HER ŞEY.

Allah'ın koruması altındadır...


Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla...
"Gök yüzüne ve târıka yemin ederim. Târıkın ne olduğunu sen nereden bileceksin? (O, karanlığı) delen yıldızdır (alevdir/parlak taş parçasıdır). Hiçbir kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu (yaptığı işleri denetleyen) olmasın. İnsan neden yaratıldığına bir baksın: Atılan bir sudan yaratıldı. (O su) bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar. Allah onu tekrar yaratmaya da kâdirdir. Gizlenenlerin ortaya döküldüğü gün, insanın ne bir gücü, ne de bir yardımcısı olur. Dönüşlü göğe andolsun. Yarılan yere andolsun ki, Kur'ân, elbette (hak ile bâtılı birbirinden) ayırdedici bir sözdür. O, asla bir şaka değildir. Onlar (onu iptal etmek için) bir tuzak kuruyorlar. Ben de bir tuzak kuruyorum. Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak."(1)
Bu sûre, koruma sûresidir; yani, her insanı özel bir şekilde koruduğu gibi, bütün yeryüzü sâkinlerini çevreleyen tehlikelerden –genel olarak– koruduğu insan[lığ]a ilâhî inâyetin olduğu bir sûresidir. Buna, Kur'ân–ı Kerîm'i şeytanların müdâhalesinden korumayla diğer ilâhî koruma şekilleri dâhildir.
Yüce Allah, her nefsin bir koruyucusu olduğuna dair semâya ve parlak yıldıza (aleve/parlak taş parçasına) yemin etmiştir. Bu, kasemin, üzerlerine yemin edilenlerde vârid olan koruma manasını içermesi gerektiğini te'yîd etmektedir. Yani Yüce Allah'ın "parlak yıldız" (alev/parlak taş parçası) sözünde de koruma (manası) vardır. O halde nedir bu koruma?

1. GENEL KORUMA
"Târık" veya "parlak yıldız", çoğu zaman gök yüzünde parlak bir çizgi halinde ışık saçarak kayan yıldızdır. Bu yıldızlar, ani bir dalış yapmak suretiyle yer kürenin üzerine saldırırlar. Eğer onların, yerin yüzeyine kadar ulaşması takdir edil[ip gerçekleş]seydi, bütün bitkileri (tarımı) ve canlıları (nesli) yok ederlerdi. Ancak, Allah'ın koruyucu iradesi yer küreyi, yeryüzüne dalış yapan gök cisimlerinin deldiği bir hava tabakasıyla kuşatmıştır. Ancak onların, korkunç bir hızla bu hava tabakasına girdiklerinde, yanmaları ve dağılmış toz haline gelmeleri uzun sürmemektedir. Söz konusu olay, onların havaya sürtünmelerinden meydana gelen sıcaklığın şiddeti ile olmaktadır. İşte, hafîf ve yumuşak olan havanın, yer yüzünü, göğün mermilerinden koruyan çelik gibi bir duvar haline nasıl dönüştüğüne hayran kal[ınmaktadır].
Yeryüzünü kuşatan tehlikelerden biri de, her yönden yere hücum eden kozmik ışınlardır. Eğer onlar yere ulaşsalar[dı], yeryüzündeki bütün canlıları yok ederler[di]. Ancak Allah'ın inâyeti, yeryüzünü kuşatan hava tabakası ile ondaki rutûbetten, yeri yok olmaktan koruyan ve ışınların, canlılara faydalı olacak miktarı dışında yeryüzüne nüfûz etmesine izin vermeyen bir kalkan yapmıştır.


2. VAHYİN KORUNMASI
Bu parlak yıldız (alev/parlak taş parçası) ile bir koruma şekli daha vardır ki o da Yüce Allah'ın, "ve gökyüzünü itaat dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk. O[şeyta]nlar artık mele–i a'layı dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar atılır.) Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır. Yalnız (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir alev takip eder"(2) sözlerinde geçtiği gibi, Kur'ân vahyini şeytanlardan korumasıdır. Şeytanlar, Kur'ân'dan bir sûreyi elde etseler ve kâhinlere ulaştırsalar, onlar da onu, Resûlullah'a nazil olmadan önce insanlara yaysalardı, iş karışır ve Resûlullah'a inen [vahy]in kaynağının, Allah değil şeytanlar olduğu yönünde (ciddî) bir şüphe hasıl olurdu. Ancak Yüce Allah, vahyini, gizlice dinlemeye çalışan şeytanları yakan parlak yıldızlarla (alevlerle/parlak taş parçalarıyla) korumuştur.

