DAR-UL İSLÂM NASIL KURULUR ?
Şimdi şeran yapılması istenen ameli sınırlandırmaya ve Daru'l İslâm’ı kurmak için takip edilmesi gereken aşamalara dönüyoruz.

Konuyu iki kısma ayırarak incelememiz yerinde olacaktır.

Birinci kısımda Rasul (s.a.v.)'in "değiştirme"deki metodunu ele alacağız.

Diğer kısımda da Rasul (s.a.v.)'in metodunu ortaya koyduktan sonra bu farziyeti yüklenen cemaat veya hizbin "değiştirme" ameliyesindeki metodunu tespit edeceğiz.




Rasulullah (s.a.v.) Zamanında Kültürlendirme Dönemi




Muhammed (s.a.v.), Rasul olarak görevlendirilir görevlendirilmez insanları İslâm'a davet etmeye başladı. Bir kısım insanlar ona inandı, bir kısmı da onu inkar etti, ona inanmadı. İslâm’ın adı Mekke'de yayılıncaya kadar insanlarla konuşmasını sürdürdü. Rasul (s.a.v.) başlangıçta insanları evlerinde ziyaret ederek onları İslâm'a davet etti. Allahu Teâla'nın: “Ey örtüye bürünen! Kalk ve uyar.!” ayeti gereğince Mekke'de insanları İslâm’a açıktan açığa davet ediyor ve onları bu dinin esaslarına bağlı olarak kitleleştirip gizlice örgütlüyordu. Bunun içindir ki ashabı kendi kavmi ve kabileleri içinde namazlarını gizleyerek kılıyorlardı. Rasul (s.a.v.) yeni dine girenlere Kur'an öğretecek birilerini gönderiyordu. Meselâ; Hattab'ın kızı Zeynep ve eşi Sa'd'e Kur'an öğretmek için Habbab b. Eret'i gönderiyordu. Öyle ki bu çabalarla efendimiz Ömer (r.a.) Müslüman oldu. Rasul (s.a.v.) müminleri kitleleştirmek için Erkam'ın evini merkez edinmişti. Erkam'ın evini bu yeni davetin medresesi haline getirmişti. Çünkü orada onlara Kur'an okuyor onu anlayıp kavramalarına yardımcı oluyordu. Rasul (s.a.v.) çalışmasını, kendisiyle beraber olan müminleri kitleleştirmesini ve eğitmesini, Erkam b. Ebi’l Erkam'ın evinde, Allah'ın; “Emrolunduğun şeye, kafalarını çatlatırcasına davet et...” şeklinde emrinin inzaline kadar gizli tutmaya saklamaya devam etti.

Bu işe başladığında insanlarda bu daveti kabul etmeye yatkın olanları davet ediyor, davet ettiklerinin yaşlarına, makamlarına, cinsiyetlerine ve soylarına bakmıyordu. Çoğu genç olmak üzere muhtelif çevre ve mahallelerden, erkeklerden ve kadınlardan, zengin ve fakir, kuvvetli ve zayıf olmalarına bakmaksızın kırk küsur kişiyi kendisiyle beraber Daru'l Erkam'da kitle haline getirip örgütlemişti. Bu hal dinini açığa vurmakla emrolunduğu zamana kadar devam etti.

İşte bu sahabe topluluğu kültürlerinde İslâm kültürü ile olgunlaştılar, düşünüş biçimleri İslâmi düşünüş biçimi, nefsiyetleri de İslâmi nefsiyet oldu. Yetiştirdiği bu kitlenin tüm toplumu karşısına cephe alacak güce, kuvvete ulaştığından emin olan Allah'ın Rasulü, Allah'ın kitlesini açığa çıkarma emri geldiğinde onları açığa çıkardı.

Aslında İslâm'a davet işi, bi'setin ilk gününden itibaren açıktan yürütülmüştür. Yani Mekke'deki insanlar Muhammed (s.a.v.)'in ashabını kitle haline getirip onları itaatı altına koyduğunu ve Müslümanların yeni dini yüklenip omuzlamak için kitleleşmelerini insanlardan gizlediklerini biliyorlardı. Onların bu bilgileri, yeni daveti hissetmelerini, nerede toplandıklarını bilmeseler de mü'minlerin varlığını duymalarını sağlamıştır. Gerçek şu ki; Rasul (s.a.v.)'in İslâm’ı açıktan açığa ilan etmesi yeni bir şey değildir. Yeni olan şey Rasul (s.a.v.)'in hazırladığı mü'minlerden müteşekkil kitlenin ortaya çıkmasıdır.

