Mahmut Toptaş
mtoptas****milligazete.com.tr
06.02.2007


Peygamber efendimiz Müslüman topluluğu bir vücuda benzetmiştir. Ayağımızın parmağına bir taş düşüp ezse bütün vücud acıyı hisseder. Ağrıyı hissetmekle yetinmez ağrıyan bölgeye kanı biraz daha fazla gönderir. O bölgenin normal günlerdeki ihtiyacından biraz fazla gönderirken vücudun diğer tarafındaki kan dengesini de bozmaz.

Fakat bu yardıma vücudun bütün parçaları iştirak eder. Sevinç anında da öyledir. Göz, güzel bir manzara gördüğünde, kulak, güzel bir şey işittiğinde, burun güzel bir çiçeği kokladığında vücudun bütün hücreleri güzelleşiyor.

Burundan giren güzel bir koku kişinin gözlerini çiçeklendiriyor. Vücudumuz yardımlaşmanın en güzel örneğini vermektedir. Onun içindir ki efendimiz Müslüman toplumu vücudun parçalarına benzetmiştir. (Buhari kitabül edeb bab: 27, Müslim k. Birr hadis 66, Ahmed bin Hanbel müsned 4/270, 276, Tefsiru’l Kur’ani’l Azim ibnu Kesir 49/10 ayetin tefsiri)

Bu vücudda beyindeki kılcal damar, niçin kalpteki kan bende de yok, onunki çok, benimki az demez. Eğer o beyne ihtiyacından fazla kan verilirse komaya girdiği gibi ihtiyacından az verilse de komaya girer.

Müslüman toplumlarda çalışma, dürüst çalışma esastır. Zekat ve sadaka ise denge unsurudur. Bir köprüdür. Vücudun parçaları arasındaki kan damarları gibi toplumun toplar ve atar damarlarıdır. Zenginin malından belirli bir bölümünü fakirlere aktaran köprüdür. Kişiyi cennete kavuşturan köprüdür. (Keşf-ül hafa, Taberani’den naklen)

Zekat vermek kişiyi iki dünyada da cennete kavuşturur. Ruhu karamsarlıktan, katılıktan, cimrilik hastalığından kurtaran zekattır. Buyurmuş peygamber efendimiz. (Neylül evtar 5/529)

Çok yiyenlerin geğirtisi ile aç gezenlerin karın gurultusudur toplumumuzun günlük hayatını cehenneme çeviren.

Efendimize birisi gelerek kalbinin katı olduğundan şikayette bulunmuş. Efendimiz ona: “Yetimin başını okşa, fakirin karnını doyurur” (Mecmeuz zevaid ve menbeul fevaid 8/160) buyurmuş. Demek ki insan ruhunun ve nefsinin tedavi yollarından bir tanesi de fakire yardım.

Aslında burada yardım eden kişi kendisine yardım etmektedir. Böyle bir tedavi usulü günümüzde henüz tavsiye edilmiyor. Ancak Avrupa’da “İhtiyarlıyorum, hayranlarım birer birer etrafımdan kaçıyor” diye sinir krizleri geçirenlere hayvan beslemeyi tavsiye ederler.

Efendimiz ise insanın tedavisini birinci derecede insandan olduğunu bildiriyor. İşte bu iki bakış açısıdır günümüz insanlarını gruplara ayıran. Bir tarafta köpeğine Avrupa maması bulamadığı için rahatsız olup hastanelere yatanlar, öbür tarafta hastaneye biricik yavrusunu yatıracak parası olmadığı için sırtında yavrusunu köyüne taşıyan insanlar.

Öbür tarafta da her ikisinin acınacak durumunu ruhunun en derin noktasında hisseden ama elinden bir şey gelmediği için acısını yine acılı kalbine gömen Müslümanlar.

Buna rağmen yine de toplumun refah seviyesinin bir grafiği olan dilenciler genellikle cami önlerinde durmaktadırlar. Sinema veya tiyatro önlerinde değil. Demek ki merhametli insan az da olsa camidedir.

Yeryüzünü döşek, gökyüzünü tavan yapan, o tavana bizce sayısız yıldızlardan kandiller asan, dünyayı çiçeklerle süsleyen, kanımızı çiçek kokulu ve çam kokulu hava ile temizleyen, güneşten ışık ve ısıyı cömertçe veren verirken ayrım yapmayan Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)’ı inkar edenler mallarının tamamını değil dünya dolusu altın olsa da onu dağıtsalar o altınlar karşılığında cennetten bir gül satın alamazlar. Dünyalarını da cennet edemezler.

Ama mümin, en fakir bir mümin bir tek hurması olan mümin o bir tek hurmayı yerken yarısını karşısındaki bir Müslüman ikram ederse o yarım hurma cehennem ateşine karşı perde olacaktır. (Mecmeu-z- zevaid ve Menbeul fevaid 3/105)

Dünya evimizin cennet köşelerinden bir köşe olması için ağzımızdan çıkanla ağzımıza girene dikkat etmeliyiz. Giren haram değil, helal olmalıdır. Çıkan inkâr değil iman, ifsad değil, islah edici sözler olmalıdır. Çocuklarımızı ve ailemizi dünyanın en değerli şaheserlerinden daha kıymetli bilip onları günah kirleri ve paslarından korumalı kapımızı fakir ve yetimlere açık tutmalı. Çünkü efendimiz “Allah katında evlerin en sevimlisi kapısı yetimlere açık olup yetimlere ikram olunan evdir” (Mecmeu-z- zevaid ve Menbeul fevaid 8/160) buyurmuştur.

Aslında veren de Allah’tır. Bizim ellerimiz kazandan kepçeyle yemek dağıtan aşçının eline benzer. Çamuru buğday yapan, elmaya tat ve renk veren, zeytin tanesinin içine yağ koyan Allah (c.c.)’tır. Bizim ellerimiz ise bahçeden çiçek toplayıp demet halinde sevdiğine gönderenin eli gibi olmalıdır.

Zevkle toplamalı, aşkla vermeli. Çünkü verilen yer insan, alınan yer ise topraktır.

Asıl olan insandır. İnsan için asıl olansa kırk defa midesine lokma götürdüğü elini günde beş defa Allah’a yöneltmesidir. Veren yüce Allah’tır. Ondan alıp diğerlerine veren el de üstündür. Alan ise aşağıdadır. (Mecmeu-z- zevaid ve Menbeul fevaid 3/97)