İKİNCİ DELİL: SÜNNET
Sünnet; lügatte yol demektir. Şeriatta ise; bazen Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’den nafile olarak nakledilen ibadetlerin isimlendirilmesinde, bazen de Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’den sadır olan söz, fiil ve takrire isim olarak kullanılır.

Şer’î deliller hakkında konuşulurken Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in sözü, fiili ve takrirlerine “Sünnet” denir. Bunların hepsi Sünnettir. Bunların tamamı vahiydendir.

Zira Allah’u Teâla şöyle buyurdu: وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى (3) إِنْ هُوَ إِلا وَحْيٌ يُوحَى “O, kendi hevasından bir söz söylemez. O, kendisine bildirilen vahiyden başkası değildir.”[1] قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ “De ki, ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.”[2]



Kur'an’a Göre Sünnetin Konumu:

Sünnet; Efendimiz Muhammed SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in nübüvvetine ve risaletine dair kesin delilden dolayı Şer’î delildir. Muhammed SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in kendi hevasından değil de kendisine vahy edileni konuştuğuna ve yaptığı uyarıların ancak kendisine Allah’tan gelen vahiy olduğunu gösteren hem sübutu hem de delâleti katî delil olduğundan dolayı da Şer’î delildir.

Ancak Sünnetteki vahiy Sünnetin lafızlarını değil ancak anlamını kapsamaktadır. Allah, Rasulü’ne o anlamları vahyetmiş, o da bu vahyi kendisinden bir lafızla veya fiille veya takrir ile yani sükût ile ifade etmiştir.

Sünnet, aralarında herhangi bir fark olmaksızın Kitap gibi bir delildir. Bunun nedeni de, Kur'an’ın delil oluşuna dair kesin delil getirildiği gibi Sünnetin delil oluşuna da kesin delil getirilmiş olmasıdır.

Delili, Kitap ile sınırlandırmak İslâm’a karşı çıkanların/saldıranların görüşüdür.

Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا “Rasul size ne verdi ise alın, sizi neden nehyettiyse ondan sakının.”[3] مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “Rasule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.”[4] فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Rasul’ün emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitne veya elim bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.”[5] وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ “Mü’min bir erkek ve kadın için Allah ve Rasulü bir işte hükmettiğinde o işlerinden dolayı onlara bir seçenek yoktur.”[6] فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا “Hayır, Rabbine yemin olsun ki, aralarında çıkan bir ihtilafta seni hakem kılmadıkça ve senin verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”[7] فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ “Bir hususta ihtilafa düşerseniz onu Allah’a ve Rasulü’ne götürün.”[8]

Vefatından sonra bir işi Allah’ın Rasulü’ne götürmek, onun Sünnetine götürmektir.

Allah’u Teala şöyle buyurdu: أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ “Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin.”[9] قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمْ اللَّهُ “Deki; Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”[10]

Bu; sübutu ve delâleti katî nâsslar; Kur'an’ın alınması gibi Sünnetin de alınmasının vacibiyetine ve Sünneti inkâr edenin kesin olarak kâfir olduğuna dair gayet açık delillerdir. Böylece aralarında herhangi bir fark olmaksızın Kur'an’ın alınması gibi Sünnetin de delil olarak alınması farz olmaktadır.

“Yanımızda Allah’ın Kitabı var, onu alırız” denmesi caiz değildir. Çünkü bu ifadeden Sünnetin terki anlaşılabilir. Bilakis Sünnetin Kur'an’la birleştirilmesi, birbirinden ayrılmaması zorunludur.

Nitekim Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem Hadisinde bu konuya dikkat çekmiştir ve şöyle buyurmuştur: يُوشِكُ الرَّجُلُ مُتَّكِئًا عَلَى أَرِيكَتِهِ يُحَدَّثُ بِحَدِيثٍ مِنْ حَدِيثِي فَيَقُولُ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ مَا وَجَدْنَا فِيهِ مِنْ حَلالٍ اسْتَحْلَلْنَاهُ وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ مِنْ حَرَامٍ حَرَّمْنَاهُ أَلا وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِثْلُ مَا حَرَّمَ اللَّهُ “İleride sizden bir adam koltuğuna yaslanmış olarak benden bir Hadis okuyacak sonra şöyle diyecektir: ‘Bizimle sizin aranızda Allah’ın Kitabı vardır. Onda helâl bulduğunuzu helâl kabul ederiz, haram bulduğumuzu da haram kabul ederiz.’ Dikkat ediniz! Allah’ın Rasulü’nün haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.”[11]

Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şöyle dediği rivayet edildi: يوشك أحدكم يقول : هذا كتاب الله ما كان فيه من حلال أحللناه وما كان من حرام حرمناه ألا من بلغه عني حديث فكذب به فقد كذب الله ورسوله والذي حدثه “İleride sizden birisi şöyle diyecek: ‘Bu Allah’ın kitabıdır. Onda helâl olanı helâl kabul ederiz, haram olanı da haram kabul ederiz.’ Dikkat edin! Kime benden bir Hadis ulaşır ve onu yalanlarsa, Allah’ı, Rasulü’nü ve ona Hadisi söyleyeni yalanlamış olur.”[12]

Sünnet, Kitaba ilave hüküm koymaktadır. Çünkü Kitap iki veya daha fazla hususa ihtimalle gelmekte, Sünnet ise bu ikisinden birisini tayin etmektedir. Dolayısıyla Sünnete başvurulup Kitabın görünürdeki gereği terk edilmektedir.

Örnek olarak Allah’u Teâla şöyle buyurmaktadır: وَأُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذَلِكُمْ “Geriye kalanlar size helâl kılındı.”[13]

Bu, şu ayetin son kısmıdır: حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاتُكُمْ وَبَنَاتُ الأخِ وَبَنَاتُ الإخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمْ اللاتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ مِنْ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَائِكُمْ وَرَبَائِبُكُمْ اللاتِي فِي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَائِكُمْ اللاتِي دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَإِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلائِلُ أَبْنَائِكُمْ الَّذِينَ مِنْ أَصْلابِكُمْ وَأَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الإخْتَيْنِ إِلا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا (23) وَالْمُحْصَنَاتُ مِنْ النِّسَاءِ إِلا مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذَلِكُمْ “Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, eşlerinizin anneleri ve kendileriyle zifafa girdiğiniz eşlerinizden üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer o kadınlarla zifafa girmemiş iseniz onların kızları ile evlenmenizde sizin için bir vebal yoktur. Öz oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi aynı anda nikâhınızda birleştirmeniz size haram kılındı. Ancak daha önce geçmiş olan müstesna. Şüphesiz ki Allah mağfiret edendir, çok bağışlayandır. Evli kadınlarla nikâhlanmanız da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler müstesna. Bunlar Allah’ın size yazdıklarıdır. Geriye kalanlar ise size helâl kılındı.”[14]

Bu ayette zikredilenler dışında kalanların tamamının helâl olduğuna delâlet etmektedir. Sünnet gelip karısının üzerine; karısının halası ve teyzesi ile nikâhlanmasını bu genellilikten çıkarmıştır.

Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurdu: لا تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ عَلَى عَمَّتِهَا وَلا عَلَى خَالَتِهَا “Kadın, halası veya teyzesi üzerine nikâhlanmaz.”[15]

Böylece Kitabın zahiri terk edilmiş, Sünnet Kitab’ın önüne geçmiştir.

Bazen Kitabın zahiri bir emir olur, Sünnet gelip onun zahirinden çıkarır. Nitekim Kur'an’ın zahiri, tüm mallardan zekâtın alınmasını getirmiştir. Sünnet ise tayin ettiği belirli mallarla bu emri tahsis etmiştir. Zekâtın alınmasını bu mallarla sınırlı kılmıştır. Böylece bu malların dışındaki mallardan zekât alınmaz.

Kur'an’a nispetle Sünnet, çoğunlukla Kur'an’ı açıklayandır.

Allah’u Teâla şöyle buyurmaktadır: وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ “Onlara indirileni açıklayasın diye Biz sana zikri indirdik.”[16]

Bu nedenledir ki Kur'an’ın Şer’î hükümleri tarifi çoğunlukla küllidir, cüzi değildir. Cüzi olarak gelenler ise, külli üzerine getirilmiştir. Kur'an cami’dir/toplayandır. İçinde külli hükümleri toplamamış olan, cami olmaz. Çünkü Şeriat Kur'an’ın nüzulünün tamamlanması ile tamamlanmıştır. Sünnet ise, sayısının ve konularının çok olması nedeni ile Kitab’ın açıklayıcısıdır.

Sünnette var olan her şeyin Kitap’ta aslı vardır, onu tafsili veya icmâli olarak veya her iki şekilde birden açıklamıştır. Sünnet, açıklamak ve netleştirmek yönüyle bir bütün olarak Kur'an üzerine hüküm koyucu olarak gelmiştir.

