TEKLİF ŞARTLARI
Müslümanlara has olduğunu belirten bir nâss gelmedikçe feri hükümlerle mükellef olmakta İslâm şart değildir.

Bu nâsslar ya; يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ “Ey iman edenler! Allah’a yaraşır şekilde karşı takvalı olun!”[1] جَاهِدْ الْكُفَّارَ “Kâfirlerle cihat et.”[2] وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah kâfirlere Müslümanlar üzerinde asla bir yol vermeyecektir.”[3]

Bu ya ayetlerde olduğu gibi sarih olur, ya da bir kısım feri hükümlerden muaf tutulmalarında olduğu gibi delâlet yoluyla olur. Kâfirlerin namazdan muaf tutulmaları, İslâm’ın (Müslüman olmanın) namazın şartlarından olduğuna delâlet eder.

Müslüman olmanın gerekli olduğu belirtilen hususlarda “İslâm” teklif şartlarından birisidir. Fakat bunun yanı sıra, Müslüman ile kâfir farkı gözetilmeyen teklif için genel şartlar vardır. Bu genel şartlar; buluğ, akıl ve kudret/gücü yetmek şartlarıdır. Buna göre mükellef olmanın şartı; buluğa ermiş olmak, akıl sahibi ve sorumlu kılındığı hususları yerine getirebilecek güçte olmaktır.

Ali Kerremullahi Vechehu yoluyla rivayet edilmiştir ki Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmuştur: رفع القلم عن ثلاثة

عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الْمَجْنُونِ حَتَّى يفيق وَعَنِ الصَّبِيِّ حَتَّى يبلغ “Kalem üç kişiden kaldırıldı: 1-Uyanıncaya kadar uyuyandan, 2-Aklı başına gelinceye kadar mecnundan, 3-Buluğa erinceye kadar çocuktan.”[4]

Allah’u Teâla şöyle dedi: لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلا وُسْعَهَا “Allah hiçbir nefse taşıyamayacağını yüklemez.”[5]

رفع القلم “Kalemin kaldırılması” teklifin kaldırılması demektir. O mükellef değildir ve hükümlerle muhatap değildir, demektir. لا يكلف الله “Allah yüklemez” ayeti her ne kadar nefy/olumsuzluk bildirse de aynı zamanda nehy/yasaklama anlamını da içermektedir.

Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’ın şu sözü de bunu teyit etmektedir: وَإِذَا أَمَرْتُكُمْ بِأَمْرٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ “Size bir şeyi emrettiğimde onu gücünüz yettiğince yerine getirin.”[6]

Şöyle denilmez: “Allah, çocuğa ve deliye zekâtı, nafakayı ve tazminatları farz kılmıştır. Öyle ise çocuk da mükelleftir. Çünkü Allah onu bazı hükümlerle mükellef tutmuştur.” Böyle söylenmez. Çünkü bu görevler çocuğun ve mecnunun fiili ile ilgili değildir, onu malı ve mali sorumlulukları ile ilgilidir. Malı ve zimmeti/mali sorumlulukları teklif mahallindedir. Bu ikisi hakkında Şâri’nin hitabı mal ve zimmet ile alakalıdır, fiille alakalı değil. Onun içindir ki bu ikisinden kalem kaldırılmaz. Teklif hitabından kalemin kaldırılması, fiille alakalıdır. Üstelik kalemin kaldırılması açık bir gaye ile de sınırlandırılmıştır. Nâsslarda yer alan şu ifadelerde olduğu gibi: حتى يبلغ “Buluğa erinceye kadar” حتى يفيق “Aklı başına gelinceye kadar”. Bu tabirler illetlendirilmeyi ifade etmektedir. İlleti ise; “çocuk olmak” ve “aklın olmamasıdır”. Malda ve zimmette bu hususlar söz konusu olmadığından istisna yoktur.

Şöyle denilmez: “Sorumlu tutulduğu hususu yerine getirmeye gücü yetmeyen kimseyi sorumlu kılarak Allah muhal/imkânsız ile sorumlu kıldı. Zira indirdiği hususlara Ebu Leheb’in iman etmesini emredip ardından da onun iman etmeyeceğini bildirmesi iki zıttın aynı anda bir araya getirilmesi anlamına gelir ki bu durumda Allah imkânsız olanla yani kişiyi gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmuş olur.” Böyle denilmez. Çünkü Ebu Leheb’in iman etmeyeceğine dair haberi henüz indirmeden önce indirdiklerine iman etmekle sorumlu tutmuştur. Daha sonra Allah onun inanmayacağını bildirdi. Onun inanmayacağını haber vermesi, imanın gerekli olduğuna delâlet eden delilden sonra geldiği için tasdik etmekle sorumlu kılındığı hususlardan değildir.

Bu açıklamalar hükümlerle teklif/sorumlu kılmanın prensip şartları açısındandır. Tekliften sonra kendisi ile mükellef kılınan hükümlerin kaldırılması, teklif şartlarından değil de teklif kılındığı hükmün terk edilmesi için mubah kılınmış özürlerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenledir ki zorlanan, hata eden ve unutan kimselerden –başlangıçta mükellef olmadıklarından değil- sorumlu tutuldukları hususları yerine getirmemelerindeki vebal kaldırılmıştır. Böylelikle özürler teklif şartlarından olmaz.

Zira Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle demiştir: إن الله

وَضَعَ عَنْ أُمَّتِي الْخَطَأَ وَالنِّسْيَانَ وَمَا اسْتُكْرِهُوا عَلَيْهِ “Allah Ümmetimden hata, unutma ve üzerinde zorlandıkları hususlar (dan dolayı hesaba çekilme) kaldırdı.”[7]

رفع القلم “Kalem kaldırıldı” ifadesi ile وَضَعَ عَنْ أُمَّتِي “Ümmetimden kaldırıldı” ifadesi arasında bir fark dikkati çekmektedir. رفع القلم “Kalem kaldırıldı” ifadesi; teklif kaldırıldı, sorumluluk yoktur, demektir. وَضَعَ عَنْ أُمَّتِي “Ümmetimden kaldırıldı” ifadesi ise; ümmetimden hesaba çekilmenin kaldırılması anlamına gelir. Bu ise teklifin kaldırılmasını gerektirmez.

Şeriata göre muteber olan zorlama; ikrahı mülci (çaresiz bırakan zorlama) ile terk etmekten başka bir yolu kalmayacak bir şekilde bir fiile zorlanmaktır. Eğer ikrah “mülci” şeklinde değilse muteber değildir. Zorlama, “ızdırar”/zorunlu olma, çaresiz kalma sınırına ulaşınca herhangi bir vebali yoktur. Zorlama, ızdırar sınırına ulaşmaz ise, o seçenekli durumdadır. Onun için sorgulanır, hesaba çekilir.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ali İmran: 102

[2] Tahrim: 9

[3] Nisa: 141

[4] İmam Zeyd, Müsnedinde tahriç etti,

[5] Bakara: 286

[6] Buhari, K. I’tısâm, 6744

[7] İbni Mace, K. Talâk, 2035