Çağdaş ambalajlı günahlara mahkûm ve mağlup mu oluyoruz?

Abdullah BÜYÜK

Ruhumuzun mükemmele doğru gelişimini engelleyen veya geciktiren günahlar, Şeytan'ın ambalajlı güzel paketleriyle adeta kapışılmakta. Siyasî, iktisadî, sosyal, ailevî alanlarımızı adeta kuşatmış olan günahlarımızla öyle yüz göz olmuşuz ki, onu yaşamadığımız zaman nerede ise rahatsız olmaktayız. Birilerinden utanarak uzak kaldığımız günahları,

birilerinden uzaklaştıkça yapar olduk. O birilerinin içinde sanki melekler, yazıcı melekler yoktu. Rabbimizin bizi izlediği inancı da zayıflamıştı. Bütün gayretlerimiz ve paniklemelerimizin sebebi fotoğraflarla çekilebilme imkânına sahip olan günahlarımız için olmaktadır. Teknik aletlerin, röntgen ve ultrasonların görmekte ve kopyalamakta aciz kaldığı sinsî günahlar için özel ve ciddi gayretlerimiz yok denecek kadar azalmış durumda.
Cumhuriyet döneminde işlenen günahları, günahları işleyen günahkârları bu sahanın dışında tutmak gerekir. Çünkü Allah katından gelen gerçekleri örtbas etmek, farzları ve haramları birbirine karıştırmak, otoritede sadece Allah'ı kabul etmek, yol ve örnek olarak Kitabın referans verdiklerini tabi olmak gibi temel konular ile ilgili günahlar, içki, kumar, zina, fuhuş gibi günahlarla bir tutulamaz. İtikadı boyutu olan günahlar, şirk olarak tanımlanır ve şöyle denilir: "Allah'a ortak koşan, bile bile büyük günah işlemiş olur." (Nisa/48)
"Her günahkârı bağışlayacak olan Rabbimiz, kendisine ortak koşan müşrikleri bağışlamayacaktır. Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz." (Nisa/116)
Günümüzde hiçbir insan kendisine müşrik denilmesini istemez ve sevmez. Ama, Yusuf Sûresi'nin 6. ayeti hiç de böyle değil: "Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler."
Görülüyor ki, müşrikin inancında Allah'ı inkâr yoktur. Allah'a iman ettiği halde, Allah'a ait birtakım özellikleri kendisinde görme hâli vardır.
Günah, ters amel, uygunsuz fiil, vicdanı rahatsız eden suç ve kabahat demektir. Nefsimize ve dış çevreye uyarak işlemiş olduğumuz suçları, kabahatleri, uygunsuz amelleri iyiliğe, güzele, doğruya çevirmenin yolu, tövbe ve istiğfardan geçer. İster klâsik mânâda ve ister çağdaş anlamla anlaşılarak işlenen günahlardan uzak kalmak o kadar da zor değildir. Çünkü Rabbimiz bizlere kitabını, Resulü'nün sünnetini, akıl ve irade gibi nimetleri vererek her türlü batıla, yanlışa, günaha karşı koyacak imkân ve nimetlerle donatmıştır. Ümidimizi kaybetmeksizin, gizli ve açık, sinsi ve kaynak nitelikli olan her türlü fikirlerden, oluşumlardan, ruhumuzu kirletmeden vereceğimiz mücadele, hizmet ve cihadın zirvesidir, bunu unutmayalım. Günahlara mahkum olarak değil, onlara galip gelerek yaşamayı hedefleyelim.
Farz veya haram olarak bilinen ilâhî buyrukların ihlal edilmesini büyük günahlardan sayan dinimiz, bu suçu işleyenleri tövbeye davet etmiştir. Başörtü yasağı buna canlı ve taze bir örnektir. Bu suçu işleyen kim olursa olsun, günahkârdır ve bu günah kişinin ferdî hayatından ziyade, toplumsal kimliğini ilgilendiren bir husustur.
Burada üzerinde durulacak husus şudur: Günahın büyüklüğünden veya küçüklüğünden hareket etmeyerek, kime karşı yapıldığının hesabı üzerinde durulmalıdır.
Şu acı gerçeği de unutmayalım ki, günahlar bir taraftan inkârın, küfrün habercileri iken, diğer taraftan günahları küçümsemek, insanı küfre götürür. Duyu organlarımızı kirleterek, manevî dünyamızı karartmak, sıradan bir şey değildir. Üretimi bütün yönleri ile elinde tutan Batı, ürettiği birçok şeylerle, toplumun ahlâkını bozmayı hedeflemiştir. İmtihanın zamanını, miktarını, cinsini fark edemeyerek, dünyanın zevk ve sefasını çıkarmaya yeltenmek, insanı, bilerek veya bilmeyerek Rabbine isyan ettirmektedir.