaparız dediler. Bana haber verildi ki; Benî Hârîse, sana hakaret için Es'ad b. Zürâre'yi öldürmeye çıkmışlardı. Çünkü onlar biliyorlar ki o senin teyzenin oğludur. Neticede sana verdikleri sözü bozup ihanet edecekler." Bunun üzerine Sa'd gazablanarak süratle kalktı. O, Benî Hârîse'nin haberinden korktu ve sinirli olarak eline süngüyü aldı. Useyd'e, "Vallahi senden faydalı bir şey görmedim" dedi.

Sonra Mus'ab ile Es'ad'a gitmek üzere yola çıktı. Sa'd onları emniyetli bir vaziyette görünce; Useyd'in kendisinin onları dinlemesini (yani onu müslüman ettirmek istediğini) anladı. Söverek önlerinde durdu. Sonra Es'ad b. Zürâre'ye dedi ki: "Ey Ebu Ümâme, vallahi şayet aramızda akrabalık olmasaydı, bunu benden kurtaramazdın. İstemediğimiz şeyi evlerimize mi sokacaksınız?" Sa'd gelmeden Es'ad b. Zürâre, Mus'ab b. Umeyr'e şöyle demişti: "Ey Mus'ab, vallahi sana kavmisinin efendisi geliyor. Eğer o, sana tabi olursa hiç kimse sana tabi olmaktan geri kalmaz." Sa'd gelince Mus'ab ona şöyle dedi: "Oturup da dinler misin? Dinleyince hoşuna giderse kabul edersin. Hoşuna gitmezse senin kerih gördüğün şeyi senden uzaklaştırırız." Sa'd, "Haklısın" dedi, sonra süngüsünü yere sapladı ve oturdu. Mus'ab ona İslâm'ı tanıttı ve Kur'an okudu.

Dediler ki; "Vallahi, o kendisi konuşmadan önce yüzünden müslüman olduğunu anladık. Çünkü, yüzü nurlanmış ve yumuşamıştı." Daha sonra Sa'd onlara dedi ki: "Müslüman olup bu dine girdiğiniz zaman ne yaparsınız?" Onlar dediler ki: "Gusül abdesti alırsın, temizlenirsin ve elbiseni de temizlersin, Hak şahadetini getirirsin, sonra iki rekat namaz kılarsın." O da kalktı; gusül abdesti aldı, elbisesini temizledi, Hak şahadetini getirdi, iki rekat namaz kıldı. Sonra süngüsünü aldı ve kavminin meclisine gitmeye kasd ederek dönüp gitti. Onunla birlikte Useyd b. Hudayr de gitti.

Kavmi onu dönerken gördüğünde şöyle dediler: "Allah'a yemin ederiz ki, Sa'd yanınızdan gittiği yüzden başka bir yüzle dönmüştür." O, kavminin yanına geldiğinde şöyle dedi: "Ey Benî Abdül Eşhel, beni içinizde nasıl bilirsiniz?" Dediler ki: "Sen bizim efendimizsin, lütûfkârımızsın ve reyce bizim en üstünümüzsün, temsilcilik yönünden en uğurlumuzsun." O dedi ki: "Sizler Allah'a ve O'nun Resulü'ne iman etmeden küçük büyük hiç birinizle konuşmayacağım." Mus'ab ve Es'ad dediler ki: "Vallahi, Benî Abdül Eşhel evlerinde müslüman olmayan hiç bir erkek ve kadın kalmadı."

Mus'ab, Es'ad b. Zürâre'nin evine döndü. Mus'ab, orada insanları İslâm'a davet ederek kaldı. Ta ki, Ensar'ın evlerinden erkek ve kadın müslüman olmayan hiç bir ev kalmadı.

Mus'ab (ra) Medine'de Evs ve Hazreç arasında bir sene geçirdi. O, bu dönem içinde onlara dinlerini öğretiyordu. Ve Allah'ın davasına Kelimetül Hak'ka (Hak'kın kelimesine) yardımın artmasını sevinçle görüyordu. Mus'ab (ra), Allah'ın davetini kendilerine tebliğ edebilmek için, insanlara ulaşabilmek gayretiyle kapı kapı dolaşıyordu. Tarlalara gidiyordu ki, orada çalışan ziraatçılara ulaşsın ve onları İslâm'a davet etsin. O, kavimlerin efendileriyle karşılaşıyor ve onları Allah'ın dinine davet ediyordu. Es'ad b. Zürâre ile, insanlara ulaşmak ve onlara Hak'kın sesini duyurmak için vesileler bulup kullandıkları gibi daima maksatlı hareket halinde oluyordu. Ta ki, o bir sene içerisinde insanların fikirlerini cahiliyye putperestliği ve yanlış duygu ve anlayıştan Tevhid ve imana ve İslâm'ı anlayış ve duygulara çevirmeye muktedir oldu. Öyle ki, o duygu ve fikirle insanlar şirkten hoşlanmıyor, ölçü ve tartıda haksızlık yapmaktan nefret ediyorlardı.

İşte Mus'ab (ra)'ın faaliyetleri böyle idi. Onunla birlikte müslüman olanların, bir sene içinde Medine'yi şirk halinden İslâm haline çeviren faaliyetleri bu idi.





Takiyyuddin En-Nebhani