Sünnet, Kur'an-ı Kerim’de haklarında nâss bulunmayan bir çok hükümler getirmiştir. Ancak bu hükümler Kur'an’da zikredilen asıllarına ilave olarak gelmiştir. Bu hükümler Kur'an’da olanı beyan kabilindendir. Böylece Sünnet Kur'an’ın açıklayıcısı olmaktadır. Sünnetin Kur'an’ın açıklayıcısı olması şu şekilde özetlenebilir:

1- Kur'an’ın mücmelini tafsilatlandırmak:

Allah, Kitabında vakitlerini, rükunlarını ve rekatlarının sayısını beyan etmeden namazı emretmiştir. Bu hususları Sünnet açıklamıştır.

Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmuştur: وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصلِّي “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız siz de öyle namaz kılınız.”[17]

Kitap’ta, haccın farziyeti detayları belirtilmeksizin yer almıştır. Bu detayları Sünnet beyan etmiştir.

Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmuştur: ألا فخذوا عني مناسككم “Hac ile ilgili hususları benden alınız.”[18]

Kitap’ta zekâtın vacibiyeti, zekâtın neler hakkında farz olduğu ve farz olan miktar beyan edilmeksizin yer almıştır. Sünnet bunları beyan etmiştir. V.b.

2- Genelini tahsis etmek:

Kur'an’da bir takım genel konular yer almıştır. Sünnet bu genelliği tahsis etmiştir. Örneğin;

-Allah’u Teâla, çocukların babalarına mirasçı olmalarının gerektiğini şu ayeti kerimede belirtmiştir: يُوصِيكُمْ اللَّهُ فِي أَوْلادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الإنثَيَيْنِ “Çocuklarınız hakkında Allah şöyle emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı kadar veriniz.”[19]

Bu hüküm, her babanın miras bırakacağı ve her çocuğun da mirasçı olabileceği hususunda geneldir.

Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şu; إِنَّا مَعْشَرَ الأنْبِيَاءِ لا نُورَثُ مَا تَرَكْناه صَدَقَةٌ “Biz nebiler topluluğu, miras bırakmayız. Geride bıraktıklarımız sadakadır”[20] sözü ile Sünnet, miras bırakan babalardan nebilerin olmadığı hususunda ayeti tahsis etmiştir.

Yine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in; الْقَاتِلُ لا يَرِثُ “Katil varis olamaz”[21] sözü, mirasçıları katil dışındaki kimselerle tahsis etmiştir.

Aynı şekilde Allah’u Teâla şöyle buyurdu: وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا “İçinizden eşler bırakarak vefat edenlerin eşleri kendilerinden dört ay on gün beklerler.”[22]

Bu ayet, kocalarının vefatı durumunda kadının bekleme süresinin dört ay on gün olduğuna delâlet eder. Bu ayet, kocasının vefatından 25 gün sonra doğum yapan Sabia el-Eslemiye Hadisi ile tahsis edilmiştir. Zira Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem onun serbest olduğunu haber vermiştir. Böylece ayetin, hamile kadınlar dışındaki kadınlara mahsus olduğu beyan edilmiştir.

3- Kitabın mutlak olanını sınırlandırması:

Kur'an’da mutlak olarak gelen ayetler vardır. Sünnet bu mutlakı muayyen bir şey ile takyid etmiştir/sınırlandırmıştır. Örnek olarak;

Allah’u Teâla şöyle demiştir: وَلَا تَحْلِقُوا رُءُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ “Kurban, yerine varı‎ncaya kadar baş‏ları‎nı‎zı‎ tı‎ra‏ş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başı‏‎ndan bir rahatsı‎zlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir.”[23]

Bu ayette geçen; صيام –oruç, صدقة –sadaka, نسك –kurban mutlak lafızlar şeklinde geçmişlerdir. Bunlar, Müslim’in Ka’ab b.Ucra yoluyla rivayet ettiği şu hadisle sınırlandırılmışlardır:

“Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, ona dedi ki: فَاحْلِقْ رَأْسَكَ وَأَطْعِمْ فَرَقًا بَيْنَ سِتَّةِ مَسَاكِينَ وَالْفَرَقُ ثَلَاثَةُ آصُعٍ أَوْ صُمْ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ أَوِ انْسُكْ نَسِيكَةً "...Öyleyse tıraş ol ve üç gün oruç tut veya altı fakiri, her birine yarım sa` vermek veya bir kurban kes.”[24]

Bu hadisle; orucun mutlaklığı üç gün ile, sadakanın mutlaklığı altı fakir için her birisine yarım sa’ vermek ile, kurbanın mutlaklığı ise bir koyun kesmek ile sınırlandırılmıştır.

