Harp Siyaseti
Harp siyaseti; Müslümanlar için nusretin, düşmanları için başarısızlığın sağlanmasını hazırlayacak harp işlerinin güdülüp gözetilmesidir. Bu siyasette amelî/pratik yön açığa çıkmaktadır.

Nitekim bu siyasette Şer’iat, başka durumlarda haram kıldığı bazı şeyleri caiz kılmıştır, başka durumlarda caiz kıldığı bazı şeyleri de haram kılmıştır. Zira bu siyasette, düşmana yalan söylemek caiz kılınmıştır. Hâlbuki harp dışında yalan söylemek haramdır. Orduda esnek, yumuşak davranışı haram kılmıştır. Hâlbuki harp dışında esnek, yumuşak davranış menduptur.

İşte böylece, harp siyaseti harpte hükümlere özel bir itibar kazandırmıştır. Bu itibardan bir kısmı düşmanla muamele ile ilgilidir, bir kısmı da bunlardan başkası ile alakalıdır.

Düşmanla muamele ile ilgili olan hususa gelince: İslâm halifeye ve Müslümanlara, düşmana, onun kendisine yaptığının misli ile muamele etmeleri hakkını vermiştir. Düşmanın Müslümanlardan zorla aldığının aynısını -harp dışında haram kılınmışlardan da olsa- düşmandan zorla almaları hakkını vermiştir.

Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ “Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o sabredenler için daha hayırlıdır.”[1]

Bu ayetin indiriliş sebebi hakkında şu rivayet edilmiştir:

“Uhud günü müşrikler Müslümanlara bazı işkencelerle kötü davrandılar: Karınlarını yardılar, cinsi organlarını kestiler, burunlarını yardılar. Hanzala b. Rehâb dışında bu şekilde işkence yapmadıkları bir kişi bırakmadılar. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem Hamza RadıyAllah’u Anh’un başında durdu. Ona da böyle işkence etmişlerdi. Onu çok kötü bir şekilde gördü. Karnı yarılmış, burnu koparılmış durumda idi. Bunun üzerine dedi ki; أما والذي أحلف به إن أظفرني الله بهم لأمثلن بسبعين مكانك “Kendisine yemin ettiğime and olsun ki, eğer Allah bana onlara karşı zafer verirse, senin yerine onlardan yetmiş kişiye işkence edeceğim.” Bunun üzerine bu ayet indirildi.”[2]

Böylece bu ayet harpte indirilmiş oldu. Her ne kadar yapılan işkenceden fazlası yasaklanmış olsa da, kâfirlerin Müslümanlara yaptığının aynısını Müslümanların onlara yapmasının mübah olduğu hususunda bu ayet gayet açıktır. Hatta ayetten, Müslümanlara işkence yapan kâfirlerin öldürülenlerine kesmek, koparmak gibi ibret olsun diye muamele yapmanın, onların yaptığından fazlasına kaçmamak kaydı ile mübah olduğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki bu tür işler haramdır. Zira bunun yasaklandığına dair Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’den haberler geçmiştir. Ancak bu yasak, düşmanın Müslümanların ölülerine o şekilde muamele etmedikleri durumla ilgilidir. Aksi halde, düşmanlar Müslümanların ölülerine kötü muamelede bulunduklarında Müslümanların da onların ölülerine onların yaptıklarının mislini yapma hakları vardır.

İhanet etmek ve ahdi bozmak da aynı şekildedir. Düşman bunu yaptığında ya da yapmasından endişe edildiğinde bizim de onu yapmamız bize caiz olur. Aksi halde bizim onu yapmamız caiz olmaz. Onun nehyinin geçmesine rağmen, onu yapmamızın caiz olması ancak harp siyaseti ile amel etmek olduğu içindir. Zira onun nehyedilmesi ancak düşmanın onu yapmadığı durumlarda olur. Onu yaparlarsa, Müslümanlara da onu yapmaları caiz olur.

Zira Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

وَإِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ إِلَيْهِمْ عَلَى سَوَاءٍ “Bir topluluğun ihanetinden korkarsan, sen de aynı şekilde ahdi bozduğunu onlara bildir.”[3]

Buna binaen, düşmanla savaşlarında nükleer silahları kullanmaları Müslümanlara caiz olmaktadır. Düşman Müslümanlara karşı o silahları kullanmadan önce de olsa caizdir. Çünkü devletlerin tamamı da savaşta o silahları kullanmayı yasal görmektedir. Dolayısıyla o silahları kullanmak caiz olmaktadır. Hâlbuki nükleer silahları kullanmak, beşeri helak ettiğinden dolayı haram kılınmıştır. Cihad ise, beşeri İslâm ile ihya etmek içindir, insanlığı yok etmek için değil!