Rasul (s.a.v.)'e Allahu Teâla'nın;

“Emrolunduğun şeye, kafaları çatlarcasına davet et, müşriklerden yüz çevir, Allah'la birlikte başka ilahlar edinip seninle alay edenlere karşı biz sana yeteriz. Onlar yakında (işin hakikatini) bilecekler.” şeklindeki sözü indiğinde, Rasul (s.a.v.) İslâm'a daveti açığa vurdu. Böylece gizlenme döneminden ilan etme dönemine geçilmiş oldu. Daveti kabule istidadı olanlara ulaşma döneminden bütün topluma hitap etme dönemine geçildi. İman ve küfür arasında çatışma, İslâm'ın sahih fikirleri ile küfrün bozuk fikirleri arasında şiddetli sürtüşmeler başladı. İkinci merhale olan toplumla kaynaşma ve düşmanla yüz yüze gelme dönemi başladı. Bütün asırlarda tahammülü en zor şiddetli merhale budur. Bu merhalede Rasul (s.a.v.)'in evi taşlandı. Ebu Leheb'in karısı olan Ümmü Cemile, Rasul (s.a.v.)’in evinin önüne pislik attığında Rasul (s.a.v.) sadece onun attığı pislikleri yoldan uzaklaştırmakla yetiniyordu. Putlara kesilen koyun işkembesini Ebu Cehil'in, üzerine atması ancak onun davetteki ısrarını ve sabrını artırıyordu. Müslümanlar tehdit ediliyor, ceza ve cefaya maruz kalıyorlardı. Her kabile içlerinde Müslüman olanlara işkence çektirip, onları dinlerinden döndürme konusunda acımasızca davranıyorlardı. İşte Bilal! İşte Ammar! Ve onun babası ve annesi (r.a.) ve daha bir çoğu tahammül ve sabır timsali şahsiyetler...

Kâfirler başlangıçta Rasulullah (s.a.v.)'in davetini Ruhban ve hikmetli sözler söyleyen Hukeman’ın işi gibi bir şey zannettiklerinden pek ilgilenmediler. İnsanların eninde sonunda atalarının dinlerine döneceklerini zannettikleri için Rasul (s.a.v.)'in davetine ciddi bir şekilde engel olmadılar. Allah'ın Rasulü’nün onların meclislerine uğradığında: "Abdulmuttalib'in torunu, gökten haber alıp konuşuyormuş!" deyip geçiyorlardı. Fakat Rasul (s.a.v.) onların ilahlarından söz ederek onlara çatmaya başladığında, onu düşman kabul ederek hep beraber ona karşı çıkıp onunla mücadele etme konusunda fikir birliğine vardılar.

Onun Nübüvvet iddiasını yalanlamak onu küçük düşürmek istiyorlardı. Bunun için de alay ederek küçük düşürücü sözler sarf ederek böyle bir üslupla ondan mucize getirmesini istiyor, şöyle diyorlardı: "Muhammed'e ne oluyor ki Safa ve Merve tepelerini altına dönüştürmüyor! Veya ona gökten yazılmış bir kitap inmiyor! Neden Cibril ona yardım etmiyor! Neden ölüleri diriltmiyor! Düşmanca inatları böyle uzayıp gidiyordu. Rasul (s.a.v.) de insanları Rablerine çağırmaya devam ediyordu. Onu davetten alıkoymak için ona tabi olanlara kuru iftiraya, bühtan ve yaygaralara, eziyet ve işkencenin bütün yollarına baş vurdular. Ancak bütün bunlar Rasul (s.a.v.)'in Allah'ın ipine sımsıkı sarılıp tutunmasını artırmaktan başka bir işe yaramadı. O gittikçe daha fazla aşkla şevkle Allah'a çağırmaya davet etti.

Rasul (s.a.v.)'e ait haberler, maruz kaldığı eziyetlere karşı gösterdiği tahammül ve davet ettiği şeyle alakalı bilgiler kabileler arasında yayıldıkça yayıldı. Yarımadada İslâm kendi adından söz ettirerek yayıldı. Gelen giden atlılar süvariler, ondan konuşup haberlerini getirip götürüyorlardı. Haram ayları dışında Müslümanların insanlarla kaynaşıp onlarla konuşma şansları yoktu. Zira Rasul (s.a.v.) de bu aylarda Kâbe'ye gelerek Arapları Allah'ın dinine davet ediyor, sevap karşılığında onları cennetle müjdeliyor, günahlarından dolayı onları cehennemle uyarıyordu.




Rasulullah (s.a.v.) Zamanında Kaynaşma Dönemi

Islm'a Davet - DAR-UL SLM NASIL KURULUR ?