Yazı yazmanın sorunları, elbet, yazıyla birlikte başlar. “Her şey kâğıdın başına oturmamla başlıyor.” diyen yazarları çok iyi anlıyorum.

Ama yazından öncesi beni hep düşündürmüştür. Garip bir süreçtir bu. Bende şöyle oluyor:
Başta belirsiz birtakım duygular, imgeler, gerginlikler var, galiba… Gene de bunları başka duygulardan, imgelerden, gerginliklerden ayıran bir şey olsa gerek… Özellikleri, bunların önce söze, sonra yazıya çevrilebileceğinin düşünülmesi, tasarlanması. Dolayısıyla, bunun düşünülebildiği bu noktanın bile, başlangıca göre epey ileride olması gerekiyor. Bunlar yavaş yavaş bilinç alanına giriyor, aydınlanıyor. Gerginlikler, belirsiz de olsa, birtakım durumlar sezdiriyor zamanla. Bir çeşit “gönül yordamıyla” ilerlerim bu karanlıkta.

Ağır ağır belirginliğe erme bilinç alanına girme, aranıp bulunmuş bir söz kalıbına dökülme işlemi, buradan da yazıya gitme, sırasında, yıllar sürebilir.

Biçimlenme denemeleri, denge vurgu denemeleri gelir art arda; gelir, geçer. Kimi zaman oklar, değirmiler, baklavalar, sözcükler arasında köprüler kurar. Yaşamayla birlikte, gündelik yaşamıyla birlikte, bu tasarı kırpıntılarını unutur, kâğıtları atarım; ya da tersine, daha temiz; daha büyük bir kâğıda geçiririm; biraz daha dayanıklıya benzemeğe başlar bunlar. Bir gün,”çekirdek” adını verdiğim bu imge, bu durum, yazılabilecek hale gelir.

“İşte o zaman oturur, yazarım.” diyebilmek isterdim ya, öyle olmuyor her zaman. Bol vakitler ararım kendime, bulamam. Ya da yorgunumdur, mızmızlığım üstümdedir. Kusur bunlar, kusur ya, hala düzeltemedim. Düzeltemem de galiba bu gidişle… Vaktimin tümünü yazıya verebilmeği isterdim; çeşitli nedenlerden ötürü, bunu başaramıyorum. Az yazmam, hem bu durumun sonucu oluyor, hem de bu sorunun çözümü…

Vakti, gücü bulduktan sonra yazmaya başladığım metin üzerinde sürekli de çalıştığım olur, kesintili de… Sürekli çalışabildiğim zamanlar, üç dört ayda, dokuz on ayda bitirdiğim metinler var. Yazarken karşılaştığım güçlükler, ya da beğenmediğim bir metni bekletme yüzünden, birtakım öykülerin, masalların yazılışı birkaç yıla yayılmıştır.

Masallarımdan biri; “Usta beni öldürsen e!” başlığını taşıyor. Bu masalın oluşumundaki çekirdek, bir söz kalıbına girdiği zaman şu biçimi almıştı: “Birinin ölmeğe başladığını görmek, bunun farkına varmak.” Şimdi, diyeceksiniz ki, her canlı; her yaratık; doğduğu anda ölmeğe başlamıştır… Ama benim demek istediğim o değildi.

Yakınlarınız, yakından bildikleriniz, sevdikleriniz bir süre; sanki hiç ölmeyecekmiş gibi gelir size. Bilginizle, bilincinizle, usunuzla, her ölümlü gibi onların da öleceğini bilseniz bile, bu böyle. Kendi ölümümüz için de aynı şey söz konusudur. Ama bir gün, bir im, küçük bir belirti, o düş köşkünün yıkılmağa başladığını haber verir size. Bilinçaltınız buna gene karşı koyar ya, görmemezlikten gelemeyeceğiniz bir şey yavaş yavaş size kendini kabul ettirir. Çok yakınınızsa bu insan, birlikte yaşıyorsanız, ölümün adım adım ilerlediğini görürsünüz bu bildik bahçede.

Belirtmek isterim, bunları metni açıklamak için değil, metnin oluşumunu anlatmak için söylüyorum.

“Birinin ölmeğe başladığını görmek, bunun farkına varmak…” en azından iki kişiyi gerektirecek bir durumdu. Bu iki kişinin ilişkileri ne olabilirdi?

Bilinçaltının bu çalışmadaki payını unutmamalı ya, bu, apayrı bir konu. Yalnız, bu soru; zamanla; cambazlık konusuna, cambazlara, usta ile çömeze götürdü beni. Ustasının ölümüne yol açmak korkusu içinde yaşayan çömez ne olurdu?

1969 yılının nisan ayında yazmağa başladığım metinle 1970 yılının ağustos ayında yayımlanan metin arasında, yanılmıyorsam, dört ara metin yazdım.

İşte, işçilik, yazı yazma işi, bu süre içerisinde incelenebilmeliydi. Neden incelenemeyeceğini biraz sonra söyleyeceğim.

Tek metin, üç taslaktan ortaya çıktı. Bu taslaklar, masalın tümünün taslakları değildi. Aşağı yukarı masalın aynı yerini, daha sonra el yazmasının 2…, 3…, 4… sayfaları olacak yerini, değişik biçimlerde üç kez yazdım. Bu üç taslak ilk biçimlenişe yol açtı. İlk dengeler kuruldu. Daha sonra yazdığım metinlerle belirli çizgiler boyunca temaları geliştirdim; masalın öğeleri arasındaki çeşitli ilişkileri saptayıp ortaya çıkardım.

Bir örnek olsun diye söylüyorum: Çömezin sesini, çömezin düşüncesini, sürekli bir ikirciklik içerisinde tutmak için ne yapmam gerekirdi? En büyük güçlüklerden biriyle, ne yapmam gerektiğini ararken karşılaştım.

Ama bu sözü burada kesmem gerek. Yazının gelişmelerini ancak metinlerin karşılaştırılması yoluyla izleyebiliriz. Her yeni metni yazdığımda bir öncekini yırtıp attığıma göre, bu dediğimi kendim de yapamam, başkası da yapamaz.

Masalın başlaması 14 ay önce çalışması ile, yanılmıyorsam, iki yıl sürdü.



Bilge Karasu



Kaynak: Türk Dili Dergisi, 1972


Masal Üzerine | EdebiFikir - "Eylem" bir kız ismi değildir!