Harp işleriyle ilgili hususlara gelince: Müslümanların kâfirlerin ağaçlarını, yiyeceklerini, ekimlerini yakmaları ve evlerini yıkmaları hakkı vardır.

Zira Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ “Hurma ağaçlarından herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah’ın izni iledir ve O’nun fasıkları rezil etmesi içindir.”[4]

İleride açıklanacağı üzere Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem Nadir oğullarının hurma ağaçlarını yaktırmıştır.

Yahya b. Sa’id el-Ensâri’den rivayet edilen hususa gelince: “Ebu Bekir Sıddîk RadıyAllah’u Anh, Şam’a gönderdiği ordunun komutanına şöyle demiştir: “Yemek maksadı dışında bir koyun ve deve dahi kesmeyin. Hurmalıkları yakmayın ve onların içine dalmayın.”[5] Sahabelerin tamamı ona itiraz etmeyerek, bu emrini ikrar etmiştir. Zira harpte asıl olan, ekime elverişli arazilerin tahrip edilmemesi ve ağaçların kesilmemesidir. Fakat halife ya da ordu komutanı savaşın kazanılması için arazilerin tahrip edilmesinin ve ağaçların kesilmesinin zorunlu olduğunu gördüğünde ya da savaşın kazanılmasını hızlandırmak bunu gerektirdiğinde, harp siyasetinde ağaçları kesmek ve ekim arazilerini tahrip etmek Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in yaptığı gibi caizdir. Hayvanları öldürmek, düşmanın sahip olduğu her şeyi yakmak, harp siyaseti gerektirdiğinde, -haram kılınmış olsa da- caizdir.

Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

وَلا يَطَئُونَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلاً إِلا كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ “Kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılması içindir.”[6]

Bu söz her şey hakkında geneldir. Bizzat bu ayeti tahsis eden ne başka bir ayet ne de bir Hadis geçmedi. Dolayısıyla bu ayet genelliği üzere kalır. Nitekim evlerin yakılmasının, ağaçların kesilmesi ve yakılmasının caiz olduğuna dair bir takım sahih Hadisler geçmiştir.

- İbn Ömer’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Nadir oğullarının hurma ağaçlarını kestirdi ve yaktırdı.”[7]

Bunun hakkında da şu ayet indirilmiştir:

مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ “Hurma ağaçlarından herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah’ın izni iledir ve O’nun fasıkları rezil etmesi içindir.”[8]

- Cerir b. Abdullah’tan, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in kendisine şöyle dediği rivayet edilmiştir: ألا تريحني من ذي الخلصة “Zûlhalasa’dan bana haber vererek beni sevindirmeyecek misin?” Dedi ki; Ben, Ahmus’dan 150 süvariyle yola devam ettim. Onlar at yetiştirici bir halktır. Zûlhalasa ise, Yemen’de Hase’m’a ve Becîtün’e ait içinde kendisine tapılan bir putun olduğu ve kendisine “Kâ’bet’ül Yemâni/Yemenlilerin Kâbesi” denilen bir evdir. Dedi ki; Ona gitti, onu ateşle yaktı ve parçaladı. Sonra Ahmus’tan kendisine lakap olarak Ebu Erta’na denilen bir adamı Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e, bunu ona müjdelemesi için gönderdi. O, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e geldiğinde Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e dedi ki; Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, o yeri ancak pis bir deveye dönüşmüş halde terk ettim. Dedi ki; Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Ahmus atlarına ve adamlarına beş defa hayır duada bulundu.”[9]

- Ahmed, Ebu Davud ve İbni Mâce Esâme b. Zeyd’den şöyle dediğini rivayet ettiler: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, beni kendisine “Übnâ” denilen bir yerleşim birimine gönderirken şöyle dedi: ثم حرق ائتها “Oraya git ve yak.” Daha sonra Übnâ’ya Filistin bina oldu.

Malik’in Muvatta’da rivayet ettiği Ömer’in vasiyetinden ve bu Hadislerin işaretlerinden açığa çıkıyor ki; ağaçların kesilmeleri ve yakılmaları, evlerin yıkılmaları ancak savaşın ya da harbin kazanılması gerektirdiğinde olmaktadır. Dolayısıyla harp siyasetine dâhildir.