4- Hükümlerin detaylarından bir feri Kur'an’da geçen aslına ilhak etmek. Zira bu feri yeni bir teşri olarak açığa çıkıyor. İncelendiğinde onun Kur'an’da geçen aslına ilhak olduğu anlaşılır. Bu tür durumlar çoktur. Örnek olarak;

-Allah’u Teâla varis için feraizi/miras haklarını belirlenmiş olarak zikretmiştir. Fakat; يُوصِيكُمْ اللَّهُ فِي أَوْلادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الإنثَيَيْنِ “Çocuklarınız hakkında Allah şöyle emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı kadar veriniz.”[25] وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالاً وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الإنثَيَيْنِ “Şayet erkek ve kız kardeşler iseler o zaman erkek için kadının iki payı vardır.”[26] Bu ayetlerin nâssları dışında “asabe” mirasçılarını/baba tarafından yakını olanları zikretmemiştir. Bu ayetler, çocuklar ve kardeşler dışında kalan asabe/baba tarafından yakınlara mukadder/belirlenmiş bir miras payı olmadığını, bilakis belirlenmiş miras paylarının ödenmesinden sonra, arta kalanı almasını gerektirmektedir.

Nitekim Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şu sözü ile bunu beyan etmiştir: أَلْحِقُوا الْفَرَائِضَ بِأَهْلِهَا فَمَا بَقِيَ فَهُوَ لأوْلَى رَجُلٍ ذَكَرٍ “Miras kalan malı feraiz sahipleri arasında paylaştırınız. Feraizden arta kalanı ise en yakın erkeğe veriniz.”[27]

Böylece bu Hadiste erkek çocuklardan olmayan akrabalar da kardeşlere ve evlatlara katılmıştır.

-Aynı şekilde kız kardeşler ve kızlar da asabe sayılmışlardır. Esved RadıyAllah’u Anh’dan şöyle rivayet edildi: “Muaz b. Cebel, bir kız çocuk ile bir kız kardeşe miras paylaştırırken onlardan her birine yarım hisse verdi. O zaman o, Yemen’de idi ve Nebiyulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem de hayatta idi.”[28]

Bildiği bir delil olmasaydı Muaz, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem hayatta iken böyle bir durumda hüküm vermekte acele etmezdi.

-Allah’u Teâla, iki kız kardeşi aynı anda nikâh altında bulundurmayı haram kılmıştır ve şöyle buyurmuştur: وَأَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الإخْتَيْنِ “Ve iki kız kardeşi birleştirmeniz (aynı anda nikâh altında bulundurulması) da haram kılındı.”[29]

Ayet, kadının teyzesi veya halası ile aynı anda nikâh altında bulundurulamayacağını zikretmemiş, fakat Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şu sözü ile bunu beyan etmiştir: لا تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ عَلَى عَمَّتِهَا وَلا عَلَى خَالَتِهَا “Kadın, halası veya teyzesi üzerine nikâhlanmaz.”[30]

Böylece bütün bunları iki kız kardeşin aynı anda nikâh altında bulundurulması yasağına ilhak etmiş oldu.

-Allah’u Teâla’nın şu ayeti de böyledir: وَيُحِلُّ لَهُمْ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمْ الْخَبَائِثَ “Onlara tayyibat/temiz şeyleri helal kılar ve habais/pis şeyleri haram kılar.”[31]

Bu ayette tafsilat zikredilmedi. Sünnet, “tayyibat” olanlardan mı yoksa “habais” olanlardan mı olduğu hususunda şüpheye düştüğü hükümleri bilmesi için müçtehidin başvuracağı hususları belirleyip o hususu ayette geçen “tayyibat” ve “habaise” ilhak etmiştir. Zira Sünnet evcil eşeklerin etinin, pençesi olan kuşların ve köpek dişi olan vahşi hayvanların etinin yenmesini yasaklayıp bunları “habaise” ilhak etmiştir.

