Peygamber Efendimiz (sav) bir gün sahabelerle birlikte tarihçilerin tespit ve ifadesiyle on bin sahabeyi sinesinde yatıran Medine mezarlığına gitti. Resul-i Ekrem (sav) son günlerini yaşarken hem Medine mezarlığına hem de Uhud şühedasına gidip veda etmişti. Bunun ledünni ayrı manası vardı. Resul-i Ekrem (sav) cismaniyetiyle bir kere daha onların karşısına çıkmış, bir daha o büyüklere selam göndermişti. Resulullah (sav) Medine mezarlığına girdiğinde

“Ey bu mezarlık ahalisi. Size selam olsun. İnşallah yakında ben de buraya geleceğim.” dedi.

Ve bir müşahede oldu. Muhtemelen nazarları derinleşti, bakışları buudlaştı ve dudaklarından şu sözler döküldü

“AH, NE KADAR ARZU EDERDİM, KARDEŞLERİMİ GÖRMEYİ”

“Biz senin kardeşlerin değil miyiz, ya Resulallah” dedi sahabeler.

“Siz benim arkadaşlarımsınız. Siz sadık yarim ve yaranımsınız. Benim kardeşlerim henüz gelmediler. Onlar sonra gelecekler… Şerefli bir cemaat, şerefli bir millet, şerefli bir ümmet…” dedi.

“Henüz gelmemiş kimseleri tanıyabilecek misiniz? Nasıl tanıyacaksınız? diye tekrar sordular.

Allah Resulu şöyle buyurdu

“Bir adam düşünün. Öyle bir adam ki, alınları pırıl pırıl ayakları çekili bembeyaz atları var. Siyah atların içinde kendi atlarını tanır mı, tanımaz mı bu adam?”

“Tanır” dediler.

Allah Resulu buyurdu

“Benim ümmetim de alınları pırıl pırıl olarak gelecekler. Allah'ın huzuruna gelirken karşıdan onlara bakacağım. Alınlarında secdenin emaresi nur gamzeder göreceğim. Abdest uzuvları etrafa nur saçıyor müşahede edeceğim. At sahibi atlarını tanıdığı gibi ümmetimi tanıyacağım. Ben havzımın başında onların faratıyım. Ben o kardeşlerimden önce gidiyorum ki onlara yer hazırlayayım. Bir misafir karşılar gibi onları güzel karşılayayım.

(inşallah Peygamberimiz böyle övdüğü ve kardeşlerim dediği ümmetine layık olabiliriz. ve bizi mahşerde alınlarımızdaki secde ışıltısından tanır...)