Süleyman KÖSMENE

Sünnete uymanın gerekliliği ve faydaları





Elif Hanım: “Hz. Muhammed’in (asm) yaşam tarzının hayatımızdaki yeri ve önemi nedir? Sünnete uymanın gerekliliği ve faydaları nelerdir?”


Sünnet hayatımızın biricik gayesidir, hedefidir, incisidir. Hayat biçimimizdir, tercih kodumuzdur, davranış modülümüzdür, yaşam tarzımızdır, Allah’ın önümüze koyduğu tek yaşama modelidir. Benliğimizi ve varlıkları kullanma kılavuzumuzdur. Bu kılavuzu yazan, benliğimizi ve varlıkları Yaratan’dan başkası değildir.

Sünnet dediğimiz şey, Allah’ın vahiyle bildirdiği her şeydir. Allah’ın yoludur. Allah’ın marziyat (razı olduğu ameller) dairesidir. Allah’ın emrettiği ve razı olduğu davranış türüdür. Allah’ın bizde görmek istediği hayat kurallarıdır, hayat modelidir.

Şimdi moda çağındayız. Her giyim tarzını bir moda rüzgârı belirlemiyor mu? Yetki kimde olursa olsun, o moda rüzgârının dışına çıkamıyoruz. Giyim tarzımızı o rüzgârdan aldığımız emirle belirliyoruz. O rüzgâr keyfimizi yönlendiriyor, zevkimizi yönlendiriyor. Allah’ın razı olduğu biçim mi, değil mi diye çoğu zaman sormuyoruz bile. O modeli alıp başımıza geçiriyoruz. Öyle benimsiyoruz ki o biçimi: Başka türlüsünü ayıpsıyoruz.

İşte sünnet, yani Hazret-i Muhammed’in (asm) yaşam tarzı bize bir model sunuyor. Tasarımı bizzat Allah tarafından yapılmış bir model. Bu modeli yaşadığımız zaman Allah’ın rızasını, muhabbetini, sevgisini, mağfiretini kazanma yoluna giriyoruz. Bakınız Âl-i İmran Sûresinde, Cenâb-ı Allah buyuruyor ki: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”1

Sünnet, Kur’ân’ın hayata geçirilmiş biçimidir, Kur’ân’ın yaşanmış halidir. Ve en büyük emirlerinden en küçüğüne kadar vahiyden ibarettir. Sünnet vahiyden başka bir şey değildir. Çünkü Necm Sûresinde Cenab-ı Allah Peygamber Efendimiz (asm) için, “O kendi keyfine göre konuşmaz. O ancak kendisine vahyolunanı söyler”2 buyurmuştur. Diğer yandan Haşir Sûresinde Cenab-ı Allah: “Peygamber size ne emretmişse onu alın, neyi yasaklamışsa ondan kaçının. Allah’tan korkun”3 diyor. Öte yandan Âl-i İmran Sûresinde yine Cenâb-ı Allah, “Allah’a ve Resulüne itaat edin”4 diye emrediyor. Keza Nisa Sûresinde Cenâb-ı Allah: “Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine pek büyük nimetler bağışladığı peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kimselerle beraberdirler. Onlar ise ne güzel arkadaştırlar”5 buyuruyor.

Kur’ân bütün sûreleriyle bizi Hazret-i Peygambere (asm) uymaya davet ediyor. Hazret-i Peygamber (asm) Kur’ân’dan başka bir şeyi yaşamadı.

***

Ankara’dan okuyucumuz: “‘Âhir zamanda hiç kimse nefsine hâkim olamaz!’ hadisinin ışığında, ahir zamanda olmamızın acaba bir kurtuluş tarafı var mıdır?”


Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, bu sorunun cevabı sadedinde takva ve salih amel kavramlarını yeniden tanımlıyor ve gençlere önemli tavsiyelerde bulunuyor. Onun dersini dinlemenin, bu problemi nasuh bir tövbe ile çözeceği Allah’ın rahmetinden uzak değildir.

Bedîüzzaman’a göre takva ve salih amel, imandan sonra en büyük esaslardır. Takva, günahlardan sakınmak; salih amel ise emir dairesinde hareket etmek ve sevap kazanmak demektir. Günahlardan kaçınmak, sevap kazanmaya nisbeten daha tercihe şayandır. Yani takva, salih amelden daha evlâdır. Bilhassa bu tahribat, sefâhet, cazibedar hevesât ve ahlâkî yıkım zamanında, günahlardan kaçınmak demek olan takva esas tutulmalı ve günahlardan muhakkak sakınmalı, kebâir (büyük günahlar) terk edilmelidir. Bu zamanda farzlarını yapan, büyük günahları işlemeyen kurtulur! Çünkü böyle her taraftan büyük günahların saldırısına maruz kalanların, salih amele ihlâs içinde muvaffak olmaları zordur. Bundandır ki, bu ağır şartlar altında az bir salih amel, çok amel hükmündedir.

Bedîüzzaman’a göre, üstelik takva (günahlardan kaçınma duygusu) içinde bir nevî salih amel zaten vardır. Öyle ki, bir haramı terk etmek vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı vardır. Böyle ağır şartlar altında ve böyle yoldan ve sokaktan, gazete ve mecmualardan, tv ve İnternet’ten binler günahın hücumu ve saldırısı zamanında takva, yani Allah korkusu niyetiyle “bir tek sakınmak” ile yani az bir amelde bulunup yüzlerce günahı terk etmekle, yüzlerce vacip işlenmiş oluyor. İşte, takva niyetiyle ve günahlardan sakınmak kastıyla menfi ibadet denilen “Allah rızası için haramlardan uzak durma ibadeti” yapılmış, çok önemli bir salih amel böylece işlenmiş olmaktadır. Madem şimdiki hayat tarzında her dakikada yüzer günah insana karşı geliyor. Elbette Allah korkusu ile haramlardan sakınan bir genç, yüzer salih amel işlemiş gibi sevap kazanmış olmaktadır.6


Dipnotlar:

1- Âl-i İmran Suresi: 31. 2- Necm Suresi: 3, 4. 3- Haşir Suresi: 7. 4- Âl-i İmran Suresi: 32. 5- Nisa Suresi: 69. 6- Kastamonu Lâhikası, s. 110.

23.01.2007