Allah Rasulü (sav) şöyle dedi: “Allah (cc)’ın bulunmasını dilediği müddet, içinizde nübüvvet (peygamberlik) olacaktır. Onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldırır. Sonra nübüvvet metodu üzere HİLÂFET olacaktır. Allah (cc)’ın dilediği kadar kalacak, dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı (zalim) yöneticiler olacaktır. Allah’ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra zorba yöneticiler olacaktır. Allah’ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. SONRA NÜBÜVVET METODU ÜZERE HİLÂFET OLACAKTIR.” (Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680)
İSLAM DEVLETİ
MUKADDİME
Bu çağda yaşayan insanlar, İslâm'ı tam tatbik eden İslâm Devleti'ni idrak etmedi. Bu insanlar, batılıların saldırılarıyla ortadan kaldırılan İslâm Devleti'nin (Osmanlı Devleti'nin) son zamanlarında yaşadılar. Onlar, İslâm Devleti'nin sonlarına doğru İslâmî yönetimin ancak kalıntılarını gördüler. Onun için İslâmî yönetimin suretini zihinlerinde, hafızalarında canlandırarak vakıaya hakim kılan müslümana rastlamak zordur. Zira genellikle İslâm'ın yönetimini ancak, İslâm topraklarının tamamında hakim olan fasid (çürük) demokratik nizamlarda gördüğü ölçü içerisinde tasavvur edebilmektedirler. Zor olan şey, sadece bu değil. Bununla birlikte, batı kültürünün etkisinde olan bu zihniyetlerin ortadan kaldırılmasında daha da çok zorluk vardır. Bu batı kültürü, batının İslâm Devleti’ne karşı kullandığı meşhur silahıdır. O, bu silahı ile İslâm Devleti'nin hayat damarını mızrakladı. Yine o, bu silahı ile İslâm Devleti'nin çocuklarının annelerini öldürüp kanını akıttığı halde gelip onlara kibirlenerek şöyle dedi: "Ben, size kötü bakımından, kötü terbiyesinden dolayı öldürülmeye müstehak olmuş olan ihtiyar annenizi öldürdüm. Ben, size bendeki terbiyeyi (nizamı), sunuyorum ki; onunla hayatın zevkini, daimi mutluluğunu tadın..." Böylece onlar, katil ile tokalaşmak için ellerini ona uzattılar. Halbuki onun silahı, daha annelerinin kanıyla kanlı duruyordu...

Batı, müslümanlara sırtlanların takdiğini uyguladı. (Hikaye edildiği gibi "Sırtlan, ne zaman ki avını tesbit ederse (korkaklığından dolayı hemen avının üzerine gitmez de bir taktik uygulayarak) onu unutur gibi terk eder, ta ki avı onun yanına kendisi gelsin. Daha sonra avını ani bir darbe ile yakalar. Av, ancak kendi kanını görünce uykudan uyanır. Fakat geç kalmıştır. Daha sonra sırtlan, avını vadinin dibine götürür ve onu orada yer."

Batı kültürünün tesirinde kalan zihniyet sahipleri de bir gün; onların asıl devleti olan İslâm Devleti'ni ortadan kaldıranın Batının bu zehirli silahı (kültürü) olduğunu görerek anlarlar ki; onların hayatlarını ve varlıklarını ortadan kaldıran da aynı şeydir. Yani bırakmamak için daima sıkı sıkıya tutundukları o batı kültürü ve mefhumları, fikirleridir. Onların taşıdıkları bu fikirlerden, kavmiyetçilik, dini devletten ayırmak ve İslâm'ı tekzip eden görüşler ve benzeri batı kültürünün onlara taşıdığı bir kısım zehirlerdir.

Bu "İslâm Devleti" isimli kitabın "misyonerlik saldırısı" bölümü (ki hepsi de hakikatlardır) bize canî katili göstermektedir. Bizi, onu bu cinayeti işlemeye götürün sebebe vakıf kılmaktadır. Yine bize; öldürülenin lehine hükmettirecek vesileleri göstermektedir. Muhakkak ki sebeb, İslâm'ın yok olmasını kasd etmektedir. Bunun için en önemli vesile de misyonerlik saldırısı ile beraber gelen o batı kültürüdür.

Müslümanlar sömürgeci ile harb etmeye meylettikleri halde, bu kültürün tehlikesine gafil kalmışlardır. Onların sömürülmelerinin sebebi, o kültür olmasına ve sömürgecinin onların ülkelerinde sömürüsünü o kültürle sürdürmesine rağmen, müslümanlar ondan onun kültürünü almaya başladılar. Bundan sonra da baktılar ki; manzaraları ne kadar bozuk, çelişik, düşük ve gülünçtür.. Daha sonra onlar bu yabancıyla sırtlarını çevirip onunla çarpışmayı arzu ettiler. Fakat buna rağmen hâlâ onun öldürücü zehirini iki eliyle alıp zorla içmek için ona ellerini arkadan uzatıyorlar. Böylece onun öldürücü, helâk edici ellerine düşüyorlar. Zira o, müslümanların cihad yapmalarını ve şehid düşmelerini cahilce yapılan işlerden sayıyor ve onları küçümsüyor, cahil yerine koyuyor. İşte, batının böylesi öldürücü ellerinde kaldıkları müddetçe müslümanlar için ancak gaflet ve dalâletle yere düşmek vardır.