Nitekim İbn Abbas RadıyAllah’u Anh’da şöyle rivayet edilmiştir: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, köpek dişi olan her vahşi hayvanın ve pençesi olan kuşun etinin yenmesini yasakladı.”[32]

Cabir RadıyAllah’u Anh’dan da şu rivayet edildi: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, Hayber günü evcil eşeklerin ve katırların etlerinin, köpek dişi olan vahşi hayvan ve pençesi olan kuşların etinin yenmesini haram kıldı.”[33]

-Ayrıca Sünnet, kertenkele, tavşan v.b. hayvanların etinin yenilmesini mubah kılıp bunları “tayyibata” ilhak etti.

İbn Ömer RadıyAllah’u Anh’dan şöyle rivayet edildi: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’e bir adam kertenkelenin yenilmesi hakkında sordu. Bunun üzerine şöyle dedi: لا آكُلُهُ وَلا أُحَرِّمُهُ “Onu yemem ve haram da kılmam.”[34]

Ebu Hureyre yoluyla şu rivayet edilmiştir: “Bedevinin birisi Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’e kızarmış tavşan ve katık olarak hazırladığı sınâbı getirip önüne koydu. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem onu aldı. Yemedi. Fakat ashabına ondan yemelerini istedi.”[35] “Sınâb”, hardal ve kuru üzümden hazırlanan bir tür katıktır.

Allah, öğretilmiş av hayvanlarının yakaladığı hayvanların etinin yenmesini mubah kılmıştır. Buradan anlaşılıyor ki; eğitilmemiş ise avı ancak kendisi için yakalamış olacağından, yakaladığı av haramdır. Hayvan eğitilmiş olmasına rağmen avdan yerse, iki asıl arasında kalmış olur. Zira eğitilmiş olmak, avı senin için yakalamasını gerektirir. “Yemek” ise, avı senin için değil kendisi için yakalamış olmasını gerektirir. Dolayısıyla iki asıl arasında bir çelişki vardır. İşte bu noktada Sünnet durumu açıklığa kavuşturmuştur.

Zira Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmaktadır: فَإِنْ أَكَلَ فَلا تَأْكُلْ فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يَكُونَ إِنَّمَا أَمْسَكَ عَلَى نَفْسِهِ “Eğer yiyecek olursa sen o avdan yeme. Çünkü ben bu durumda onun avı ancak kendisi için yakalamış olmasından korkarım.”[36]

Allah’u Teâla, emzirmeden/sütten dolayı haram kılınanlar hakkında şöyle dedi: وَأُمَّهَاتُكُمْ اللاتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ مِنْ الرَّضَاعَةِ “Sizi emziren süt anneleriniz ve süt kardeşleriniz ... (de haram kılındı).”[37]

Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem sütten dolayı haram olan bu iki hususa sütten dolayı akraba olanları nesepten dolayı haram kılınan diğer akrabalar gibi ilhak etmiştir. Sütten dolayı, hala, teyze, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları ve benzerlerini de ilhak etti. Şöyle buyurdu: يَحْرُمُ مِنَ الرَّضَاعِ مَا يَحْرُمُ مِنَ النَّسَبِ “Nesepten dolayı haram kılınan sütten dolayı da haram kılınır.”[38]

-Bir başka örnek de; Allah’u Teâla şöyle buyurdu: وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ “(Bu işlerde) sizden iki erkek şahit getirin. İki erkek şahit olmazsa, bir erkek iki kadın şahit getirmek lazım olur.”[39]

Bu ayette mali konularda bir erkeğin şahitliğine kadınların şahitliği ilave edilerek hüküm verilmiştir. Sünnet buna bir şahitle birlikte yemini de ilhak etmiştir. Zira Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem bu şekilde hüküm vermiştir. Ali RadıyAllah’u Anh’dan rivayet edildiğine göre; “Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem bir tek kişinin şahitliği ve hak sahibinin yeminiyle hükmetmiştir.”[40] Böylece bir şahit ve yemin, iki erkek şahidin veya bir erkek iki kadın şahidin yerini almıştır.

İşte bu minval üzere Sünnet, Kitap’ta yer almayan ve yeni teşri olan fakat aslına ilhak edilmiş birçok hüküm getirmiştir. Ancak bu demek değildir ki; Kur'an’daki aslına ilhakın dışında Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem yeni bir teşri getirmemiştir. Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in getirdiği her yeni teşrinin mutlaka Kur'an’daki aslına ilhak edilmiş olması gerektiği anlamına da gelmez. Bilakis bu çok rastlanan ve genel olandır. Fakat Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, bazen Kur'an’da bir asıla ilhak olmamış yeni teşri getirmiştir. Hatta bazen getirdiği yeni bir teşriin Kur'an’da bir aslı olmayabilir.