İslâm ordusu ile ilgili hususa gelince: İmamın ya da ordu komutanının; münafıkların, ya da fasıkların, ya da savaş esnasında orduyu terk edenlerin ve terk edilmesine teşvik edenlerin, bozguncu haber yayanların v.b. savaşa katılmalarını engelleme hakkı vardır.

Bunun delili de Allah’u Teâlâ’nın şu sözüdür:

وَلَكِنْ كَرِهَ اللَّهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدِينَ (46) لَوْ خَرَجُوا فِيكُمْ مَا زَادُوكُمْ إِلا خَبَالاً وَلاوْضَعُوا خِلالَكُمْ يَبْغُونَكُمْ الْفِتْنَةَ “Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları geri koydu. Oturanlarla beraber oturun! denildi. Eğer içinizde onlar da savaşa çıksalardı size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı ve mutlaka fitne çıkarmak isteyerek aranıza koşarlardı.”[10]

Hâlbuki İslâm ordusu kendisine fasık ve münafığın katılmasını engellemez. Fakat harp siyaseti onun savaşa katılmasına veya belirli bir işi üstlenmesine engel olunmasını gerektirdiğinde halifenin ve ordu komutanının bunu yapması caiz olur.

Düşmanla muamelenin dışında, harp işlerinin dışında ve İslâm ordusuyla alakalı hususların dışındaki durumlara gelince: Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in Beni Mustalik gazvesi dönüşünde meydana gelen husus buna örnektir. Zira Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem Müslümanlara anormal bir süratle döndü. O Medine’ye varasıya kadar gece gündüz gücünün yettiğince çok çaba sarf ederek yürüyordu. Ordu yorgunluktan bitkin düşmüştü. Hâlbuki hüküm, orduya nazik davranmaktı. Zira Câbir’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem yolculukta geriden gelirdi. Zayıfların ardından gelir, onları terekesine alır ve onlara dua ederdi.” Ancak Abdullah b. Ubeyye b. Selül’ün Müslümanlar arasında fitne çıkarması ile ilgili olarak harp siyaseti, ordunun zayıflarının yürüyüşü ile yürümesini değil de, kuvvetlilerin yürüyüşü ile yürümesini gerektiriyordu. Ta ki; meydan o fitne konusunu konuşmaya ve tartışmaya terk edilmesin.

İşte harp siyaseti savaştaki çatışmayı ya da savaşı kazanmak, düşmanı bozguna uğratıp ona galip gelmek için harp işlerinin gözetilmesinin gerektirdiği işleri imamın yapmasını gerektirmektedir. Ancak bunların tamamı belirli bir amel hakkında bir nâssın geçmemesi ya da harpte ve dışında tahsis olmaksızın genel olarak haram kılan bir nâssın geçmesi ile kayıtlıdır. Zinada olduğu gibi.

Allah’u Teala şöyle dedi:

ولا تقربوا الزنى إنه كان فاحشة وساء سبيلا “Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir fuhuştur ve çok kötü bir yoldur.”[11]

Özel bir nâs geçtiğinde, harp siyaseti bahanesiyle o ameli yapmak caiz olmaz. Bilakis hakkında geldiği konuma göre nâs ile kayıtlı olmak vacip olur. Nâs, illetsiz kesin olarak geçmişse, o zaman o fiili yapmak caiz olmaz. Nâs bir illetle illetli olduğunda, o zaman da illetin gereği olan hükme tabi olunur. Nâs yasaklamayı getirmişse, Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem de belirli hallerde onu yapmışsa, o hallerin dışında o fiil yapılmaz.

Şer’iatın yasakladığı bir takım fiiller hakkında bir takım nâslar geçmiştir. O fiillerde yasağa tabi olunur. Bunlarda harp siyaseti var denilmez. Çünkü harp siyaseti, genel oluştan istisna edilmiş bir husus hakkında bir nâs geçmedikçe geneldir. Tahsis edilen hususta o nâsa tabi olunur.

- Buhari, İbn Ömer’den şöyle dediğini rivayet etti: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in bazı gazvelerinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Bunun üzerine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem kadınların ve çocukların öldürülmesini yasakladı.”