Müslümanlardan bazı batı külütürünün tesirinde kalmış zihniyete sahip olanlar, ne istiyorlar? Onlar, İslâmî olmayan esas üzerine kurulmuş bir devlet mi? Yoksa İslâm beldelerinde çeşitli devletler mi istiyorlar? Nitekim Batı, işler onun eline düşeli, ipler onun eline geçeliden beri İslâm'ı yönetimden uzaklaştırmak, müslümanların topraklarını parçalamak ve müslümanları basit iktidarcıklarıyla uyuşturmak için hazırladığı planını gerçekleştirmek maksadıyla onlara bir çok devletçikler verdi. Nitekim çok geçmeden onları daha da saptırmak ve parçalamak için zaman zaman öylesi devletçiklerin sayısını artırdı. Onlar, onun ideolojisini ve mefhumlarını taşımaya devam ettikçe o, onlara daha fazlasını vermeye hazırdır. Çünkü, böylece onlar ona tabi olmuş durumdadırlar.

Muhakkak ki asıl mesele, çeşitli devletler kurmak değildir. Fakat asıl mesele, İslâm aleminin tamamında bir tek devlet kurmaktır. Asıl mesele, herhangi bir devlet ya da Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyen fakat ismi İslâm olan bir devlet de kurmak değildir. Hatta asıl mesele, İslâm'ı "fikri liderlik" olarak taşımaksızın sadece İslâmî kanunlarla hükmeden ve "İslâm" olarak isimlendirilen bir devlet kurmak da değildir. Evet, muhakkak ki asıl mesele, böylesi bir devlet kurmak değildir. İslâm akidesinden fışkıran İslâmî hayatı yeniden başlatacak, İslâm'ı topluma tamamen tatbik edecek ve İslâm'ı nefislere ve akıllara işledikten sonra İslâm Davetini aleme taşıyacak olan bir devlet kurmaktır asıl mesele...

İslâm Devleti; hayalden, rüya görmekten, sayıklamaktan ibaret değildir. Çünkü o, 13 asır boyunca tarihin her tarafını tamamen kaplamıştır. Bu, bir hakikattır. İslâm Devleti, geçmişte böyle idi yakın bir zaman içinde yine öyle olacaktır. Çünkü onun var oluş faktörleri, kötürüm kimsenin onu inkâr etmesinden ya da onu yıkmak için hazırladığı kuvvetten daha kuvvetlidir. Zira artık günümüzde aydın akıllar onunla dolmaktadır. Çünkü o, İslâm'ın izzetine susamış İslâm ümmetinin arzusu, ideali durumundadır...

İslâm Devleti, heva ve hevesten kaynaklanan bir arzu değildir. Bilâkis o, müslümanlar üzerine Allah'ın kıldığı bir farzdır. Allah, müslümanlara onu kurmalarını emretti. Eğer onlar muktedir oldukları halde, bu farzın edasını geciktirirlerse, Allah onlara azabının var olduğunu bildirdi. Müslümanlar, izzetin; Allah, Rasulü ve mü’minlere ait olmadığı beldelerde yaşamakla Rablerini nasıl razı edebilirler? Onlar; ordular techiz edecek, İslâm'ın surlarını koruyacak, Allah'ın koyduğu hadleri uygulayacak, Allah'ın indirdikleriyle hükmedecek bir devlet kurmadıkları halde, Allah'ın azabından nasıl kurtulabilirler?!...

Bunun için, müslümanların İslâm Devleti'ni kurmaları katiyetle zaruridir.. Zira, devlet olmadıkça İslâm'ın etkin varlığı yok demektir. Çünkü, müslümanların beldeleri, oralarda İslâm Devleti hakim olmadıkça "Dâr-ül İslâm" yani "İslâm Ülkesi" olarak itibar edilmezler..

Bununla beraber; İslâm Devleti’ne ulaşmanın yolu öyle kolay değildir. Şöyle ki; fert ya da partilerin başkanlar tayin edilmesi, bakanlıkların oluşturulması ve devletin başına o bakanların getirilmesi ile öyle kolayca kuruluverilebilecek bir devlet değildir, İslâm Devleti.. Zira onun yolu dikenlerle örtülü, tehlikelerle çevrili, engellerle ve zorluklarla doludur. Kültürün gayri İslâmî oluşunun getirdiği zorlukları, sathi/yüzeysel düşünmenin, fikrî seviyenin düşüklüğünün getirdiği engelleri, Batıya boyun büken hükümetlerin oluşturduğu tehlikeleri anmak yeterlidir...

İslâm Devleti'ni kurmak için İslâm Daveti yolunda yürüyenler, İslâm beldelerinde yeniden İslâmî hayatı başlatmanın yolunu açmak ve İslâm Davetini aleme taşımak için iktidara ulaşmaya çalışıyorlar. Onun için her ne kadar güzel, cazip rütbe ve makamlar da olsa onların kısmî iktidarı kabul etmediklerini, İslâm'ı tamamen tatbik etme imkânı vermedikçe, onların kâmil iktidarı da kabul etmediklerini görürsün...

Bu "İslâm Devleti" kitabına gelince; bununla, İslâm Devleti'nin tarihini yazmak kastdilmiyor. Kast edilen; insanlara Resulullah (sas)'in İslâm Devleti'ni nasıl kurduğunu, sömürgeci kâfirin İslâm Devleti'ni nasıl yıktığını, zulümatın karanlığında doğru yolu gösterecek, nuru aleme geri getirmek için müslümanların İslâm Devleti'ni nasıl kurmaları gerektiğini göstermektir.