Tavşanın Öyküsü Ve Birleşik Kimlik

Mahmut el-BAYATÎ


Tavşan uzun bir ayrılıktan sonra döndü. Her şeyin değişmiş olduğunu gördü. Ağaçlar yapraklarından arınmıştı. Göller ve dereler küçük birikintilere dönmüştü. Bülbüller kısık seslerle cıvıldıyordu. Bu durumdan üzüntü duydu.

Bir tepenin yanında rastladığı deveye sordu:

- Değerli deveciğim, güzel ormanımıza ne oldu?

Deve fısıldadı:

- Hişşşt.

Tavşan ona döndü:

- Ne var?

- Korkuyorum. Sesini kıs. Adımı öyle bağırma.

Tavşan şaşkın sordu:

- Neden?

Deve gözlerini kırpıştırarak:

- Sesini kıs da onlar işitmesinler.

- Değerli deveciğim, onlar kim?

- Rica ederim, adımı yüksek sesle söyleme.

- Kimden korkuyorsun?

Deve kalın dudaklarının ucuyla seslendi:

- Bize karşı casusluk etsinler diye her dala bir karga yerleştirdiler.

Tavşan ağaçlara doğru başını kaldırdı:

- Kim? Değerli deveciğim, konuyu bana açıklayamaz mısın?

- Adımla seslenip durmayı bırak. Ben deve değilim.

- Deve değil misin?

- Duymadın mı? Sen sağır mısın yoksa?

Tavşan dehşet içinde sordu:

- Niçin deve olmadığını sanıyorsun?

- Al işte. Oku.

Tavşan devenin kimliğini okuyunca güldü:

- Sen b ir kuzusun ha? Ha ha ha. Sen?

- Şimdi anladın mı beni?

- Bu bir baskı hatasıdır. Bırak da düzelteyim.

Devenin cevap vermesine fırsat kalmadan hörgücünün üzerine bir karga konup bağırdı:

- Gak gak gaak.

Tavşanın çevresini birden bire elmas dişli üç sırtlan sarıverdi. Ona sordular:

- Sen kimsin?

- Görüyorsunuz ya. Tavşanım.

- Kimliğin?

Kimliğini çıkardı. İçlerinden biri baktı.

- Eski. Kimliğin eski. Yeni çağımızda geçersiz bu.

- Ama ne olursa olsun, tavşanım ben.

- Bize nasıl kanıtlayacaksın bunu?

Tavşan kendilerini kanıt göstererek onları alt etmeye karar verdi:

- Siz sırtlan olduğunuzu nasıl kanıtlıyorsunuz?

- Biz sırtlan değiliz ki.

- Ne? Aklımı alacaksınız benim. Deve deve değil. Siz sırtlan değilsiniz. Ben tavşan değilim. Biz kimiz peki? Ben kimim?

- Kuzusun.

- Ben? Kuzuyum? Ben ha?

- Biz de kuzularız.

- Siz ha?

- İşte kimliklerimiz.

Kimliklerini gösterip bir ağızdan açıkladılar:

Orman yönetim kurulunun çıkardığı yasalar, yalnızca kimliklerde olanı tanımaktadır. Sadık kralımız aslan, orman sakinlerini eşit kılmıştır. Onlara birleşik bir kimlik bağışlamıştır. Burada hepimiz kuzuyuz. Bir kuzunun ötekine, boyun eğme dışında, üstünlüğü yoktur.

Tavşan itiraz etti:

- Bakınız. Yumuşak kürkümü görmüyor musunuz?

- Görüyoruz.

- Kuzunun böyle bir kürkü var mı?

- Övünme.

- Bakın nasıl sıçrayıp koşuyorum. Bir kuzu bunu yapabilir mi?

- Yeter. Sen sahte kimlik taşımaktan suçlusun.

İtiraz etti. Defalarca yerinde öfkeyle sıçradı. Dediler ki:

- Sakin ol. Kralımız aslanın huzurunda kendini savunursun. Senin tavşan mı, kuzu mu olduğuna o karar verir.

Tavşan, buyruklarına uyarken içinden şöyle geçirdi:

- Aslan bu ahmak sırtlanlardan daha bilge olmalı. Herhalde bu saçma sapan bilgisizliğin cezasını çektirecektir onlara.

Onu kurtlardan oluşan özel bir birliğin bekçilik ettiği bir çalılığın ortasına götürdüler. Orada bir eşek gördü; maymunların getirdiği sahanlardaki yeşillikleri atıştırırken keyifle anırıyordu.

- Bu eşek gibi mutlu olan kaç kişi vardır! Keşke eşek olsaydım.

Onu işiten kurtlar ve sırtlanlar hoşnutsuzlukla uludular:

- Uuuuuuu.

Tavşan korktu. Burnu titredi.

- Ne oldu?

- Sus. Bu, ormanımızın sadık kralı aslan.

Tavşan şaşkınlıktan kulaklarını dikip bağırdı:

- Bu eşeeek.

- Hayır, aslan.

Öfkeden tepinmeye başladı:

- Aslanın anırdığını duydunuz mu?

- Ormanın yasalarını tartışma.

- Toynaklarına baksanıza.

- Bu bir şey ifade etmez. Aslan kimliğini taşıdığı sürece aslandır o.

Kuşkunun ve umutsuzluğun şiddetinden tavşanın kulakları sarktı.

- Eşek ormanın kralı olmuşsa, ben de kuzu olurum!

Bir otlama belgesiyle birlikte kuzu kimliğini de aldı. Suratı bir karış asık çalılıktan çıktı ve kurbağaların gölcüğüne vardı. Kıyısında saatlerce durdu; acı suyun yüzeyinde yansıyan suratını düşünüyordu.




Türkçesi: İbrahim Demirci

Al-Hayat, 20 Nisan 1998

Hece, Sayı:18