DELİL OLMADIĞI HALDE DELİL SANILANLAR
4-Mesalihi Mürsele:
Bazı imamlar ve müçtehitler maslahata Şer’î delil olarak itibar etmişlerdir. Maslahatı üç kısma ayırıyorlar. Zira şöyle diyorlar:

“Maslahat, Şeriatın onamasına göre üç kısımdır:

1-Şeriat, onu itibar ederek onamıştır. Dolayısıyla o hüccettir. Meydana gelmesi, nâssın ma’kulundan/akledilişinden ve icmâdan hüküm çıkarmak olan kıyasa bağlıdır.

2-Şeriatın batıl oluşunu onadığı husustur. Bu, âlimlerden birisinin halifelerden birisine, her ramazan günü oruçlu iken cima etmesi üzerine, kesintisiz ardarda iki ay oruç tutması gerektiğini söylemesi gibidir. O halifenin mâli durumu elverişli olduğu halde ona köle azad etmesini emretmemesinden dolayı o âlime itiraz edilince şöyle demiştir: “Ona öyle emretseydim, şehvetinin gereğini yerine getirmeye engel teşkil etmek hususunda köle azad etmeyi küçümseyerek ona kolay gelirdi. Onu bundan engellemek için kefaret orucunun vacib kılınmasında maslahat vardır.” Bu söz, Sünnetin nâssına muhalif olması nedeni ile batıldır. Çünkü Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem ramazanda oruçlu iken hanımı ile cinsî münasebette bulunduğunu söyleyen bir Araba şöyle demiştir: فأعتق رقبة قال ليس عندي قال صُمْ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ قَالَ لا أُستطيع قَالَ أَطْعِمْ سِتِّينَ مِسْكِينًا “Bir köle azad et. Dedi ki; ‘Bende yok’. Rasul dedi ki; İki ay ardarda kesintisiz oruç tut. Dedi ki; ‘Yapamam.’ Rasul dedi ki; Altmış miskine yemek ver.”[1] Bu hadiste tertibe dair kuvvetli bir delâlet vardır.

3-Şeriattan belirli bir nâssın hem batıl oluşunu hem de itibar edilmesini onamadığı maslahattır. İşte buna “mesalihi mürsele” denir.” Dediler ki:

“Maslahat, okuma yazmanın öğrenilmesi gibi belirli bir nâss ile bizzat gelmişse veya her çeşit marufun emredilmesi ve bütün münker çeşitlerinin nehyedilmesi gibi çeşidinin itibarını Şeriatın onayladığına dair genel bir nâss ile gelmişse, işte bu iki durumda o maslahat mesalihi mürseleden sayılmaz. Çünkü o zaman maslahat kıyasa bağlı olur. Fakat mesalihi mürsele, delilden kopuk olandır. Yani hakkında bir delil bulunmayandır. Fakat o, Şeriatın maslahatların sağlanması ve zararların giderilmesi için gelmiş olması genelliğinden alınmıştır.”

Dolayısıyla onlara göre; “Mesalihi mürsele; bizzat kendisinin ya da çeşidinin itibar edilmesine dair Şeriatta bir nâssın geçmediği bir maslahattır. Dolayısıyla o, delilden uzak yani kopuktur. Fakat ona itibar edilmesine, Şeriatın nâssları küllî şekilde delâlet etmiştir. Böylece bir olay ve benzeri durumlarda Şer’î nâss olmadığında Şer’î hükümler mesalihi mürsele esasına bina edilirler. Dolayısıyla maslahat delil olmaktadır. Bununla fakih, kendisinde baskın bir maslahat olan her amelin, Şer’an talep edilmiş olduğuna –buna delâlet eden özel bir Şer’î nâssa gereksinim duymaksızın- hükmedebilir.”

Fakat onlar, Şer’î maslahatlar ile Şer’î olmayan maslahatları birbirisinden ayırt etmişlerdir. Şöyle demektedirler:

“Delil olmaya uygun olan maslahatlar, Şeriatın maksatlarıyla uyumlu olan maslahatlardır. Şeriatın öncelikli maksadı, beş zaruriyetin rükünlerinin korunmasıdır. Onlar da; Dinin korunması, canın korunması, aklın korunması, malın korunması ve neslin korunmasıdır. Nitekim ilahi Şeriatlar bu beş rüknün saygınlığının ve korunmasının vacib oluşunda ittifak etmişlerdir. Bunlardan diğer maslahatlar çıkar ve akıl onun maslahat olduğunu anlar. Böylece onun maslahat oluşunun aklın takdirine göre olması Şer’î delil olmaktadır. Zira Şeriatın maslahatlarına götüren ve o maksatların gerçekleşmesine yardımcı olan her şey, maslahattır. Maslahat hakkında, kıyasa muhalif olması şart koşulmaz. Bilakis kıyasa muhalif de olabilir, orijinal Şer’î delil de olabilir.”

Mesalihi mürseleyi savunanlar, onu kati olmayan Şer’î nâssları tahsis eden saymaktadırlar. Mesela; Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle diyor: الْبَيِّنَةَ عَلَى الْمُدَّعِي وَالْيَمِينَ عَلَى الْمُدَّعَى عَلَيْهِ “Beyyine/ispat vasıtası delili iddia eden getirir.”[2] Mesalihi mürseleyi savunanlara göre; bir kişi başka birisinde malı olduğunu iddia eder ispatlamaktan aciz olursa, iddia edilenden yemin etmesi talep edilir. İddia edilen ile iddia eden arasında bir arkadaşlık olmadıkça iddia edilene yemin ettirmeyi uygun bulmazlar. Ta ki sefihler, faziletlilere karşı cüretkâr olmasınlar, zira bu onları yalan iddia ile mahkemelere akın etmelerini sağlar. Böylece mesalihi mürseleyi Kitap ve Sünnet gibi bizzat asıl sayıyorlar, hatta onu, nâssı katî olmadığında Kitap ve Sünneti tahsis eden kılıyorlar.

Onlar Şeriatın hükümlerinde mutlaka maslahat getirdiğine karar vermişlerdir. O maslahat nâssla gelmişse bilinir, nâssla bilinmezse, Şeriattaki genel nâsslar ile talebi bilinir. Onlara göre; “Müçtehit bununla; içerisinde zararı olmayan ya da yararı zararından daha büyük olan bir maslahat olan her amelin, özel bir şahide/delile gereksinim duymaksızın talep edilen olduğuna hükmedebilir. İçerisinde maslahat değil de zarar olan veya kötülüğü yararından daha büyük olan bir hususun, özel bir nâssa gereksinim duymaksızın nehyedilmiş olduğuna hükmedebilir.”
SLM AHSYET / DELL OLMADII HALDE DELL SANILANLAR