- Ahmed, el-Esved b. Seri’den Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet etti: مَا بَالُ أَقْوَامٍ جَاوَزَهُمُ الْقَتْلُ الْيَوْمَ حَتَّى قَتَلُوا الذُّرِّيَّةَ فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا هُمْ أَوْلادُ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ أَلا إِنَّ خِيَارَكُمْ أَبْنَاءُ الْمُشْرِكِينَ “Bazı gruplara ne oluyor ki, bugün soykırımı yapacak kadar savaşta taşkınlık yaptılar.” Bir adam dedi ki; Ya Rasulullah, onlar sadece müşriklerin çocuklarıdır. Bunun üzerine dedi ki; “Dikkat edin! Sizin seçkinleriniz de müşriklerin çocuklarıdır.”[12]

- Ebu Davud, Enes’ten Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet etti: انْطَلِقُوا بِاسْمِ اللَّهِ وَبِاللَّهِ وَعَلَى مِلَّةِ رَسُولِ اللَّهِ وَلا تَقْتُلُوا شَيْخًا فَانِيًا وَلا طِفْلاً وَلا صَغِيرًا وَلا امْرَأَةً وَلا تَغُلُّوا وَضُمُّوا غَنَائِمَكُمْ وَأَصْلِحُوا وَأَحْسِنُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ “Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımını dileyerek ve Rasulullah’ın milleti/dini üzerine gidin. İhtiyarları, küçük çocukları, kadınları öldürmeyin. İhanet etmeyin. Ganimetlerinizi toplayın, ıslah edin ve her şeyi ihsan ile yapın. Allah ihsan edenleri sever.”[13]

Bu Hadisler, harpte belirli fiilleri yasakladı. Bunların harp siyaseti bahanesiyle harpte yapılması doğru olmaz. Ancak o fiiller nâsların getirdiği biçimde yapılırlar. Nitekim bu hususların tamamının; top, bomba darbeleriyle ve uzaktan ağır bir şey ile vurarak yapılmasının caiz olduğuna, aralarına karışmalarından dolayı öldürülmedikleri sürece düşman kâfirlere ulaşmanın mümkün olmadığında çocukların ve kadınların öldürülmesinin caiz olduğuna dair nâslar geçmiştir.

- Buhari, el-Sa’ab b. Cesâme’den şunu rivayet etti: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e, müşriklerden bazılarını evinde barındıran bu sebeple kadın ve çocukların öldürüldüğü ev halkı hakkında soruldu. Bunun üzerine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem dedi ki: هم منهم “Onlar onlardandır”.”[14]

- Bin Hıbbân’ın sahihinde el-Sa’ab’dan şöyle dediği rivayet edilmaktedir: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e müşriklerin çocuklarını onlarla birlikte öldürelim mi? diye sordum. Bunun üzerine dedi ki; نعم فانهم معهم “Evet, zira onlar onlarla beraberdirler.”[15]

- Tilmizi, Sevr b. Yezidi’den şunu tahrif etti: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Taife halkına mancınık ile ateş attırdı.”[16]

Mancınık ile atılan şey düştüğü yerde, çocuk, kadın, ağaç ve başkası arasında bir ayırım yapmaz. Böylece top ve bombalar gibi ağır silahlar harpte kullanıldığında, onunla öldürmek, her şeyin yıkılması ve tahrip edilmesi caiz olur. Aynı şekilde kadınlar ve çocuklar öldürülmeden kâfirlere ulaşmak mümkün olmadığında birbirlerine karışmış olduklarından dolayı, onların öldürülmeleri caiz olur.

Bu hususlardan her bir hususun bu iki halin dışında -yani mancınıkla ateş hali ve kendileriyle savaştığımız kâfirler ile kadın ve çocuklar arasında ayırım yapma imkânının olmaması hali dışında - tek başına yapılmasına gelince; nâslarda geçen hususa göre ayrıntı vardır:

- Küçük çocuklara gelince: Bu halin dışında öldürülmeleri kesinlikle haram kılınmıştır. Irgatlar da aynı şekildedir. Yani mustazaf/zayıf kılınmış olanlardan olması nedeni ile zorunlu olarak o toplumda ücretle çalışanlar da aynı şekildedir. Zira bu ikisinin öldürülmesi, herhangi bir illet ile illetlendirilmeksizin kesin olarak nehyedildi.