3. ÖZEL KORUMA
"Hiçbir kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu (yaptığı işleri denetleyen) olmasın."
Her beşerin, "onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu izleyenler vardır"(3) âyetinde de belirtildiği gibi, insanın hayatını koruyan bekçiler vardır. İnsan, yaratılışının başında, his ve hareket edemeyen "atılan" damlacıklardan ibarettir. Allah'ın onu, çok sağlam/emîn bir yere koymayı tekeffül eden ve ona annesinin bedeni vasıtasıyla gıdayı bol bol veren inâyeti olmasaydı, bizzat kendisi, büyüyüp gelişmek suretiyle bir halden başka bir hale geçmeye güç yetiremezdi.
Bu koruma aynı zamanda, tuhaf denecek dâhilî, yani sıhhî mukâvemet gücüne de (yani bağışıklığa da) şâmildir. Vücutta, onu mikroplardan koruyan muazzam savunma zincirlerinden oluşan bir dizi (mekanizma) bulunmaktadır. Gözyaşı, tükürük (bezleri), deri ve kandaki mikropları öldüren aktif kimyevî maddeler bunlardandır.


4. UHREVÎ KORUMA
"O (Allah), onu tekrar döndür[üp yaratmaya/halket] meye kâdirdir."
İnsan ölmesine rağmen korunmuştur. Ölüm, onun asıl varlığının (cevherinin/özünün) emârelerini asla ortadan kaldırmaz… Aksine onun cevheri/özü korun[muşt]ur. (Çünkü) Allah kıyamet günü her nefsi bulunduğu hal üzere diriltecektir (iâde). İşte bu, birinci uhrevî korumadır.
Yüce Allah, kıyamet günü her ferdi, yaptıklarına göre –delillerini (çıkarıp) ortaya koymak sûretiyle– âdil bir hesaba çekecektir. İşte bu, her insanın, yaptığına şahitlik yapacak olan sicilinin korunmasını gerektirir. Bunu, Yüce Allah'ın "gizlenenlerin ortaya döküldüğü gün" sözü te'yîd etmektedir. Yani, insanın amelleri ortaya çıkacaktır. Bu da ikinci uhrevî korumadır.

5. GIDASAL KORU[N]MA
İnsanın hayatı, kendileriyle beslendiği ve giyindiği bitkilere dayanır. Nebatların hayatı da göğün suyuna bağlıdır. Bunun için Allah bu surede, "dönüşlü göğe", yani, her yıl senenin belli bir mevsiminde peyder pey yeryüzüne inen yağmur [yağdıran semây] a yemin etmiştir. Yarıl[ma özelliği ol]an yere yani, yeri yaran nebat[ı bitiren toprağ]a yemin etmiştir. Şüphesiz ki Allah, insana bu ilâhî koruma ve tedbîri hatırlatmakla, boşa vakit geçirmemiş ve oyalanmamıştır. Çünkü O, faydalanırlar ve ebedî olan âhirete hazırlanırlar diye şaka değil, (hak ile bâtılı) ayıran söz söyler: "Kur'ân, elbette (hak ile bâtılı birbirinden) ayırdedici bir sözdür. O, asla bir şaka değildir." Allah'ın sözü, kesinlikle şaka ve boş olmaktan beridir (korunmuştur).

6. İSLÂM'IN KORUNMASI
Allah'a yemin ederim ki O, İslâm dînini ortadan kaldırmak için tuzaklar kurmayı planlayan Mekke müşriklerine hitâben şöyle demektedir: Ey Mekke ehli! Görmüyor musunuz? Nasıl sizi, kendilerinizi kuşatan yerin ve göğün tehlikelerinden korudum; aslınız olan fışkırmış zayıf suyun hayatını (yani canlı kalmasını) sağladım (muhafaza ettim); (sonra) sizi ondan güçlü insanlar haline getirdim, size bol bol yağmur yağdırmak suretiyle, yaşamanıza imkan verecek olan gerekli gıdaları sizler için korudum? Koruma hususundaki büyük kudretimi gördünüz mü? İnâyetimi görüyor musunuz? Rahmetim altında (olmanıza rağmen) dinimi terk ediyor, Resûl[üm]e ve Mü'minlere istediğiniz[kötülükler]i yapıyorsunuz. Siz (dilediklerinizi) yapınız! Şüphesiz ki bu dini her türlü tuzaktan koruyacağım. Ona kötülük yapmak isteyenler dünyada mutlaka hüsrâna ve yenilgiye uğrayacaklardır:
"Onlar (onu iptal etmek için) bir tuzak kuruyorlar. Ben de bir tuzak kuruyorum. Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak."
Onlar, âhirette de azâp görecek ve cehenneme kapatılacaklardır; âdil bir muhâkemeden sonra sicilleri ve (öne sürdükleri) gerekçeleri korunacak ve herkesin (gözü) önünde sırları deşifre edilecektir.
Bu sûrenin güzelliğini gördün mü?... Sûre, semâyı, onun yıldızlarını ve yağmurlarını; yeri ve onun bitkilerini; insanın yaratılışının başlangıcını, yaşamasını ve (âhirete) dönüşünü ve hak dinini içine alan kısa bir sûredir. Bütün bunları, Allah'ın koruyucu himayesi kapsamaktadır. Bunların hepsi, hârika bir insicam ve ahenk içindedirler; kulağa hoş gelen ve birbirleriyle son derece uyumlu olan az (miktardaki) lafız içine dercedilmişlerdir ki, kulaklara sürur/rahatlık verir, gözü aydınlatır, fikri canlandırır ve kalbi hareketlendirirler. Çünkü o âlemlerin Rabbinin kelâmıdır.