Buna örnek; kamu menfaatlerinden sayılan hususlar arasında yer aldığı sabit olunan kamu mülkiyeti Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in getirdiği yeni bir teşri olup Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şu sözü ile belirlenmiştir:

الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلا وَالنَّارِ “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş.”[41] Bu, Kur'an’daki bir asla ilhak olunmuş bir teşri değildir.

-Gümrüklerden vergi almanın haram oluşu da Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şu sözü ile sabittir: لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ “Gümrük vergisi alan da cennete giremez.”[42] Bu hüküm de Kur'an’daki bir asla ilhak şeklinde değildir.

Ancak bu tür hükümler azdır. Genel olan ise Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in getirmiş olduğu teşriin Kur'an’daki aslına ilhak etme şeklinde olmasıdır.

İşte böylece Sünnetin, Kitaba dönücü olduğunu görürüz. Kur'an’ın mücmelini tafsil, genelini tahsis, mutlakını takyid ve feri aslına ilhak gibi Sünnette yer alan hususlar, Kitab’ın hükümlerinin anlamlarını şerh ve tefsir konumundadırlar. Bununla birlikte Sünnette, aslı Kur'an’da geçmeyen yeni teşriler de vardır. Böylece Sünnet, Kur'an beyan etmekte ve yeni hükümler koymaktadır.

-Sünnetin Kur'an’ı beyan etmesine şu ayet delâlet etmektedir: وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ “Sana, insanlara indirileni beyan edesin diye bu zikri indirdik.”[43]

-Sünnetin yeni teşride bulunduğuna ise şu ayet delâlet etmektedir: فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ “Herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah ve Rasulü’ne götürünüz.”[44]

Allah’a götürmek, Kitabına götürmektir. Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’e götürmek, hayatında söz konusudur. Ölümünden sonra ise götürmek işlemi onun Sünnetine olur. Anlaşmazlık Kur'an’ı anlamada ve hükümlerin çıkartılmasında mutlaktır. Sünnete götürmek de Kur'an’da var olan husus hakkında olsun yeni teşri hakkında olsun mutlaktır.

Bunun için Allah’u Teâla şöyle buyurdu: مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “Rasule itaat edenler, Allah’a itaat etmiş olur.”[45] فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ “Onun emrine muhalefet edenler ... sakınsınlar.”[46] أمره “Onun emri” tabiri geneldir. Çünkü o, muzaf olan bir cins isimdir.

Buna binaen Sünnet Kur'an gibi Şer’î bir delildir.

Nitekim Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurdu: تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ “Size iki şey bırakıyorum. Ona sarıldığınızda asla sapıtmazsınız. Allah’ın Kitabı ve Nebisinin Sünneti.”[47]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Necm: 3-4

[2] Enbiya: 45

[3] Haşr: 7

[4] Nisa: 80

[5] Nur: 63

[6] Ahzab: 36

[7] Nisa: 65

[8] Nisa: 59

[9] Nur: 54

[10] Ali İmram: 31

[11] İbni Mace, K. Mukaddime, 12

[12] İbn Abdulberri

[13] Nisa: 24

[14] Nisa: 23-24

[15] Müslim, K. Nikâh, 2518

[16] Nahl: 24

[17] Buhari, K. Ezân, 595

[18] Ahmed b.Hanbel

[19] Nisa: 11

[20] Ahmed b. Hanbel, B. Müs. Mükessirin, 9593

[21] Tirmizi, K. Ferâid, 2035

[22] Bakara: 234

[23] Bakara: 196

[24] Müslim

[25] Nisa: 11

[26] Nisa: 176

[27] Buhari, K. Ferâid, 6235

[28] Ebu Davud

[29] Nisa: 23

[30] Müslim, K. Nikâh, 2518

[31] A’raf: 157

[32] Müslim

[33] Tirmizi

[34] Müslim

[35] Ahmed b.Hanbel

[36] Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyîn, 17554

[37] Nisa: 23

[38] Buhari

[39] Bakara: 282

[40] Dârektunî

[41] Ahmed b. Hanbel, Baki Müs. Ensâr, 22004

[42] Ebu Davud, K. Harâc, 2548

[43] Nahl: 44

[44] Nisa: 59

[45] Nisa: 80

[46] Nur: 63

[47] Malik, K. Câmi’a, 1395