Al*lâh Ra*sû*lü (sav), Mî*râc’da bir top*lu*lu*ğa uğ*ra*dı*lar ve gör*dü*ler ki, on*la*rın du*dak*la*rı de*ve duda*ğı gi*bi*dir. Bir*ta*kım va*zî*fe*li me*mur*lar da on*la*rın du*dak*la*rı*nı ke*sip ağız*la*rı*na taş ko*yu*yor.

“–Ey Cib*rîl! Bun*lar kim*ler*dir?” di*ye sor*du.
Ceb*râ*îl (as):

“–Bun*lar, ye*tim*le*rin mal*la*rı*nı hak*sız*lık*la yi*yen*ler*dir!” de*di.

Son*ra Ra*sû*lul*lâh (sav), baş*ka bir top*lu*lu*ğa rast*la*dı. On*lar da ba*kır*dan tır*nak*lar*la yüz*le*ri*ni ve gö*ğüs*le*ri*ni tır*ma*lı*yor*lar*dı:
“–Ey Ceb*râ*îl! Bun*lar kim*ler*dir?” di*ye sor*du.
Ceb*râ*îl (as):
“–Bun*lar, (gıy*bet et*mek sû*re*tiy*le) in*san*la*rın et*le*ri*ni yi*yen*ler ve on*la*rın şe*ref ve nâ*mus*la*rıy*la oy*na*yan*lar*dır.” ce*vâ*bı*nı ver*di.


Da*ha son*ra Hz. Pey*gam*ber (sav) Efen*di*miz ora*da; zi*nâ*kâr*la*rı, leş yi*yen bed*baht*lar ola*rak; fâiz yi*yen*le*ri, ka*rın*la*rı iyi*ce şiş*miş ve şey*tan çarp*mış re*zil bir va*zi*yet*te; zi*nâ edip ço*cuk*la*rı*nı öl*dü*ren ka*dın*la*rı da, bir kıs*mı*nı gö*ğüs*le*rin*den, bir kıs*mı*nı baş aşa*ğı ası*lı hüs*râ*na dû*çâr olmuş bir hâl*de gör*dü.
Bu se*bep*le Var*lık Nû*ru Efen*di*miz:
“Eğer be*nim bil*di*ği*mi siz*ler de bil*miş ol*say*dı*nız, mu*hak*kak ki, pek az gü*ler ve çok ağ*lar*dı*nız!” bu*yur*muş*tur.