- Kadınlara gelince: Onlara bakılır: Savaşıyorlarsa, öldürülmeleri caizdir. Savaşmıyorlarsa, öldürülmeleri caiz olmaz. Bunun delili de; Ahmed ve Ebu Davud’un; Ribâh b. Rebi’den yaptıkları şu rivayettir:

“O, Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem ile Halid b. Velid’in öncülüğünde bir gazveye katılmış. Ribâh ve Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in ashabı önceden öldürülmüş bir kadının önünden geçtiler. Durup ona bakıyorlar ve onun durumunu garipsiyorlardı. Öyle ki; Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, dişi binek devesi üzerinde onlara yetişti. Bunun üzerine onlar oradan ayrıldılar. Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem o kadının yanında durup şöyle dedi: مَا كَانَتْ هَذِهِ لِتُقَاتِلَ فَقَالَ لأحَدِهِمُ الْحَقْ خَالِدًا فَقُلْ لَهُ لا تَقْتُلُونَ ذُرِّيَّةً وَلا عَسِيفًا “Bu kadın savaşmıyordu. Sonra onlardan birisine dedi ki; Halid’e yetiş ve ona deki; soy kırımı katliamı ve rastgele katliamlar yapmasınlar.”[17]

Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in “Bu kadın savaşmıyordu” sözü, eğer savaşsaydı öldürülmesinin caiz olduğuna delâlet etmektedir. Böylece Hadis, kadını öldürmekten nehyi savaşmaması illeti ile illetlendirmiş olmaktadır.

- Bunu, Ebu Davud’un İkrime’den yaptığı şu rivayet desteklemektedir: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Huneyn günü öldürülmüş bir kadının önünden geçerken; من قتل هذه “Bunu kim öldürdü?” dedi. Bir adam dedi ki; Ben ya Rasulullah, onu ganimet aldım. Terkeme yerleştirdim. Bizdeki bozgunu görünce, beni öldürmek için kılıcıma el uzattı. Ben de onu öldürdüm. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem onu kınamadı.”[18]

Böylelikle açığa çıkıyor ki; kadın savaşırsa öldürülmesi caiz olur. Savaşmıyorsa öldürülmesi caiz olmaz.

- İhtiyar kişilere gelince: Eğer o, kendisinde kâfirler için bir fayda Müslümanlar için bir zarar olmayan fâni/çok yaşlı ise, öldürülmesinin yasaklanmasından dolayı onun öldürülmesi caiz olmaz. Eğer onda kâfirler için bir fayda Müslümanlar için bir zarar varsa, öldürülmesi caiz olur. Bunun delili de Ahmed ve Tirmizi’nin, Samra’dan Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğine dair rivayettir: اقْتُلُوا شُيُوخَ الْمُشْرِكِينَ وَاسْتَحْيُوا شَرْخَهُمْ “Müşriklerin yaşlılarını öldürün, gençliğin baharında olanlarını sağ bırakın.”[19]

- Buhari de, Ebu Musa Hadisinden şunu rivayet etti: “Huneyn’de işi bittiğinde Ebu Âmir’i döğüşken bir ordunun başında gördü. Sonra Derid b. el-Samme ile karşılaştı. Onun yaşı yüzün üzerindeydi. Onu onlar için bir savaş tertip etmesi için getirmişlerdi. Ebu Âmir onu öldürdü. Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem onu bu fiilinden dolayı kınamadı.”[20]

Buna binaen Enes Hadisi, kendisinden bir fayda ve zararın beklenmediği Hadiste geçtiği gibi çok yaşlı olan ihtiyara yorumlanır.

Yapılmalarının nehyedildiği bu hususlar, ancak nâsta geçtiği şekilde yapılırlar. Harp dışında ister helal olsun ister haram olsun, harp halinde meydana gelen herhangi bir ameli Müslümanların düşmanlarına yapması kötü bulunmaz. Bundan, hakkında savaşta ve savaş dışında genel olarak haram kılan nâssın geldiği -zina gibi- fiil olmadıkça istisna olmaz.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Nahl: 126

[2] Taberânî, El-Kebîr’de rivayet etti.

[3] Enfal: 58

[4] Haşr: 5

[5] Malik, Muvatta’da rivayet etti.

[6] Tevbe: 120

[7] Müslim

[8] Haşr: 5

[9] Buhari

[10] Tevbe: 46-47

[11] İsrâ: 32

[12] Ahmed b. Hanbel, Müs. Mekkiyyîn, 15037

[13] Ebu Davud, K. Cihâd, 2247

[14] Buhari

[15] Bin Hıbbân

[16] Tirmizi

[17] Ahmed b. Hanbel, Müs. Mekkiyyîn, 15423

[18] Ebu Davud

[19] Ahmed, Müs. Basriyyîn, 19286

[20] Buhari